02 Temmuz 2022 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / RUSYA-UKRAYNA SAVAŞINA FARKLI BİR YAKLAŞIM
RUSYA-UKRAYNA SAVAŞINA FARKLI BİR YAKLAŞIM

RUSYA-UKRAYNA SAVAŞINA FARKLI BİR YAKLAŞIM Necdet MEŞE

 

Rusya-Ukrayna Savaşı vesilesiyle Batı'nın tarihî ikiyüzlülüğü bir kere daha deşifre oldu! Batı'nın değişmez ilkesi bir kez daha gözler önüne serildi: "Beyaz-Hıristiyan" milletler her zaman için dünyanın geri kalan bütün halklarından, Batı kültür ve medeniyeti ise her zaman diğer bütün kültür ve medeniyetlerden üstündür! 

Her ırka, her millete, her dine eşit davranmayan, küçük gören, ötekileştiren, hatta tiksinen "Avrupa merkezli" meşhur ayrımcı bakış herkesin malumudur. Başta İslâm'a ve Müslüman dünyaya olmak üzere, "beyaz ve Hıristiyan" olmayan diğer bütün ırklara, milletlere ve dinlere karşı uyguladıkları ayrımcı ve sömürgeci bakış!..

 

Oysa, dünyada etkisini yıkıcı bir şekilde ve hala sürdüren "Avrupa Merkezli Dünya" algısı ve bütün insanlığın -hem de eğitilmek suretiyle- aldandığı "Batı’nın üstünlüğü" yalanı insanlığın üzerindeki en büyük aldatmaca ve en büyük tehdittir! Bu yalan üzerinden insanlığın kaybettiği değerlere ve Batılı sömürü düzenine bakınca bu durum rahatlıkla anlaşılacaktır:

a) Yalanlar üzerine kurulu bir algı dünyası: "Avrupa merkezli" bakış açısı.

b) İnsanlığın gözünde, milletlerin kendi öz değerlerini yok sayan şaşı/hastalıklı bakış açısı: "Öğrenilmiş yalanlar"dan oluşan bir algı biçimi.

c) Batı merkezli bakışın müthiş bir aldatmaca eşliğinde üç asırdır acımasızca ezip sömürdüğü dünya: Vahşi kapitalizm ve sınırsız emperyalizmin sınırlarını çizdiği "Küresel düzen" gerçeği.

 

Güncel bir vaka olarak Rusya'nın Ukrayna işgali; Batı'nın artık saklamaya gerek duymadığı korkunç ikiyüzlülüğünü okuma imkânını bize delilleriyle sunuyor!

Batı'nın aldatıcı bakışını anlamak açısından şu temel tespitleri rahatlıkla yapabiliriz: 

a) Vaka, Batılı devletlerin menfaatine ise gözü kara şekilde sübjektif (yanlı) davranarak kendi menfaatine olan tarafı savunmak,

b) Vakaya Hıristiyanlar ve Yahudiler dâhilse haksız da olsalar “ötekilere/barbarlara” karşı onları korumak,

c) Vaka, Batılı devletlerin menfaatine değilse tarafları yahut menfaati olmayan tarafı doğrudan gözden çıkarmak,

d) Vakaya Müslümanlar yahut "beyaz ve Hıristiyan" olmayan diğer milletler dâhil ise tarihî önyargısını devreye koyarak açıkça onların aleyhine davranmak,

e) Vakadaki iki taraf da "beyaz ve Hıristiyan" ise "dönemine göre" menfaati olan tarafı savunmak.

Rusya-Ukrayna Savaşı’nda söz konusu olan son şıktaki durumdur.

 

Savaş elbette arzu edilesi bir olgu değil! Yakar, yıkar, yok eder, geriye sadece ölenler, göç edenler, viran şehirler ve gözleri korku dolu esirler, kadınlar, yaşlılar, çocuklar kalır. Savaş istenmez lakin, tarih bize göstermiştir ki olması da kaçınılmazdır! Hangi ülkede, hangi sınırda, hangi sebepten, hangi çatışmanın başlayacağını bilemeyiz! Ancak, yine tarihin bize öğrettiklerinden yola çıkarak bilmekteyiz ki; savaş söz konusu olduğunda en kararlı olan, birbiriyle en uzun savaşlara girişmekten çekinmeyen bizzat Batılı milletlerdir! Ukrayna-Rusya savaşı da bunun en çarpıcı örneğidir! 

 

Konumuz itibarıyla biz meselenin haklı haksız tarafında değiliz! Ancak yine de Rusya gibi emperyal bir süper gücün, Ukrayna gibi kendi halinde küçük bir ülkeye saldırması ve  işgali elbette kabul edilemez!.. 

Ancak, savaşın tarafları olarak zulümde Ukrayna'nın da Rusya’dan bir farkı olmadığını gelen haberlerden öğrenebiliyoruz! Rus ordusunun yaptığı zulümlerin yanı sıra, Ukrayna asker ve milis taburlarının yaptığı katliamlara ilişkin korkunç haberler de gelmektedir! Medya takip edildiğinde, kendisini Batı medeniyetine ait gören her iki tarafın da savaş alanında, insanlık onurunu temsilden ne kadar uzak olduğu,  ne kadar iğrençleşebileceği dehşetle fark edilecektir! Aynı şekilde; savaşan iki ülkeye taraf olan Batılı zihin yapısının elindeki medya imkânlarını kullanarak, savunduğu tarafın (Ukrayna) en insanlık dışı pisliklerini örtmeye çalışırken, karşı tarafın (Rusya) ise en iğrenç görseller eşliğinde nasıl insalık dışı hareket ettiğini dünyaya ispata çalışması da medya-haber ahlakı açısından utanç vericidir!

 

Batılı ülkeler ittifak halinde açıktan Ukrayna’yı desteklemektedir. Elbette haksız ve güçlüye karşı mazlum ve zayıf bir ülkenin yanında olmak bir erdemdir. Lakin geçmişte birbirini gırtlaklamakla maruf Batılı ülkeler bunu erdemli davranmak için değil, Rusya’ya karşı menfaatleri öyle gerektirdiği için yapıyorlar. Amaçları, elbette yabancısı oldukları adalet ve barışın ikamesi değil, tersine her türlü hile ve fitne yolunu deneyerek yetmiş yıldır rakip belledikleri Rusya’ya darbe indirmek ve Ukrayna üzerinde emperyal manada söz sahibi olmaktır!

Deşifre olmuş bir örnek üzerinden Batı’nın, Rusya-Ukrayna savaşına ne tür çirkef bir yöntemle müdahale ettiğini anlatmadan önce bazı beyin yakan çelişkilere değinmiş olalım.

 

* Zelensky’nin de –haklı olarak- dile getirdiği, BM’de “Veto Yetkisi” açık bir zulümdür: Eğer Batılı ülkeler, Rusya’nın Ukrayna yahut diğer ülkeler üzerinde gerçekten tehdit oluşturduğuna samimiyetle inanıyorlarsa, daha baştan Rusya’ya BM’de “veto yetkisi” tanımamaları gerekir. Aslında BM Güvenlik Konseyi'ndeki "5'li çetenin” zulmetme yetkisine(!) dönüşen ‘veto hakkı' ve bu hakkı(!) her zaman adaletin aleyhine ve emperyalistler lehine "öldürmek hakkı" olarak kullanmaları kangren olmuş sorunlardan biridir! Yahut 'veto hakkını(!)' dünyada vuku bulan şiddet olaylarında, adalet gözetmeksizin kendi menfaatlerini temsil eden taraf lehine kullanmaları da dünyanın şahit olduğu en büyük adaletsizliklerden biridir! Öncelikle bu adaletsiz durumun giderilmesi gerekir! Bir devlet politikası olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da sürekli olarak dillendirdiği “Dünya 5’ten büyüktür” mottosu da bu haksızlığa dikkat çekmektedir.

 

* Batılı her zaman “ikiyüzlüdür”: Zalim zalim ile dost ise; kendisi benzer bir zulme  uğradığında bile dostunun yaptığı zulümleri görmezden gelebiliyor! Nitekim Zelensky, telekonferans üzerinden Yunan Parlamentosuna yaptığı konuşmada çarpıcı bir çelişkiye imza attı; BM'in başarısızlığına Ruanda, Irak, Suriye, Yemen, Bosna ve Afganistan üzerinden çarpıcı örnekler verirken, İsrail rejiminin Filistin'deki cinayetlerini görmezden geldi. Zira birkaç ay evvel İsrail'in Gazze ve diğer yerlerde yaptığı korkunç bombardımanları ve işlediği cinayetleri "savunma hakkı" olarak kabul ettiğini açıklamıştı.

 

* Yine aynı konuşmasında Zelensky, 9. yüzyılda Osmanlı'ya isyan eden ve Mora'da 40 bin Türk'ü katleden, Ukrayna'nın Odessa şehrinde kurulan eli kanlı Filiki Eterya örgütünü yüceltti. Günümüzde yeni bir Filiki Eterya kurulması gereğinden de bahseden Zelensky Yunan vekiller tarafından ayakta alkışlandı. Ona Azov Taburu’ndan iki komutan eşlik ederken, birini kahraman olarak tanıtıp söz vermesi ise tepki çekti.

* Kendisi de bir Yahudi olan Zelenski, İsrail ve Yahudi lobilerini arkasına alacak şekilde tahrik ve nefret söylemi geliştirmekten, nefret söyleminin arkasına sığınmaktan çekinmiyor. Kısa süre önce İsrail parlamentosuna hitap ederken; Putin'in "kalıcı bir çözüm" uygulamaya çalıştığını söyleyerek, yöntemlerini bariz bir şekilde Nazilerin toplama kamplarında 6 milyon Yahudiyi kitlesel olarak katletmesine yol açan imha kampanyasına benzetti.

 

* Batı tarafından açıkça teşvik edilip meşrulaştırılan “nefret söylemi”: Reuters’in, Meta’nın Facebook ve İnstagram platformlarına çalışan içerik moderatörlerine gönderdiği e-postalardan aktardığı bilgilere göre, “nefret söylemi” politikasında geçici olarak değişikliğe gittiğini ve ‘yer ve yöntem belirtilmediği sürece’ Rus devlet başkanı Vladimir Putin ve Belarus devlet başkanı A. Lukaşenko gibi isimlere ‘ölüm’ çağrısı yapan paylaşımlara izin verileceğini duyurdu. Meta İletişim Direktörü Andy Stone tarafından yapılan yazılı açıklamada, "Rusya'nın Ukrayna'yı işgali sonucu, 'Rus işgalcilere ölüm' gibi normalde kurallarımızı ihlal edecek ifade türlerine geçici olarak izin veriyoruz." denildi.

 

* Batı’da “Neo-Nazilere” övgü: Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının ilk günlerinde yine iç yazışmalara dayandırılarak Meta’nın platformlarında, önceden terör listesinde olan Neo-Nazi Azov Taburu’na övgülere izin verecek şekilde politika değişikliğine gittiği The Intercept tarafından ortaya çıkartılmıştı. Bunun üzerine Facebook ve Twitter başta olmak üzere birçok sosyal medya platformu kullanımı Rusya'da engellenmişti.

 

Gelelim söz konusu “deşifre olmuş” örneğe. Ukrayna’da Batı’nın barışseverlik, eşitlik, adalet, özgürlük, hoşgörü, insan hakları maskesini düşüren, “halk savunma güçleri” adı altında oluşturulmuş Neo-Nazi Azov Taburu gerçeği var. O kadar güçlü bir oluşum ki bu, Putin’in eline müdahale için ‘Ukrayna’yı Nazilerden arındırma’ gibi bir gerekçe verdi!

Azov Taburu 22 ülkeden gelen ve üye sayısı 2.500’ü aşan gönüllülerden oluşan bir milis kuvvet olarak, Rus ayrılıkçı güçleriyle savaşmak üzere 2014 yılında kuruldu. Donbass bölgesinde Ruslara ve Mariupol'de Rus yanlısı ayrılıkçılara karşı verdiği mücadeledeki şiddetle adını duyurdu. 12 Kasım 2014'te Azov Taburu, gelen eleştirileri yumuşatmak ve meşrulaştırmak için Ukrayna Ulusal Muhafızlarına dâhil edildi ve resmî askerlere dönüştürüldü. Hakkında verilen resmi bilgi böyle olsa da, Batı’nın ortak “derin parmağı” başından beri bu işin içerisinde! Değişik ülkelerden gelen Nazi sempatizanlarından oluşan ırkçı, suça bulaşmış, şiddete ve teröre meyilli Avrupalı gençlerden müteşekkil Hıristiyan ve beyaz “özel bir birlik”! Buna rağmen bazı ülkeler Azov’u terör örgütleri listesine almıştı.

 

Şüphesiz ki bu Nazi yanlısı ve şiddet tutkunu gençler, Batılı devletler/kurumlar tarafından insanî değerleri temsil eden “örnek insan” olsunlar diye Ukrayna’ya gönderilmediler. Sürekli Ukrayna’yı tehdit eden Rusya ve içerdeki Rus yanlılarına karşı her türlü “kirli propaganda ve savaş tekniklerini” kullanarak mücadele etsinler diye gönderildiler! Arkalarındaki özellikle Avrupa desteği ile işlerini iyi de yaptılar. Batı’nın gözetiminde, Batılı ülkelerin yardım ve teşviki ile ırkçı, sağcı, nazist ve terörist eylemleriyle 8 yıldır Ukrayna’da –masum halkta dâhil- kan kusturuyorlar. Tabur, işlediği vahşî işkence ve savaş suçları iddialarının yanı sıra Neo-Nazi sempatisi ve Neo-Nazi sembollerini açıkça kullanması ile de dikkatleri üzerine çekti.

 

Nazi sembolleri altında savaşmaktan çekinmeyen, "Bely Vozd" (Beyaz Hükümdar) diye tanınan liderleri Biletski’nin ifadesiyle amaçlarını; “Ulusumuzun tarihi görevi, hayatta kalmaları için ‘dünyanın beyaz ırklarına’ son bir “Haçlı Seferi’nde” liderlik etmektir. Bu Haçlı Seferi, untermenschen'e (aşağı ırklara) karşıdır!” diye tanımlayan tabur epey tartışmaya neden oldu. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi; Taburu işkence, yağma ve yasadışı gözaltı dahil savaş suçları işlemekle, başka Uluslararası kurumlar ise Ukrayna'nın Roman ve diğer topluluklarına zulmetmekle itham etti. Savaş suçu işlemekten, şiddet ve terör faaliyetlerinde bulunmaktan çekinmeyen, bu zalim Azov Taburu’nu Batı medyası bağrına basarken, Ukrayna Devleti de alabildiğine meşrulaştırmıştır. Eski Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko, “Haçlı Savaşı” çığırtkanlığı yapan liderleri Biletski'ye madalya takdim ettiği törende, yüzü bile kızarmadan; "Onlar bizim en iyi savaşçılarımız" diyebilmişti.

Bu taburun şiddet eğilimleri anlatmakla bitecek gibi değil! Mevcut çatışmada vurabilecekleri Müslüman Çeçen askerlerine mümkün olduğunca çok ıstırap çektirmek umuduyla mermilerini domuz kanına bulayacak kadar fanatik oldukları bildiriliyor.

O kadar ki, ABD'de bile Azov Taburu'na dair endişeler Demokratları taburun yabancı terör örgütü olarak sınıflandırılması için Temsilciler Meclisi'ne dilekçe vermeye sevk etti. Bu talep, askerî birliğin savunma sicilinden gurur duyan(!) fanatik milliyetçiler arasında öfke uyandırmıştı. Ancak ABD bir yandan Neo-Nazizmle mücadele ederken, diğer yandan Rusya karşısında mevzi kazanmak uğruna Ukrayna’da Nazist Azov Taburu’na 2016’dan itibaren destek vermeye devam etti. Atlantik Konseyi'nin Dijital Adlî Araştırma Laboratuvarı, Ocak 2018 tarihli bir raporda, bazı silah transferlerinin alıcısının bizzat Azak (Azov) Taburu olduğunu doğruladı. Çin basını ABD'nin Ukrayna'da Neonazilere desteğini hatırlattı.

Peki Batı’nın desteklediği bu ırkçı ve şiddet yanlısı Neo-Nazi Azov Taburu’nun icraatlarına. Bakalım Batı medyasının ve medeniyetinin yüzünü ağartacak neler yapmış:

  • Fransa, Belarus, Kanada, Slovenya, İtalya ve İsveç başta olmak üzere 22 ülkeden  ırkçılar ve şiddet yanlıları Azov Taburu’nun kuruluşuna katıldı. 
  • Ukrayna siyasetinde etkin ve sokaklara hâkim olan bu Neo-Nazi çeteler, Kırım ve Donbass’ta yüzlerce insanın ölümünde ve binlerce insanın yerinden edilmesinde etkin rol oynadı.
  • Bizdeki Gezi benzeri Maidan olayları esnasında düzenledikleri suikastlarla olayları tırmandırarak Devlet Başkanı Yanukoviç’in darbeyle devrilmesini sağladılar.
  • Donbass’ta 8 yıl boyunca süren sivil katliamlarda, Neo-Nazi Azov Taburu'nun adı hep ön plandaydı; Lugansk ve Donetsk kentlerinde yüzlerce sivilin öldürülmesinden sorumlu tutuldular.
  • Ukrayna, 2014’teki Maidan Olayları’ndan beri, CIA’nin bizzat eğitip yönlendirdiği bu neo-faşist grupların giderek artan şiddetine teslim olmuş durumda.
  • Azov milisleri, açık bir neo-Nazi ideolojisine sahip. Üniformalarında ve bayraklarında Hitler’in liderliğindeki Üçüncü Reich’ın işaretlerini ve Nazi sembollerini kullanıyorlar.
  • Tabur Ukrayna İçişleri Bakanlığının bütçesinden finanse edildi ve devlet gücüyle başlangıçta sadece hafif silahlarla faaliyet yürütürken, daha sonra ağır silah ve askeri zırhlı araçlarla donatıldı.
  • Azov’a bağlı Nazi çetelerinin en büyük katliamlarından biri Odessa’daki sendika binasının 3 mayıs 2014’de yakılmasıydı; yanarak ve binadan çıkmayı başaranlar şiddetle darp edilmek suretiyle 46 kişi öldürülmüştü.
  • Rus saldırısına karşı Mariupol’de, Azov Taburu’nun sivilleri canlı kalkan olarak kullanıldığına ilişkin çok sayıda tanıklık bulunuyor.
  • İç savaş döneminde Ukrayna ordusu ve Azak Taburu’nun yaptığı tecavüzler, sivil katliamlar ve şiddet eylemleri de kayıtlara geçti.
  • Hırsızlık, yağmacılık, Rus sempatizanlığı veya ihanetle suçladıkları kişileri, hiçbir yargılama olmaksızın cezalandırdılar. Ukraynalı siviller, belirli suçlarla itham edildikten sonra koli bantlarıyla direklere bağlandı ve sopalarla dövüldü. Bu işkence görüntülerine sosyal medyadan ulaşmak mümkün. Çin kaynaklarının iddiasına göre, Azov Taburu, Hong Kong başta olmak üzere dünyanın sorunlu birçok bölgesine militanlarını göndermekte.

Beyaz ırka mensup Ruslara karşı bile savaş motivasyonları “Rusların daha ziyade Asyalı kanı taşımasından dolayı” olduğu söylenen böylesine ırkçı ve eli kanlı bir örgütün, savaş sonrasında militanlarıyla neler yapabileceği bütün insanlığı dehşete düşürmelidir! Avrupa’ya dağılacak militanlarının beyaz olmayan milletlere, beyaz da olsa Türklere karşı terör saldırısında bulunma ihtimali göz önünde bulundurulmalıdır.

Azov Taburu, sadece ABD ile değil, NATO ile de içli dışlı. 16 Mayıs 2017’de nackor.org isimli Tabura bağlı sitede NATO Uluslararası İzleme Grubu’nun Azov Alayı'nı ziyareti haberi video görüntüleriyle birlikte yayınlanmıştı.

İngiliz Financial Times gazetesinin de övdüğü Tabur, her türlü zulüm ve işkenceyi yapmasıyla meşhur. Ayrıca, 2. Dünya Savaşında Nazilerin yanında savaşan Bandera'yı "kahraman" olarak görüyor. Batı basınında, önceden ve hala güya bir tehdit olarak algılanan Nazileri övme yarışı başlatıldı: Azov Taburu onlara göre nazi değil, vatansevermiş. Almanya’nın uluslararası yayın kuruluşu Deutsche Welle, Azov Taburunu ele aldığı haberinde, örgütün ırkçı kimliğini sıradanlaştırarak “Rus işgaline karşı savaşan gönüllüler” anlatısı gibi romantik bir söylem inşa etmeye çalışıyor.

Bu makalede Rusya’yı koruduğumuz sanılmasın; bir ülkeye saldırmanın, işgal etmenin, şehirlerini yok etmenin, insanlarını katletmenin elbet savunulacak tarafı olamaz. Kaldı ki, Rusların tarihte de, günümüzde de işgal, zulüm ve katliamları meşhurdur! Burada yapmak istediğimiz, bir savaş vesilesiyle Batının ikircikli tavrını, kirli yüzünü, menfaati gerektirdiğinde ırkçılık, şiddet, terör, tecavüz ve katliamları nasıl görmezden geldiğini, hatta gerektiğinde nasıl desteklediğini gözler önüne sermektir. Azov Taburu üzerinden hem Batı, hem uydu devletler, hem de Batıcı geçinenler suçüstü oldular! Sobelendiler! Kendi elleriyle yaptıkları barış, özgürlük, hoşgörü, demokrasi, insan hakları gibi “helvadan putlarını” acıkınca nasıl yediklerini bir kez daha görmüş olduk! Elbette bu durum, Batı’nın zaten şiddete yatkın olan genetik kökenlerine de işaret etmektedir!

 

Nazizmi, Hıristiyan-beyaz ırk terörünü, şiddeti, tecavüzü, katliamı Azov Taburu üzerinden şirin göstermek için çabalayan Batı Medyası ve buna göz yuman Batı komuoyu, hem bir türlü arkasında duramadığı “kendi değerleri” ile insanlık önünde bir kez daha ters düşmekte, hem de tarih önünde bir kere daha insanlık suçu işlemektedir. Bu kervana Japonya’da katılmış, düne kadar “terör örgütleri” listesine koyduğu Azov’u listeden çıkarmıştır!

 

İnsanlığın geleceği bu tür şaibeli, ırkçı ve terörist örgütlerin tehdidi altındadır! Yarın –Allah korusun- vuku bulacak kitlesel terör eylemlerinde en büyük suç ve vebal Batılı ülkelerin ve onun yardakçılarının olacaktır!..

 

Kaynakça:

  1. Wikipedia, Azov Taburu Md.
  2. https://www.indyturk.com/node/490756/yazarlar/ukraynadaki-neo-nazi-azov-taburu-hakk%C4%B1nda-b%C3%BCt%C3%BCn-bilinenler
  3. https://www.gazeteduvar.com.tr/cin-basini-abdnin-ukraynada-neonazilere-destegini-hatirlatti-azov-taburu-hong-kongda-da-goruldu-haber-1555800
  4. https://odatv4.com/dunya/ukrayna-da-neo-nazi-dehseti-korkunc-iskence-goruntuleri-233044

 

 

Yazar:
Necdet MEŞE
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul