22 Mayıs 2022 - Pazar

Şu anda buradasınız: / ESKİLERİN MASALLARI SÖYLEMİ
ESKİLERİN MASALLARI SÖYLEMİ

ESKİLERİN MASALLARI SÖYLEMİ HÜSEYİN KERİM ECE

 

Kur’ân’da, “esâtirul-evvvelîn-eskilerin masalları-söylentileri” deyimi dokuz sûrede dokuz defa yer alıyor.

Bunların sekiz tanesinin Mekkî sûrelerde yer alması dikkat çekici... Zira Mekkî sûreler genelde inanç konularından, -özellikle Allah ve âhirete imandan-, vahiyden, geçmiş kavimlerin olaylarından, müşriklerin vahye karşı tavırlarından, onlara verilen cevaplardan bahseder.

Vahiyden yüz çeviren, karşı çıkan, hatta Kur’ân’ın davetiyle çeşitli araç ve yöntemlerle mücadele eden müşrikler, kâfirler, -özelde Peygamber dönemindeki müşrikler- Kur’ân’ın dedikleri hakkında; “bunlar eskilerin söylentileri, masalları” dedikleri, onun vahiy değil, Muhammed’in uydurduğu düzme şeyler olduğunu iddia ettiler, ederler.

Bu öteden beri Hak davete karşı çıkan, aklını kullanmayanların, âyetlere kör ve sağır olanların genel tavrıdır. Ancak bu tavrın kendileri hakkında kötü bir şey olduğunu, masal dedikleri vahiy sözlerinin günün birinde gerçekleşeceğini akletmezler.

 

-İnkârcılar Allah’ın âyetlerine “masalımsı” şeyler derler

‘Esâtirul-evvvelîn’ ifadesi nüzûl sırasına göre ilk defa Kalem sûresinde, müşriklerin elebaşlarına ait bir tepki ve iftira olarak yer alıyor.

Kur’ân Rasûlullah’a hitaben şöyle diyor:

“Yemin edip duran, aşağılık,

daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan,

iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış,

kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye

mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.

Ona âyetlerimiz okunduğu zaman o, “Öncekilerin masalları (esâtirul-evvvelîn)” der.” (Kalem 68/10-15)

Onlar Allah’ın âyetlerini duydukları zaman alay etmek, yalanlamak, Allah katından gelmediğini iddia etmek için böyle derler.[1]

Peygamber zamanındaki müşriklerin elebaşları hakkında inen bu âyetler[2] onların genel karakterinin özeti gibidir. Hakkı küçümsemek, kibir ve aldanış…

Onlar Kur’ân’ın davetine karşı çıktılar. Zira onlar her ne kadar mal mülk, çoluk çocuk sahibi olsalar da, kötü ahlâklı, İslâm’ın günah dediği şeyleri zevkle yapan, haksızlık yapmaktan çekinmeyen, insanlığını kaybetmiş, bir anlamda soysuzlaşmış kimselerdi.

Âyetler Allah’ın Rasûlü’ne bir uyarı idi. Zira o zamanki müşrikler İslâm konusunda taviz vermesini bekliyorlardı. Elçi, onların varlıklı veya konumlarına bakarak vahiy konusunda taviz veremezdi.[3]

Âyetler mü’minleri de uyarıyor. Bu kötü sıfatlara sahip müşriklerin zenginliklerine, makamlarına, çok oluşlarına, kalkınmış olmalarına aldanıp imanlarından ve İslâmî hayatlarından taviz vermemeli. Kimliklerini terk etmemeli. Onlara boyun eğmemeli. Onların dünya görüşlerinin, hayat anlayışlarının daha iyi, daha ileri, daha gösterişli olduğunu zannetmemeli.

Onlar Müslümanların taviz vermesini, kendi hayat tarzlarını benimsemelerini bekleseler de, ümit etseler de, hatta buna zorlasalar da…

Üstelik bunlar Allah’ın âyetleri kendilerine okununca veya duyunca hemen iftira ederler. “Bunlar eski nesillerin uydurduğu, düzme, aslı olmayan, masalımsı şeylerdir” derler.

Gün gelecek bu İslâmî daveti ve bunu kabul eden Müslümanları küçümseyen, inandıkları âyetlerle alay eden kibirli adamların gururu kırılacak, burunları sürtecek...[4]

Nitekim Kur’ân’ın davetiyle yıllarca mücadele eden Mekkeli müşrikler Peygamber’in hayatında bu sonucu gördüler.

Kalem 68/14. âyetinde geçen ‘benûn-çocuklar/oğullar’ mecazî olarak “geniş bir destek” veya “çok sayıda taraftar” anlamına gelebilir. Mal/servet ile birlikte zenginliğe ve (bundan doğan) güce işaret eder.

 

-Bazıları Kur’ân’ı Muhammed uydurdu derler

“İnkâr edenler, “Bu Kur’ân, Muhammed’in uydurduğu bir yalandan başka bir şey değildir. Başka bir topluluk da bu konuda ona yardım etmiştir” dediler. Böylece onlar haksız ve asılsız bir söz uydurdular.

“(Bu Kur’ân, başkalarından) yazıp aldığı öncekilere ait efsânelerdir (esâtirul-evvvelîn). Bunlar ona sabah akşam okunmaktadır” dediler.” (Furkân 25/4-5)

 Vahyin ilk muhatapları olan inkârcılar ve benzerleri Kur’ân hakkında gerçek olmayan, tamamen asılsız (yalan) iddiada bulunurlar.

Kur’ân Allah’ın vahyettiği hak kitap iken, onlar onun hakkında ona yakışmayan, aslı olmayan sözler sarf ederler. Böylelerinin vahiyle ilgili ikinci şüpheleri “Kur’ân öncekilerin anlattığı söylentiler, satırlara yazılmış haberlerdir, onu Muhammed iddialarını desteklemek için yazıp düzdü” demeleridir.[5]

Mekkeli müşrikler Kur’ân’ın davet ettiği ölçülerin öteden beri devam edip gelen düzenleri/hayat tarzları için zararlı gördüklerinden, İslâmî davetin etkisini azaltmak için her çareye başvurdular. Bu çarelerden biri de Rasûlullah’ın birilerinden yardım alarak “Kur’ân’ı kendisi uydurdu” iddiasıydı. Üstelik onlara göre onun dedikleri eskilerin söylentilerdir.

Kur’ân gibi her yönüyle mucize olan bir kitabın bir kaç kişinin yardımıyla bir beşer tarafından meydana getirilmesi temelsiz bir iddiadır. Takip eden âyette onun her şeyi bilen Allah tarafından Elçi’ye indirildiği söyleniyor.[6]

Şüphesiz bu iddia Kur’ân’ın davetinden yüz çeviren, atalarının yanlış yoluna veya kendi nefislerinin hevâsı (kuruntusuna) uyanların ağızlarında geveledikleri yalanlardır, temelsiz iddialardır.[7]

--Bazıları Kur’ân vahyine “eskilerin efsaneleri” derler

Kimse yaptıklarının gizli veya yanına kâr kaldığını sanmasın. Allah (cc), herkesin gizlediğini de, açığa vurduğunu da bilir. Üstelik O, hakkı olmadığı halde büyüklük taslayanları hiç sevmez.

 Vahiy sürecinde insanlara (ya da günümüzde); “Rabbiniz ne indirdi?” denildiği zaman, “Öncekilerin masalları (esâtirul-evvvelîn)” dediler.

“Böylece kıyâmet gününde kendi günahlarını tam olarak, bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarının da bir kısmını yüklenirler. Dikkat et, yüklendikleri ne kötüdür.” (Nahl 16/24-25)

Arap müşrikleri Peygamber’in veya mü’minlerin yanına uğradıkları zaman gelen vahiyler hakkında böyle derlerdi. Yani kendi bâtıl zanlarına göre “yalan ve kandırmaca” olsun diye başkasına yazdırdıkları, anlattıkları şeyler…[8]

Türkçeye genelde ‘masallar-söylentiler’ diye çevrilen ‘esâtîr’ kelimesinin tekili olan ‘ustûre’nin, “eskilerin, kafalarına göre yazdıkları, düzüp koştukları şeyler” demek olduğunu hatırlayalım. Kaynakların haber verdiğine göre putperestlerden bazıları Rasûlullah’ın yanına gitmek isteyenlerin önüne geçer, “Senin ondan duyacakların eskilerin masalları!” diyerek[9] onları geri çevirmeye çalışırlardı.

Hakikati öğrenip kabul etmesini engelleyerek insanları yanıltanlar, saptıranlar kendi günahlarının yanında, saptırdıkları kimselerin günahlarından da bir pay yüklenirler.

“Kim güzel bir (işte) aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir (işte) aracılık ederse, ona da o kötülükten/günahtan bir pay vardır. Allah’ın her şeye gücü yeter.” (Nisâ  4/85)

Allah’ın Elçisi de bu konuda şöyle buyurdu:

“Kim İslâm’da ‘hasene bir sünnet-iyi bir çığır’ yaparsa-başlatırsa, onunla amel edildiği müddetçe ilk yapana ecir (sevap) yazılır. Buna karşı o sünneti yapanların sevaplarında bir eksiklik olmaz. Kim de İslâm’da ‘seyyie bir sünnet-kötü bir çığır’ başlatırsa, onunla amel edildiği müddetçe ilk başlatana günah yazılır. Buna karşı o kötülüğü yapanların günahlarında bir noksanlık olmaz.”[10]

 “Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.[11]

Şüphesiz bu, Peygamber dönemindeki azgın inkârcılar için değil, benzer davranış sergileyen, Kur’ân’a eskilerden gelen masal, söylenti, Muhammed’in uydurması diyen bütün hakikat düşmanları için geçerli ilâhî bir uyarıdır.[12]

 

-Bazıları “öldükten sonra dirilmek eskilerin söylentileridir” derler

Kur’ân ısrarlı bir şekilde dünya hayatının bir gün sona ereceğini, kıyâmetin yani yeniden dirilişin ve âhiret hayatının olacağını söylüyor. Özellikle Mekke döneminde inen sûrelerde bu vurgunun daha yoğun olduğunu görüyoruz.

Buna rağmen müşrikler, onu ve onu tebliğ eden Elçi’yi yalanlamak üzere öldükten sonra dirilmenin “eskilerin söylentisi” olduğunu ileri sürdüler. Atalarının da buna benzer söylentilere, tehditlere muhatap olduklarını ifade ettiler.

“İnkâr edenler dediler ki: “Biz ve babalarımız toprak olmuş iken mi, gerçekten bizler mi (diriltilip) çıkarılacağız?”

“Andolsun, bizler de bizden önce babalarımız da bununla tehdit edilmiştik. Bu, öncekilerin masallarından (esâtirul-evvvelîn) başka bir şey değildir.” (Neml 27/67-68)

Kur’ân inkârcıların bu kesin habere ve olaya inatçı tavrını bir başka yerde şöyle haber veriyor:

“Öncekiler: “Ölüp toprak ve bir yığın kemik olduğumuzda mı diriltileceğiz? Andolsun, biz de bizden önce atalarımız da bununla tehdit edildik. Bu, öncekilerin uydurduğu masallardan (esâtirul-evvvelîn) başka bir şey değildir.” (Mü’minûn 23/81-83)

Kur’ân’ın inmeye başladığı dönemde İslâm’a davet edilen müşrikler/inkârcılar hem Kur’ân’ın bu haberlerini hem de Rasûlullah’ın davetini, dediklerini yalanladılar. Allah’ın toprağa karışan ölülerini dirilteceğini inkâr ettiler. 

Üstelik bu gerçeklere; “atalarımız da böyle bir tehdit ile tehdit edilmişti, bu öncekilerin uydurmalarıdır. Halbuki onlar ve biz böyle bir şeyin gerçekleştiğine şahit olmadık. Bunun gerçekliği bize çok açık değil” diyerek alay ettiler. Bu vaîd (korkutma) öncekilerin satırlara yazdıkları yalanlardan başka bir şey değildir. Öyle ki bunu ispat edemediler ama anlatıp duruyorlar” dediler.[13]

Hakkı inkâr edenlerin öteden beri hakka karşı tavrı böyledir.

Onların bir kısmının buna karşı çıkışının gerekçesi; “biz toprak olmuşken…” şeklindedir. Atalarının, kendilerinin, hayvan ve bitkilerin nasıl hayat bulduklarını akıllarına getirmeden… 

“İnsanı görmedin mi ki, Biz kendisini bir nutfeden yarattık. Şimdi açıkça bir hasım oluverdi. Yaratılışını unuttu da bir örnek getirdi;

“Bu kemikler çürümüşken onları kim diriltir” dedi. De ki: Onları ilk defa yaratan diriltir ve o her çesit yaratmayı bilir.” (Yâsîn 36/77-79)

Anlaşılıyor ki, önceki peygamberler de muhataplarından benzer tavırlar gördüler. Onların kavimleri de âhireti ve orada olacak hesabı inkâr ettiler. Kendilerini buna inanmaya davet eden elçilere de karşı çıktılar.

Demek ki hakikate karşı çıkmak, hakikate çağrı yapanlara cephe almak öteden beri aslı olmayan uydurma şeyleri din edinenlerin âdeti imiş.

Allah (cc), putperestlere kendi varlığını ve gücünü ispat eden deliller söyleyip, akıllarını kullanmaya çağırırken onlar yine de inkârcılıkta direndiler. Mü’minûn 81. âyette onların yeniden dirilme üzerine tartıştıkları anlatılıyor.

Buna göre âhiret hayatını inkâr etmek sadece Mekkeli müşriklerin huyu değilmiş. Günümüzde de bu tavır değişmedi.

Âhireti inkâr edenlerin eskiden beri ileri sürdükleri bahane ile, günümüzdekilerin bahaneleri aynı: “Çürüyüp toprak olmuş beden, kemik nasıl tekrar canlanabilir? Bu iddia eskilerden kalma söylentilerdir.” [14]

Abdullah b. Abbâs’tan şöyle nakledilmiş: “Âs b. Vâil, elinde çürümüş bir kemikle Allah Rasûlü’nün yanına gelmiş. Eliyle kemiği ufaladıktan sonra; “böyle toz hâline geldikten sonra bu mu dirilecek?” dedi. Rasûlullah da; “Evet Allah bunu diriltecek. Nitekim O seni de öldürecek, sonra diriltip cehenneme atacak” dedi. Bunun üzerine Yâsîn 36/77’den sonuna kadar olan âyetler indi.”[15]

Bazı ilk dönem tefsircilerine ve kaynaklara göre ise ilgili kişi Übeyy b. Halef idi.[16]

 

 


[1] Taberî, İbn Cerîr, Câmiu’l-Beyân, 12/188.

[2] Süyûtî, Esbâbu’n-Nüzûl, s: 429; Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’ân, 2/3126.

[3] Komisyon, Kur’ân Yolu, DİB, 5/356.

[4] Kalem 68/16.

[5] Şevkânî, M., Fethu’l-Kadîr, s: 1208.

[6] Komisyon, Kur’ân Yolu, DİB, 4/128.

[7] Bkz: Nahl 16/103.

[8] Taberî, İbn Cerîr, Câmiu’l-Beyân, 7/574.

[9] Taberî, Câmiu’l-Beyân, 5/170.

[10] Müslim, Zekât/69, no: 1017, İlim/15; İbn Mâce, Mukaddime/14, no: 207; Nesâî, Zekât/64; Ahmed b. Hanbel, 4/357, 359, 360, 361.

[11] Müslim, İmâre/133; Ebû Dâvûd, Edeb/115; Tirmizî, İlim/14.

[12] Komisyon, Kur’ân Yolu, DİB, 3/347.

[13] Taberî, İbn Cerîr, Câmiu’l-Beyân, 10/10.

[14] Komisyon, Kur’ân Yolu, DİB, 4/71.

[15] Hâkim, el-Müstedrek, 2/466 sahih kaydıyla. (Abdullah b. Abbâs’ın o zaman henüz doğmadığını veya çok küçük yaşta olduğunu, dolaysıyla bu olaya şahit olamayacağını hatırlamak gerekir) Taberî, İbn Cerîr, Câmiu’l-Beyân, 10/464; Süyûtî, Esbâbu’n-Nüzûl, s: 344; Vâhidî, Esbâbu’n-Nüzûl, s: 247.

[16] Taberî, İbn Cerîr, Câmiu’l-Beyân, 10/464.

Yazar:
HÜSEYİN KERİM ECE
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul