22 Mayıs 2022 - Pazar

Şu anda buradasınız: / GENÇ KUŞAKLAR VE SOSYAL MEDYA: DİNDARLIĞIN YENİ GÖRÜNÜMLERİ
GENÇ KUŞAKLAR VE SOSYAL MEDYA: DİNDARLIĞIN YENİ GÖRÜNÜMLERİ

GENÇ KUŞAKLAR VE SOSYAL MEDYA: DİNDARLIĞIN YENİ GÖRÜNÜMLERİ Dr. Mustafa Derviş Dereli

Medya, iletişim bilimcileri tarafından genel olarak ikili bir sınıflamaya tâbi tutulur. Bunlardan biri; dergi, gazete, radyo ve televizyon gibi araçlara karşılık gelen geleneksel medyadır. Geleneksel medyanın belirgin özelliği, haberlerin yapıldığı tek yönlü bir iletişim ortamı sunmasıdır. Günümüzde tamamen ortadan kalkmamakla birlikte etkisi önemli ölçüde kırılan bu medya çeşidinde bireyler söz konusu haberleri yalnızca alır/tüketir, konuyla ilgili yorumlarını ya da analizlerini yazıp yayınlayamaz. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren başlayan ve internetin dünyaya dalgalar halinde yayılmasıyla gittikçe büyüyen “yeni medya” ise, kullanıcıların zamandan ve mekândan bağımsız bir şekilde interaktif olarak etkileşimde bulunabildiği olağanüstü bir mecra haline gelmiştir. Yeni medyanın etkileşimlik, bütünleşme/yöndeşme, hiperbağlantı, kodlama, etiketleme, arşivleme, depolama gibi kendisine özgü özellikleri, onu önceki dönem araç ve ortamlardan ayırmıştır. Bunun yanı sıra içeriğin kolayca üretilebilmesine imkân tanıması ve dolayısıyla arzu edilen içeriklerin veya anlayışların kitlelere ulaştırabilmesinde büyük kolaylık tanıması, hemen her yaştan insan için bu ortamları cazip kılmıştır. 

Yeni medyanın en belirgin yüzü olan sosyal medyanın yukarıda bahsini ettiğimiz teknik arka planının yanı sıra kültürel içerimleri söz konusudur. Bu bağlamda dile getireceğimiz beğeni, gözetim, tüketim, özel-kamusal sınır çizgilerinin belirsizleşmesi, mahremiyet algısındaki değişim, sosyalleşme biçimlerinin değişmesi gibi temalar, kullanıcıların dini/manevi dünyaları da dâhil olmak üzere hayatlarının hemen her alanında hem olumlu hem de olumsuz anlamda karşılık bulmaktadır. Örneğin, insanın bir şekilde fıtratından gelen beğenilme ve kabul görme arzusu, dijital ağlarda çoğunlukla beğeni tuşuyla giderilmekte, kullanıcılar diğer kullanıcılardan kendilerini farklılaştırmak ve paylaşımlarını daha görünür kılmak amacıyla zaman zaman kendi karakterleriyle veya dünya görüşleriyle uyuşmayan paylaşımlarda dahi bulunabilmektedirler. İnfluencer (kitle etkileyici) veya fenomen olmanın, giderek hayali kurulan meslekler haline geldiği dijital dünyada, kullanıcıların sosyal medya paylaşımlarına yön çizen, hangi içerikte paylaşımlar yapılması gerektiğini belirleyen önemli unsurlardan birinin “beğeni” olduğunu dikkatlerden kaçırmamak gerekir.  

Sosyal bilimlerde genişçe bir literatüre sahip olan “gözetim”, insanlığın önceki dönemlerde son derece netameli bir kavram iken, dijital ağlarla birlikte alabildiğine sıradanlaşmış ve artık gözetlenmekten çekinmek bir yana, bilerek isteyerek gözetlenmek arzu edilir bir şey haline gelmiştir. Bireylerin dijital dünyadaki karşılıkları olan dijital kimlikle doğrudan doğruya irtibatlı olan ve dijital kimliklendirmenin aslında bir neticesi konumunda bulunan dijital gözetim, görebildiğimiz kadarıyla, özellikle yeni kuşaklar için bir problem olmaktan giderek uzaklaşmaktadır. Bir nevi stalk (dikizleme) kültürünü yaygınlaştıran sosyal ağlar, dinî hassasiyet sahibi kullanıcılar için de gözetimi artık sıradan bir pratik haline getirmektedir. Halis bir niyeti barındırmayıp nihayetinde linç kültürüne hizmet edecek bir dijital gözetim pratiğinin, başkalarının ayıplarını/kusurlarını araştırmaya teşebbüse dönüşebileceğini ve nihayetinde Hucurat sûresinin 12. âyeti başta olmak üzere birtakım dinî referanslarla çelişebileceğine dikkat çekmek gerekmektedir.

Akışkan gözetimin birlikte işlev gördüğü en önemli dayanaklarından birisi olan tüketim ise dijital dünyada çok daha fazla nüfuz sahibi olmuştur. Başta alışverişe dönük akıllı telefon uygulamaları ve Instagram gibi sosyal ağlar olmak üzere dijital ortamlar, modernitenin üretici ve tüketici ayrımını buharlaştırarak, kullanıcıları hem üreten hem de tüketen (prosumer) bir konuma getirmiştir. Yapılacak alışverişleri bir tık mesabesine indirgeyen bu uygulamalar, insanları “oturdukları yerden” daha fazla tüketmeye sevk etmiştir. Kolaylığının yanı sıra satışa sunulan ürünlerin özgünlüğü ve fiyatı, çok daha fazla seçeneğin bulunması, iade seçeneklerinin normal mağazalara kıyasla daha çeşitli ve kolay olması, alışveriş merkezleri ya da mağazalar gibi yüz yüze etkileşimi gerektirmemesi gibi nitelikleri, online/çevrimiçi alışverişin sınırlarını alabildiğine genişletmiş ve artık insanlar mağazalar yerine çoğunlukla buraları tercih eder hale gelmişlerdir. Yapılan akademik çalışmalar, bilhassa kıyafetlerin satışa sunulduğu butik online mağazalara kadınların erkeklere kıyasla çok daha fazla meyyal olduklarını ve buralardan daha fazla oranda alışveriş yaptıklarını göstermektedir. Salgın dönemini takip eden süreçte yapılan araştırmalar ise bu alışveriş türünün artık yalnızca genç kuşak için geçerli olmadığını ve bahsini ettiğimiz birtakım avantajlarının da etkisiyle her yaştan insanın artık dijital ortamlardan alışveriş yapar hale geldiğini ortaya koymaktadır.

Sosyal medya ortamlarında metin içerikli paylaşımlar yerine görsel paylaşımların tercih edilmesi ve görsel paylaşımların bir nevi diğer paylaşım türlerine tahakküm uygulaması, fotoğraf ve özçekim paylaşımlarını çok büyük oranda arttırmış ve bu da nihayetinde mahremiyet problemini karşımıza çıkarmıştır. Sosyal medyanın çekim alanlarından biri olan görsel içerikler, hangi dünya görüşüne mensup olursa olsun hemen bütün kullanıcıların bu görsel sosyal medya vasatına teslim olmasını beraberinde getirmiştir. Bunun sonucunda önceki dönemlerde bir Müslüman hassasiyetinin gerekliliği olarak yapılamayacağı düşünülen mahremiyet örseleyici nitelikli paylaşımlar, sosyal medya ortamlarında giderek normalleşerek yeni vasat haline gelmektedir. Bu bağlamda gerek kişisel bilgi gizliliği gerekse görsel paylaşımlar şeklinde olsun sosyal medya vasatını takip etmek, mahremiyetin en nihayetinde daha fazla yara almasına sebebiyet verebilecek yeni toplumsal görünümleri veya dindarlık biçimlerini açığa çıkartmaktadır. Dolayısıyla dinî referansları hayatında ilke edinmeye çalışan her kullanıcının, mahremiyetin alenîleştiği ve kamusal bir mahiyet kazandığı sosyal medya ortamlarında söz konusu sınırları gözetmeye dair ciddi bir farkındalığa sahip olması çok kıymetlidir.

Sosyal medyanın diğer taraftan anlık iletişimi ve etkileşimi mümkün kılması, yeni sosyalleşme pratiklerine alan açmaktadır. Nitekim 2000’lerden sonra doğan ve literatürde “dijital yerliler”, Z Kuşağı gibi farklı adlandırmalarla karşılık bulan genç kuşak için sosyal ilişkiler, çok büyük çoğunlukla bu ağlar üzerinden ilerlemektedir. Gençler, yirmi dört saatinin önemli bir bölümünü bu platformlarda geçirmekte ve söz gelimi Twitter’ı dijital bir günlük, Instagram’ı ise dijital bir albüm ya da hatıra defteri olarak kullanabilmektedir. Yine sevinçlerini, öfkelerini, hüzünlerini burada yaşayıp sıkıntılarını, dertlerini bu mecralarda arkadaşlarına/takipçilerine açmaktadırlar. Dijital ortamların iletişimi ve etkileşimi daha kolayca mümkün kılan bu niteliği, bir taraftan elbette hiç tanışma ihtimali bulunmayan kişilerle irtibat kurulabilmesi ve yeni tanışlar elde edilmesi anlamında kullanıcılara önemli bir avantaj sağlamaktadır. Fakat bu yeni sosyalleşme biçimlerinin öte yandan gerek aile içinde gerekse gençler arasında son zamanlarda yaygınlaşma emaresi gösteren siber şiddet, siber aldatma, siber ihanet gibi yeni toplumsal problemleri karşımıza çıkarttığını da fark etmemiz gerekmektedir. Dolayısıyla çok daha teklifsiz, istenildiği zaman başlatılan ve yine istenildiği anda kolayca bitirilebilen bir ilişki türüne karşılık gelen bu sosyalleşme formu, günümüz insanına avantajlar kadar dezavantajlar da getirmektedir.

Sosyal medyanın hem olumlu hem de olumsuz açılardan değerlendirilebilecek bu ikili veçhesi, gündelik hayatın sıradan pratiklerinden dinî bilgilenmeye kadar hemen her alanda karşımıza çıkmaktadır. Nitekim internet siteleri ve sosyal medya ortamları, bir yandan insanların dinî içeriklere çok daha kolay ulaşmasına alan açarken diğer yandan bu içeriklerin ne kadar sahih olup olmadığı veya içeriği üreten kişilerin dinî konularda ne kadar yetkin olup olmadığı gibi pek çok sorunlu durumu da beraberinde getirmektedir. Benzer şekilde neredeyse hiçbir kurumsal dinî eğitimi olmamakla birlikte dinî içerikli bir sosyal medya hesabını veya blog sitesini yöneten bazı kişilerin, -Amerika’da ve Avrupa’da çok daha fazla yaygın şekilde karşımıza çıkmakla birlikte- dinî konularda yeni mikro otoriteler haline geldikleri, dolayısıyla dinî otoritenin kaynağında bir değişim yaşandığı görülmektedir. Bu durumun en ilginç sonucu ise, geleneksel kabuller çerçevesinde dinî otorite konumunda olan kurum ve kuruluşların veya dinî nitelikli vakıf, dernek veya sivil toplum kuruluşlarının, kaybolan otoritelerini yine sosyal medya ortamlarında elde etmeye çalışmaları olmaktadır. Dolayısıyla genel anlamda yeni medya, özel olarak ise sosyal medya ortamları, şimdiye kadar kabul gören pek çok ezberi bozmakta ve yeni bir bireysel-toplumsal-kurumsal kurguyu zorunlu kılmaktadır.

O halde beğeniden gözetim ve tüketime, mahremiyet algısından sosyalleşme biçimlerine kadar getirdiği ve kullanıcıların çok büyük çoğunluğuna fark ettirmeden kabul ettirdiği yeni anlayışlar ve kullanım pratikleri, sosyal medyanın, dindarlığın dönüşümüne önemli ölçüde etkide bulunduğunu ortaya koymaktadır. Burada çarpıcı olan, sosyal medya ortamlarıyla birlikte bir değişim yaşanması veya dindarlıkta yeni biçimlerin görünür olması değildir; zira bireyin ve toplumun değiştiği koşullarda dindarlığın dönüşümler yaşaması da son derece doğaldır. Önemli olan bu dönüşümün izlerini takip edebilmek ve söz konusu yeni dinî anlayışların arka planlarını keşfederek bilhassa genç kuşağa ulaşabilmektir.

 

 

 

 

 

* Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Öğr. Üyesi

Yazar:
Dr. Mustafa Derviş Dereli
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul