17 Nisan 2024 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / Daha Hayırlı Olan!
Daha Hayırlı Olan!

Daha Hayırlı Olan! ABDULLAH DÂİ

“Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.”1 diye buyurdu, Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ’nın “Halil”2 yani dost ve sevgili edindiği kulu ve Rasulü İbrahim (a.s.)!..

Yegâne hak din İslâm’ın peygamberlerinden ve tek başına bir ümmet olan İbrahim (a.s.),3 kavmine böyle sesleniyordu: “Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.”

Neydi bu hayırlı olan?..

Ayet-i kerimenin tamamına ve devamına bakalım!..

Şöyle buyurdu yegâne Rabbimiz, Melikimiz ve İlâhımız Allah Teâlâ: “İbrahim de, hani kavmine demişti ki: ‘Allah’a kulluk edin ve O’ndan sakının. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.

Siz, yalnızca Allah’dan başka birtakım putlara tapıyor ve birtakım yalanlar uyduruyorsunuz. Gerçek şu ki, sizin Allah’tan başka taptıklarınız, size rızık vermeye güç yetiremezler. Öyleyse rızkı Allah’ın katında arayın, O’na kulluk edin ve O’na şükredin. Siz, O’na döndürüleceksiniz.

Eğer yalancılarsanız, sizden önceki ümmetler de (Rasullerin çağrısını) yalanlamışlardır. Rasul’e düşen ise, yalnızca açık bir tebliğdir.”4

İmam Hafız İbn Kesîr (rh.a.), “Tefsiru’l-Kur’âni’l-Azîm” adlı meşhur tefsirinde bu ayetler hakkında şu açıklamayı yapar:

“Yüce Allah, kulu, Rasulü, halîli, haniflerin imamı İbrahim’in kavmini ortaksız olarak bir ve tek Allah’a ibadet etmeye, takvaya götüren amellerde yalnızca O’na ihlâslı ibadet etmeye, rızkı ortaksız olarak yalnızca O’ndan istemeye, şükürde O’nu tevhide davet ettiğini haber vermektedir. Çünkü nimete karşılık kendisine şükredilecek ve O’ndan başka nimet ihsân eden hiç kimse yoktur.

İbrahim (a.s.), kavmine: ‘Allah’a ibadet edin ve O’ndan korkun’ demişti. Yani, ibadetinizi yalnız O’na yaparak ve yalnız O’ndan korkarak ihlâslı olun. ‘Çünkü bu, sizin için daha hayırlıdır, eğer bilirseniz.’ Bunu yapacak olursanız, dünya ve âhirette hayrı elde edersiniz. Dünya ve âhirette şerr sizden uzaklaşır.

Sonra kavmine, tapındıkları put ve heykellerin hiçbir fayda ve zarar vermediklerini, bizzat kendilerinin bunlara ilâh adını taktıkları isimler uydurduklarını ve bunların ancak kendileri gibi yaratılmış varlıklar olduklarını haber verdi.

el-Avfî, İbn Abbas’dan böyle rivayet etmiştir. Mücahid ve Süddi de böyle demişlerdir.

el-Vâlibî de, İbn Abbas’dan şunu rivayet etmektedir:

-Sizler, yalan, uydurma şeyler yapıyorsunuz!

Yani, siz bunları (mabud edineceğiniz) putlar olarak yontuyorsunuz. Bir rivayete göre Mücahid, İkrime, Hasan, Katâde ve başkaları da böyle demiş. İbn Cerîr (Allah’ın rahmeti üzerine olsun), bunu tercih etmiştir.

Hâlbuki bu putların, size rızık verme imkânları da yoktur. ‘O hâlde rızkı, Allah kâtında arayın.’ Bu ifâde, munhasıran yalnızca rızkın O’ndan aranacağını ifade etmek için oldukça beliğ bir ifadedir. Tıpkı:‘Yalnız Sana ibadet eder ve yalnız Senden yardım dileriz.’ (Fatiha, 1/5) buyruğu ile: ‘Rabbim, benim için nezdinde cennette bir ev yap’ (Tahrim, 66/11) buyruğu gibi.

Bu sebeble şöyle buyurmuştur: ‘O hâlde rızkı’ başkasından değil de ‘Allah katında arayın.’ Çünkü O’ndan başkasının hiçbir mülkü yoktur. ‘O’na ibadet edin ve O’na şükredin.’ O’nun rızkından yiyin, yalnızca O’na ibadet edin ve size ihsân etmiş olduğu nimetler dolayısıyla yalnızca O’na şükredin. ‘Yalnız O’na döndürüleceksiniz.’ Yani, kıyamet gününde O’na döndürüleceksiniz ve herkese ameline göre karşılık verilecektir.

‘Eğer yalanlarsanız, sizden önce geçen ümmetler de yalanlamıştır.’ Yani, Rasullere muhalefet huşunda onların başına gelen azab ve ibretli cezâların ne olduğuna dair haberler size ulaşmış bulunmaktadır. ‘Rasul’e düşen apaçık tebliğ etmekten ibarettir. Allah da dilediğini saptırır, dilediğine hidayet verir. Bundan dolayı siz, mutlu ve bahtiyâr kimselerden olmaya ok gayret göstreriniz.”5

Rabbimiz Allah Teâlâ’nın insan kulları için vazifeli kılıp kendilerine nehyederek göndermiş olduğu hidayet rehberleri Rasul ve Nebîlerin ortak daveti:

“Allah’a kulluk edin!” hakikatıdır...

Allah’a hakkıyla kulluk etmek, katıksız iman edip emrolunduğu gibi dosdoğru davranarak salih ameller işlemektir... Gerek iman konusunda, gerekse amel, yani ibadet konusunda Allah Teâlâ’ya asla şirk koşmamak kaydıyla Allah’ın hükümlerine teslim olup Rasulünün bildirdiği ve gösterdiği gibi davranmaktır...

Yegâne İlâhımız Allah Azze ve Celle, gönderdiği Rasullerinin bu ortak davetini ayet-i kerimelerde şöyle beyân buyurur:

“Şübhesiz Biz Nuh’u: ‘Kavmini, onlara acı bir azab gelmeden evvel uyar’ diye kendi kavmine (Peygamber olarak) gönderdik.

O da dedi ki: ‘Ey kavmim, gerçek şu ki, ben size (gönderilmiş) apaçık bir uyarıcıyım.

Allah’a kulluk edin, O’ndan korkun ve bana itaat edin. Ki günahlarınızı bağışlasın ve sizi, adı konulmuş bir ecele kadar ertelesin. Elbette Allah’ın eceli geldiği zaman, o ertelenmez. Bir bilmiş olsaydınız.”6

“Âd (kavmi) de gönderilen (Rasul)leri yalanladı. Hani onlara kardeşleri Hud: ‘Sakınmaz mısınız?’ demişti.

‘Gerçek şu ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir Rasulüm. Artık Allah’dan korkup sakının ve bana itaat edin.”7

“Semud (kavmi) de, gönderilen (Rasul)leri yalanladı. Hani onlara kardeşleri Salih: ‘Sakınmaz mısınız?’ demişti.

‘Gerçek şu ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir Rasulüm. Artık Allah’dan korkup sakının ve bana itaat edin.”8

“Lut kavmi de gönderilen (Rasul)leri yalanladı. Hani onlara kardeşleri Lut: ‘Sakınmaz mısınız?’ demişti. ‘Gerek şu ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir Rasulüm. Artık Allah’dan korkup sakının ve bana itaat edin.”9

“Eyke halkı da, gönderilen (peygamber)leri yalanladı. Hani onlara Şuayb: ‘Sakınmaz mısınız?’ demişti.

‘Gerçek şu ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir Rasulüm. Artık Allah’dan korkup sakının ve bana itaat edin.”10

Rabbimiz Allah Teâlâ, ilk insan kulu olarak yarattığı Âdem (a.s.) ile eşi Havva (r.anha)’yı yaptıkları “Nâsûh Tevbe”lerini kabul buyurup affederek cennetten dünyaya indirince şöyle buyurdu: “Dedi ki: ‘Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz oradan inin. Artık size, Benden bir yol gösterici gelecektir. Kim Benim hidayetime uyarsa, artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz.”11

“Dedik ki: ‘Oradan hepiniz inin. Bundan sonra size Benden bir hidayet geldiğinde, kim Benim hidayetime uyarsa, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.”12

Yalnızca kendisine ibadet etsinler13 ve ibadette herhangi bir şirk koşmasınlar14 diye yarattığı insan kullarını yeryüzüne indirdikten sonra onları başıboş bırakmayan yegâne yaratan ve hüküm koyan Rabbimiz Allah, onlara hidayet rehberleri olarak

Nebîlerini, Rasullerini ve kitablarını gönderdi!..

Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ’nın, insan kullarının arasından seçip Nübüvvet ve Risâlet ile vazifeli kıldığı Rasul ve Nebî kulları, davet ettikleri kavimlerine: “Allah’a kulluk edin, O’na karşı gelmekten sakının ve O’nun Rasulü olarak bana itaat edin!” demiş ve onları, Allah’dan başka tapındıklarından tamamen vazgeçip tevbe ederek Allah’ı Tevhid edip iman etmeye ve imanın gereği olan şirksiz kul olmaya davet etmişlerdir...

Allah’ın Rasulüne itaat eden, katıksız iman sahibleri olan mü’min müslümanlar Allah’a itaat etmiş olurlar...

Rabbimiz Allah şöyle buyurur: “Kim Rasul’e itaat ederse, gerçekte Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.”15

Ebu Hüreyre (r.a.)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur: “Her kim bana itaat ederse, Allah’a itaat etmiştir. Her kim bana isyan ederse, Allah’a isyan etmiştir.”16

Rasul’e itaatin, Allah’a itaat olduğu konusunda İmam Ebu Mansûr el-Mâturîdî (rh.a.) şunları beyân eder: “Azîz ve Celîl olan Allah, Rasul-i Ekrem’e itaat etmeyi emretmiştir. O’nun Rasulüne itaat edince, Allah’a itaat etmiş olur. O’nun emrine uymuştur. Görmez misin Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur: ‘Allah’a ve Rasulüne itaat edin.’17

Hattâ O, şu beyanıyla Rasul’e itaatı, imanın şartı kılmıştır: ‘Hayır, Rabbine andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılmadıkça .......... iman etmiş olmazlar.’18 ayetiyle imanın şartı kılmıştır.

İkinci olarak Rasulullah, Allah’a itaati emretmiştir. Kişi, Allah’ın Rasulü’ne itaat eder de emirlerini yerine getirince, Allah’a itaat etmiş olur, çünkü kendisine itaati, O, emretmiştir. Denildi ki, Allah’ın buyruklarını emrettiği için Rasulullah’a itaat, Allah’a itaattir.”19

Rabbimiz Allah’ın, insan kullarının hidayet bulması ve her türlü sapık yollardan kurtulup dosdoğru olan hak yola tâbi olmasına örneklik ve rehberlik yapsın diye gönderdiği Nebîler ve Rasuller olan salih kullarının, vazifeli kılındıkları toplumlarda ilk beyân ettikleri hak: Tağutu reddedip Allah’a kulluk edin!..

Tağut reddedilmedikçe, Allah’a iman edip şirksiz ibadet etmek gündeme gelmez!..

Şöyle buyurdu Rabbimiz Allah Teâlâ: “Andolsun, Biz her ümmete: ‘Allah’a kulluk edin ve tağuttan kaçının’ (diye tebliğ etmesi için) bir Rasul gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradığı sonucu görün.”20

Necmeddin Ömer en-Nesefî (rh.a.), “et-Teysîr fi’t-Tefsîr” adlı tefsirinde şunu kaydeder: “Tağut, Allah dışında ibadet edilen ve özü itibariyle kınanmaya lâyık olan her şeydir.”21

İmam Taberî (rh.a.) ise şöyle der: “Tağut hakkında söylenecek en doğru görüş: ‘Onun, Allah’a karşı azgınlaşan ve Allah’ın dışında kendisine tapınılan şeydir’ diyen görüştür.”22

İmam Mâverdî (rh.a.), “en-Nüketü ve’l-Uyûn” adlı tefsirinde şunu beyân eder: “(Tağut:) Allah’a başkaldıran, O’nun dışında kendisine –ya onun, kendisine tapanları zorlamasıyla ya da gönüllü- ibadet edilen her türlü azgınlık sahibidir. Tapınılan şeyin, insan veya put olması fark etmez.”23

Allah Teâlâ’nın, hak yoldan sapmış cahiliyye toplumlarını gönderdiği hidayet rehberleri Nebî ve Rasuller, o toplumda şeytanın peşine takılıp hüküm, yani kanun koyma makamında olup kendisine itaat edilen tağuttan tamamen vazgeçip onu reddederek, Allah’a iman edip yalnızca O’nun hükümlerine tâbi olmayı tebliğ ederek hakka davet etmişlerdir...

Rabbimiz ve ilâhımız Allah Teâlâ, bundan dolayı şöyle buyurmaktadır: “Senden önce hiçbir Rasul göndermedik ki, O’na şunu vahyetmiş olmayalım: ‘Benden başka ilâh yoktur. Öyleyse Bana ibadet edin.”24

Kendisinden başka hüküm, yani kanun koyucu hak ilâh olmayan Rabbimiz Allah azze ve celle böyle buyurdu...

Ve yine buyurdu ki: “Ey iman edenler, Allah’dan sakının ve sözü doğru söyleyin. Ki O (Allah) amellerinizi ıslah etsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Rasulüne itaat ederse, artık o en büyük kurtuluşla kurtulmuştur.”25

İnsanlar için en hayırlı olan şey, Allah Teâlâ’ya katıksız iman edip salih amel işlemekle ulaşılan takvadır, yani Allah’dan sakınmak!.. Takva, Allah katındaki üstünlüktür... Dünya hayatında şirkin ve küfrün her çeşidini reddedip Tevhid ve imana sarılan, dolayısıyla gereği olan Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti üzere hayatını düzenleyen, emrolunduğu salih amelleri hakkıyla yerine getirenler Allah’a ve Rasulüne itaat ettikleri için en büyük kurtuluşla kurtulmuşlardır... Bütün cehd ve gayret, böyle bir kurtuluş ile kurtulmak için olduğu ehlinin malumudur...

Allah’a ibadet eden, tağutların bütün kurum ve kuruluşlarını reddetmiş demek olduğundan, kopması mümkün olmayan sapasağlam kulpa yapışmıştır26 ki, gerek kurtuluş da budur!..

Allah’ın Hâlili ve tek başına bir ümmet olan “İslâm Milleti”nin atası İbrahim (a.s.), içinde bulunduğu putperest cahiliyye toplumunun mensubları olan kavmine: “Allah’a kulluk edin ve O’ndan sakının. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.” tebliğini yapıp onları Tevhid’e ve yalnızca Allah’a kulluğa davet ettiği gibi, İbrahim (a.s.)’ın dinine uymakla emrolunan Rasulullah Muhammed (s.a.s.) ile O’nun hayırlı ümmetinin ferdleri olan İslâm davetçileri de aynı vazife ile emrolunmuşlardır...

“Sonra sana da vahyettik: ‘Hanif (muvahhid) olan İbrahim’in dinine uy. O, müşriklerden değildi.”27 buyuran Rabbimiz Allah Teâlâ: “Kendi nefsini aşağılık kılandan başka, İbrahim’in dininden kim yüz çevirir? Andolsun, Biz O’nu dünyada seçtik, gerçekten âhirette de O, Salihlerdendir.”28

Başta “âlemlere rahmet olarak gönderilen” Rasulullah (s.a.s.)’e29 O’nunla beraber olup “kendi aralarında merhametli, kâfirlere karşı çok şiddetli olan30 mü’min müslümanlar, İbrahim (a.s.)’ın Tevhid dini üzeredirler... Milleti oldukları İbrahim (a.s.) gibi davranırlar... O muvahhid mü’minler, yegâne Rabbleri Allah’a karşı kulluk görevlerini, yegâne hayat önder ve örnekleri olan Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti üzere gerçekleştirir, O’na itaatte kusur işlememeye gayret ederler... Rasulullah (s.a.s.)’den öğrendikleri gibi, “İslâm’ı tebliğ ve İslâm’a davet” görevlerini hakkıyla yerine getirmeye çalışırlar... Kendileri ve diğer insanlar için hayırlı olanın bu olduğuna itibar eder, hayırda yarışmaya var güçleriyle çaba gösterirler... O hayır, Allah’a kulluk ve O’na karşı gelmekten sakınmaktadır!..

O muttakî muvahhid mü’minler:

“Gerçekten, Rabblerine olan haşyetlerinden dolayı saygıyla korkanlar,

Rabblerinin ayetlerine iman edenler,

Rabblerine ortak koşmayanlar,

Ve gerekten Rabblerine dönecekler diye, vermekte olduklarını kalbleri ürpererek verenler.

İşte onlar, hayırlarda yarışmaktadırlar ve onlar, bundan dolayı öne geçmektedirler.”31

Bu şekilde olanlar yarışı kazanmış ve öne geçenlerden olmuşlardır... Yaratılışlarının gayesi, şirk koşmadan yalnızca Allah’a ibadet, yani itaat etmek olan insanlar, katıksız iman ederek bu görevlerinin şuuruna erip idrak ettikten sonra, 21. asrın cahiliyyesinin egemen oldukları toplumlarında, kendilerini ve aile halkını, yakacağı insanlar ve taşlar olan ateşten korurken,32 diğer insanların kurtuluşlarına vesile olmaya gayret etmektedirler... Onların Allah’a ibadet edip O’na karşı gelmekten sakınmaları için tebliğ ve davet faaliyetlerini meşru çerçevede gerçekleştirir, nasihat ve irşâd görevlerini kesintisiz olarak sürdürürler...

Yeryüzü hayatlarının huzurlu, mutlu, sıhhat ve afiyet içinde olmasının, katıksız iman edip Allah’a karşı gelmekten sakınmak ile gerçekleşeceğinin farkında olan mü’min müslüman şahsiyetler, Allah’ın va’dinin beyân edilen şartlara bağlı olduğunu idrak etmişlerdir...

Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Eğer o ülkeler halkı iman etselerdi ve (Allah’dan) korkup sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız) bolluklar (bereketler) açardık. Ancak onlar yalanladılar, Biz de onları kazanageldikleri nedeniyle yakalayıverdik.”33

Şirksiz bir iman ve salih amel işlemenin neticesi olan takvanın mükâfatı budur!..

Allah’ın ayetlerini yalanlayan, O’nun hükmüyle hükmetmeyen ve hevâlarını ilâhlaştıran da cezâsı, ayette beyân buyrulandır... Onlar, böyle davranmakla kendi kendilerine zulmetmiş, Allah da onların kazandıkları karşılığında kendilerine gerekli cezâyı vermiştir... Cezâ, yapılan amel cinsindendir!..

Allah Teâlâ’nın insan kullarına nimet olarak verdiği aklı, zekayı, idrakı ve irâdeyi kullanabilen kişiler, kendileri için dünya hayatlarında da, âhirette de hayırlı olan, Allah’a katıksız iman edip gereğini yerine getirmek için üzerlerine düşen kulluk görevlerini işleyerek, O’na karşı gelmekten sakınıp muttakîler olmalarıdır...

Dünyaya dönüşü olmayan âhirette pişman olmamak için, bu hayırlı hâlin bilinmesi ve yaşanması olmazsa olmazdır!..

Rabbimiz ve Mevlâmız Allah, dünya hayatlarında, kendilerine gönderilen Rasul (s.a.s.)’in sözlerine kulak vermeyen, davetine icâbet etmeyen, inkâr edip O’na itaatsizlik ile karşı çıkanların pişmanlık içindeki âhiret hâllerini şöyle beyân buyurur:

“İşte o gün gerçek mülk, Rahmân (Allah)’ındır. İnkâr edenler için oldukça zorlu bir gündür.

O gün zulmeden, ellerini (hınçla) ısırarak (şöyle) der: ‘Âh keşke, Rasul’le birlikte bir yol edinmiş olsaydım.

Vah yazıklar bana, ne olurdu da filânı dost edinmeseydim.

Çünkü o, gerekten bana geldikten sonra beni zikirden (Kur’ân’dan) saptırmış oldu. Şeytan da insanı, yapayalnız ve yardımsız bırakandır.”34

“Gerçekten Allah, kâfirleri lânetlemiş ve onlar için çılgın bir ateş hazırlamıştır. Orada ebedî olarak kalıcıdırlar. Onlar, ne bir velî, ne bir yardımcı bulamayacaklardır.

Yüzlerinin ateşte evrilip çevrileceği gün, derler ki: ‘Eyvahlar bize keşke Allah’a itaat etseydik ve Rasul’e itaat etseydik.’

Ve dediler ki: ‘Rabbimiz gerçekten biz, efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik, böyle onlar bizi yoldan saptırmış oldular.

Rabbimiz, onlara azabdan iki katını ver ve büyük bir lânet ile lânet et.”35

Allah’ın yerine kanun koyucu olarak liderlerine ya da millet meclislerine tâbi olup itaat edenler, hak din İslâm’ın yerine herhangi bir beşerî ve tağutî dini, yani ideolojiyi benimseyip hayatlarını ona göre düzenleyenler, hayat kitabı Kur’ân’ın yerine, hevâlarından kaynaklanan anayasaları kabul edip sosyal hayatı ona göre gerçekleştirenler ve Rasulullah (s.a.s.)’i hayat örneği ve önderi kabul etmeyip başka önderlere yönelenlerin âhiretteki durumları böyle!..

Çağın zalim tağutî güçleri tarafından işgal edilip küfür ve şirk düzenleri ile yönetilen İslâm topraklarındaki, Allah’ın yerine hevâlarına kulluk edenler, her hâlleriyle Allah’a karşı tuğyan edip isyan içinde olanlar ve onlara maddî-manevî yardımcı olup destek sağlayanların âhiretteki hâlleri, ayetlerde beyân olunduğu üzeredir!..

Daha vakit var iken, dünya hayatında da fırsat elde ve imkân kişiden yana bulunduğu bugünde, Rasulullah (s.a.s.)’in izinde gittiği atası Halilullah İbrahim (a.s.)’ın davetine icâbet etmeli ve hayırlı olanı bilip yapılmalı!..

“Allah’a kulluk edin ve O’ndan sakının!”

“Aklını kullanan bir topluluk için”36

 

 

 

Ankebut, 29/16.

Yegâne Rabbimiz Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:

“İyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hanif (Tevhidî) olan İbrahim’in dinine uyandan daha güzel dinli kimdir? Allah, İbrahim’i dost edinmiştir.” Nisa, 4/125.

Kendisinden başka kanun koyucu hak ilâh bulunmayan Allah Teâlâ şöyle buyurdu:

“Gerçek şu ki, İbrahim (tek başına) bir ümmetti. Allah’a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi ve o, müşriklerden değildi.

O’nun nimetlerine şükrediciydi. (Allah,) O’nu seçti ve doğru yola iletti.

Ve Biz, O’na dünyada bir güzellik verdik. Şübhesiz o, âhirette de salih olanlardandır.” Nahl, 16/120-122.

Ankebut, 29/16-18.

İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2011, c. 8, sh. 319-320.

Nuh, 71/1-4. Ayrıca bkz. Şuara, 26/105-110.

Şuara, 26/123-126.

Şuara, 26/141-144.

Şuara, 26/160-163.

Şuara, 26/175-179.

Taha, 20/123.

Bakara, 2/38.

Bkz. Zariyat, 51/56.

Bkz. Kehf, 18/110.

Nisa, 4/80.

Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Ahkâm, B. 1, Hds. 1.

Kitabu’l-Cihad, B. 108, Hds. 164.

Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İmâre, B. 8, Hds. 32-33.

Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 1, Hds. 3.

İmam Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, çev. Hasan Yıldız, İst. 2011, c. 8, sh. 115, Hds. 8674.

Sünen-i Nesâî, Kitabu’l-Biat, B. 27, Hds. 4175.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2014, c. 19, sh. 299, Hds. 27198-27200.

İbn Hibbân, Sahih-el-İhsân fî Takribi Sahih-i İbn Hibbân, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2022, c. 5, sh. 626, Hds. 4556.

Nisa, 4/59.

Nisa, 4/65.

Ebu Mansur el-Mâturîdî, Te’vîlâtü’l-Kur’ân Tercümesi, çev. Prof. Dr. Yunus Vehbi Yavuz, İst. 2016, c. 3, sh. 302.

Nahl, 16/36.

Necmeddin Ömer en-Nesefî, Ömer Nesefî Tefsiri, çev. Ali Benli, İst. 2020, c. 2, sh. 678. (Arabça metin ile birlikte)

Ebu Cafer Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Taberî Tefsiri, ev. Hasan Karakaya-Kerim Aytekin, İst. 1996, c. 2, sh. 115.

İmam Mâverdî, Mâverdî Tefsiri, çev. Doç. Dr. Avnullah Enes Ateş, İst. 2022, c. 2, sh. 229.

Enbiya, 21/25.

Ahzab, 33/70-71.

Bkz. Bakara, 2/256.

Nahl, 16/123.

Bakara, 2/130.

Bkz. Enbiya, 21/107.

Bkz. Fetih, 48/29.

 Mü’minun, 23/57-61.

Bkz. Tahrim, 66/6.

A’rÂf, 7/96.

Furkan, 25/26-29.

Ahzab, 33/64-68.

Ra’d, 13/4.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul