17 Nisan 2024 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / İSLÂM: FITRAT VE KOLAYLIK DİNİ
İSLÂM: FITRAT VE KOLAYLIK DİNİ

İSLÂM: FITRAT VE KOLAYLIK DİNİ ABDULLAH DÂİ

“Hayır, zulmedenler, hiçbir bilgiye dayanmaksızın kendi hevâ (istek ve tutku)larına uymuşlardır. Allah’ın saptırdığını kim hidayete erdirebilir? Onların hiçbir yardımcıları yoktur.
Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen (bir hanif ) olarak dine, Allah’ın o fıtratına çevir ki, insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte, dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.”1
Böyle buyurdu Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ!..
Hiçbir bilgiye dayanmaksızın hevâlarına uyan zulmedenler!.. Kendilerine ve insanlık âlemine zulmedenler... Yalnız insanlık âlemine değil, bütün canlılara ve yeryüzüne zulmedenler... Hevâya uyanlar, aynı zamanda hevâyı kendilerine ilâh edindiler... Dolayısıyla en büyük zulüm olan şirkin içine düştüler...2 Bundan dolayı maddî ve manevî olarak kirlenip necis hâle geldiler...3
“Kendi hevâsını (istek ve tutkularını) ilâh edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın? Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler, hayır, onlar yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı)dırlar.”4
İşte, bu zalimler, kendilerine Allah’ın Rasûlü ve Allah’ın Kitabı gelmiş, buna rağmen onlar hakka değil, ilâh edindikleri ve yasalarına göre hareket ettikleri hevâlarına uymuşlardır... Böylece sapmış ve saptırmışlardır... Onlar, bu sapıklıktan, ancak kendilerine tebliğ edilen hakka inanıp gereğini yapmakla kurtulabilirler... Onların hidayete ermesi, bâtılı tamamen terk edip hakka dönmeleriyle mümkündür... Onlar, bilerek saptılar, Allah da onların sapmalarını ziyâdeleştirdi... Artık kim onları hidayete ulaştıran Allah Teâlâ, hidayeti dileyenlere, yani bâtılı terk edip hakka gelmek isteyenlere hidayet verir ve hidayetlerini arttırır... Kendilerine ulaştırılan haktan ve hidayetten yüz çevirenler, bâtıla ve dalâlete razı olmuş, câhiliyye hayatını benimsemiş, bu sapıklıkla beraber, hakka ve hak taraftarlarına savaş açmışlardır... Böylelerin yardımcıları da yoktur... Dünyada da, âhirette de iyilikten, güzellikten, hayırdan, mutluluk ve huzurdan dolayı yardımcı bulamazlar, devamlı hüsran, keder, çile, huzursuzluk ve buhran içindedirler...
En güzel şekilde yaratılan insan, katıksız iman eder ve imanın gereği olan sünnet üzere salih amel işlerse, en güzel yaratılışını devam ettirir, bu güzellik, onun için dünyada ve âhirette kurtuluştur... Eğer böyle inanmaz ve bu şekilde amel işlemezse, ondan o güzellik alınır ve aşağıların aşağısına düşmüş olur...5
Genel bir görünüş ile yaşadığımız çağın, câhiliyye çağı olduğu malumdur... Küfrün, şirkin ve gayr-i İslâmî dinlerin, ideolojilerin ve düzenlerin egemenliği, fıtrat dini İslâm’ın sosyal hayattan uzaklaştırılması, hükümlerin yasaklanması ve muvahhid mü’minlere hayat hakkının tanınmamasıyla esaret altında tutulmaları ya da mahkûm edilişi, bu modern câhiliyet çağının en bariz özelliği olup tuğyan edenlerin zulmü ve sömürüleri devam etmektedir... Şirk cephesinde yeni bir şey yok ve müşrik karakterinde bir değişim söz konusu değildir!..
Âyet-i kerîmenin inzâl olduğu gün ile bugün arasında zaman ve mekân farkından başka bir fark olmadığı malumdur!..
Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, o gün mü’min Müslüman kullarına buyurduğunu, bugün de yaşayan mü’min Müslüman kullarına buyurmaktadır:

“Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah’ın fıtratına çevir ki, insanları bunun üzerine yaratmıştır.”
İmam el-Beğavî, “Meâlimu’t-Tenzîl” adlı tefsirinde şunları kaydeder:
“Yüce Allah şöyle buyurur: Sen yüzünü hanif olarak, dosdoğru bir şekilde ona meylederek dine, Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtratına, Allah’ın dinine dosdoğru çevir. Allah’ın dini üzerinde hâlis bir şekilde bulunun, demektir.
Bu açıklamayı, Saîd b. Cübeyr yapmıştır.
Âyetteki ‘yüzün ikamesi’, dinin ikame edilmesi demektir. Başkası da bunun, amelini dosdoğru yap demek olduğunu ifade etmiştir. Söz konusu ‘vech (yüz)’ ifadesi ise, insanın doğruyu elde etmek için yönelmiş olduğu, yönü, dini ve amelidir.
Buradaki ‘fıtratallah (Allah’ın fıtratı)’ buyruğu, iğrâ üzere nasb konumunda gelmiştir, yani Allah’ın var ettiği fıtrat üzere gereklilik göster, demektir. Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtratına, diye mâna vermişlerdir. Bu, İbn Abbas (r.anhuma) ve müfessirlerden bir topluluğun görüşüdür ki onlar, buradaki ‘fıtrat’tan murad edilenin, Allah’ın dini olan İslâm olduğunu belirtmişlerdir.”6
Kâdı Beydâvî (rh.a.), “Envâru’t-Tenzîl ve Esrâru’t-Te’vîl” adlı meşhur tefsirinde şöyle diyor:
“Yüzünü bir muvahhid olarak dine çevir.” Ona döndür, başkasına iltifat etme, gözünü ondan ayırma. Bu, ona yönelmenin, onun üzerinde durmanın ve ona önem vermenin misalidir. ‘Allah’ın fıtratına’, hilkatine demektir. Fıtrat, iğrâ mülahazası ile mensuptur (ilzemu/sarılın) ya da ma’badinden anlaşılacağı üzere mef‘ûl-ü mutlak olarak mensuptur. ‘Allah’ın insanları onun üzerine yarattığı fıtratına’, o da hakkı kabul etmeleri ve onu anlama güçlerinin olmasıdır ya da İslâm Milleti’ni kabul etmeleridir. Çünkü onlara dışarıdan müdahale edilmezse, onu rahatlıkla kabul ederler, oraya varırlar. Şöyle de denilmiştir:
Fıtrat, Âdem’den ve zürriyetinden alınan sözdür. ‘Allah’ın yaratması için değişiklik yoktur.’ Kimse onu değiştiremez ya da onu değiştirmek yaraşmaz. ‘Zâlike (işte bu)’ yüzün ona doğru çevrilmesi, emredilen dine ya da milletle tefsir edildiği takdirde fıtrata işarettir. ‘Doğru dindir’, yamuk olmayan dindir. ‘Ancak insanların çoğu bilmezler’, düşünmedikleri için doğruluğunu bilmezler.”7 
İmam Ebu Mansûr el-Mâturîdî (rh.a.), “Te’vîlâtü’l-Kur’ân” adlı ünlü tefsirinde bu âyeti açıklarken şunları beyân eder:
“O hâlde sen hanif olarak bütün varlığınla dine yönel’ meâlindeki âyet, herkese hitab etmektedir. ‘Bütün varlığınla yönelme’ (ikâme) iki mânaya gelebilir. Bunlardan birisi şudur: Bütün varlığınla yönel, yani gayretine ve yönelmene devam et. İkinci mâna şudur: Bütün varlığınla yönel, yani belirttiğimiz hususları tamamla ve bunları yerine getir. ‘Hanif olarak dine.’ Bazıları şöyle demiştir:
Hanif kelimesi, ayağın kıvrılması ve meyletmesi mânasından gelmektedir. Anlamı şudur: Her durumda ve her vakitte dine yönelmiş ol.
Bazıları şöyle demiştir: Bu kelime, dine yönelik ihlâs ve teslimiyet mânasına gelmektedir.”8
Fıtrat dini, yegâne Rabbimiz Allah’ın katında din olan İslâm’dır...9 İslâm, fıtrat dinidir... İnsan fıtratına yalnız ve yalnız uygun olan din İslâm’dır... İnsan, hak din İslâm’ı kabul etmeye hazır olarak yaratılmış ve dünyaya gelmiştir... Fıtrat üzere doğan her insan dış müdahaleler olmadıkça, fıtrat dinini, yani yaratılışına uygun olan dini seçer, kabul eder, inanır ve gereğini yapar...
Ebu Hüreyre (r.a.) rivayet eder.
Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Her insanı annesi fıtrat üzere doğurur. Sonra annesi, babası onu, Yahudileştirir, Hıristiyanlaştırır ve Mecusîleştirir. Eğer annesi, babası Müslüman iseler, çocuk da Müslüman olur. Annesinin doğurduğu her insanı şeytan iki yanından çarpar. Yalnız Meryem’le oğlu müstesnâ!”10
Fıtrat dini İslâm’a uygun doğan çocuk, annesi, babası, yakın çevresi, eğitim sistemi ve egemen siyasal düzen tarafından yetiştirilip yönlendirilir ve büyütülür... Bunlar Yahudi, Hristiyan, Mecusî, Budist, Komünist, Faşist, Kapitalist, Liberalist, Deist, Ateist, Laik, Demokrat ve diğer ideoloji mensubları ise, fıtratı İslâm olmaya hazır doğan çocuğun, fıtratına müdahale edip değişime uğratır ve kendi inançlarına göre olmasını sağlarlar... Eğer kişinin fıtratına uygun olan bir ortam olursa, yani annesi, babası, yakın çevresi, eğitim sistemi ve egemen siyasal düzen İslâm olursa, fıtratta hiçbir değişim ve bozulma olmadan o çocuk İslâm üzere olan bir Müslüman olur ve öylece hayatına devam eder... Akîdesi ve amelleriyle İslâm’ı kabul eder ve hiç zorlanmaz... Çünkü fıtratı İslâm üzeredir ve İslâm, onun fıtratına uygun bir hayat nizamıdır... Çok kolay kabul ettiği İslâm nizâmı, fıtrat ile uyumludur... Bundan dolayı her şeyi kolaylıktır... “İslâm, fıtrat ve kolaylık dinidir!..”
Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez.”11
“Allah (ağır yükleri) sizden hafifletmek ister. (Çünkü) insan zayıf olarak yaratılmıştır.”12
“Allah, size güçlük çıkarmak istemez amma sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.”13
“Allah adına gerektiği gibi cihad edin. O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim’in dini(nde olduğu gibi).”14
Yaratmak ve emir kendisine mahsus olan Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ,15 fıtrat üzere ve yalnızca kendisine kulluk etsinler,16 yani hayatları boyunca yalnız Allah’ın kanunlarına göre harekette bulunsunlar, başka kanun koyucularına asla uymasınlar diye17 yarattığı insan kulları için seçip razı olduğu yegâne kurtuluş yolu ve hayat nizâmı olan İslâm,18 böyle kolay kılınmıştır...
Rahmân ve Rahîm Allah Azze ve Celle, yaratmış olduğu insan kullarına sonsuz merhametiyle merhamet etmiş, onlara emir buyurduğu amelleri kendilerine kolaylaştırılmış ve güçlerinin üstünde hiçbir teklifte bulunmamış, ancak verilen imkânlar ölçüsünce kendilerinin amel işlemelerini emir buyurmuştur... Allah’a ve indirdiklerine katıksız iman eden insan kulları, yegâne Rabbleri ve İlâhları Allah Teâlâ’nın emirlerine tam teslimiyet gösterip yegâne önderleri Rasûlullah Muhammed (s.a.s.)’in sünneti üzere hareket ettikleri müddetçe, yapacakları işleri kendilerine kolaylaştırılmıştır... Onların, güç yetiremeyecekleri ve zorlanacakları hiçbir şey kendilerine yükletilmemiş, imkânlarını aşan hiçbir görev onlar için emrolunmamıştır... Yapmaları emredilen ve yapmamaları gerekenlerin bütünü, onların gücü ve irâdesi dâhilinde olan şeylerdir...
Şöyle buyurur yegâne Rabbimiz Allah Teâlâ:
“Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez.”19
“Kimseye güç yetireceğinin dışında (yük ve sorumluluk) teklif edilmez.”20
“Allah, hiçbir nefse ona verdiğinden başkasıyla yükümlülük koymaz. Allah, bir güçlüğün ardından bir kolaylığı kılıp verecektir.”21
Âlemlerin Rabbi Allah’ı Rabb, yegâne hayat nizâmı İslâm’ı din, hayat kitabı Kur’ân’ı düstûr, Rasûlullah Muhammed (s.a.s.)’i önder kabul edip katıksız iman ederek, emrolundukları şekilde hareket eden İslâm toplumu, siyasetten ekonomiye, yargıdan eğitime, yönetenden yönetilenlere yaşanan hayatın her biriminde yükleri ve sorumlulukları imkânları ölçüsünce emredilmiş olup asla zora koşulmamıştır... Bu iyilik, güzellik ve hayırın ta kendisi olan bu hakikat, İslâm’ın kolaylık dini olduğunun apaçık göstergesidir...
Şirkin ve küfrün, küçüğünden büyüğüne her türlüsünü reddederek katıksız iman eden ve hevâlarını imanın hizmetine verip tam teslim olan muvahhid mü’min Müslümanlar, üzerinde yaratılmış oldukları fıtratlarının gereğini yerine getirdikleri için, Allah ve Rasûlü (s.a.s.)’in emirlerine göre hareket edip hayatı, İslâm’a uygun düzenlemeleri asla zorlarına gitmez, zaten bu konuda hiçbir zorlukla da karşılaşmazlar...
Rabbimiz Allah Teâlâ, bu sadık ve salih muttaki kullarının özelliklerini şöyle beyân buyurur:
“Elif, Lâm, Mîm.
Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakîler için yol gösterici bir Kitab’dır.
Onlar, gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infâk ederler.
Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilene iman ederler ve âhirete de kesin bir bilgiyle inanırlar.
İşte bunlar, Rabblerinden olan bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler bunlardır.”22
“Aralarında hükmetmesi için, Allah’a ve Rasûlü’ne çağrıldıkları zaman mü’min olanların sözü: ‘İşittik ve itaat ettik’ demeleridir. İşte felâha kavuşanlar bunlardır.
Kim Allah’a ve Rasûlü’ne itaat ederse ve Allah’tan korkup O’ndan sakınırsa, işte kurtuluşa ve mutluluğa erenler bunlardır.”23
Fıtrat dini İslâm, fıtratları bozulmamış ve fıtratlarını bozmayan insanlar için çok kolaydır... Namaz, zekât, oruç, hacc, güzel ahlâk ve diğer ibadetlerin, şartlarıyla, imkânlarıyla ve ortamlarıyla yerine getirilmesi, insanların gücüne göredir... Neye güç yetiriyorsa, ondan sorumludur... Elbette ki yegâne Rabb Allah’ın ona verdiği güç ve imkânı inkâr etmedikçe, Allah’ın kendisine bahşettiği nimetlerin kadrini bilip şükrünü yerine getirdikçe, kulluk vazifelerinden hiçbirisi kendisine asla ağır gelmez... Kolay kılınmış kulluk vazifelerinin kendilerine ağır gelen kişiler, iman konusunda zayıf, amel konusunda gevşek, nefislerinin arzularına uymaya meyilli ve hevâlarına göre davranmak isteyenlerdir... Onların bu yanlış davranışları, şeytanın vesveselerine kulak verip nefsanî istekleri peşinde gitmeleri, kolay olanı zor göstermekte, dolayısıyla dosdoğru yoldan ayrılmalarına, kendilerini zora sokmalarına ve geçici dünya hayatını, ebedî âhiret hayatına tercih etmelerini gündeme getirmektedir...
Bu tercihleri, onların kolay ve doğru olana uymalarını engellemekte, kolayı zor, doğruyu yanlış görmelerine vesile olmaktadır...
Fıtri ve kolay olan İslâm’ı tebliğ edip nasıl uygulanacağını açıklayarak, gösterip uygulayan Rasûlullah (s.a.s.)’e uyup itaat edenlere, İslâm’ın bütün hükümleri kolay gelir, çünkü kolaylaştırılmıştır... Onların, katıksız imanı ve teslimiyetleri, hiçbir emri zor görmez, kendilerine Allah tarafından bahşedilen güç ve imkân ile kulluk vazifelerini büyük bir istek ile yerine getirir, bu emre itaat hareketleri onlar için mutluluk ve huzur vericidir...
Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Kim Rasûl’e itaat ederse, gerçekten Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.”24
“Onlar ki, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de (geleceği) yazılı bulacakları ümmî haber verici (Nebî) olan Rasûl’e uyarlar. O, onlara ma’rufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helâl, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri, indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nûru izleyenler, işte kurtuluşa erenler bunlardır.”25
İnsanın fıtratına uygun ve kolaylık dini olan İslâm’ı, Allah’ın muradına ve rızasına uygun bir şekilde uygulayan Rasûlullah (s.a.s.), “âlemlere rahmet olarak gönderildiği için”26 insanların:
“Ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor.” Böylece, zor olanı kolaylaştırıyor ve İslâm’ın kolaylık dini olduğunu, emredilenleri yapmakta ve yasaklananları terk etmekte hiçbir zorluk olmadığını gösterip onların da uygulamalarını beyân buyuruyor!..
Ebu Hüreyre (r.a.) rivayet eder.
Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Şüphesiz ki, bu din kolaylıktır. Hiç kimse yoktur ki, bu din hususunda (amellerinde noksanlık olmasın diye) kendini zorlasın da din ona galebe etmesin (ve eriyip büsbütün amelden kesilmesin). Öyle olunca ortalama gidin. (Eğer en kâmili yapamazsanız, ona) yaklaşın, (az olsa da devamlı amel ve ibadetten dolayı) sevinin. Sabah, akşam ve gecenin bir cüz’ünde (ibadete tevfîk vermesi için Allah’tan) yardım isteyin.”27
el-Kastallânî (rh.a.), “İrşâdu’s-Sârî li-Şerhi Sahîhi’l-Buhârî” adlı eserinde bu hadisin şerhinde şunları beyân eder:
“İslâm dini, kolaylık dinidir. Aynî’ye göre bu kolaylık, yorumla ulaşılacak bir kolaylıktır ya da yorum dışında bizzat dinin özünde kolaylığı barındırmasıdır. Örneğin: Bazılarına göre, Rasûlullah (s.a.s.) rahmettir. Zira Yüce Allah:
“Biz seni, âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ, 21/107) buyurmuştur. Yani Yüce Allah, Rasûlullah (s.a.s.)’e o kadar çok rahmet yerleştirmiştir ki, sonunda bizzat rahmetin kendisi olarak nitelendirilmiştir. Kolaylığın dinin özünde olması da buna benzetilebilir.
Kişi, kendisine acımayıp gücünü aşacak amelleri yapmaya kalkışır ve kendini zora sokarsa, âciz düşer. Amellerin devamlılığını sağlayamaz ve bu zor duruma yenik düşer. Bundan dolayı kişi, amellere yönelik ifrat ve tefritten uzak orta bir yol izlemeli, elinden geldiği kadarıyla amelde bulunmalı ve bu yaptığının mükâfatını bekleyip buna sevinmelidir.”28
Ebû Musa el-Eş‘arî (r.a.) anlatıyor:
Rasûlullah (s.a.s.), ben Ebû Musa ile Muâz b. Cebel’i Yemen’e gönderdiği zaman, ikisine hitaben:
“Kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin ve işlerde uygunluk gösterin! (Birbirinizi seviniz, ihtilaf etmeyiniz!)” buyurdu.29
Hadisin şerhinde şöyle denmiştir:
“Hz. Peygamber (s.a.s.), idareci olarak görevlendirdiği sahâbîleri görev yerine gönderirken kendilerine, halka devamlı surette ümit verip onlara nefret ettirici ve soğutucu davranışlardan kaçınmayı, zorluk çıkarmaktan kesinlikle uzak kalmayı ve kolaylık göstermeyi usul ittihaz etmeyi tavsiye edermiş. Çünkü ümit verici hareketler, dünya işlerinde insanların şevkini, gücünü ve maneviyatını artırdığı gibi, dinî işlerde de Allah’ın emirlerine daha sıkı sarılıp günahtan sakınma azmini, günahkârlıktan tevbe edip yeni bir hamle yapma ruhunu kazandırır.
Bir idarecinin idaresi altındaki insanlara, kolaylık göstermesinin de böyle müspet tesirleri vardır. Nefret ettirici ve zorluk çıkarıcı tutumlar ise, tam aksine olumsuz, verimsiz ve tamiri imkânsız neticeler ortaya çıkarır. Bu bakımdan cemiyette bütün başarıların ve verimli neticelerin hareket noktasında ümit verici tutumlar vardır. Çünkü insanları harekete geçiren en büyük güç, ümit ve inançtır. Olumsuz davranışlar ise, bu ümit ve inançları yıkmaktan başka bir işe yaramaz. Ancak düşmanların işine yarayabilir.
Rasûl-i zîşân Efendimiz, ümmetine böyle müspet davranmalarını tavsiye etmekle, âlemlere rahmet için gönderilen bir rahmet Peygamberi olduğunu ispat etmiştir.
Esasen işleri zorlaştırmaya, kalbinde eğrilik, tabiatında şiddet ve terbiyesinde noksanlık olan kimselerden başkası yaklaşmaz. İslâm terbiyesiyle edeplenmiş bir kimse, zorlaştırmayı bilmez. İşleri engellemeye ve insanların menfaatlerine halel getirmeye çalışmaz.”30
Ebu Hüreyre (r.a.)’ın rivayetiyle Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Sizler, ancak kolaylaştırıcılar olarak gönderildiniz, güçlük yapıcılar olarak gönderilmediniz!”31
Allâme İbn Hacer el-Askalânî (rh.a.), “Fethu’l-Bârî” adlı eserinde şöyle der:
“Hz. Peygamber (s.a.s.), mecazen ‘gönderilme’ fiilini ashaba izâfe etmiştir. Çünkü Allah tarafından gönderilmiş olan Hz. Peygamber (s.a.s.)’in kendisidir. Ancak onlar, Hz. Peygamber (s.a.s.)’den tebliğde bulunma hususunda onun huzurunda veya yokluğunda, onun yerini aldıklarından bu söz onlar için kullanılmıştır. Sahabe, Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından bu iş için gönderilmiş, yani görevlendirilmiştir.”32
Yegâne hayat nizâmı İslâm, insanlık âlemi için tek kurtuluş, huzur, barış ve mutluluk nizamıdır... Ferdden devlete her şeyiyle fıtrat ve kolaylık dinidir!..
Yeri gelmişken, İslâm’ın kolaylık dini oluşu konusunda ders alınacak şu olayı da nakledelim:
el-Ezrak b. Kays anlatıyor:
Bizler, el-Ahvâz mıntıkasında Harûriyye fırkası ile savaşıyorduk. Bu savaş günlerinde ben, bir nehir kenarında (yahut yamacı üzerinde) bulunuyordum. Baktım ki birisi, orada binek hayvanının gemi elinde olduğu hâlde namaz kılıyor. Namaz kılarken hayvan, o zâtı çekiştirmeye, o da hayvanın ardından gitmeye başladı.
Râvî Şu‘be:
-Bu namaz kılan zat (Rasûlullah’ın ashabından) Ebû Berze el-Eslemî (r.a.)’dır, demiştir.
İşte, Ebû Berze’nin namaz içindeki bu hâlini gören, Hâricîlerden bir adam:
-Allah’ım, şu ihtiyara cezâsını ver! diyordu.
O ihtiyar (yani Ebû Berze) namazı bitirince, (o Hâricîye karşı) şöyle cevap verdi:
-Ben, senin sözünü işittim. Ve yine ben, Rasûlullah ile beraber altı yahut yedi yahut sekiz gazvede bulundum. Ve Rasûlullah’ın (namazda ve diğer hususlarda insanlara daima) kolaylaştırma gösterdiğine şahid oldum.

Şimdi, benim bu hayvanın hareketine engel olmaklığım, onu başıboş bırakmaklığımdan bana daha sevgilidir. Çünkü bırakılınca hayvan kendi yemliğine dönecek ve o takdirde bana meşakkat ve zorluk olacaktır.33
Allâme İbn Hacer el-Askalânî (rh.a.) şerhte şunları beyân eder:
“Ebû Berze’nin:
-Rasûlullah’ın (namazda ve diğer hususlarda insanlara daima) kolaylaştırma gösterdiğine şahid oldum! Sözü, bineğini namaz kılarken terk etmesi ve bineği için namazını bozmaması gerektiğini söyleyen ve böylece işi zorlaştıranlara red için söylenmiştir.
Bu hadiste, fakirlerin: ‘Telef olmasından korkulan eşya vb. şeyleri kurtarmak için namazı yarıda kesmek câizdir’ görüşlerine delil bulunmaktadır.
Adam, yaygın durumu göz önünde bulundurarak, hayvanını bırakması hâlinde onun gitmeye alışkın olduğu yerlere (otlağa) gideceğini söylemiştir. Oysa hayvan, yemliğe değil, bilinmeyen bir yere gidebilir. Bu ise, İslâm’ın yasakladığı bir husus olarak malın kaybedilmesi sonucuna yol açar.”34
“Aklını kullanan bir topluluk için.”35
Rûm, 30/29-30.
Yegâne Rabbimiz ve İlâhımız Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Hani Lokman, oğluna –öğüt vererek- demişti ki: ‘Ey oğlum, Allah’a şirk koşma. Şüphesiz şirk gerçekten büyük bir zulümdür.” (Lokmân, 31/13)
Rabbimiz Allah Azze ve Celle şöyle buyurdu:
“Ey iman edenler, müşrikler ancak bir pisliktir. Öyleyse bu yıllarından sonra artık Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar.....” (Tevbe, 9/28)
Furkân, 25/43-44; Câsiye, 45/23.
Yegâne İlâhımız Allah Teâlâ şöyle buyurdu:
“Doğrusu, Biz insanı en güzel biçimde yarattık.
Sonra aşağıların aşağısına çevirdik.
Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. Onlar için kesintisi olmayan bir ecir vardır.” (Tîn, 95/4-6)
Ebû Muhammed Muhyissünne el-Hüseyn b. Mes‘ûd b. Muhammed el-Ferrâ, el-Beğavî Tefsiri-Meâlimu’t-Tenzîl, çev. A. Alpaslan Tunçer, İst. 2018, c. 6, sh. 126.
Kadı Nasrüddin Ebû Saîd Abdullah b. Ömer b. Muhammed eş-Şirâzî el-Beydâvî, Beydâvî Tefsiri, çev. Doç. Dr. Abdulvehhab Öztürk, İst. 2011, c. 4, sh. 219.
Ebû Mansûr el-Mâturîdî, Te’vîlâtü’l-Kur’ân Tercümesi, çev. Doç. Dr. Fadıl Ayğan, İst. 2018. c. 11, sh. 218.
Bkz. Âl-i İmrân, 3/19.
Sahîh-i Müslim, Kitâbu’l-Kader, B. 6, Hds. 25.
Beyhakî, es-Sünenü’l-Kebîr, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2016, c. 12, sh. 38, Hds. 12270.
Beyhakî Külliyatı, Hadislerde Kader, çev. Hasan Yıldız, İst. 2019, c. 6,sh. 397, Hds. 597.
Bakara, 2/185.
Nisa, 4/28.
Mâide, 5/6.
Hacc, 22/78.
Bkz. A‘râf, 7/54.
Bkz. Zâriyât, 51/56.
Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurdu:
“Bu, Benim dosdoğru olan yolumdur. Şu hâlde ona uyun. Sizi, O’nun yolundan ayıracak (başka) yollara uymayın. Bununla size tavsiye etti, umulur ki korkup sakınırsınız.” (En’âm, 6/153)
“Hüküm, yalnızca Allah’ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler.” (Yûsuf, 12/40)
Bkz. Mâide, 5/3.
Bakara, 2/286.
Bakara, 2/233.
Talâk, 65/7.
Bakara, 2/1-5.
Nûr, 24/51-52.
Nisâ, 4/80.
A‘râf, 7/157.
Rabbimiz Allah Azze ve Celle şöyle buyurdu:
“Biz seni, âlemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik.
De ki: ‘Gerçekten bana: Sizin İlâhınız yalnızca bir tek İlâhtır diye vahyolunuyor. Artık siz Müslüman olacak mısınız?” (Enbiyâ, 21/107-108)
Ebû Salih (r.a.) anlatır:
Rasûlullah (s.a.s.), onlara (yani zamanındaki muhatabı olan insanlara):
“Ey insanlar, ben ancak (âlemlere) hediye edilmiş bir rahmet Peygamberiy)im!” diye seslenirdi.
Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B. 3, Hds. 15.
Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale’s-Sahîhayn, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, c. 1, sh. 278-279, Hds. 107.
Kuzâî, Şihâbü’l-Ahbâr Tercümesi, çev. Prof. Dr. Ali Yardım, İst. 1999, sh. 215, Hds. 727.
Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’l-Îmân, B. 29, Hds. 32.
Sünen-i Nesâî, Kitâbu’l-Îmân, B. 28, Hds. 5001.
Ebu’l-Abbas Şihâbuddin Ahmed b. Muhammed el-Kastallânî, Sahîh-i Buhârî Şerhi, Çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 20019, c. 1, sh. 304.
Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’l-Edeb, B. 80, Hds. 149.
Kitâbu’l-İlm, B. 12, Hds. 11.
Kitâbu’l-Cihad ve’s-Siyer, B. 163, Hds. 238.
Kitâbu’l-Ahkâm, B. 22, Hds. 34.
Sahîh-i Müslim, Kitâbu’l-Cihad ve’s-Siyer, B. 3, Hds. 6-8.
Sünen-i Ebû Dâvûd, Kitâbu’l-Edeb, B. 17, Hds. 4835.
Sünen-i Ebû Dâvûd Terceme ve Şerhi, Hzr. Necati Yeniel-Hüseyin Kayapınar, İst. 2003, c. 16, sh. 41.
Sahîh-i Buhârî, Kitabu’l-Vudû, B. 62, Hds. 83.
Kitâbu’l-Edeb, B. 80, Hds. 153.
Sünen-i Ebû Dâvûd, Kitâbu’t-Tahâre, B. 136, Hds. 380.
Sünen-i Tirmizî, Kitâbu’t-Tahâre, B. 112, Hds. 147.
Sünen-i Nesâî, Kitâbu’t-Tahâre, B. 45, Hds. 56.
Kitâbu’l-Miyâh, B. 3, Hds. 330.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2013, c.1, sh. 612-613, Hds. 1025.
İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî-Muhtasar, çev. Halil Aldemir-Soner Duman, İst. 2006, c. 1, sh. 413.
Sahîh-i Buhârî, Ebvâbu’l-Amel Fi’s-Salât, B. 11, Hbr. 15.
Kitâbu’l-Edeb, B. 80, Hbr. 152.
Ebû Dâvûd Süleyman b. Dâvûd el-Cârûd et-Tayâlisî, Müsned-i Tayâlisî, çev. M. Ömer Yusuf, Konya, 2019, sh. 288, Hbr. 969.
İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî-Muhtasar, c. 3, sh. 293.
Ra‘d, 13/4.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul