02 Temmuz 2022 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / BATI, UKRAYNA’YI TERCİH EDERKEN İSLAM ÂLEMİNE SIRTINI DÖNDÜ GÜNEŞİN ALTINDA DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK!
BATI, UKRAYNA’YI TERCİH EDERKEN İSLAM ÂLEMİNE SIRTINI DÖNDÜ GÜNEŞİN ALTINDA DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK!

BATI, UKRAYNA’YI TERCİH EDERKEN İSLAM ÂLEMİNE SIRTINI DÖNDÜ GÜNEŞİN ALTINDA DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK! Mustafa Özcan

 

 

 

  Batı’nın İslam âlemi ile Ukrayna arasında ayrımcı bir çizgi gözetmesi ve politika izlemesi kimsenin dikkatinden kaçmıyor ve bu da bize eski bir deyimi hatırlattı: ‘Güneşin altında yeni bir şey yok.’ Bizde ‘tellak değişti ama eski tas eski hamam’ da derler. İttihatçıların mühim simalarından olan Ahmet Rıza Fransızca olarak meşhur bir eser kaleme almıştır. Batı’nın Doğu Politikalarının Ahlaken İflası! Batı’nın ahlakî iflası aslında değerlerin iflasından ya da dinî anlayışın iflasından ileri gelmektedir. Adaleti gözetmek yerine çarpıklığın devamına hizmet etmektedir. Ahmet Rıza Bey o dönemlerde Batı’nın Osmanlı karşısında uyguladığı farklı standardı ele alır ve mahkûm eder. Osmanlı’nın Son Dostları ve Paris Sulh Konferansı ve Osmanlı'nın Çöküşü gibi kitaplara imza atan Hindistan asıllı ve İngiltere’de yaşayan ve Osmanlı dostu olarak bilinen Müşir Hüseyin Kıdwai Balkan Savaşları sonrasında Batılıların önceden ‘savaşın sonuçları statükoyu değiştirmez’ dedikleri halde, çark etmişlerdir. Savaşı Osmanlılar kaybedince Batılılar sözlerinde durma gereği hissetmezler. Savaş Osmanlı aleyhine tecelli edince çark etmişler ve savaş sonrası statükoyu Osmanlı aleyhine bozmuşlardır. Yazdıkları eserlerle birlikte gerek Ahmet Rıza gerekse Müşir Hüseyin Kıdwai ‘Batı çıplaktır’ demişlerdir. Batı sadece devlet bazında değil kişisel ilişkiler bazında da hiçbir zaman örtük olmamıştır. Her zaman çıplaktır. 

 

 Amerikan Elbisesi Giyen Çıplaktır

 Türkiye, Osmanlı döneminde de sonrasında da yani günümüz Türkiye’sinde de Batılılarca hep ayrıma maruz bırakılmıştır. AET’den Avrupa Birliği’ne giden süreçte, yolda Türkiye hep yalnız kalmıştır. Ahmet Rıza Bey’in modern bir versiyonu olan Bülent Ecevit, solcu olmasına rağmen sürekli Batı’dan şikâyet etmiş ve model olarak İskandinav ülkelerini esas almıştır. Onun döneminde Türkiye ile Yunanistan arasındaki dengeyi bozmuşlardır. 1979 yılında Yunanistan’ı AET(AB)’ye alırken Türkiye’yi dışarıda bırakmışlar ve bugüne kadar da koridorda bekletmişlerdir. Bülent Ecevit de esasen AET sürecinden umutlu değildir ve şöyle der: “Onlar ortak bir pazar! Yunanistan’ı alarak Ege’de eşitliği bozmaları yetmezmiş gibi bir de bölünmüş adada Rumları alarak Akdeniz’de bitmez ihtilafların kaynağı olmuşlardır. Bugün de Türkiye ile ihtilaflarda Yunanistan ile Kıbrıs Rumlarının arkasında durmaktadırlar. Rumlar tek yanlı olarak Türk tarafını da temsil eder pozisyonda 1 Mayıs 2004 tarihinde AB üyesi olmuştur. Türklerle Rumlar arasında nihaî çözüm için Annan bir plan hazırlamış ve bu plan referanduma sunulmuştur. Rumlar bu plana hayır Türkler de evet demiştir. Ama bunun sonucu onlar ödüllendirilmiş Türkler ise cezalandırılmıştır! AB ülkeleri Türklerin referanduma olumlu oy vermeleri halinde teşvikler sistemi uygulayacağını ve Türk limanlarına ablukayı kaldıracaklarına dair söz vermişlerdir. Türklerin Rumların hilafına müspet oy kullanmalarına rağmen sözleri havada kalmıştır. Her alanda ve her olayda çifte standart uygulamışlardır. Dördüncü malî protokolün öngördüğü kredi dilimlerini kullandırtmamışlardır. Keza serbest dolaşım hakkı da askıya alınmıştır. Bunlar artık anmadığımız ve unuttuğumuz taahhütlerdir. 

 

Ukrayna Türkiye’den Önce AB Üyesi Olabilir mi?

Savaş ortamında Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski NATO üyeliğinin aktif hale geçirilmesini istedi ve bu olmayınca AB üyeliğine asıldı, başvurdu. Savaş ortamında şimdilik bunun da hayata geçirilme ihtimali yok. Ruslar Ukrayna’nın blokların dışında kalmasında ısrar ediyor. NATO’nun Ukrayna’yı bünyesine almamasının nedeni Kiev’i istememek değil belki Rusya’nın Üçüncü Dünya Savaşı çıkarma tehdididir. Netameli bir pozisyonda NATO Ukrayna’yı bünyesine katmak istememektedir. AB başvuruya sempatik yaklaşsa da şu aşamada Ukrayna’yı AB bünyesine almakta pek istekli değil. Bu yükü omuzlama niyetinde değiller. Bununla birlikte potansiyel olarak Ukrayna bizden önce AB üyesi olabilir. 

  Türkiye, vaktiyle Rusya’nın boğazlar üzerinde ve Doğu Anadolu’nun bazı kesimlerinde hak iddia etmesi üzerine Batı askerî paktını tercih etme durumunda kalmıştır. Sovyet Rusya Dışişleri Bakanı Molotov 30 Mayıs 1953 günü Türkiye Büyükelçisi'ne sunduğu metinde, bir süre önce Türkiye'den boğazlarda üs ve Doğu Anadolu'da toprak isteminde bulunduklarını doğrulamış, toprak istemlerinden vazgeçtiklerini bildirmiştir.

 Bununla birlikte bugün Ukrayna AB üyeliğine bizden daha yakın durmaktadır. Kimse bunu inkâr edemez. Türkiye 70 yıldır bekleme odasında bekletilirken Ukrayna bizim önümüze geçebilir. Onların engeli Rus tehdididir. Bizimkisi ise kültürel ve ideolojiktir. Onların AB’ye bekletilmeden alınması tarihin bir tekerrürü olacaktır. 1989 ile 1991 yılları arasında Berlin Duvarı’nın yıkılması ve SSCB’nin çökmesi üzerine SSCB’den kopan Doğu Avrupa ülkeleri  jet hızıyla AB üyesi yapılmıştır. Polonya, Slovakya ve Çek Cumhuriyeti ve Macaristan gibi ülkeler buna misaldir. Yugoslavya’dan kopan cumhuriyetler de yine önümüze geçmiştir. Bosna Hersek ve Kosova hariç Hırvatistan ve Slovenya gibi ülkeler AB üyesi olmuşlardır. Karadağ da 2025 yılına kadar bu yönde muradına erecektir.

   

Kısaca Çifte Standart Sayesinde Arkadan Gelen Herkes Bizi Geçiyor

Soğuk Savaş sonrasında açıkta ve yalnız kalan sadece biz olduk. Arap Baharı üzerinden Arap dünyasında bir menfez bulduk; burada da Obama tarafından kaypaklıkla önümüz kesildi. İran ile Rusya’ya yol verildi. Bunun nedeni İsrail ve Netanyahu’dur. Şimdi Batı bunun bedelini Ukrayna’da ödüyor. Batı Ukrayna’da öngörüsüzlükte bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dediği gibi Kırım Yarımadası’nın 2014 yılında işgal edilmesi karşısında öngörüsüz ve pasif kaldı. Putin kararlı davranırken Batı pısırık kaldı. Batı işgal öncesinde Ukrayna’ya nitelikli silah tedarikinde bulunmadı. Peki bunda bir kasıt var mı, yok mu? Kimileri kasıt olduğunu ve bu suretle Putin’in tuzağa çekildiğini ve burada zafer kazansa bile bunun bir Pirus zaferi olacağını yani bedelinin ağır olacağını ifade ediyor. Halit Dehil gibi analizciler Ukrayna’nın Gürcistan ve Suriye ile mukayese edilmemesi gerektiğini söylüyor. Bunun nedeni Batı nezdinde Ukrayna’nın stratejik ağırlığının fazla olmasıdır. Beyaz ve Hıristiyan olmasının ötesinde gıda ambarı olarak stratejik ağırlığı var. Putin burasını da ele geçirirse dünya gıda piyasalarını da sallar. Macron gibiler Ukrayna-Rusya savaşı nedeniyle Arap dünyası ile Afrika’nın açlık girdabına sürüklenebileceğini söyledi. Dünya ölçeğinde bu kadar ağırlığı var. Bir de burasının tamamen Rusya’nın kontrolüne geçtiğini varsaydığımızda dünya sadece petrol ve doğalgazda değil gıda üretiminde de Rusya’ya bağımlı hale gelecek ve insafına bırakılmış olacaktır. Bu yüzden Halit Dehil Ukrayna’nın asla Gürcistan ile Suriye işgaliyle kıyaslanmaması gerektiğini ifade etmektedir. Çifte standart olmakla birlikte Batı en azından yaptırımlar ve geç de olsa silah desteği nedeniyle Ukrayna’nın arkasında durmaktadır. Senelerdir Suriyeli muhaliflere uçaksavar gibi nitelikli silahlar verilmezken Ukrayna bundan mahrum bırakılmadı. Afganlı, Suriyeli ve Yemenli mülteciler senelerdir sığınacak bir liman ararken ve bulamazken Ukraynalı sığınmacılar öne geçti ve haftasında başta Polonya olmak üzere kendilerine sığınak buldular. Bu iyi bir şey ama keşke çifte standart ile gölgelenmese. Halbuki, Osmanlılar zor zamanlarda Lehlerin imdadına yetişmişlerdir. Ahmet Cevdet Paşa İslamî kurallara göre onlara iltica hakkı verilmesini savunmuştur. Öyle de olmuştur, 1772–1795 yılları arasında Polonya toprakları Rusya, Avusturya ve Prusya arasında paylaşılmıştır. Takip eden 123 sene boyunca Polonya bağımsızlığını kaybetmiştir. Bu süreçte özellikle Rusya’ya karşı 1830 yılında büyük bir ayaklanma başlamıştır. Ancak ayaklanmanın başarısızlıkla son bulması ile büyük bir göç başlamıştır. Göç edenlerin büyük kısmı başta Fransa olmak üzere çeşitli Avrupa kentlerine dağılmışlardır. Ulusal ayaklanmalarda başarısızlığa uğrayan liderlerinin bazıları da Osmanlı topraklarına sığınmışlar ve burada iskân edilmişlerdir.  

    Halit Dehil’in dediği gibi Ukrayna’nın iyi kötü bir ordusu var. Onun dışında işgal girişimine karşı devletin siyasî erkinde bir sarsılma bulunmuyor. Halk ile birlikte ordu omuz omuza direniyor ve çarpışıyor. Yekpare olarak Batı da şu veya bu şekilde Ukrayna’nın bağımsızlığının yanında duruyor. Bu durumda Putin’i bekleyen seçeneklerin en iyisi de kötü gözükmektedir. Bu da Putin’e yapılabilecek bir saray darbesidir.  ABD'li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, Rusya-Ukrayna savaşının sonlanması için Rusya Devlet Başkanı Putin'e zımnî olarak "suikast" düzenlenmesini istemiştir. En kestirme yol bu olmalı!

  Boris Yeltsin döneminde Dışişleri Bakanı olan Andrey Kozırev Putin'in bir devlet darbesiyle alaşağı edilmesinin Rus tarihine nazaran pek de yabana atılmayacak bir seçenek olduğunu söylemiştir. Bu nedenle de Putin bir taraftan taarruza devam ederken diğer taraftan da müzakere kartını elinde tutuyor. Bununla birlikte otoriter liderlerden şimdiye kadar çıkış noktasını bulan ve akıllı davranan bir lider çıkmadı. Gururları onları yanlış yolda temadi etmeye zorluyor. Kozirev Putin’in Afganistan’dan ders çıkarmadığını da ifade etti. SSCB Afganistan-Polonya gergefinde tarihe karıştı. Polonya’da sivil Afganistan’da ise askerî direniş SSCB’nin belini kırdı, sonunu getirdi. Burada da sonucu Ukrayna savaşı ile Suriye direnişi belirleyecek. Ukrayna’dan sonra Suriye yeniden hareketlenecektir.

 Putin nükleer silah tehditleriyle dünyanın selametiyle oynuyor. Bütün diktatörler gibi Putin de en ala yalancılardan birisi. Resmî olarak kataloglarında veya envanterlerinde binlerce nükleer başlık ve silah olmasına rağmen yine de Putin Sovyetlerden kalma askerî tesislerde Ukrayna yönetiminin nükleer silahlar üretmeye çalıştığını söylüyor. Bunu Şaron ve Bush yönetimi Saddam Hüseyin için söylerdi.  

  Suriyeli muhaliflerden Ahmet Ramazan’ın ifadesiyle Putin Stalin’in yöntemini kullanarak Harkov’da taş üzerinde taş bırakmadı. Doğu Halep’i de gölge şehir haline getirmişti. Buharin Stalin için yeni Temoçin/Cengiz tabirini kullanmıştır. Şimdi de Amerikalı Evanjelikler  Putin için ‘Deccal öncüsü’ tabirini kullanıyorlar.    

  Amerikalı uzmanlardan William O. Beeman Ukrayna’nın bağımsız ve tarafsız ve buna bağlı olarak Amerikan-Rus rekabetinin uzağında, dışında kalması gerektiğini lakin bunu başaramadığını ifade ediyor. Zelenski NATO ve AB üyeliğini istemiştir. Bu hususta John Bolton bir ifadesinde ‘güçlü NATO’nun ‘zayıf Rusya’ya tekabül ettiğini ifade etmiştir. Putin ise bu dün mevkii kabul etmeyerek Rusya’yı yeniden şaha kaldırma ve imparatorluk haline getirme arzusuna kapılmıştır. Putin her vesile ile Rusya’yı güçlendirmek ve mazideki gibi bir imparatorluk haline getirmek istemiştir. Macron’un görüşmelerden elde ettiği izlenim ve intiba da budur. Putin’in bu sınırsız arzusu Batı’nın alarma geçmesine neden olmuştur. Bu çerçevede Putin-Zelenski’yi kızağa çekmek ve Ukrayna’yı ilhak etme niyetindedir. Bunu da Zelenski yerine kukla bir rejim kurarak başaracaktır. Ukrayna’ya da Lukeşenko benzeri bir işbirlikçiyi atayacaktır. Putin’in nihai gayesi geçmişteki Rus imparatorluğunu diriltmek ve Slav unsurları Rusya etrafında birleştirmektir. Buna göre Lenin/Stalin tarafından hayata geçirilen Ukrayna yanlış kurgulanmış bir devlettir. Zinhar Rusya’nın uhdesinde olması gerekir. Putin’in vizyonuna göre eninde sonunda büyük Rusya’nın bir parçası olacaktır.

  Bununla birlikte ABD’nin çifte standart uygulamalarından birisi nahak yere Irak’ın işgal edilmesidir. Bununla birlikte onlar Ukrayna işgalini gayri meşru sayarken aksine Irak işgalini meşrulaştırmaktadır.

 

Zelenski’nin Konumu      

  William O. Beeman Ukrayna’nın beyaz ve Hıristiyan olmasına mukabil Zelenski’nin Beynelmilel bir Yahudi olduğunu hatırlatmaktadır. Bu ne anlama geliyor? Bunun anlamı Zelenski’nin Yahudileşmiş Hazar Türklerinden yani 13’üncü Kabile kalıntılarından olma ihtimalidir. Bilindiği gibi Hazar Türkleri güçlü Hıristiyan komşuları ile Müslüman Abbasî İmparatorluğu arasında sıkışıp kalmıştır. Bunu aşmak ve bağımsızlığını sürdürebilmek için Yahudiliği seçmiştir. Bugün İsrail’i kuranların da 12 kabileden değil de 13’üncü kabileden olduğu genel kabul gören bir tezdir. Buna göre, bugün İsrail’i kuran Yahudilerin geneli Hazar Türklerinin soyundan gelmekte ve dolaysıyla gerçek Yahudi sayılmamaktadır. Bu tez Arthur Koestler tarafından ortaya atılmıştır. SSCB sonrası Rusya’dan Yahudi göçüyle ilgili eski bir tartışma da güncellenmiştir. Bu tartışmanın mahiyeti ‘Yahudi kimdir?’ sorusu ve karşılığıdır. Dinen Yahudi olsa da Zelenski’nin ırken Yahudi olduğu şüphelidir. Kaldı ki anılan bölgeden gelen Karaim Yahudileri, Yahudilerin ana din kitabı olan Tevrat esfarından başka bir kaynak tanımaz, Talmut gibi sözel kuralları kendi inançları için bağlayıcı saymazlar.

  Khaled Beydoun (Halit Beydun) gibi Hindistan uzmanları Batı’nın Modi hükümeti tarafından Keşmir’in özerkliğinin kaldırılması sırasında kıllarını kıpırdatmadıklarına dikkat çekmektedir. Doğrusu bu da başka bir çifte standart örneğidir. Yine İsrail’i Rusya’ya yaptırımlardan muaf tutmuştur. Bir de Facebook hesabının İsrail’e karşı mesaj yazanların hesaplarını elerken şimdi Rusya’ya karşı savaş kışkırtıcılığı yapanları dikkate almayacağını ilan etmiştir.

    

İki Batı’dan İki Milletvekili

   İspanyol halkından bazıları Suriyeli mültecilere karşı aşağılayıcı bir dil kullanmış ve kötü muamele etmiştir. Şimdi de İspanya’nın sağcı milletvekili  Santiago Abascal bir cümleyle içindekini kusmuştur: “Ukraynalı mültecileri canı gönülden kabul ediyoruz. Lakin Müslümanlar kabul etmiyoruz zira onlar mülteci değil işgalci Buna mukabil İrlandalı Avrupa Parlamentosu üyesi Claire Daly ikiyüzlülüğünü Avrupa'nın yüzüne haykırmıştır: "Biden Afgan halkının nafakasını kesti ve el koydu. On binlerce Afgan mülteciyi hatırlamıyorlar bile. Afgan insanî krizinin onlar nezdinde neden bir değeri yok acaba? Çünkü onlar Avrupalı değil. Avrupalılar mı? Bizimkilerin tutarlı bir tarafımız yok!"

Peki başa dönelim ve kendimize şu soruyu soralım: Müslümanların standardı var mı? İğneyi kendimize çuvaldızı ise ötekine saplama babından söyleyelim.  

 Araplar bizi Kıbrıs’ta işgalci olarak tanıyor. Peki! Kendileri ortak dava olan Filistin davasına ne kadar sadıklar? Ne kadar sahip çıktılar? Sadece halklarından çekindikleri için işbirliklerini gizlediler. Keşmir meselesine de sahip çıkmadılar. Doğu Türkistan’a sahip çıkmak yerine Mısır ve benzeri rejimler Uygur asıllı mültecileri ve talebeleri Çin’e teslim ettiler. Buna mukabil siyaseten de olsa ABD gibi ülkeler Doğu Türkistan ile ilgili Çin’e yaptırım uyguluyor. İslam ülkeleri Myanmar Müslümanlarına da sahip çıkmadılar. Almanya bir milyon Suriyeli mülteci aldı peki Körfez ülkeleri kaç mülteci aldı? Bu pozisyonda Batılıların da İslam ülkelerini çifte standart uygulamakla suçlamaları hakları olur. Batı’nın bazı çifte standartlarını ise adilane yargılamalıyız. Facebook gibi sosyal medya mecra ve araçları Sadece Putin’e karşı kışkırtmıyorlar Trump’ın hesaplarını da dondurdular. Bence hem Putin hem de Trump bunu fazlasıyla hak ediyor. Kimileri de oligarklara yapılan dışlamacı muamelenin haksız olduğunu savunuyor. Buna da katılmıyorum. Lakin Tolstoy veya Dostoyevski ve Maksim Gorki gibi anıt Rus edipleri perdelemeleri gerçekten de haksızlıktır. Cengiz Aytmatov gibi onlar dünyanın ortak değeridir. Yine İsrail’i kollamaları ve mezalimine karşı siper olmaları ve bu yüzden bazı hesapları kapatmaları haksızlık kapsamına giriyor.

  

 Faraza günün birinde Rusya ile ABD birleşse ve aynı çatı altında toplansa ve bir araya gelse Sorosçular Demokrat Parti’de temsil edilir Putin ve Putinciler ise Cumhuriyetçi Parti çatısı altında yer alırlardı. Doğru analizi bulursanız kafa karışıklığına neden kalmaz! İlginçtir, körfez ülkelerinin otokratik ve Amerikancı rejimleri Ukrayna krizinde Putin’den yana tavır aldılar. Üç kafadarlar ya da Sisi, Muhammed bin Selman ve Muhammed bin Zayid bu yeni niza ve ihtilafta Putin’i destekliyorlar. Çin ise bekle gör politikası izliyor. Kısaca hatları ayırmak o kadar kolay değil. Zelenski Yahudi olmakla birlikte İsrail'in Rusya yanlısı tutumundan hayal kırıklığına uğramış bulunuyor. İsrail Batı’yı güvenilmez bulsa da hem kendisi hem de Batı nasihatle yetiniyor! Zelenski bu durumda kime kızsın! Neye yansın? Bu açıdan Ukrayna Dışişleri Bakanı Kuleba İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid ile görüşmeme kararı aldı. En azından şimdilik. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Durum oynak olmasına rağmen kimileri Rusya'nın kuşatılmakta olduğunu ileri sürüyorlar. 20 milyon kilometre kare toprağı olan bir ülke neresinden kuşatılıyor? Doğru tanım Rusya’nın kuşatılması değil Ukrayna’nın işgal ediliyor olmasıdır. Yine Cihat Yaycı gibi kimileri Türkiye'nin kuşatma  altına alındığını ve kuşatıldığını söylüyor. Doğu Akdeniz'de böyle bir tehlike vardı. Şimdi geçti. Bununla birlikte Suriye, Irak ile İran üzerinden üçlü bir kuşatma hala var. Ayrıca Ukrayna Rusya tarafından işgal edildiğinde Karadeniz'den de muhkem bir şekilde kuşatılmış olacağız. Batı tarafından kuşatılan ülke Rusya bizi kuşatıyor! Matruşka misali. Yani Rusya Ukrayna yönünden NATO tarafından kuşatılırken aynı anda işgalle birlikte burada Türkiye'yi de kuşatmış oluyor! Ayıkla pirincin taşını! Bu açıdan bu kuşatma senaryoları çok tutarlı değil. Zelenski de Avrupa'nın Rus kuşatması altında olduğunu ve Ukrayna'yı aştığında Putin’in soluğu Viyana veya Berlin'de alacağını varsayıyor. Bunlar mübalağadan hâlî olmayan varsayımlar.  

Kim kimi kuşatıyor bilemiyoruz ama ilk defa küreselleşme bu kadar ağır yara aldı ve Rusya ambargolarla birlikte Batı sisteminin dışına itildi. Sistemden koptu. Önce G-8’den atıldı. Şimdi Avrupa’nın periferisinde kaldı. Putin  saldırganlığı ile Avrupa'nın öz savunmasını artırma kararına katkı sundu. Bunun anlamı çift yönlü olacaktır. Avrupa Rus yayılmacılığına karşı silahlanacak veya savunma gücünü artıracak ama savunmada ABD şemsiyesinin altından da çıkacak. Böylece İkinci Dünya Savaşı’nın mütebaki düzeni de ortadan kalkacaktır. Avrupa bu vesile veya fırsat ile ikili kıskaç altında kalmaktan kurtulacaktır. Avrupa bu sayede ABD ile Rusya kıskacından kurtulacaktır. Kısaca Avrupa Ukrayna'dan sonra hem Rusya hem de ABD'ye karşı rüşdünü ispatlayacak ve bağımsızlığını korumaya ve artırmaya çalışacaktır. Bundan böyle bütün dünya hem kendi silahını hem de pahalı da olsa kendi gıdasını kendi üretecektir. Ukrayna herkese ders olacaktır. Enerjide bağımlık devam eder mi, bilemiyoruz. Ukrayna sonrası yeni dünyada mümkünse herkes gıdasını ve silahını kendisi üretecektir. Bundan kaçış yok. Ya da açlığa talim edecektir! Az olsun benim olsun devri geri gelecek.

   Ukrayna sonrası dünya aynı dünya olmayacaktır. Avrupa gerileyen ABD'nin koltuk değneği olmayı kabul etmeyecektir. Kısaca Putin dünyanın dengesini oynattı. Kârlı mı zararlı mı çıkar onu zaman tayin edecektir. Bununla birlikte askerî hamlesinden şimdilik görünen o ki, iki güç zararlı çıkacaktır. Birisi Rusya diğeri ise ABD. Artan petrol fiyatlarından kara geçen Rusya ambargo nedeniyle umduğunu bulamayacaktır. Belki de Putin'in istediği gibi NATO da Batı sonrası dünyada işlevini kaybedecektir. Dünya son yüzyıllarda Hıristiyanlık sonrasına geçmiştir. Şimdi de Batı sonrası dünyaya geçiyor. Beyaz adamın küresel görev süresi doluyor.   

 

Yazar:
Mustafa Özcan
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul