22 Mayıs 2022 - Pazar

Şu anda buradasınız: / HAYIRLI VE ÖNCÜ NESLİN İZİNDE
HAYIRLI VE ÖNCÜ NESLİN İZİNDE

HAYIRLI VE ÖNCÜ NESLİN İZİNDE ABDULLAH DÂİ

 

 

Abdullah b. Mes‘ûd (r.a.) rivâyet eder:

Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“İnsanların hayırlısı, benim asrım(daki sahabîlerim)dir. Sonra onlara yakın olanlardır. Sonra onlara yakın olanlardır.”1

İnsanlar için çıkarılmış hayırlı ümmetin2, en hayırlı nesli: “Ashab-ı Kiram!” Yani, “Selef-i Salihîn”... Âlemlere rahmet olarak gönderilen3 en son Nebî ve en son Rasûl Rasûlullah Muhammed (s.a.s.)’in “İman ve cihad mektebi”nde yetişmiş olan şahsiyetler... İyilikte, hayırda, güzellikte ve övülmüş ahlâkta kıyamete kadar insanlık âleminin en güzel örneği olan nesil!.. Cahiliyyenin karanlıklarından İslâm nûruna çıkarılmış4, her halleriyle hayrın ve iyiliğin yüce mertebelerinde bulunan bu kıymetli muvahhid mü’minler, iç ve dış inkılabını gerçekleştirerek, en kötü, en çirkin bir halden en iyi ve en güzel bir hale geçmişlerdi... Onları, aşağıların aşağısı olan cahiliyye hayatından çıkarıp, yüceltilmiş İslâm hayatına ulaştıran, hiç şüphesiz şirksiz bir tevhid, küfürsüz bir iman ve tuğyansız bir teslimiyet idi!.. Kabul görmüş bir iman ve emrolunduğu üzere işlenen salih amel onları aşağılıktan yüceliğe ulaştırmıştı...5

Rasûlullah (s.a.s.)’in eşi (mü’minlerin annesi), Ebû Umeyye b. el-Muğîre’nin kızı Ümmü Seleme (r.anha), laik-demokratik Mekke şirk devletinin “devlet terörü” zulmü ve işkencesinden kurtulmak için, Rasûlullah (s.a.s.)’in emri gereği “Habeşistan’a Hicret” eden Ashab-ı Kiram’ın sözcüsü olan Cafer b. Ebî Tâlib (r.a.)’ın, Habeşistan kralı Necâşî’nin huzuruna çıkıp; konuşması olayını naklederken şöyle diyor:

“Necâşî’nin yanına geldiklerinde, Necâşî, katiblerini çağırmış, onlar da etrafında defterlerini açmış bir şekilde bekliyorlardı.

Necâşî:

-Kendisi için kavminizin dinini terk ettiğiniz ve ne bizim, ne de diğer ümmetlerin dinlerine girmediğiniz şu din nedir? diye sordu.

Bunun üzerine Cafer b. Ebî Tâlib şöyle dedi:

-Ey hükümdar, biz, putlara tapan çok cahil bir millet idik. Murdar hayvanları yer ve çirkin işler yapardık. Akrabalık bağımızı gözetmez ve komşumuza iyi davranmazdık. Aramızda güçlü olanlar, zayıf olanları ezerdi.

Biz böyleyken, Allah bize, nesebini, doğruluğunu, eminliğini ve iffetini bildiğimiz bir elçi (Rasûl) gönderdi. Bizi, Allah’ı tek kabul edip O’na inanmaya çağırdı. Bizi, bizim ve atalarımızın kendilerine taptıkları taştan putları terk etmeye çağırdı. Bize, doğru sözlü olmayı, güvenilir olmayı, akrabalık bağını gözetmeyi, komşuya iyi davranmayı, haramlardan ve kan akıtmaktan uzak durmayı emretti. Çirkin şeylerden, yalancı şahidlik etmekten, yetim malı yemekten, iffetli kadınlara iftira atmaktan bizi nehyetti.

Bize, sadece Allah’a ibadet edip O’na, hiçbir şeyi ortak koşmamamızı, namaz kılmamızı, zekât vermemizi ve oruç tutmamızı emretti. (Bu şekilde, Necâşî’ye İslâm’ın bütün emirlerini saydı.) Biz de, ona inandık, iman ettik ve getirdiği şey üzerine ona tâbi olduk. Sadece Allah’a ibadet ettik ve O’na hiçbir şeyi şirk koşmadık. Bize haram kıldığı şeyi kendimize haram kıldık ve helâl kıldığı şeyleri helâl saydık.

Bu sebeple kavmimiz, bize düşman oldu. Bize işkence ederek dinimizi bırakmaya ve tekrar putlara ibadet etmeye zorladılar. Daha önce helâl saydığımız pis şeyleri helâl saymamızı istediler. Bizi kahredip zulmettiklerinde ve dinimizle aramıza girmeye çalıştıklarında senin şehrine geldik. Biz seni, başkasına tercih ettik. Sana sığınmayı uygun gördük ve senin yanında bize zulmedilmez, diye ümit ettik, ey hükümdar!”6

Karanlıklardan nûra, yani cahiliyyeden İslâm’a geçiş böyle oldu!.. Tevhid ve iman inkılabı!.. Laik ve demokratik Mekke şirk devletinin putperest yönetiminden İslâm’ın tevhid ve adaletine sığınmanın hakikatı bu idi!..

  1. Putlara tapan çok cahil bir millet!.. Aklını kullanmaz, doğruyu görmez ve gerçeği bilmez bir millet!.. Allah’a karşı tuğyan etmiş, yönetimleri altındaki halkı cahil bırakmış, akletmez, düşünmez ve gerçeği bilip görmez bir hale getiren tarafından maddî ve manevî sömürülen bir millet!..

Putlara tapanlar uyarılıyor:

“Ey insanlar, (size) bir örnek verildi, şimdi onu dinleyin: Sizin, Allah’ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için bir araya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek, onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de. Onlar, Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Şüphesiz Allah, güç sahibidir, Azîz’dir.”7

“Hak olan çağrı (duâ, ibadet) yalnızca O’na (olan)dır. Onların Allah’tan başka çağırdıkları ise, onlara hiçbir şeyle cevap veremezler. (Onların durumu) yalnızca, ağzına gelsin diye, iki avucunu suya uzatan(ın boşuna beklemesi) gibidir. Oysa ona gelmez. İnkâr edenlerin duâsı, sapıklık içinde olmaktan başkası değildir.”8

“Bu (putlar ise,) sizin ve atalarınızın (kendi istek ve öngörünüze göre) isimlendirdiğiniz (keyfî) isimlerden başkası değildir. Allah, onlarla ilgili hiçbir delil indirmemiştir. Onlar, yalnızca zanna ve nefislerinin (alçak) hevâ (istek ve tutku) olarak arzu ettiklerine uyuyorlar.”9

Böyle buyuruyor, yalnız ve yalnız kendisine tapınılmaya, itaat ve ibadet edilmeye layık Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ!..

“Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O’nundur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir.”10

Cahiliyye devri insanların değişmez karakteri, tevhidle, imanla ve İslâm’la hiç tanışmamış ya da tanışmış fakat kabul etmemiş, reddedip karşı durmuş, kendi bâtıl felsefesini, ideolojisini, dinini İslâm’a tercih etmiş olan atalarının izinden giderek, onların ilkelerine göre hareket ederek ve yasalarına tâbi olarak hayatı düzenlemek, onlar gibi İslâm düşmanı olmak, karşı durmak ve hayatî fırsat vermemektir!..

Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Onlara: ‘Allah’ın indirdiği ve Rasûl’e gelin’ denildiğinde: ‘Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter’ derler. (Peki,) ya ataları bir şey bilmiyor ve hidâyete ermiyor idilerse?”11

“Onlar, hâlâ cahiliyye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah’tan daha güzel olan kimdir?”12

Rabbimiz Allah’ın inzâl buyurduğu âyet-i kerîmelerden net olarak anlaşıldığı gibi, cahiliyyenin şirk cephesinde değişen bir şey yoktur... Dünkü cahiliyye anlayışı, devleti, hükümeti, kanun koymaları ve uygulamaları ile çağdaş cahiliyye düzenleri, aralarında asırlar farkı olmak üzere aynısının tıpkısı olarak örtüşmektedir... Yani şirk cephesinde yeni bir şeyin yok olduğu, ancak zaman ve mekân değişikliği bulunduğu malumdur...

Çağdaş cahiliyyenin mensupları, putlaştırdıkları ideolojilerine ve atalarının koyduğu ilkelere tapınmakta onları kutsamakta ve yılmaz bekçileri olmaktadırlar... “Hak Din” ve hayat nizâmı İslâm’ı, yaşanan hayatın hiçbir yönüne müdahale ettirmemekle beraber, Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyi, onları hayata taşımayı da yasaklamış, bu girişimde bulunmak isteyenleri, “terörist”, “vatan haini” ilan edip şiddetli cezalarla mahkûm etmişlerdir... “Modern ya da postmodern dünya” diye nitelendirdikleri çağda, süper güçler olarak kabul edilen emperyalist devletlerin yaptıkları uygulama bu olduğu gibi, işgal ettikleri İslâm topraklarında egemen kıldıkları uşak ve uydu devletlerde ve ülkelerde de aynı zulüm, aynı işkence ile aynı esaret uygulamaları en zalim bir şekilde devam etmektedir!..

  1. Murdar hayvanları yiyip çirkin işler yapanlar... Allah Teâlâ’nın haram kıldığı her şeyin serbest olduğu cahiliyye devri... Başta putlara tapınma şirki, her çeşidiyle zina, kumar, içki ve faiz gibi, insanlık onuruna asla yakışmayan işlerin bütünü rahat bir şekilde işlenmekte, hatta ticaret yolları olarak kabul edilmekteydi... Bu şeytanın işlerinden birer pislik olan şeyleri işlemeyenler kınanır, çevreden dışlanırdı...

Çağdaş cahiliyye anlayışı zaman ve mekân farkıyla bunun bir uzantısı, hatta daha ileri boyutlarda değil midir? Dünkü cahiliyyeyi ilkel kabul eden, kendilerini medenî sayan çağdaş cahiliyye, aynı çirkin işleri yapmakta, aynı pislikleri işlemekte ve aynı ahlâksızlıkları gündeme getirmektedir... Malum olduğu üzere, yapılan bu işlerin bütünü yasallaştırılmış ve egemen devletin kontrolünde, onun sağladığı yasal emniyet güvencesinde işlenmekte, ayrıca birer kazanç yolu olarak değerlendirilip vergiye bağlanmaktadır!.. Egemen cahiliyye düzenlerinin en çok gelir getiren kazanç yollarının bu yerler olduğu malumdur... Genelev çalıştıranlar, egemen yönetime verdikleri yüksek vergiden dolayı “vergi rekortmeni” kabul edilip ödüllendirilmekteler... Egemen cahiliyye yönetimi, vergilendirilmiş kazancı kutsal kabul etmektedir...

  1. Akrabalık bağlarını gözetmeyen ve komşuya iyi davranmayanlar... İnsanın yaratılış icabı, yani fıtrî olarak, kan bağıyla birbirlerine bağlanarak ve sosyal yakınlık kurarak yaşayan insanlar, böyle davranmak ile huzur ve mutluluk içinde bir hayat yaşarlar. Akrabalık bağlarını koparan ve komşuları ile iyi bir geçim gündeme getirmeyenler, ferdîleşir, huzur ve mutluluktan mahrum kalır, hiç kimsesi olmayanlara dönüp çokluk içinde tekliği yaşamak zorunda kalırlar ki, bu hal, insan fıtratına aykırıdır... Bu felakete düşen toplumun fertleri, yalnız kendilerini ve çıkarlarını düşünür, öncelediği bu durum olduğu için, toplumun diğer fertlerini dışlar, dolayısıyla kendisi de dışlanmış olur... Böylece diğer fertlere karşı bir yakınlık, sevgi, saygı, merhamet ve şefkat ortadan kalkar... Bu halleri ve bu tutumlarıyla insanlıktan çıkıp, hayvanlardan daha aşağılık bir hale düşerler...13

Rabbimiz Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:

“Demek, iş başına gelip yönetimi ele alırsanız, hemen yeryüzünde fesat (bozgunculuk) çıkaracak ve akrabalık bağlarınızı koparıp parçalayacaksınız öyle mi?

İşte bunlar, Allah onları lanetlemiş, böylece kulaklarını sağırlaştırmış ve basiret (göz)lerini de kör etmiştir.”14

Ebû Hüreyre (r.a.) rivâyet eder:

Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Allah’a ve âhiret gününe iman eden, komşusuna ezâ etmesin (iyilik etsin).”15

Cahiliyye anlayışında akrabalık ve komşuluk haklarına riâyet etmek veya hakkıyla gerçekleştirmek yoktu... Çağdaş cahiliyye anlayışı aynı şeyi gündeme getirmiş, özellikle şehirleşme hayatında akrabalık bağları çok zayıflamış, komşuluk ilişkileri yok denilecek hale gelmiştir... Teknolojinin sunduğu imkânlarla insanlar, yalnızlaştırılmış, sanal bir dünya hayatına terk edilmiştir... Aile fertlerinin arasındaki bağlar çok incelmiş, en küçük bir sebepten dolayı kopmakta ve aileler dağılmaktadır... Fertler toplumsal bir hayatı istememekte, herkes kendi hevâsına göre bir hayat yaşamak peşine düşmüştür...

  1. Güçlü olanların, zayıfları ezmesi.

Hangi bâtıl din, yani ideoloji egemen olursa olsun, bütün gayr-i İslâmî düzenler, cahiliyye düzenleri olup -hangi türden olursa fark etmez- gücüyle egemen olanlar, gerek yasal olarak, gerekse maddî kuvvetleriyle zayıf olanları ezmiş, adaletin yerine zulmü hâkim kılmışlardır... Tarihteki cahiliyye düzenlerinde böyle olduğu gibi, çağdaş cahiliyye düzenlerinde de aynı gayr-i insanî uygulamalar söz konusudur... Ya paranın gücü ya emeğin gücü ya ırkın üstünlüğü gücü ya askerî güç ya da teknolojik güç, bu zulmün aracı kılınmıştır... Bu güçleri sayesinde kendi ideolojilerini halka kabul ettirmiş, ezmiş ve sömürmüşlerdir... Ellerine imkân geçtiği takdirde kötülük yapmış, kötülükleri yaygınlaştırmış, ekini ve nesli yok etmeye gayret etmiş16, sömürdükleri mustaz’af insan kitlelerinden elde ettikleri maddî imkânlarıyla medeniyet ismini verdikleri “Mîm’siz” medeniyetler oluşturmuşlardır... Yaptıkları saraylarda, kalelerde, köşklerde ve tarihî her eserde, sömürülen mazlumların kanları, iliklerini ve kemiklerini malzeme diye kullanmışlardır... Bu zulümlerin, bu eziyetlerin, bu işkencelerin ve bu sömürünün temelinde cahiliyye anlayışı, yani hayvanlardan aşağılık bir durumda bulunma hali yer almaktadır... Bedenen insan olanlar, inanç, ahlâk ve yaşantıyla insanlaşmamış, dolayısıyla yeryüzünün ıslahına çalışmamış, aksine yeryüzünde bozguncular olmuşlardır...

“Kalpleri vardır, bununla kavrayıp anlamazlar. Gözleri vardır, bununla görmezler. Kulakları vardır, bununla işitmezler. Bunlar, hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar, gafil olanlardır.”17 diye buyurur, insanları yalnızca kendisine ibadet etsinler ve şirk koşmasınlar diye yaratan Allah Teâlâ!..

Cafer b. Ebî Tâlib (r.a.), Necâşî’nin huzurunda cahiliyye anlayışını ve hayatını böylece özetlemiş, insanların hallerini beyân etmiştir...

Cahiliyye devri böyle!..

Peki, bu cahiliyyeden kurtuluş nedir ve onlar cahiliyyeden nasıl kurtulmuşlardı?..

Cafer b. Ebî Tâlib (r.a.) şöyle anlatıyor bu kurtuluşu:

“Biz böyleyken, Allah bize, nesebini, doğruluğunu, eminliğini ve iffetini bildiğimiz bir elçi (Rasûl) gönderdi.

Bizi, Allah’ı tek kabul edip O’na inanmaya çağırdı. Bizi, bizim ve atalarımızın kendilerine taptıkları taştan putları terk etmeye çağırdı. Bize, doğru sözlü olmayı, güvenilir olmayı, akrabalık bağını gözetmeyi, komşuya iyi davranmayı, haramlardan ve kan akıtmaktan uzak durmayı emretti. Çirkin şeylerden, yalancı şahidlik etmekten, yetim malı yemekten, iffetli kadınlara iftira atmaktan bizi nehyetti.

Bize, sadece Allah’a ibadet edip O’na, hiçbir şeyi ortak koşmamamızı, namaz kılmamızı, zekât vermemizi ve oruç tutmamızı emretti.

Biz de, ona inandık, iman ettik ve getirdiği şey üzerine ona tâbi olduk. Sadece Allah’a ibadet ettik ve O’na, hiçbir şeyi şirk koşmadık. Bize haram kıldığı şeyi kendimize haram kıldık ve helâl kıldığı şeyi helâl saydık.”

Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ’nın, “Âlemlere rahmet olarak gönderdiği” en son Nebî ve en son Rasûlü Muhammed (s.a.s.)’e, inanan, iman eden ve getirdiği hayat nizâmı İslâm üzerine ona tâbi olanlar, cahiliyye anlayışından, düzeninden ve hayat tarzından kurtulup, yeryüzünün en hayırlı nesli olup, önder ve örnek bir nesil haline gelmişlerdi...

İşte kurtuluş ve mutluluğun yolu ve tek çaresi!..

O her güzel, iyi ve hayırlı şeyde önder ve örnek nesli, cahiliyye karanlıklarından kurtarıp İslâm’ın asla söndürülmeyecek nûruna18 çıkaran, Rasûlullah (s.a.s.)’in, ilk günkü kadar taptaze olan mirası, “Allah’ın Kitabı ve Nebîsi’nin Sünneti” hiçbir değişikliğe uğramadan, aslı gibi korunarak günümüze ulaşmıştır!..

Rabbimiz Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:

“Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O’nun gücüne giden, size pek düşkün, mü’minlere şefkatli ve esirgeyici olan bir Rasûl gelmiştir.”19

“O (Rasûl), onlara ma‘rufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helâl, murdar şeyleri haram kılıyor.”20

“De ki: ‘Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim. Yalnızca bana, sizin ilâhınızın tek bir İlâh olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın.”21

“Öyleyse O’na yönelin ve O’ndan mağfiret dileyin.”22

“De ki: ‘Gelin size, Rabbinizin neler haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya iyilik edin. Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. -Sizin de, onların da rızıklarını Biz vermekteyiz.- Çirkin kötülüklerin (fuhuşun) açığına ve gizli olanına yaklaşmayın. Hakka dayalı olma dışında Allah’ın (öldürülmesini) haram kıldığı) kimseyi öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye (emr)etti, umulur ki akıl erdirirsiniz.

Yetimin malına, o erginlik çağına erişinceye kadar -o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın. Hiçbir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman -yakınınız dahi olsa- âdil olun. Allah’ın ahdine vefa gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr)etti. Umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz.

Bu, benim dosdoğru yolumdur. Şu halde ona uyun. Sizi, O’nun yolundan ayıracak (başka) yollara uymayın. Bununla size tavsiye etti, umulur ki korkup sakınırsınız.”23

“Allah’a ve Rasûlü’ne iman edin. Sizi, kendilerinde halife kılıp harcama yetkisi verdiği şeylerden infak edin. Artık sizden kim iman edip infak ederse, onlara büyük bir ecir vardır.

Size ne oluyor ki Rasûl sizi, Rabbinize iman etmeye çağırıp dururken Allah’a iman etmiyorsunuz? Oysa O, sizden kesin bir söz almıştı. Eğer mü’min iseniz (inanıp sözünüzü gerçekleştirin).

Sizi karanlıklardan nûra çıkarması için kuluna apaçık âyetler indiren O’dur. Şüphesiz Allah, size karşı elbette şefkatli olandır, esirgeyendir.”24

“De ki: ‘Allah’a ve Rasûlü’ne itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah, kâfirleri sevmez.”25

Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ’nın, yalnızca kendisine ibadet, yani itaat etsinler diye yarattığı insan kullarını imtihan için gönderdiği dünya hayatında yalnız bırakmamış, onlara, onları bâtıl yollardan alıkoyup hak yoluna sevk edecek Nebîler ve Rasûller göndermiştir...

“(Allah) dedi ki: ‘Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz oradan (cennetten) inin. Artık size, Benden bir yol gösterici gelecektir. Kim Benim hidâyetime uyarsa, artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz.

Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve Biz onu, kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.’

O da (şöyle) demiş olur: ‘Ben, görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin Rabbim?’

(Allah da) der ki: ‘İşte böyle, sana âyetlerimiz gelmişti, fakat sen onları unuttun, bugün de sen işte böyle unutulmaktasın.’

İşte Biz, ölçüsüzce davrananları ve Rabbinin âyetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız. Âhiretin azabı ise, gerçekten daha şiddetli ve daha süreklidir.”26 diye buyuran yegâne Rabbimiz Allah Teâlâ, en son Nebî ve en son Rasûlü Muhammed (s.a.s.)’i kıyamete kadar gelecek bütün insan kullarına bir rahmet olarak gönderdi... Ona ve getirdiklerine iman edip itaat edenler, cahiliyyenin her türlüsünden hem kurtuldular, hem de kurtarmaya vesile olan öncü hayırlı şahsiyetler oldular...

Kim ve kimler, o hayırlı ve öncü nesil gibi olmak istiyorsa, onlar gibi iman edip, onlar gibi itaat etmelidir... Onları cahiliyyeden kurtarıp İslâm’ın nûruna kavuşturan, Allah’ın Kitabı ve Rasûlü’nün sünneti olduğu malumdur... Onları, o günün cahiliyyesinden kurtaran, insanlığı bugünün cahiliyyesinden kurtaracağı bir hakikattır... Rasûlullah (s.a.s.)’e emredilen, vasat ümmetine de emrolunmuştur:

“Rabbinden sana vahyedilene uy. O’ndan başka ilâh yoktur. Ve müşriklerden yüz çevir.”27

“Rabbinizden size indirilene uyun. O’ndan başka velîlere uymayın. Ne az öğüt alıyorsunuz.”28

  1. Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’ş-Şehâdat, B.9, Hds.17.

Kitâbu’r-Rikâk, B.7, Hds.16-17.

Kitâbu Fedâili Ashâbu’n-Nebî, Hds.2-3.

Kitâbu Eymân ve’n-Nüzûr, B.10, Hds.3-6.

Sahîh-i Müslim, Kitâbu Fedâilu’s-Sahâbe, B.52, Hds.211-216.

Sünen-i Ebû Dâvûd, Kitâbu’s-Sünnet, B.9, Hds.4657.

Sünen-i Tirmizî, Kitâbu’l-Fiten, B.38, Hds.2320-2322.

Kitâbu’ş-Şehâdat, Hds.2403-2404.

Kitâbu’l-Menâkıb, B.90, Hds.4112.

Sünen-i İbn Mâce, Kitâbu’l-Ahkâm, B.27, Hds.2362.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev.Hüseyin Yıldız, vdğ.İst.2014, c.18, sh.517-518, Hds.26322-26323.

İmam Taberânî, el-Mu‘cemu’s-Sağîr, çev.İshak Doğan, Konya, 2019, sh.49, Hds.96.

Ebû Nuaym el-Isbehânî, Hilyetu’l-Evliyâ ve Tabakâtu’l-Asfiyâ, çev.Hüseyin Yıldız, vdğ.İst.2015, c.11, sh.619-622, Hds.3654-3658.

İmam Süyûtî, Mütevatir Hadisler, çev.Mehmet Emin Akın, Ank.1992, sh.171, Hds.108.

  1. Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz, ma‘ruf (iyi ve İslâm’a uygun) olanı emreder, münker (kötü) olanlardan sakındırır ve Allah’a iman edersiniz.” (Âl-i İmrân 3/110)

  1. Bkz. Enbiya, 21/107.
  2. Yegâne İlâhımız Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:

“Allah, iman edenlerin velîsi (dostu ve destekleyicisi)dir. Onları, karanlıklardan nûra çıkarır.” (Bakara, 2/257)

  1. Kendisinden başka hak ilâh olmayan, yegâne kanun koyucu Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“İncire ve zeytine andolsun,

Sina dağına,

Ve şu emin beldeye (güvenilir şehre).

Doğrusu, Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.

Sonra aşağıların aşağısına çevirdik.

Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. Onlar için kesintisi olmayan bir ecir vardır.

Öyleyse bundan sonra, hangi şey sana dini yalanlatabilir?

Allah, hükmedenlerin hâkimi değil midir?” (Tîn, 95/1-8)

  1. İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev.Hüseyin Yıldız, vdğ.İst.2014, c.17, sh.310, Hbr.24962.

Muhammed b. İshak, Siyer, çev.Sezai Özel, İst.1991, sh.275.

İbn Hişâm, İslâm Tarihi-Sîret-i İbn Hişâm Tercemesi, çev.Hasan Ege, İst.1985, c.1, sh.448-449.

İbn Hibbân, es-Sîretü’n-Nebeviyye ve Ahbâru’l-Hulefâ, çev.Harun Bekiroğlu, İst.2017, sh.64.

İbnü’l-Esîr, İslâm Tarihi-el-Kâmil fi’t-Tarih Tercümesi, çev.M. Beşir Eryarsoy, İst.1985, c.2, sh.81.

İbn Kesîr, Büyük İslâm Tarihi-el-Bidâye ve’n-Nihâye, çev.Mehmet Keskin, İst.1994, c.3, sh.109.

İmam Zehebî, Târîhu’l-İslâm, çev.Muzaffer Can, İst.1994, c.1, sh.285-286.

Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, çev.Hüseyin Yıldız, vdğ.İst.2017, c.1, sh.662.

  1. Hacc, 22/73-74.
  2. Ra‘d, 13/14.
  3. Necm, 53/23.
  4. A‘râf, 7/54.
  5. Mâide, 5/104.
  6. Mâide, 5/50.
  7. Kendisinden başka kanun koyucu hak ilâh olmayan yegâne İlâhımız Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Kendi istek ve tutkularını (hevâsını) ilâh edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?

Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır mı sanıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler, hayır, onlar yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı)dırlar.” (Furkân, 25/43-44)

  1. Muhammed, 47/22-23.
  2. Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’r-Rikâk, B.23, Hds.62.

Kitâbu’l-Edeb, B.31, Hds.48.

Kitâbu’n-Nikâh, B.81, Hds.116.

Sahîh-i Müslim, Kitâbu’l-Îmân, B.19, Hds.74-77.

Sünen-i Ebû Dâvûd, Kitâbu’l-Edeb, B.122-123, Hds.5154.

Sünen-i İbn Mâce, Kitâbu’l-Edeb, B.4, Hds.3672.

Sünen-i Dârimî, Kitâbu’l-Et‘ime, B.11, Hds.2041-2042.

İmam Mâlik, Muvatta’, Kitâbu Sıfatu’n-Nebî, Hds.22.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.15, sh.483-484, Hds.22366-22371.

Nûreddin el-Heysemî, Sahîh-i İbn Hibbân Zevâidi, çev.Hasan Yıldız, İst.2012, c.2, sh.376, Hds.2053.

  1. Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve kalbindekine rağmen Allah’ı şahid getirir. Oysa o, azılı bir düşmandır.

O, iş başına geçti mi (ya da sırtını çevirip gitti mi) yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helâk etmeye çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu sevmez.” (Bakara, 2/204-205)

  1. A‘râf, 7/179.
  2. Rabbimiz ve İlâhımız Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Ağızlarıyla Allah’ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Oysa kâfirler istemese de Allah, kendi nûrunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.

Müşrikler istemese de O dini (İslâm’ı) bütün dinlere üstün kılmak için Rasûlü’nü hidâyet ve hak dinle gönderen O’dur.” (Tevbe, 9/32-33)

  1. Tevbe, 9/128.
  2. A‘râf, 7/157.
  3. Kehf, 18/110.
  4. Fussilet, 41/6.
  5. En‘âm, 6/151-153.
  6. Hadîd, 57/7-9.
  7. Âl-i İmrân, 3/32.
  8. Taha, 20/123-127. Ayrıca bkz. Bakara 2/38.
  9. En‘âm, 6/106.
  10. A‘râf, 7/3.

 

 

Yazar:
ABDULLAH DÂİ
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul