22 Mayıs 2022 - Pazar

Şu anda buradasınız: / EY İMAN EDENLER, KORUNUN!
EY İMAN EDENLER, KORUNUN!

EY İMAN EDENLER, KORUNUN! MUHAMMED İSLAMOĞLU

 

Kendisinden başka kanun koyucu olmayan, göklerde de İlâh, yerde de İlâh, Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ şöyle buyurdu:

“Ey iman edenler, kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki, onun yakıtı insanlar ve taşlardır. Üzerinde oldukça sert, güçlü melekler vardır. Allah, kendilerine neyi emretmişse O’na isyan etmezler ve emredildiklerini yerine getirirler.”1

Böyle buyurur, kendisine katıksız iman eden kullarına Allah Azze ve Celle!.. Ancak, yegâne Rabbleri ve İlâhları Allah Teâlâ’ya gereği gibi iman etmiş olan muvahhid mü’minler, bu buyruğu dinler ve itaat ederler... Allah’a ve Rasûlullah (s.a.s.)’e itaat edenler, Allah’tan korkup O’ndan sakınanlar, gerek kurtuluşa ve mutluluğa erenlerdir...2

Yakıtı, insanlar ve taşlar olan ateş, yani cehennem!.. Kalpleri, taştan daha katılaşmış insanlar.... Tevhidin yerine şirki, imanın yerine küfrü tercih etmiş olan insanlar... Kendilerini yaratan Rabbleri Allah’ı bırakıp ya hevâlarını ya da birilerini rab ve ilâhlaştırarak kulluk yapanlar... Kula, kul olanlar!.. Taşlarla beraber cehennem ateşinin yakıtlar olacaklar... Ateşin yakıtı olan taşlar...

Muhammed b. Hâşim (r.a.) anlatıyor:

“Kâfirler için hazırlanmış ve yakıtı insanlar ile taşlar olan ateşten korunun.”3 âyeti inip de Rasûlullah (s.a.s.), onu okuyunca, yanı başında oturan ve âyeti dinleyen genç –azabın korkusundan- bayılıp düştü. Rasûlullah, hemen gencin başını kucağına koydu. Bir süre durduktan sonra genç, gözlerini açarak:

-Anam, babam sana fedâ olsun. Bu, nasıl bir taştır? diye sordu.

Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Sana şu kadar anlatabilirim. Eğer o taşlardan biri, dünya dağlarının üzerine konsa, onun ağırlığından bütün dağlar erir. Cehennemde her insana (azab edecek) bir taş ve bir de şeytan olacak.”4

Abdullah b. Mes‘ûd (r.a.):

“Yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrîm, 66/6) âyetini açıklarken şöyle der:

-Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de sözünü ettiği taşlar, kibritten (kükürtten) taşlardır. Allah o taşları, kendi nezdinde nasıl dilemişse yahut dilediği gibi yaratmıştır.5

Böyle bir ateşten korunun ey iman edenler!..

1- Katıksız iman ederek korunun.

Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor:

Allah Azze ve Celle:

“(Öncelikle) en yakın hısımlarını (aşiretini) uyar.” (Şu‘ara, 26/214) âyetini indirdiği zaman, Rasûlullah (s.a.s.) kalktı da şöyle buyurdu:

“Ey Kureyş topluluğu, (yahut buna benzer bir kelime ile hitap etti) canlarınızı, nefislerinizi, satın alınız. (Yani, iman edip İslâm’a girmek suretiyle nefislerinizi Allah’ın azabından koruyunuz.) Ben, Allah’ın azabından hiçbir şeyi sizden defedemem.

Ey Abdimenâf oğulları, ben sizden de Allah’ın azabından hiçbir şeyi defedemem.

Ey Abbâs b. Abdulmuttalib, senden de Allah’ın azabından hiçbir parçasını menedemem.

Ey Rasûlullah’ın halası olan Safiyye, senden de ben Allah’ın azabından bir kısmını olsun defedemem.

Ey Muhammed’in kızı Fatıma, malımdan dilediğin şeyi iste (vereyim, fakat) Allah’ın azabından hiçbir şeyi senden defedemem.”6

Allâme İbn Hacer el-Askalânî (rh.a.), “Fethu’l-Bârî” adlı meşhur eserinde şöyle der:

“Ebû Hüreyre’den rivâyet edilen hadiste geçen, ‘nefislerinizi satın alın’ ifadesi, nefislerin cehennemden kurtulması itibarı ile söylenmiştir. Sanki burada şöyle buyrulmuştur:

Müslüman olun, azaptan kurtulun! Bu, alışverişe benzemektedir. Böyle yapanlar, âdeta Allah’a itaati kurtuluşun ücreti yapmışlardır.

“Allah, mü’minlerden canlarını satın almıştır.”7 âyetinde ise mü’min, satıcı konumundadır. Allah’a itaat satılan mal, cennet de bedeli gibi görülmüştür.

Bu hadiste, bütün canların Allah’ın mülkü olduğuna bir işaret vardır. Kim, Allah’a, emirlerini yerine getirmek, yasaklarından sakınmak hususunda gerektiği gibi itaat ederse, vermesi gereken ücreti ödemiş olur. Başarı Allah’ın yardımı iledir.”8

Ebû’l-Abbâs Şihabuddin Ahmed b. Muhammed el-Kastallânî (rh.a.), “İrşâdu’s-Sârî li- Şerhi Sahîhi’l-Buhârî” adlı eserinde şunları beyân eder:

“Ebû Hüreyre’nin bildirdiğine göre ‘(Öncelikle) en yakın hısımlarını (aşiretini) uyar.’ (Şu‘arâ, 26/214) âyeti nâzil olduğu zaman Rasûlullah (s.a.s.), Mekke’deki Safa Tepesi’nde bir konuşma yaptı. Konuşmasında, ilk önce Kureyşlilere seslenip nefislerini satın almalarını, zira Allah’ın azabına karşı kendilerine bir faydasının dokunmayacağını söyledi. Nefsi satın almaktan kasıt, Allah’a itaat ederek onu azaptan kurtarmaktır. Zira azaptan kurtulmasının bedeli itaattir.”9

Ancak katıksız iman edip mü’min ve gereği gibi Allah’a itaat edip Müslüman olmak, cehennem azabından korumuş olur!..

Yegâne Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Eğer o ülkeler halkı, iman edip (Allah’a karşı inkâr ve isyandan) korkup sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız) bolluklar (bereketler) açardık.”9

“İman edenler ve imanlarını zulümle karıştırmayanlar, işte güvenlik onlar içindir ve onlar hidâyete ermişlerdir.”10

2- Salih ameller işleyerek korunun.

Rabbimiz Allah Azze ve Celle şöyle buyurdu:

“Asra andolsun.

Gerçekten insan ziyandadır.

Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.”11

İmam Şâfiî (rh.a.) der ki:

-İnsanlar, bu sûreyi bilselerdi kendilerine yeterdi.12

Katıksız iman edip gereğince ve Rasûlullah (s.a.s.)’in sünneti üzere salih ameller işleyen mü’min Müslümanlar, kendilerini zarardan ve ziyandan korumuş olup âhirette de cehennemden korunmuş olurlar!.. Allah tarafından güzel bir hayat ile yaşatılmışlık, korunmuşluğun apaçık beyânıdır...

Yegâne İlâhımız Allah Teâlâ şöyle buyurdu:

“Erkek olsun, kadın olsun, bir mü’min olarak kim salih amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu, güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.”13

Şeyhu’l-İslâm Ebû’s-Suûd Efendi (rh.a.), “İrşâdu’l-Akli’s-Selîm” adlı ünlü tefsirinde, bu âyet-i kerîmeyi tefsir ederken şunları beyân eder:

“Burada, mü’minlerin hepsi bütün iyi amellere teşvik edilmektedir. Bu, büyük mükâfatların o mü’minlere ve onların mezkûr amellerine mahsus olduğu vehmini ortadan kaldırmak içindir. Yani, hangi amel olursa olsun, erkekten veya kadından kim mü’min olarak iyi amel işlerse, Biz de hiç şüphesiz onu güzel bir hayat ile yaşatırız.

‘Erkekten veya kadından’ denilmesi, hepsine şümulünü kuvvetle beyân etmek içindir. ‘Mü’min olarak’ denilmesi, mükâfata hak kazanılmasında veya azabın hafifletilmesinde, kâfirlerin amellerine itibar edilmemesindedir.

Nitekim bir âyette şöyle denilmektedir:

“Onların yaptıkları her bir işi ele alırız da, onu saçılmış zerre haline getiririz.” (Furkân, 25/23)

Yahut salih amel işleyenin, dünyada güzel bir hayat ile yaşatılması, eğer zengin ise zâhirdir, eğer fakir ise, kanaat ile kısmetine razı olmak ve uhrevî mükâfatı beklemekle hayatı mutlu olur. Tıpkı oruçlu bir kimsenin, gece nimetlerini düşünmekle gündüzleri de mutlu olması gibi. Günahkâr ise bu mutluluktan mahrumdur. Çünkü günahkâr fakir ise, bu gayet açıktır, eğer zengin ise, ihtirası ve zenginliğin elden gitmesi endişesi, hayatından tat almasına imkân vermez.

Ve âhirette de, mezkûr sabredenler için yaptığımız gibi, mükâfatlarını hiç şüphesiz yapmakta olduklarının en güzeli ile veririz.”14

Ve Âlemlerin Rabbi Allah’tan müjde:

“İman edip salih amellerde bulunan ve Muhammed’e indirilen (Kur’ân)’a -ki o, Rabbinden bir haktır- iman edenlerin (Allah), kötülüklerini örtüp bağışlamış, durumlarını düzeltip ıslah etmiştir.”15

“İman edip salih amellerde bulunanlar ise, elbette onları salihlerin arasına katacağız.”16

3- Sadıklarla beraber olmakla korunun.

“Ey iman edenler, Allah’tan sakının ve sadıklarla birlikte olun.”17 diye buyuran Allah Teâlâ, beraber olunmayı emrettiği sadıkların kimler olduğunu:

“Mü’min olanlar, ancak o kimselerdir ki onlar, Allah’a ve Rasûlü’ne iman ettiler, sonra hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar, sadık olanların ta kendileridir.”18

Sadık ve muttakîler olarak beyân edilen sadıklarla beraber olan mü’min Müslümanlar, birbirlerinin koruyucusu olur, haramlardan, günahlardan ve kötülüklerden korurlar... İyilikleri emretmek ve kötülüklerden sakındırmak, kadın olsun, erkek olsun her mü’minin görevidir...19

Ebû Hüreyre (r.a.) rivâyet eder:

Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Kişi, arkadaşının/dostunun dini üzeredir. Öyleyse her biriniz kiminle arkadaşlık/dostluk ettiğine (iyi) dikkat etsin.”20

Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.)’dan.

Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Mü’minlerden başkasıyla arkadaşlık/dostluk etme, yemeğini de Allah’tan korkan kimse (muttakî)den başkası yemesin.”21

Ebû Musa el-Eş‘arî (r.a.) anlatıyor:

Rasûlullah (s.a.s.), bir hutbesinde:

“Mü’minin, mü’mine bağlılığı, taşları birbirine kenetleyen duvar gibidir.” buyurdu.

Sonra iki elinin parmaklarını birbirine geçirdi.22

4- Namazı dosdoğru kılmakla korunun.

“Sana Kitâb’dan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşâ)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah’ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tir. Allah, yaptıklarınızı bilir.”23

Hanzala el-Üseydî (r.a.) rivâyet eder.

Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Kim abdestine, vaktine dikkat ederek, rükûlarını, secdelerini tam olarak yerine getirerek beş vakit namaza dikkat ederse ve onların Allah katından kendisine gönderilmiş bir hak olduğunu bilirse, artık cehenneme haram olur.”24

Önderimiz ve hayat örneğimiz Rasûlullah (s.a.s.)’in buyurduğu gibi, namazın maddî ve manevî yönüne dikkat edip dosdoğru kılan kişiye namaz, fahşâdan ve münkerden koruduğuyla beraber, âhirette ona cehennemi haram kılar, yani cehennemden korunmuş olur... Dünya hayatında onu, çirkin utanmazlıklardan kötülüklerden alıkoyan namaz, âhirette cehennemden kurtarmaktadır...

İmam el-Beğavî (rh.a.), “Meâlimu’t-Tenzîl” adlı tefsirinde şu bilgileri kaydediyor:

“Âyetteki ‘el-fahşâ’ buyruğu, hayâsız ve ahlâk dışı olan amellere denir. ‘el-Münker’ ise, şeriatte bilinmeyen (yani, hoş olmayan kötü) amellere denir.

İbn Mes‘ûd (r.a.) ve İbn Abbas (r.anhuma) derler ki:

-Namazda, kişiyi Allah’a isyandan alıkoyan ve uzak tutan bir özellik vardır. Kişinin kıldığı namaz onu, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoymuyorsa o kişi, namazıyla Allah’tan uzaklaşıyor demektir.

Hasan-ı Basrî (rh.a.) ve Katâde (rh.a.) ise şöyle demişlerdir:

-Namaz kişiyi, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoymuyorsa, onun namazı kendi aleyhine bir vebal olur.

İbn Avn (rh.a.) der ki:

-Âyetin mânası şudur: Kişi, namaz kılmaya devam ettiği sürece namaz kendisini, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar.”25

Ebû’l-Âliye (rh.a.),

“Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşâ)dan ve kötülükler (münker)den alıkoyar.” (Ankebût, 29/45) buyruğunu açıklarken şöyle dedi:

-Namazda üç haslet vardır. Bunlardan biri ihlâs, biri Allah korkusu ve biri Allah’ı zikretmektir. Eğer bir namazda bu üç hasletten biri yoksa, o namaz namaz değildir. İhlâs, iyiliği emreder. Allah korkusu, kötülükten alıkoyar, Allah’ın zikri olan Kur’ân okumak da, iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklar.”26

Şakîk, Abdullah b. Mes‘ûd (r.a.)’ın:

-Namaz, sadece şartlarına uyarak kılana fayda verir, dediğini nakleder.

Abdullah, sonra şu âyeti okudu:

“Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşâ)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah’ı zikretmek ise en büyüktür.” (Ankebût, 29/45)

Ve şöyle dedi:

-Yüce Allah’ın kulu anması, kulun Allah’ı zikretmesinden daha büyüktür.”27

Ebû Hâlid anlatır:

Abdullah b. Mes‘ûd (r.a.)’a:

-Falan kişi, rükû ve secdeleri uzatıyor, denildi.

Abdullah:

-Namaz, ancak O’na itaat edene fayda verir, karşılığını verdi.

Yani, Allah en doğrusunu bilir, ancak muhakkak ki namaz, hayâsızlıktan ve kötü şeylerden alıkoyar. Bu sebeple namaz, ona fayda sağlar.28

Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor:

Bir adam, Rasûlullah (s.a.s.)’e gelip:

-Filan kişi, gece namazı kılmakta ve sabahladığı zaman hırsızlık yapmaktadır, dedi.

Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.):

“Kıldığı namaz onu, dediğin şeyden alıkoyacaktır.” buyurdu.29

Hasan el-Basrî (rh.a.)’den.

Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Kim namaz kılar da bu namazı, onu iyiliğe yönlendirmez ve kötülükten alıkoymazsa, ancak kendisini Allah’tan uzaklaştırmaya yarar.”30

5- Oruç tutarak korunun.

Yegâne Rabbimiz ve İlâhımız Allah Teâlâ şöyle buyurdu:

“Ey iman edenler, sizden öncekilere yazıldığı gibi, oruç size de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki sakınırsınız.”31

“Oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, (işte) bunlar için Allah, bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır.”32

Meşhur müfessirlerden Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır (rh.a.), “Hak Dini Kur’ân Dili” adlı ünlü tefsirinde “Oruç tutarak korunma” konusunda şunları kaydeder:

“İşte ey mü’minler, size de oruç farz kılındı ki korunabilesiniz. Oruç sayesinde nefsinize ve şehvetlerinize hâkim olma alışkanlığı elde ederek günahlardan, tehlikelerden sakınıp takvâ mertebesine erebilesiniz.

Çünkü oruç, şehveti kırar, nefsin heveslerini mağlup eder. Azgınlıktan, kötülükten meneder. Dünyanın adi lezzetlerini, makam ve yükselme davalarını küçük gösterir, hayatın lezzetini tattırır, kalbin Allah’a bağlılığını arttırır, ona bir meleklik zevki ve saflığı bahşeder. Çünkü, ‘kişi, karnı ile tenasül organı olmak üzere iki deliği için koşar’, darb-ı mesele hükmünce insanları her derde sokan şehvetlerin esası, karın ve tenasül organı şehvetidir. İnsanın insanlığı da bunlara hâkim olmasındadır.

Oruç ise, ilk önce bu ikisini kırar, düzene sokar. Onların mecbur ettiği şeyleri, zarurîlikten kurtarıp isteğe bağlı bir hale çevirir. Öyle ki oruç tutmayan insanlar, şehvetli arzularının önünde bir oyuncak gibi yuvarlanıp kıvrandıkları, akıl ve iradelerine sahip olmayarak gelişigüzel günahlara sürüklendikleri halde, oruç tutanlar, tersine bunlara hâkim olur. Kendini zabtetmesini ve nefsinin arzularını da ihtiyacına göre kullanmasını bilir.”33

Abdullah b. Mes‘ûd (r.a.)’ın rivâyetiyle Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Ey gençler zümresi, sizden her kim evlenmek külfetine gücü yeterse, evlensin. Nikâh külfetine gücü yetmeyen kimse de oruç tutsun. Çünkü oruç, oruç tutan kimse için şehvet kıran bir şeydir.”34

Ebû Hüreyre (r.a.)’dan.

Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Oruç bir kalkandır. Herhangi biriniz oruçlu olduğunuz gün (kimseye) kötü söz söylemesin, (kimseyle) tartışmasın. Bir kimse, onunla dövüşür veya ona sataşırsa: Ben oruçlu bir kimseyim, desin.”35

Osman b. Ebi’l-Âs es-Sekafî (r.a.)’dan.

Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Oruç, birinizin savaştan koruyucu kalkanı gibi, cehennem ateşinden koruyucu bir kalkandır.”36

6- Gözleri ve ırzı korumakla korunun.

Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Mü’min erkeklere söyle: ‘Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu, onlar için daha temizdir. Gerçekten Allah, yaptıklarından haberdardır.”37

Emîru’l-mü’minîn İmam Ali b. Ebî Tâlib (r.a.) anlatır:

“Rasûlullah (s.a.s.) zamanında bir kişi, Medine yollarından bir yolda giderken bir kadına baktı. Kadın da kendisine baktı. Şeytan onlara, ancak birbirlerini beğenerek bakmaları vesvesesini verdi. Adam, kadına bakarak duvara doğru yürürken duvara çarptı ve burnunu yaraladı.

Bunun üzerine kendi kendine:

-Vallahi, bu durumu Rasûlullah’a bildirmeden kanımı yıkamayacağım, dedi.

Sonra Rasûlullah (s.a.s.)’e gidip durumu anlattı.

Rasûlullah (s.a.s.):

“Bu, işlediğin günahın cezasıdır.” buyurdu.

Bunun üzerine Allah Teâlâ:

“Mü’min erkeklere söyle: ‘Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar..........” (Nûr, 24/30) âyetini indirdi.38

Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ şöyle buyurdu:

“Mü’min kadınlara da söyle: ‘Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar, süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendinden görüneni hariç. Başörtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar.”39

Abdullah b. Mes‘ûd (r.a.)’ın rivâyetiyle Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“(Allah Teâlâ buyuruyor ki:)

- Şüphesiz ki (harama) bakmak, İblis’in zehirli oklarından bir oktur. Her kim Benden korktuğu için o bakışı terk edecek olursa, Ben de ona, onun yerine tadını kalbinde bulacağı bir iman veririm.”40

7- Helâl maldan, Allah yolunda sadaka vererek korunun.

Rabbimiz ve İlâhımız Allah Azze ve Celle şöyle buyurdu:

“Gerçek şu ki, sadaka veren erkekler ile sadaka veren kadınlar ve Allah’a güzel bir borç verenler, onlar için kat kat arttırılır ve kerim (üstün ve onurlu) olan ecir de onlarındır.”41

Abdullah b. Mes‘ûd (r.a.) rivâyet eder.

Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Kişi, haram yoldan kazandığı malı, infak etse de bereketini görmez. Bu maldan vereceği sadakalar kabul görmez. Bu maldan yanında tuttuğu miktar, onun cehennem azığı olur. Allah, kötülüğü başka bir kötülükle gidermez. Fakat kötülüğü, yapılan bir iyilikle temizler. Zira pis olan bir şeyi, pis olan bir şey silmez.”42

Ebû Hüreyre (r.a.)’dan.

Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Allah, helâl maldan verilen sadakadan başka hiçbir sadakayı kabul etmez.”43

Enes b. Mâlik (r.a.)’dan:

Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Sadaka, Rabb’in (isyan edene karşı) gazabını söndürür ve kötü ölümü önler!”44

Adiyy b. Hâtim (r.a.) anlatır:

Rasûlullah (s.a.s.), ateşi (cehennemi) zikredip yüzünü geri çekti ve bakındı da, ondan teavvuz edip Allah’a sığındı. Sonra yine ateşi (cehennemi) zikretti, yüzünü geri çekip sakındı, yine ateşten teavvuz edip Allah’a sığındı. Sonra:

“Sizler, (sadaka vererek) tek hurmanın yarısıyla, bunu da bulamayan güzel bir sözle olsun ateşten (cehennemden) korununuz!” buyurdu.45

Abdullah b. Mes‘ûd (r.a.)’dan:

Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Mallarınızı zekât kalesine sığındırın, hastalarınızı sadakayla iyileştirin, belalara da dua hazırlayın.”46

8- Ümmetin İmamı’na sığınarak korunun.

Ebû Hüreyre (r.a.)’in rivâyetiyle şöyle buyurur Rasûlullah (s.a.s.):

“(İslâm Devlet Başkanı olan) İmam, (millet için) bir kalkandır. Onun ardında, onun emrinde savaşılır. Onunla (düşmandan) korunulur. Eğer o, millete, Allah’a takvâ ile emrederse ve adaletle hareket ederse, bu emri ve adaleti sebebiyle onun için sevap vardır. Eğer takvâ ve adaletten başkasıyla emir ve hükmederse, bundan meydana gelen günah onun üzerine döner.”47

İmam el-Kastallânî (rh.a.), “İrşâdu’s-Sârî” adlı eserinde şunları beyân eder:

“Devlet başkanı (İmam), görevini hakkıyla ifa ettiği zaman bir kalkan gibidir ki düşmanların, Müslümanlara eziyet etmesini önler ve İslâm’ın kıblegâhını korumuş olur. Onun gücüyle, kâfir ve zorbalarla savaşılır ve onunla korunulur.

Asıl olarak burada kastedilen, önünde veya arkasında olsun iradeciyi korumak için savaşmak kastedilmektedir. İdarecinin arkasında savaşılmaması ve emrine uyulmaması halinde, insanların işleri karışır, kuvvetli olan zayıf olana saldırır, hadler ve ferâid yok olur. İdarecinin yerine savaşan kimse, onu korumuş olmaz, aksine onunla korunmuş olur. Zira kendisi, onun topluluğundandır ve onunla kuvvet bulmuştur. Yani kişi, idarecinin önünde veya arkasında savaşsa da onunla korunmuş olur.”48

Kendisinden başka kanun koyucu hak ilâh olmayan Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ şöyle buyurdu:

“Ey iman edenler, Allah’a itaat edin, Rasûl’e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de (itaat edin).”49

  1. Tahrîm, 66/6.
  2. Bkz. Nûr, 24/51-52.
  3. Bakara, 2/24. Ayrıca bkz. Tahrîm, 66/6.
  4. İmam Hafız el-Münzirî, Hadislerle İslâm-Terğîb ve Terhîb, çev. A. Muhtar Büyükçınar, vdğ. İst. T.y. c. 7, sh. 252, Hds. 53. İbn Ebi’d-Dünyâ’dan.

Celâleddin es-Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr fi’t-Tefsîr bi’l-Me’sûr, çev. Hasan Yıldız, İst. 2012, c. 14, sh. 540.

  1. Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale’s-Sahîhayn, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, c. 5, sh. 605, Hbr. 503.

Hennâd b. es-Serî, Kitâbü’z-Zühd, çev. Dr. Musa Akpınar-Dr. Faik Akçakoca, İst. 2017, sh. 145, Hbr. 263.

İbn Ebi’d-Dünyâ, İbn Ebi’d-Dünyâ Külliyatı-Hadislerde Cehennem, çev. Ülker Aytekin, İst. 2013, c. 2, sh. 121, Hbr. 231.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, çev. Âdem Yerinde, İst. 2015, c. 12, Hds. 66, Hbr. 11428. Taberânî, el-Mu‘cemu’l-Kebîr’den.

Celâleddin es-Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 1, sh. 174. Abdurrezzâk, Saîd b. Mansûr, Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbnu’l-Münzir, İbn Ebî Hâtim’den.

  1. Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’l-Vesâyâ, B. 11, Hds. 16.
  2. , B. 233, Hds. 291.

Sahîh-i Müslim, Kitâbu’l-Îmân, B. 89, Hds. 348-351.

Sünen-i Tirmizî, Kitâbu Tefsîru’l-Kur’ân, B. 27, Hds. 3399.

Sünen-i Nesâî, Kitâbu’l-Vesâyâ, B. 6, Hds. 3625-3629.

İmam Buhârî, el-Edebü’l-Müfred, B. 25, Hds. 48.

Beyhakî, Şu‘abu’l-Îmân, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, c. 6, sh. 640, Hds. 6621.

İmam Zehebî, Târîhu’l-İslâm, çev. Muzaffer Can, İst. 1994, c. 1, sh. 216.

  1. Âyet-i kerîmenin tamamı şöyledir:

“Hiç şüphesiz Allah, mü’minlerden –karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar, Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. (Bu) Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân’da O’nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah’tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip müjdeleşin. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” (Tevbe, 9/111)

  1. İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî-Muhtasar, çev. Dr. Halil Aldemir, İst. 2007, c. 9, sh. 459.
  2. Kastallânî, İrşâdu’s-Sârî li-Şerhi Sahîhi’l-Buhârî, çev. Hüseyin Yıldız, İst. 2020, c. 13, sh. 524.

9)    A‘râf, 7/96.

  1. En‘âm, 6/82.
  2. Asr, 103/1-3.
  3. İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, çev. Dr. Savaş Kocabaş, İst. 2010, c. 1, sh. 262.
  4. Nahl, 16/97.
  5. Şeyhulİslâm Ebû’s-Suûd Efendi, Ebû’s-Suûd Tefsiri, çev. Ali Akın, İst. 2006, c. 8, sh. 3542.
  6. Muhammed, 47/2.
  7. Ankebût, 29/9.
  8. Tevbe, 9/119.
  9. Hucurât, 49/15.
  10. Bkz. Tevbe, 9/71.
  11. Sünen-i Ebû Dâvûd, Kitâbu’l-Edeb, B. 16, Hds. 4833.

Sünen-i Tirmizî, Kitâbü’z-Zühd, B. 32, Hds. 2484.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2014, c. 16, sh. 119, Hds. 23139-23140.

  1. Sünen-i Ebû Dâvûd, Kitâbu’l-Edeb, B. 16, Hds. 4832.

Sünen-i Tirmizî, Kitâbü’z-Zühd, B. 44, Hds. 2506.

Sünen-i Dârimî, Kitâbu’l-Et‘ime, B. 23, Hds. 2063.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 16, sh. 120, Hds. 23141.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c. 9, sh. 490, Hds. 7251.

Ebû Dâvûd Süleyman b. Dâvûd el-Cârûd et-Tayâlisî, Müsned-i Tayâlisî, çev. M. Ömer Yusuf, Konya, 2019, c. 2, sh. 341, Hds. 2327.

Nûreddin el-Heysemî, Sahîh-i İbn Hibbân Zevâidi, çev. Hasan Yıldız, İst. 2012, c. 2, sh. 374, Hds. 2049.

  1. Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’l-Edeb, B. 36, Hds. 56.

Sahîh-i Müslim, Kitâbu’l-Birri ve’s-Sılâ, B. 17, Hds. 65.

Sahîh-i Tirmizî, Kitâbu’l-Birri ve’s-Sılâ, B. 18, Hds. 1993.

Sünen-i Nesâî, Kitâbu’z-Zekât, B. 67, Hds. 2550.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 15, sh. 540-541, Hds. 22505-22507.

  1. Ankebût, 29/45.
  2. İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, sh. 641, Hds. 2809.

Beyhakî, Şu‘abu’l-Îmân, c. 3, sh. 494, Hds. 2566.

  1. Ebû Muhammed Muhyissünne el-Hüseyn b. Mes‘ûd b. Muhammed el-Ferrâ el-Beğavî, Beğavî Tefsiri, çev. A. Alpaslan Tunçer, İst. 2018, c. 6, sh. 85-86.
  2. Celâleddin es-Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 11, sh. 525. Abd b. Humeyd’den.
  3. İbn Ebî Şeybe, Musannef, çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2012, c. 14, sh. 541, Hbr. 35696.
  4. Beyhakî, Şu‘abu’l-Îmân, c. 4, sh. 20, Hbr. 2993.

Celâleddin es-Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 11, sh. 526. İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu’l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim’den.

  1. İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, sh. 597, Hds. 2723.

Beyhakî, Şu‘abu’l-Îmân, c. 4, sh. 20, Hds. 2991.

Nûreddin el-Heysemî, Sahîh-i İbn Hibbân Zevâidi, c. 1, sh. 368, Hds. 639.

İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2011, c. 8, sh. 342, Hds. 5157. Hafız Ebû Bekr el-Bezzâr’dan.

  1. Beyhakî, Şu‘abu’l-Îmân, c. 4, sh. 20, Hds. 2992.

Celâleddin es-Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 11, sh. 527. İbn Cerîr’den.

İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, c. 8, sh. 341-342, Hds. 5156.

  1. Bakara, 2/183.
  2. Ahzab, 33/35.
  3. Elmalılı M. Hamdı Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, İst. T.y. c. 1, sh. 506. (Yenda Yayınları)

Sadeleştirilmiş nüsha, c. 1, sh. 517. (Azim Yayınları)

  1. Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’n-Nikâh, B. 2, Hds. 3-4.

Kitâbu’s-Savm, B. 10, Hds. 15.

Sahîh-i Müslim, Kitâbu’n-Nikâh, B. 1, Hds. 1-3.

Sünen-i Ebû Dâvûd, Kitâbu’n-Nikâh, B. 1, Hds. 2046.

Sünen-i Tirmizî, Kitâbu’n-Nikâh, B. 1, Hds. 1087.

Sünen-i Nesâî, Kitâbu’s-Sıyâm, B. 43, Hds. 2238-2241.

Kitâbu’n-Nikâh, B. 3, Hds. 3192-3193.

Sünen-i İbn Mâce, Kitâbu’n-Nikâh, B. 1, Hds. 1846.

Sünen-i Dârimî, Kitâbu’n-Nikâh, B. 2, Hds. 2171-2172.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 12, sh. 294-296, Hds. 17580-17585.

  1. Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’s-Savm, B. 9, Hds. 14.

Kitâbu’t-Tevhîd, B. 36, Hds. 118.

Sahîh-i Müslim, Kitâbu’s-Sıyâm, B. 30, Hds. 162-163.

Sünen-i Ebû Dâvûd, Kitâbu’s-Sıyâm, B. 25, Hds. 2363.

Sünen-i Nesâî, Kitâbu’s-Sıyâm, B. 42, Hds. 2218.

Sünen-i İbn Mâce, Kitâbu’s-Sıyâm, B. 21, Hds. 1691.

İmam Mâlik, Muvatta’, Kitâbu’s-Sıyâm, Hds. 57.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 7, sh. 317, Hds. 9774.

  1. Sünen-i İbn Mâce, Kitâbu’s-Sıyâm, B. 1, Hds. 1639.

Sünen-i Nesâî, Kitâbu’s-Sıyâm, B. 43, Hds. 2230-2232.

Beyhakî, Şu‘abu’l-Îmân, c. 4, sh. 213, Hds. 3291-3295.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 7, sh. 333, Hds. 9816-9817.

İbn Huzeyme, Sahîh-i İbn Huzeyme, çev. Dr. Şemsettin Işık, vdğ. İst. 2019, c. 3, sh. 271, Hds. 1891.

  1. Nur, 24/30.
  2. Celâleddin es-Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 11, sh. 28. İbn Merdûye’den.

Muhammed b. Musa Âl-i Nasr Selim b. Îd el-Hilâlî, Esbâb-ı Nüzûl-el-İstiâb fî Beyâni’l-Esbâb, çev. İshak Doğan, İst. 2017, c. 3, sh. 256.

  1. Nur, 24/31.
  2. İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, c. 7, sh. 550, Hds. 4899. Taberânî’den.
  3. Hadîd, 57/18.
  4. İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 10, sh. 597, Hds. 15064.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c. 9, sh. 593-594, Hds. 7379-7380.

  1. Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’z-Zekât, B. 8, Hds. 14.

Kitâbu’t-Tevhîd, B. 23, Hds. 57.

Sahîh-i Müslim, Kitâbu’z-Zekât, B. 19, Hds. 63.

Sünen-i Tirmizî, Kitâbu’z-Zekât, B. 28, Hds. 656.

Sünen-i Nesâî, Kitâbu’z-Zekât, B. 48, Hds. 2515.

Sünen-i İbn Mâce, Kitâbu’z-Zekât, B. 28, Hds. 1842.

Abdullah b. Mübârek, Kitâbü’z-Zühd, çev. Abdullah Samed Afaracı, İst. 2015, sh. 205, Hds. 648.

  1. Sünen-i Tirmizî, Kitâbu’z-Zekât, B. 28, Hds. 658.
  2. Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’r-Rikâk, B. 51, Hds. 147.

Kitâbu’l-Edeb, B. 34, Hds. 53.

Sahîh-i Müslim, Kitâbu’z-Zekât, B. 20, Hds. 68.

Sünen-i Nesâî, Kitâbu’z-Zekât, B. 63, Hds. 2543.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 7, sh. 219, Hds. 9580.

İbn Huzeyme, Sahîh-i İbn Huzeyme, c. 4, sh. 117, Hds. 2428.

Beyhakî, es-Sünenü’l-Kebîr, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2016, c. 8. sh. 248, Hds. 7820.

Abdullah b. Mübârek, Kitâbu’z-Zühd ve’r-Rekâik, sh. 204, Hds. 644.

  1. Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 5, sh. 19, Hds. 4336. Taberânî, el-Mu‘cemu’l-Evsat ve el-Mu‘cemu’l-Kebîr’den.
  2. Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’l-Cihâd, B. 108, Hds. 164.

Sahîh-i Müslim, Kitâbu’l-İmâre, B. 9, Hds. 43.

Sünen-i Nesâî, Kitâbu’l-Biat, B. 30, Hds. 4178.

Sünen-i Ebû Dâvûd, Kitâbu’l-Cihâd, B. 151, Hds. 2757.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 19, sh. 300, Hds. 27202.

  1. Kastallânî, İrşâdu’s-Sârî, c. 9, sh. 163.
  2. Nisâ, 4/59
Yazar:
MUHAMMED İSLAMOĞLU
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul