02 Temmuz 2022 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / SENİN AHDİN NEREDE?
SENİN AHDİN NEREDE?

SENİN AHDİN NEREDE? ÂDEM KAHRAMAN

 

 

“Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri ahde sadık kaldılar. Onlardan kimi  (Allah yolunda şehid edilmek suretiyle) adağını yerine getirdi, kimi de (şehid olmayı ) beklemektedirler.  (Ahidlerinde ) hiçbir değişiklik yapmamışlardır.” (Ahzâb, 33/23)

Allah’ın (c.c) ahdini (O’na verdiğiniz sözü) yerine getirin. Ahd kelimesi halden hale bir şeyi koruyup gözetlemektir. Uyulması gereken anlaşmaya denir. Yemin, misak, söz verme, ittifak, bir şeyi korumak, halden hale onu muhafaza etmek, tavsiye etmek, anlamlarında kullanılan bir terimdir. Ahd hem Allah’ın (c.c) insanlara teklif etmiş olduğu hükümler ve hem de insanların Allah’a (c.c) karşı veya Allah (c.c) namına diğerlerine karşı yerine getirmeyi taahhüd etmiş oldukları hususlardır. Bu hususları sahabe nasıl anlamış; bu âyetler ve hadisler ışığında bakalım.

Âyetin nüzulü ile alakalı şu hadislere bakalım. İbn Ebî Hâtim dedi ki: “Enes’ten rivayete göre amcası Enes b. Nadr (r.a) Bedir Savaşı’nda bulunamamıştı. “Ey Allah’ın Resûlü! Müşriklerle katıldığın ilk savaşta bulunamadım. Allah benim müşriklerle bir savaşta karşılaşmamı nasip ederse andolsun Allah benim ne yapacağımı görecektir” dedi. Uhud Savaşı yapılıp da Müslümanlar dağılınca Enes b. Nadr (r.a) (arkadaşlarını kastederek): “Allah’ım (c.c) bunların yaptıklarından dolayı senden özür diliyorum.”  Müşrikleri de kastederek: “Allah’ım(c.c), bunların yaptıklarından uzak olduğumu da sana bildiririm” dedikten sonra ileri atıldı. Yolda Sa’d b. Muaz (r.a) ile karşılaştı. ‘’Sa’d!’’ dedi. ‘’Nadr’ın Rabbine andolsun ki, ben Uhud’un ötesinden cennetin kokusunu alıyorum’’ dedi. Sa’d (Hz Peygamber’e (s.a.s) anlatırken) ‘’Ey Allah’ın Rasûlü! Ben onun yaptığına cesaret edemedim’’ demişti.” Enes dedi ki:  “Vücudunda kimi kılıç darbesi, kimi mızrak, kimi ok yarası olmak üzere seksen küsur yara bulduk. Öldürülmüştü ve müşrikler onun burnunu, kulağını kesmişlerdi (müsle yapmışlardı). Onu yalnızca kız kardeşi, parmak uçlarından tanıyabildi.” Enes diyor ki: “Biz biliyoruz ki bu âyet o ve onun gibiler hakkında nazil oldu.” 

Beyhakî’nin naklettiğine göre Ebû Hureyre(r.a) şunu rivayet etmektedir: “Rasûlullah (s.a.s) Uhud’dan döndüğünde Mus’ab b. Umeyr’in (r.a) yolda öldürülmüş olduğunu gördü. Onun başı ucunda durdu ve ona dua etti, sonra da Mü’minler arasında Allah’a verdikleri sözde içtenlikle sebat gösteren nice yiğitler vardır…” âyetini sonuna kadar okudu.

Âişe (r. anhâ) da Yüce Allah’ın (c.c) “Mü’minler arasında Allah’a verdikleri sözde içtenlikle sebat gösteren nice yiğitler vardır” buyruğu hakkında şunları söylemiştir: “Bunlardan biri de Talha b.  Ubeydullah (r.a)’tır. O Rasûlullah ile beraber, eli isabet alıncaya kadar sebat gösterdi. Peygamber de (s.a.s): “Talha’nın (r.a) cennete girmesi vacib oldu” diye buyurdu.”

Nüzul sebebi bile bizi düşündürüp, duygulandırıyor ve bir de bir soruyu kendimize sorduruyor: Onların verdiği ahid neden bu kadar zordu? Acaba onların talip oldukları mükâfatın büyüklüğünden dolayı mı böylesi bir ahid verdiler? Onlara bu ahidlerinden dolayı cennetten başka bir mükâfat verilecek miydi? Elbette hayır. Peki biz o cennete talip miyiz? Elbette. O zaman şu âyeti biraz izah ederek anlayalım. 

İmam Mücahid Yüce Allah’ın: “Onlardan kimisi adağını yerine getirdi” buyruğu hakkında “Ahdini, sözünü yerine getirdi. “Kimisi de beklemektedir” yani savaşın olacağı ve böylelikle düşmanla karşılaşma halinde sadakat ve doğruluğunu ortaya koyacağı bir günü beklemektedir, diye açıklamıştır. Hasan da “onlardan kimisi adağını yerine getirdi” buyruğunu yani o sözünde sadık kalarak, ahdine bağlı kalarak ölmüştür. “Kimisi de beklemektedir.” Aynı hal üzere ölmeyi beklemektedir. Kimisi de ahdinde hiçbir şeyi değiştirmemişlerdir, diye açıklamışlardır. Katâde ve İbn Zeyd de böyle demişlerdir.   “Onlar hiçbir şeyi değiştirmemişlerdir.” Ahidlerini, verdikleri sözlerini değiştirmediler. Ahitlerine bağlı kalmak yerine ahidlerini bozma yolunu seçmediler. Aksine Allah’a verdikleri sözde durmaya devam ettiler. Münafıkların yaptıkları gibi sözlerini bozmadılar.

Şehid olan da şehid olmayı bekleyen de sözünde durdu. Sözlerinde değişiklik yapmadılar.

İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnü’l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye’nin; İbn Abbas’tan bildirdiğine göre âyette geçen “içlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir” buyruğundan, Allah’a verdiği söz üzere ölenler, “bir kısmı da beklemektedir” buyruğundan ise, verdiği söz üzere ölmeyi bekleyenler kastedilmiştir.

Âyetlerin, hadislerin ve ashab-ı kiramın yaşantıları bize bir mesaj veriyor. Bu da öncelikle ahd-i misakta Allah’a verdiğimiz ahdimizdir. “(Hatırla) Hani Rabbin Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendilerine şahid tutarak: ‘’Ben sizin Rabbiniz değilmiyim?’’ demişti. Demişlerdi ki: ‘’Evet! (sen bizim Rabbimizsin!) Şahid olduk.’’ (Bu) kıyamet günü: ‘’Biz bundan habersizdik.’’ dememeniz içindir.” (A‘râf 7/172)

Dünyaya gönderilmeden bir ahitleşme var Rabbimiz Allah (c.c) ile biz kulların arasında. Bu da bu dünyaya zevk ve eğlence için gönderilmediğimizi gösteriyor. Sahi Allah (c.c) bizden Rab olduğuna dair ahid aldıktan sonra niçin yaratıldığımızı beyan ediyor. “Ben cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zâriyat, 51/56)

Allah (c.c) bu âyette ne üzere ahid verdiğimizi beyan ediyor. Sadece kulluk. Bu da yukarıda az bir kısmını zikrettiğimiz ashabın hayatlarından kulluk örnekleridir. Kulluktan kastın sadece namaz ve oruç olmadığını, bununla beraber Allah (c.c) ve Rasûlü’nün (s.a.s) bizden istediği ve ahdini aldığı bir görev olduğunu anladık. Kardeşim senin ve benim görevim acaba neydi? “Yeryüzünde fitne (şirk) kalmayıp din, tamamıyla Allah’ın(c c) oluncaya (O’ndan başkasına ibadet edilmeyinceye) kadar onlarla savaşın, cihad yapın. Eğer küfürden vazgeçerlerse, Allah (c.c) yaptıklarını görür ve mükâfatını verir.” (Enfal, 8/39)

Ahdimizin başı ve sonu budur. Bu ahid için mücadele ederiz. Ve Allah’ın (c.c) yeryüzünde hakkı ayakta tutan bir topluluk olmak için bir araya gelir ahidleşiriz. Parolamız tevhid, menzilimiz cennet, bu yolda selefimizin izinden yürürüz.

Bugün ahidler unutulmuş ve yeryüzünde şirk yönetimleri egemen olmuştur. Enes b. Nadr (r.a) gibi öne atılıp ahdimizin gereğini yerine getirmeliyiz. Bu ahdimizi yerine getirmede önceliğimiz kendimiz, eşimiz ve ehlimizdir. Akabinde içinde bulunduğumuz bu güzide topluluktur. Yanlış hareket ve metotlara karşı birbirimize ahidlerimizi hatırlatıp, görevlerimize tekrardan dönmektir. Bu konuda Ebâ Eyyûb el-Ensârî (r.a) bize örnektir: “Müslümanlar ile Rumlar İstanbul bölgesinde savaş için karşı karşıya geldiklerinde bir mücahid kılıcını kaldırdı ve gözle görünemeyecek şekilde düşmanın içine daldı. Bir kısım Müslüman “Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın” âyetini okuyunca Eyyûb el Ensârî (r.a) şöyle dedi: “Siz bu âyeti yanlış anlıyorsunuz. Bu âyet biz Ensar topluluğu için indi. Allah (c.c) dinini izzetli kılıp, İslam’ın yardımcılarını bereketli kılınca bizler hurmalıklarımızı tımar edip, bağ bahçelerimize bakalım diye konuşurken bizim hakkımızda bu âyet indi. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.”

Müslümanlar için asıl tehlike, Allah (c.c) ile yapmış olduğumuz ahidden başka işlere yönelmektir. Hele de bu yalan dediğimiz geçici dünya ise o zaman kendimizi helak etmiş oluruz. İnsanlar arasında yoldaşımızı nasıl sağlam ve güvenilir olarak seçiyorsak bu imtihan alanında da rehberimizi sağlam kılmalıyız. Bizi bu yoldan bazen nefsimiz, bazen şeytan, bazen de bir araya geldiğimiz topluluklar saptırabilir. Günde kırk defa Rabbimizden doğru yolu isteyip de sonrasında başıboş hareket edemeyiz. İşte Rabbimiz de bize doğru yolun reçetesini sunuyor:                                                           

“Bu, kendisinde şüphe olmayan, müttakiler için yol gösterici bir kitaptır.” (Bakara, 2/2-3)

Rabbim hem sizi hem de beni, bu kitabın emir ve nehiylerine göre yaşayan kullardan kılsın. Rabbim hem sizi hem beni, ahdini kendisinin razı olduğu şekilde yerine getirenlerden kılsın. Rabbim sizleri ve beni ahidlerini yerine getirmek için bir araya gelenlerden kılsın. Allahümme âmin.                    

 

Yazar:
ÂDEM KAHRAMAN
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul