17 Nisan 2024 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / İMAN HAZİNESİNİ KORUMAK
İMAN HAZİNESİNİ KORUMAK

İMAN HAZİNESİNİ KORUMAK ABDULLAH DÂİ

“İşte Allah’a iman edenler ve O’na sarılanlar, onları kendisinden olan bir rahmetin ve bir fazlın içine yerleştirecektir ve onları kendisine varan dosdoğru bir yola yöneltip iletecektir.”1 diye buyuran Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, ilk insan, ilk peygamber ve ilk medeniyet kurucusu Âdem (a.s.)’dan başlayan Rasûl ve Nebîlerini, nübüvvet ve risâletle vazifeli kılıp kendilerine hükümlerini vahyedip içinde bulundukları topluma tebliğ edip, davet ederek uyarıcı ve korkutucu olarak göndermiştir...
Her ümmete uyarıcı olmak üzere Rasûller gönderen Rabbimiz ve ilâhımız Allah Teâlâ, onlara bir tek görev vermiştir: İçinde bulundukları topluma, “Allah’a kulluk edin ve tağuttan kaçının” gerçeğini tebliğ etmek!..2
Bu ilâhî davete icâbet edip iman ederek, imanın gereği olan salih amelleri emrolundukları gibi dosdoğru işleyerek, Allah’tan başka yasama makamında bulunan tağutlardan kaçınıp Allah’a kulluk yapanları şöyle beyân buyurur Rabbimiz Allah azze ve celle: “Allah’a ve O’nun Rasûlu’ne iman edenler, işte onlar Rabbleri katında sıddıklar ve şehitler (veya şahidler)dir. Onların ecirleri ve nurları vardır.”3 “Mü’min olanlar ancak o kimselerdir ki onlar, Allah’a ve Rasûlu’ne iman ettiler, sonra hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar, sadık olanların tâ kendileridir.”4
İnsanlar, Allah’ın yasasını inanmayıp devre dışı bırakarak yasaklayan ya da inanarak devre dışı bırakıp yasaklayan, tuğyan etmiş olan ve egemen oldukları toplumlarda yasama makamında bulunanları reddedip “Allah’a ve Rasûlu’ne iman etmeye” davet edilmektedirler:
“Siz de Allah’a ve Rasûlu’ne iman edin. Eğer iman eder ve sakınırsanız, sizin için büyük bir ecir vardır.”5
Katıksız iman sahibi muvahhid bir mü’min şahsiyet, yeryüzünde sahip olacağı en büyük serveti elde etmiş, en değerli hazinenin sahibi haline gelmiş bir kişidir... Şeksiz ve şüphesiz iman eden mü’min Müslüman şahsiyet, elde etmiş olduğu bu çok değerli hazineyi her imkânını sarf ederek korumakla mükelleftir...
Muvahhid mü’minin sahip olduğu iman hazinesi konusunda, yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasûlullah (s.a.s.)’in beyânlarına dikkat edelim!
1- Ebu Hüreyre (r.a.)’ın rivayetiyle Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur: “Allah katında en üstün iman, içinde şüphe barındırmayan imandır.”6
2- Ubâde b. es-Sâmit (r.a.) anlatır:
Nebî (s.a.s.)’e: “Amellerin en faziletlisi hangisidir?” diye soruldu. Buyurdu ki: “Allah’a iman, Rasûlu’nü tasdik ve O’nun yolunda cihad etmektir.”7
3- Ebu Hüreyre (r.a.) anlatır:
Rasûlullah (s.a.s.)’e: “Amellerin hangisi efdaldir?” diye soruldu.
Rasûlullah (s.a.s.): “Allah’a ve Rasûlu’ne iman etmektir.” buyurdu.8
4- Ubâde b. es-Sâmit (r.a.) anlatır:
Rasûlullah (s.a.s.)’e: “Amellerin en faziletlisi hangisidir?” diye soruldu.
O (s.a.s.): “Allah’a iman ve O’nun Kitabı’nı tasdiktir.” cevabını verdi.9
Katıksız iman, içinde hiçbir şüphe bulunmayan imandır... O da, Allah’a ve Rasûlu’ne iman, Allah’ın Rasûlu’nü ve Kitabını tasdik etmektir... Ayrıca âhirete iman, yakîn derecede olmalıdır...
Yakîn derecede iman edenler: “Onlar gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infâk ederler. Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve âhirete de kesin bir bilgiyle inanırlar. İşte bunlar, Rablerinden olan bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler bunlardır.”10 diye, Rabbimiz Allah Teâlâ tarafından özellikleri beyân buyrulan mü’min Müslüman kullardır...
Emiru’l-mü’minin İmam Ömer İbnu’l-Hattab (r.a.)’ın rivayet ettiğine göre Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur: “Allah’a ve âhiret gününe iman etmiş bir şekilde ölen kişiye: ‘Cennetin sekiz kapısı içinde dilediğinden içeriye gir!’ denilir.”11
Dünyada izzet, âhirette cennet olan iman hazinesini ve servetini, iman düşmanlarından ve iman hırsızlarında çok iyi korumak, yol kesen eşkıyaya kaptırmamak gerekir... Bu görev, her iman ehli muvahhid mü’minin üzerine ânın vâcibi olup olmazsa olmazıdır...
İmanın düşmanları, başta İblis olmak üzere cinlerden ve insanlardan olan bütün şeytanlardır... Vesveseler vererek ve imanı zedeleyici şeyleri telkin ederek, iman ehlinin şirk koşmasını ve küfre sapmasını sağlayarak, dosdoğru yoldan saptırır, şirke ve küfre düşürerek imandan mahrum eder, böylece kazanmış olduğu iman servetini elinden alarak kendisini, iman edişten sonra topukları üzere tekrar küfre ve şirke döndürür!.. Böylece, Allah’ı yegâne Rab, İslâm’ı din ve Muhammed (s.a.s.)’i yegâne önder kılıp inanarak imanın tadını tatmış olanlar,12 Allah’ın hidayet vermesiyle kazandıkları iman hazinesini elden çıkarır, hem dünyada hem de âhirette kaybedenlerden olurlar...
Büyük bir arzu ile şuurlu idrak edip delilleriyle tahkikli olarak edilen katıksız iman sahibi mü’min Müslüman şahsiyet, imanın ne kadar değerli olduğunun farkında olduğu ve kıymetini bildiği için onu, canından aziz bilip koruma altına alır!.. Bu iman ehli şahsiyet imanını, iman düşmanı olan şirk ve küfürden korur, şirkin ve küfrün zerresinin ona bulaşmasını istemez!.. Gerçek iman edenin maddi ve manevî durumu budur...
Bazı tipler de vardır ki, iman ettiklerini beyân ederler, fakat imanın tadına varmadıkları için ve kıymetini bilmedikleri için, işin şuurunda olmadıklarından dolayı varlığını iddia ettikleri imana şirk karıştırır ya da şirk karıştırarak iman ederler... Tevhid ile şirki, iman ile küfrü aynı kalpte, yani beyinde, aynı ruhta ve aynı bedende bir araya getirmeye çalışırlar ki, bu tutumları hak ile bâtılın karışımıdır... Böyle bir durumda şirk, küfür ve bâtıl o kişiye hakim olur... Onun Tevhid, iman ve hak İslâm ile ilişkisi kesilir...
Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler. Onların çoğu Allah’a iman etmezler de ancak şirk katıp dururlar.”13
Abdullah b. Abbas (r. anhumâ) şöyle der: “Onlara: ‘Kendilerini, gökleri ve yeri kimin yarattığını sor.’ Onlar: ‘Allah yarattı’ diyecekler. Allah’tan başkasına ibadet ederken, Allah’a iman etmeleri budur.”
Atâ (rh.a.) şöyle demiş: “Yüce Allah’ın, Rabbleri, kendilerini yaratan, rızık veren olduğunu biliyorlardı ve buna rağmen ortak koşuyorlardı.”
Mücahid (rh.a.) ise şunu beyân eder: “Onların iman etmesi: ‘Bizi, Allah yarattı, bize rızık verir ve bizi öldürür’ demeleridir. Başkalarına ibadet etmelerine rağmen Allah’a iman etmelerinin manası budur.”14
Âlemlerin Rabbi, Meliki ve İlâhı Allah Teâlâ, içine şirk karıştırılmış imanı kabul etmez ve kendisine şirk koşanları asla affetmez!..
Şöyle buyurur Rabbimiz Allah azze ve celle: “Hiç şüphesiz, Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa, elbette o, uzak bir sapıklıkla sapmıştır.”15
Emiru’l-mü’minin İmam Ali b. Ebî Talib (r.a.) şöyle demiş: “Kur’ân’da: “Hiç şüphesiz Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar.” (Nisa, 4/16) ayetinden daha sevimli bir ayet yoktur.16
Çünkü şirk, gerçek iman etmeyi engeller ve iman edildiği takdirde, olan imanı zedeleyip yok eder... Allah Teâlâ, şirk koşanları affetmez, şirk koşmayan Tevhid ehli olanlardan günah işleyenlerden dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder, fakat bu azap, ebedî değildir... Günahkâr mü’minler, cezalarını çektikten sonra, diğer mü’minlerle beraber cennette birlikte olurlar...

Râgıb el-İsfehânî (rh.a.), “Müfredat” adlı eserinde “Şirk” kavramını şöyle izah eder:
“İnsanın dinde şirk koşması iki çeşittir:
1- Büyük Şirk: Allah’ın ortağı olduğunu iddia etmektir. “Falan kişi Allah’a ortak koştu”, denir. Bu, küfrün en büyüğüdür.
“Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz.” (Nisa, 4/48)
“Kim Allah’a ortak koşarsa, hakikaten çok uzak bir sapıklığa sapmıştır.” (Nisa, 4/116)
“Kim Allah’a ortak koşarsa, muhakkak ki Allah, ona cenneti haram etmiştir.” (Mâide, 5/72)
“Ey Peygamber, inanmış kadınlar sana gelip Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamaları hususunda sana biat ederlerse.” (Mümtehine, 60/12)
“Allah’a ortak koşanlar diyecekler ki: ‘Allah dileseydi biz ortak koşmazdık.” (En’âm, 6/148)
2- Küçük Şirk: Bazı işlerde, Allah’ın yanı sıra başkasının da hoşnutluğunu gözetmektir. Bu da, şu ayetlerde işaret edilen riyâ ve nifaktır.
“Allah, onlara salih (bir çocuk) verince, kendilerine verdiği şey konusunda O’na ortaklar koştular. Allah, onların koştuğu ortaklardan münezzehtir.” (A’râf, 7/190)
“Onların çoğu, Allah’a ortak koşmadan inanmazlar.” (Yusuf, 12/106)”17
Katıksız imanı ve yalnız Allah için yapılan ibadeti, karıncanın taşın üzerinde yürümesinden daha gizli ve sessiz olan şirkin18 büyüğünden ve küçüğünden korumak, her muvahhid mü’mine ânın vacibidir...
Şirk; Allah’a, zâtında ve sıfatlarında ortaklar koşmaktır... Allah’a, rubûbiyyet ve ulûhiyyet konusunda ortaklar gündeme getirmek, yasama hususunda Allah’tan başkasına yönelip onun/onların yasalarını kabul edip toplum üzerinde egemenliklerine razı olmak, en büyük şirktir... Aynı zamanda en büyük zulümdür... Çünkü, Lokman (a.s.)’ın dilinden: “Allah’a şirk koşma. Şüphesiz şirk, gerçekten büyük bir zulümdür.”19 buyuran Rabbimiz Allah Teâlâ: “Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O’nundur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir.”20 buyurarak, yaratmak yalnız ve yalnız O’na aid olduğu ve bunda hiçbir ortağı olmadığı gibi, emir yani yasama konusunda da hiçbir ortağı yok olup kulları üzerinde yasama, O’na aiddir... Yaratmayı Allah’a has kılıp yasamayı başkalarına verenler, Âlemlerin Rabbi Allah’a yasama konusunda şirk koşmuş olurlar... Böylece, eğer iman etmişler ise, imanlarına şirk karıştırmış ve imanın bütünlüğünü bozmuş, dolayısıyla imanlarını sakat etmişlerdir... Emirde, yani yasamada Allah’a ortak koşanlar, yaratma konusunda ortak koşanlar gibidir... Çünkü, ayet-i kerimede buyrulduğu gibi, yaratmak da, emir de yalnızca Allah’a aiddir!..
Abdullah b. Amr b. el-Âs (r.a.) rivayet ettiği hadiste Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Allah’ın huzuruna, kendisine hiçbir şeyi ortak koşmamış bir şekilde çıkan kişi cennete girer. İşlediği günahların da bir zararı dokunmaz. Kişi, Allah’ın huzuruna, kendisine şirk koşmuş bir şekilde çıktığı zaman cehenneme girer. Yaptığı iyiliklerin de kendisine bir faydası dokunmaz.”21
Geçmişte olduğu gibi günümüzde de en büyük şirk, egemenlik, yani yasama konusunda gündeme gelmektedir... Yalnız ve yalnız Allah’a mahsus olan insan kulları üzerinde egemenliğini, yani yasamasını, Allah’tan başkalarına vermek, büyük şirk olduğu ehline malumdur... Bundan dolayı, “elfâz-ı küfür, ahvâl-i küfür ve efkâr-ı küfür” konularında bilgi sahibi olmak gerekir ki gerek sözlerde, gerek hareketlerde, gerekse fikirlerde küfre ve şirke düşülmesin, dolayısıyla iman serveti korunmuş olsun...
Allâme İbn Âbidin (rh.a.), “Reddu’l-Muhtar Ale’d-Dürrü’l-Muhtar” adlı meşhur eserinde, bu konunun önemine dikkat çekerek şöyle diyor: “Küfre müeddi (sebeb) olan sözleri öğrenmek de farzdır. Yemin ederim ki, şu zamanda bunlar en mühim şeylerdendir. Zira çok defa avamın küfre varan sözler söylediklerini işitirsin. Hâlbuki onlar, bundan gafildirler.”22
Allâme İbn Âbidin (rh.a.)’in de beyân ettiği gibi, kadın olsun, erkek olsun her mü’min Müslüman kişiye farzdır ki, imanı sakatlayıp yok edecek şirk ve küfür sözlerini, şirk ve küfür hâllerini, şirk ve küfür fikirleriyle inançlarını öğrensin, imanını ve amellerini onlardan korusun!.. Bu, ertelenmez, ihmal edilmez ve olmazsa olmaz bir kulluk görevidir...

Mü’min Müslüman şahsiyetin yaşadığı çağda ve toplumda, imanı bozucu ve amellerini ibtal edici (geçersiz kılacak) şeyleri bilmesi ve onlardan alabildiğince sakınması gerekir ki, imanını koruyup amellerini ibtal edeceklerden kurtarmış olsun!..
Abdullah b. Ömer (r.anhuma) anlatır: “(Ey Muhammed, kullarıma şöyle dediğimi) söyle: ‘Ey kendi aleyhlerine haddi aşan kullarım, Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz ki Allah, bütün günahları bağışlar.” (Zümer, 39/53) ayeti nâzil olunca, bir kişi ayağa kalktı ve dedi ki: “Ya Rasûlallah, Allah’a ortak koşmayı da mı?” Rasûlullah (s.a.s.), bundan hoşlanmadı ve: “Şüphesiz ki Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz.” (Nisa, 4/48) ayetini okudu.23
Abdullah b. Mes’ud (r.a.) anlatıyor: “İman edenler ve imanlarını zulümle karıştırmayanlar, işte güvenlik onlar içindir ve onlar, hidayete ermişlerdir.” (En’âm, 6/82) ayeti indiği zaman (bu, müslümanlara ağır geldi de) bizler: “Ya Rasûlallah, hangimiz nefsine zulmetmez”, dedik.
Rasûlullah (s.a.s.): “İş, sizin söylemiş olduğunuz gibi değildir: ‘İmanlarını zulümle karıştırmayanlar’ demek, şirk karıştırmayanlar demektir. (O zulüm, ancak şirktir.). Sizler, Lokman’ın kendi oğluna söylediği şu sözü işitmediniz mi? ‘Ey oğlum, Allah’a şirk koşma. Şübhesiz şirk, gerçekten büyük bir zulümdür.’ (Lokman, 31/13) buyurdu.24
En büyük günah, Allah’a şirk koşmak olduğunu Rasûlullah (s.a.s.) beyân buyurur... Yaratmak konusunda şirk koşmak ile emir, yani yasama konusunda şirk koşmak arasında bir fark yoktur... İki zulüm de imanı engellediği gibi iman ettikten sonra gündeme gelirse, olan imanı yok eder ve irtidâd ortaya çıkar...
Abdullah b. Mes’ud (r.a.) anlatır: Ben, Rasûlullah (s.a.s.)’e: “Allah indinde hangi günah en büyüktür?” diye sordum. (Rasûlullah:) “Allah, seni yarattığı hâlde Allah’a benzer bir eş uydurmandır.” buyurdu.25
Şirk koşma konusunda, hiç kimseye herhangi bir ayrıcalık tanınmamış, kim olursa olsun bu suçu işleyen ve bu büyük günahı yapan, aynı ceza ile cezalandırılmış ve aynı seviyede kabul edilmiştir...
Rabbimiz ve ilâhımız Allah Teâlâ şöyle buyurur: “De ki: ‘Ey cahiller, bana, Allah’ın dışında bir başkasına mı kulluk etmemi emrediyorsunuz?’ Andolsun, sana ve senden öncekilere vahyolundu (ki): ‘Eğer şirk koşacak olursan, şüphesiz amellerin boşa çıkacak ve elbette sen, hüsrana uğrayanlardan olacaksın. Hayır, artık (yalnızca) Allah’a kulluk et ve şükredenlerden ol.”26
Ebu Hüreyre (r.a.)’dan.
Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Kıyâmet günü benim yanıma sahabîlerimden bir zümre gelecek de onlar, benim havzımdan geri döndürülüp kovulacaklardır.
Ben de:
- Ya Rabbi, (onlar benim) sahabîlerim! derim.
(Rabbim, bana):
- Senden sonra onların ne bid’atler ortaya çıkarmış oldukları hakkında senin hiçbir ilmin yoktur. Muhakkak onlar, arkaları üzere dönüp gerisin geri dinden çıkmışlardır”, buyurur.”27
Mü’minlerin annesi Âişe (r.anha)’dan.
Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Ben, Havzın başında olacağım. Sizden bana gelenleri gözeteceğim. Vallahi, bana yakın gelmiş birtakım adamlar bölünecektir.
Ben:
- Ya Rabbi, (bunlar) benden ve benim ümmetimdendir, diyeceğim.
(Allah Teâlâ:)
- Sen, onların senden sonra ne yaptıklarını bilmezsin. Onlar, gerisin geriye dönmekte devam ettiler, diyecektir.”28
Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ’nın lütfu ile elde edilen iman hazinesini koruyamadığı için içine düşünülen felâket ve zilletin durumu bu!..
Mü’min Müslüman olan bir kişi, imanını gereği gibi korumaz ve şirk bulaştırırsa, yaptığı hiçbir iyiliği ve salih ameli Allah tarafından kabul edilmeyeceğini beyân buyurur yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.)!...
Behz b. Hakim, babasından, o da dedesinden bildiriyor.
Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur: “Allah, Müslüman olduktan sonra şirke bulaşan veya müşriklerin içinden çıkıp Müslümanlara katılmayan kişiden hiçbir ameli kabul etmez.”29
Rabbi, meliki ve ilâhı Allah Teâlâ’nın kendisine verdiği imanı ve hidayeti gereği gibi korumayan kişinin dünyadaki cezası da, hadisinde Rasûlullah (s.a.s.)’in beyân buyurduğudur...
Şirke bulaşmış bir iman, kabul gören bir iman değildir... Böyle bir durumda yapılacak salih ameller, sahibinden kabul edilmez... O kişi, imanını şirkten ve küfürden tertemiz kılmalıdır!..
Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:
Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “İmanınızı yenileyin!”
Sahabe:
- Ya Rasûlallah, imanımızı nasıl yenileyelim diye sordular. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):
“Lâ İlâhe İllallah sözünü çokça söyleyin!” buyurdu.30
Nisa, 4/175.
Şöyle buyurur Rabbimiz Allah Teâlâ: “Andolsun, Biz her ümmete: ‘Allah’a kulluk edin ve tağuttan kaçının’ (diye tebliğ etmesi için) bir Rasûl gönderdik.” (Nahl, 16/36)
Hadid, 57/19.
Hucurat, 49/15.
Âl-i İmrân, 3/179.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2013, c. 1, sh. 148, Hds. 152-153.
Sünen-i Nesâi, Kitabu’l-İman, B. 1, Hds. 4953.
Sünen-i Darimî, Kitabu’r-Rikâk, B. 28, Hds. 2742.
İmam-ı Buhârî, Hadis-i Şerifler Işığında İlâhî Kelâmın Müdafaası - Halku Ef’ali’l-İbâd, çev. Yusuf Özbek, İst. 1992, sh. 52, Hds. 162.
Ebu Davud Süleyman b. Davud el-Cârûd et-Tayâlisî, Müsned-i Tayâlisî, çev. M. Ömer Yusuf, Konya, 2019, c. 2, sh. 432, Hds. 2640.
Nûreddin el-Heysemî, Sahih-i bn Hibbân Zevâidi, çev. Hanefi Akın, İst. 2012, c. 1, sh. 42, Hds. 22.
İmam-ı Buhârî, Hadis-i Şerifler Işığında......., sh. 51, Hds. 161.
Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-İman, B. 17, Hds. 19.
Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman, B. 36, Hds. 135.
Sünen-i Nesâî, Kitabu’l-İman, B. 1, Hds. 4952; Kitabu’l-Cihad, B. 17, Hds. 3115-3116.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu Fedâili’l-Cihad, B. 22, Hds. 1709.
Sünen-i Dârimî, Kitabu’l-Cihad, B. 4, Hds. 2398.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, sh. 146, Hds. 150.
İmam-ı Buhârî, Hadis-i Şerifler Işığında.........., sh. 52, Hds. 163.
Bakara, 2/3-5.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, sh. 150, Hds. 156.
et-Tayâlisî, Müsned-i Tayâlisî, c. 1, sh. 27, Hds. 30.
Abbas b. Abdulmuttalib (r.a.)’dan.
Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “İmanın tadını, Rab olarak Allah’a, din olarak İslâm’a,
peygamber olarak Muhammed’e razı olan tatmıştır.”
Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman, B. 11, Hds. 56.
Sünen-i Tirmizî, Kİtabu’l-İman, B. 10, Hds. 2758.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, sh. 225, Hds. 236-237.
Yusuf, 12/105-106.
Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr fi’t-Tefsir bi’l-Me’sûr, çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2012, c. 8, sh. 338-339. İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, Ebu’ş-Şeyh, Said b. Mansur, İbnu’l-Munzir’den.
Nisa, 4/116,48.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru’l-Kur’ân, B. 5, Hbr. 3227.
Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 4, sh. 454. Firyabî’den.
Rağıb el-Isfahânî, Müfredât, çev. Prof. Dr. Abdulbaki Güneş-Dr. Mehmet Yolcu, İst. 2010, sh. 548-549.
Ebu Musa (r.a.)’dan.
Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur: “Ey insanlar, şu şirkten sakının! Zira şirk, karıncanın
hareketinden daha sessiz bir şekilde hareket eder.”
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 10, sh. 577, Hds. 15019.
İmam Buhârî, el-Edebü’l-Müfred, B. 296, Hds. 716.
İmam Hafız Kadı Ebu Bekr Ahmed b. Ali b. İbrahim-i Emevî Mervezî, Müsned-i Ebu Bekri’s-Sıddîk, çev. Ahmed Davudoğlu, İst. 1981, sh.89-91, Hds. 17.
Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2015, c. 17, sh. 500, Hds. 17668. Bezzâr’dan. sh. 501, Hds. 17669. Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr ve el-Mu’cemu’l-Evsat’dan.
Lokman, 31/13.
A’râf, 7/54.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, sh. 140-141, Hds. 137-138.
İbn Âbîdin, Reddu’l-Muhtar Ale’d-Dürrü’l-Muhtar, çev. Ahmed Davudoğlu, İst. 1982, c. 1, sh. 41.
Ebu Cafer Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Taberî Tefsiri, çev. Hasan Karakaya-Kerim Aytekin, İst. 1996, c. 3, sh. 16-17.
Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 4, sh. 453. İbn Ebî Hâtim’den.
Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Enbiyâ, B. 11, Hds. 35.
Kitabu’t-Tefsir, B. 17, Hds. 151.
Kitabu’l İman, B. 23, Hds. 25.
Kitabu İstitabeti’l-Mürtedin, Hds. 1.
Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman, B. 56, Hds. 197.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru’l-Kur’ân, B. 7, Hds. 3261.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 14, sh. 644-646, Hds. 21500-21501.
İmam Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2011, c. 10, sh. 170, Hbr. 11101.
Sahih-i Buhârî, Kitabu’t-Tevhid, B. 41, Hds. 146.
Kitabu’t-Tefsir, B. 4, Hds. 4.
Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman, B. 37, Hds. 141-142.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru’l-Kur’ân, B. 26, Hds. 3394-3396.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’t-Talâk, B. 48-50, Hds. 2310.
Sünen-i Nesâî, Kitabu Tahrimu’d-Dem, B. 4, Hds. 4000-4001.
Zümer, 39/64-66.
Sahih-i Buhârî, Kitabu’r-Rikâk, B. 53, Hds. 164-165.
Kitabu’l-Fiten, B. 1, Hds. 2.
Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Fedâil, B. 9, Hds. 28.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l-Menâsik, B. 76, Hds. 3057.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, sh. 526-534, Hds. 823-842.
Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Fedâil, B. 9, Hds. 28.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, sh. 530, Hds. 830.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, sh. 184-187, Hds. 181-184.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l-Hudud, B. 2, Hds. 2536.
Abdurrezzâk es-San’ânî, Musannef, çev. Zekeriya Yıldız, vdğ. İst. 2013, c. 11, sh. 169, Hds. 20115.
Sünen-, Nesâî, Kitabu’z-Zekat, B. 73, Hds. 2558.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 10, sh. 220, Hds. 14279.
Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale’s-Sahihayn, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, c. 10, sh. 144-145, Hds. 7731.
Ebu Nuaym el-Isbehânî, Hilyetu’l-Evliyâ ve Tabakâtu’l-Asfiyâ, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, c. 9, sh. 476, Hds. 914/a.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul