02 Temmuz 2022 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / KUR’AN’DA MÜHÎN (ALÇALTICI) KAVRAMI
KUR’AN’DA MÜHÎN (ALÇALTICI)  KAVRAMI

KUR’AN’DA MÜHÎN (ALÇALTICI) KAVRAMI HÜSEYİN KERİM ECE

Bunun kökü ‘hâ-ne/hevene’ fiilidir. Bu da sözlükte; yumuşak ve kolay olmak, hakir ve zelil olmak, zayıf ve sâkin olmaktır. “hâne’l-emru alâ fülânün: Şu iş şu kimseye kolay geldi” denir.
Bu kökten gelen ‘ehâne’ Bir şeyi hakir görmek, küçümsemek, hor bakmak demektir.1 Bunun özne ismi de mühîn’dir.2
Kur’an’da on bir yerde geçen bu ifade iki yerde dünyalık azabı, eziyeti, yorucu çalışmayı anlatıyor.
Bir âyet İsrailoğulları’nın Firavun zulmü sebebiyle düştükleri alçaltıcı, zelil edici azabı bu kelime ile ifade ediyor.
“Andolsun, İsrailoğulları’nı o azab-ı mühîn’den (alçaltıcı bir azap)tan; Firavun’dan kurtardık...” (Duhân 44/30)
Buradaki azab-ı mühîn’in-alçaltıcı azabın, Firavun’un baskısı ve zulmü olduğunu tahmin edebiliriz. Zira Musa onları vahiyle kurtarıncaya ve Kenan diyarına götürünceye kadar Firavun ve yonetimi onları baskı altında tutuyor, köle olarak kullanıyordu. Bir zaman sonra da onların erkek çocuklarını öldürmeye başlamıştı.3 -Bu ifade bir âyette cinlerin bir yanılma sebebiyle çok ve yorucu çalışmalarını, boşuna yorulduklarını anlatmak üzere geçiyor.

Süleyman’ın (as) ölümü bir değneğin başında gerçekleşti. Belli ki cinleri çalıştırırken buna dayalı bir şekilde onları gözetliyordu. Ecel onu burada buldu. Bastonu güve yiyince kırıldı ve Süleyman (as) yere düştü. Cinler onun öldüğünü bu ana kadar anlamadılar ve Süleyman başlarında imiş gibi çalışmaya devam ettiler. “… eğer gaybı bilmiş olsalardı bu azab-ı mühîn (alçaltıcı, ya da küçük düşürücü bir azap) içinde kalmamış olacaklardı.” (Sebe’ 34/14) Daha fazla çalışmaya mecbur olmayacaklardı.
Eskiden veya şimdilerde birileri cinlerin gaybı bildiğini iddia ederler. Âyet bu inancı reddediyor. Eğer cinler gaybı bilselerdi, Süleyman’ın öldüğünü bilirler ve boşuna yorulmazlardı.
-Kur’an’da ‘mühîn’ ifadesi on üç âyette cehennem azabını niteliyor.
Bu azabın alçaltıcı, rüsvay (hakir) edici, küçük düşürücü, zelil edici olduğunu haber veriyor.
-Bu alçaltıcı azap; hakikati bilerek inkâr edenlerin (kafirlerin), ona karşı mücadele edenlerin, inkâr etmekle birlikte azgınlaşanların hakkıdır.
“... Bu yüzden gazap üstüne gazaba uğradılar. İnkâr edenlere azab-ı mühîn (alçaltıcı bir azap) vardır.” (Bakara 2/90)
Allah’tan gelen hakikati inkâr etmeyi ve Allah’ın vahiyle indirdiği âyetleri yalanlamayı karakter, hayat felsefesi hâline getirenlerin âhirette buna karşılık elde edecekleri şey alçaltıcı, zelil edici azaptır. (Hacc 22/57)
-Bazı kavimler kendilerine gelen elçilere çeşitli bahanelerle karşı çıktılar, inanmadılar. Bu âyette Medine’de yaşayan İsrailoğulları’nın da aynı hatayı yaptıkları, kendilerini yanlarında olan değerlere benzer şeye davet eden Son Elçi’ye kıskançlık sebebiyle kabul etmedikleri söyleniyor.
Âyet onların bu tutumunu “kendilerini/kişiliklerini satma” olarak değerlendiriyor. Bu ciddi hatanın karşılığı gazap üstüne gazap ve rüsvay edici azaptır.

“İnkâr edenler, kendilerine vermiş olduğumuz mühletin, sakın kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz, onlara ancak günahları artsın diye mühlet veriyoruz. Onlar için azab-ı mühîn (alçaltıcı bir azap) beklemektedir.” (Âl-i İmrân 3/178)
Burada Allah’ın yasasına dediğimiz ‘sünnetullah’a işaret ediliyor. İnsanların ve toplumların eğilimleri, yaptıkları ve yaptıklarının sonucu bu yasaya tâbidir. İnsanlar veya toplumlar ne yaparlarsa yapsınlar, bunun yapılan eyleme göre iyi veya kötü sonuçları olur. Ya da insanların yaptıkları günün birinde karşılarına gelir. İlâhî yasa böyle işler.
Vahyi reddedenlere mühlet verilir. Bunun anlamı onlara seçme özgürlüğünün veya yaptıklarını gözden geçirme fırsatının verilmesidir. Ancak onlar yaptıklarına pişman olmazlarsa bu mühlet verme işi onların için bir kazanç, kâr değildir. Bu serbestlik, mühlet veya cezanın gelmemesi onları şımartabilir, gurura kapılabilirler, daha fazla günah işlemelerine sebep olabilir.
Böylelerinin günahlarının artmasının Allah’ın dilemesine bağlanması; şüphesiz sebep-sonuç ilişkisi, O’nun mutlak Yaratıcı ve mutlak hükmedici olduğunu gösterir. O’nun takdir etmesi, koyduğu ölçüler ve yasalar bütün varlıklar için geçerlidir. Bazıları bunlara sünnetullah-Allah’ın kanunu, âdetullah-Allah’ın ilkesi dese de fark etmez. İlâhî yasalar tarihten beri her kişi, toplum, evren ve ondaki varlıklar hakkında işledi, işlemeye devam ediyor.
-Allah (cc) vahiy ve elçileri yoluyla kullarına gerekli ve faydalı olan sınırları, ölçüleri iletir. Kim inadına, bilerek, ya da bu sınırları küçümseyerek çiğnerse, bunun karşılığı aşağılayıcı bir ceza şeklinde olur.
“Allah’a ve Peygamberi’ne karşı isyan eden ve kendisine belirlenen sınırları aşarsa Allah onu, devamlı kalacağı bir ateşe sokar ve onun için azab-ı mühîn (alçaltıcı bir azap) vardır.” (Nisâ 4/14)
Bu azap tehdidi bir âyette Allah ve Elçisi’ne karşı gelenler şeklinde haber veriliyor:
“Allah’a ve Rasûlü’ne karşı gelenler, kendilerinden öncekilerin alçaltıldığı gibi alçaltılacaklardır. Biz apaçık âyetler indirmişizdir. Kâfirler için küçük azab-ı mühîn (alçaltıcı bir azap) vardır.” (Mücâdile 58/5)
Bu şekilde sonsuza kadar cehennemi hak etmek Kur’an’da bir de ‘hızy’ kelimesi ile anlatılıyor.
“Allah’a ve Rasûlü’ne karşı gelen kimseye, içinde ebedî kalacağı cehennem ateşinin olduğunu bilmediler mi? İşte bu, büyük bir rezilliktir (hızyu’l-azîm’dir).” (Tevbe 9/63)
-Kendisi saptığı gibi başkalarını da temelsiz iddialarla, bâtıl ve hiçbir tutarlı delile dayanmadan saptırmaya bir ömür boyu çaba gösteren(ler) de aşağılayıcı azabı hak eder.
“İnsanlardan öylesi var ki, herhangi bir ilmî delile dayanmadan Allah yolundan saptırmak ve sonra da onunla alay etmek için boş lafı (lehve’l-hadis’i) satın alır. İşte onlara azab-ı mühîn (alçaltıcı/rüsvay edici bir azap) vardır.” (Lukmân 31/6)
Bu âyetin, anlattığı masallarla Mekkeli gençlerin insanları Müslüman olmalarını engellemeye, saptırmaya çalışan müşrik Nadr b. Hâris’in davranışı üzerine nâzil olduğu nakledilse bile, hükmü geneldir.4
Kim vahyi duymak isteyenlere farklı metod ve araçlar kullanarak, kandırarak, nefsin hoşuna gidecek şeylerle kandırarak, eğlencelerle oyalayarak, bir şekilde baskı yaparak hidâyetten alıkoyarsa, insanların sapıtmasına sebep olursa, ya da elinin altındakileri inkârcı, günahkâr, zalim, haddini aşmış olarak yetiştirirse, onun hakkı dünyada da, âhirette de zelil edici azaptır.
-Allah’ın âyetleriyle alay edenler de alçaltıcı azabı hak ederler.
“Yüzüne karşı Allah’ın âyetleri okunurken işitir de, sonra onları hiç işitmemiş gibi kibirle küfründe ısrar eder. İşte onu acıklı bir azapla müjdele.
Üstelik bu tipler, âyetlerimizden bir şeyler öğrendikleri zaman başlarlar onunla alay etmeye. İşte böylelerini azab-ı mühîn (alçaltıcı bir azap) beklemektedir.” (Câsiye 45/9)
İnsanlardan bazıları, belki de çoğu, Allah’ın âyetlerini işitmezler. İşitmedikleri için de ilgilenmezler. Âyetlerin uyarılarına, muştularına, haberlerine, ölçülere aldırmazlar. Bazıları da âyetleri veya vahyin çağrısını duyarlar ama alay ederler. İnsan niçin bir şeyle, bir kimseyle alay eder? Zira kibrinden onu küçümser, değersiz görür. Allah’ın âyetleriyle, Kur’an’la, onu tebliğ eden Elçi ile alay etmeye yeltenenler aslında vahyin ve âyetlerin sahibi, Elçi’yi gönderen makamla alay etmiş olurlar. Buna cüret eden de boyunu aşan ciddi bir hata yapmış olur.
Böylelerinin hakkı alçaltıcı, bir nevi onlarla alay edici azaptır, ilâhî ödüllerden mahrumiyettir, bedbahtlıktır. Azabın müjdelenmesi onların âyetlerle alay etmelerine karşılık alay gibidir. Zira normalde azap/felaket/musibet değil; güzel/sevindirici/mutlu edici haberler müjdelenir.
Onlar bu büyük hataları sebebiyle daha dünyada iken bu kötü karşılığı alabilirler. Vahiy ile inatla mücadele edenlerin karşılaştıkları sıkıntı, musibet, zorluk, mutsuzluk, hastalık ve benzeri şeylerin, bu gibi hataları, haddi aşmaları sebebiyle başlarına gelmiş olabilir.
Bir sonraki iki âyette böylelerinin hak ettigi azap azîm-büyük, şiddetli olarak niteleniyor. (Câsiye 45/10-11)
-İnsanları Allah yolundan saptırmak isteyenler araç olarak yeminlerini de kullanırlar. Onların yeminleri değil, yemini alet ederek varmak istedikleri hedef kötü…
(İki dinli) münafıklar, içinde bulundukları Müslümanları terk edip Allah’ın gazap ettiği kimselere yanaşırlar. Onlardan bir şey beklerler, onlarla müttefik olurlar, onların yanında izzet ararlar. Ama Müslümanların yanına gelince de yalan yere yemin ederler; “biz de Müslümanız” diye... “Böyleleri ne o taraftan, ne de bu taraftandır... Allah (cc) böyleleri için şiddetli bir azap hazırladı. Zira bunların işleri, eylemleri çok fena..” berbat, çirkin… (Mücâdile 58/14-15) Arkasından da şöyle buyruluyor:
“Onlar yeminlerini kalkan yapıp (insanları) Allah’ın dininden alıkoydular. Bunun için onlara azab-ı mühîn (alçaltıcı bir azap) vardır.” (Mücâdile 58/16)
Âyette yer alan ‘saddû’ fiili hem geçişli hem de geçişsizdir. Buna göre yeminlerini inkârlarına örtü yapanlar hem kendileri saparlar, hem de başkalarını saptırırlar. (dâll ve mudîl gibi)
Onların servetleri, soyları, övündükleri şeyler onları cehennemlik olmaktan kurtaramayacak. Onlar yalancıların te kendileridir. (Mücâdile 58/17-18)
-İnsan çok çok borçlu olduğu Allah’a, Rasûlullah’ın öğrettiği gibi sürekli şükretmelidir. Eldeki imkânlardan infak etmek de (vermek, bağışlamak da) şükretmektir. Lakin nimet vereni tanımayan, yani iman etmeyen inkârcılar aynı zamanda nankördür. Nankörler nimet verenin istediği gibi infak etmezler. Allah için vermezler, zira O’nu hakkıyla takdir etmezler.
“Bunlar cimrilik eden, insanlara da cimriliği emreden ve Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimeti gizleyen kimselerdir. Biz de o nankörlere azaben muhînen (alçaltıcı bir azap) hazırlamışızdır.” (Nisâ 4/37)
-Allah (cc) inatçı kâfirlere alçaltıcı azap hazırladı, Allah (cc) insan için her şeyde bir ölçü (hüküm) koyduğu gibi, savaş hâlinda cemaatle nasıl namaz kılınacağının da ölçüsünü koydu. Allah’ın koyduğu ölçüleri (hükümleri) takmayanlar, kaale almayanlar, Müslümanları yok etmek için fırsat kollayıp ansızın saldıran bu gibi kâfirlere; “….Allah alçaltıcı bir azap (azabun mühîn) hazırladı.” (Nisâ 4/102)
-İnsanlardan kimisi Allah’ı, kimisi Peygamber’i, kimisi her ikisini de inkâr ederler. Kur’an’ın anlattığı Allah ile Peygamber’in mesajının ayrı ayrı şeyler olduğunu zannederler. Allah’ın seçtiği ve Kur’an’da anlatılan elçileri kabul etmezler. Bu aynı zamanda vahyin inkârıdır, reddedilmesidir.
“Şüphesiz, Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah’a inanıp peygamberlerine inanmayarak ayrım yapmak isteyenler, “(Peygamberlerin) kimine inanırız, kimini inkâr ederiz” diyenler ve böylece bu ikisinin (imanla küfrün) arasında bir yol tutmak isteyenler var ya; işte onlar gerçekten kâfirlerdir. Biz de kâfirlere azab-ı mühîn (alçaltıcı bir azap) hazırladık.” (Nisâ 4/150-151)
-Allah’ı ve Elçisi’ni incetenler zelil edici azabı hak ederler. Kur’an, Allah’ın ve meleklerin Rasûlullah’a salat ettiklerini, Müslümanların da bunu yapması gerektiğini söylüyor. (Allah’ın salat etmesi rahmetine mazhar kılması, meleklerin salatı bağışlama duası, mü’minlerin salatı da hem dua, hem hayatında fiilen destek, vefatından sonra da davasına destek olarak yorumlandı.)
Buna karşın bazıları Allah’ı ve Peygamber’i bir şekilde incitirler.
“Şüphesiz Allah ve Rasûlü’nü incitenlere, Allah dünya ve âhirette lanet etmiş ve onlara azab-ı mühîn (alçaltıcı bir azap) hazırlamıştır.” (Ahzâb 33/57)
“Allah’ı incitme ifadesi mecâzî bir kullanımdır. Allah’ın hoşnut olmayacağı işler yapmak, Allah’a uygun düşmeyecek nitelemelerde bulunmak demektir.”5
Peygamber’i incitmek, hayatında ona inanmamak, rahatsız etmek, hakkında olur olmaz laf üretmek, dedikodusunu yapmak, ailesi hakkında olumsuz konuşmak, davası aleyhine çalışmak, onu terk etmek; ölümünden sonra ise davasına destek olmamak, onu yanlış tanımak ve tanıtmak, onun yapmadığını yaptı, demediğini dedi gibi nakletmek olsa gerektir.
Bkz: Hacc 22/18; Fecr 89/15-16.
el-Isfehanî, R., el-Müfredât, s: 798.
Bkz: Bakara 2/39; Kasas 28/4; A‘râf 7/141.
İbn Hişâm, Siyer, 1/299-300; el-Vâhidî, A., Esbâbu’n-Nüzûl, s: 259-260.
DİB Meali âyet açıklaması.

Yazar:
HÜSEYİN KERİM ECE
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul