02 Temmuz 2022 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / KUR’AN’IN ŞAŞIRMIŞ/SAPMIŞ DEDİKLERİ
KUR’AN’IN ŞAŞIRMIŞ/SAPMIŞ DEDİKLERİ

KUR’AN’IN ŞAŞIRMIŞ/SAPMIŞ DEDİKLERİ HÜSEYİN KERİM ECE

Kur’an doğru yoldan çıkmayı, sapmayı, şaşırmayı bir de ‘ğayy’ kelimesi ile anlatıyor.
İnsanın yeryüzünde yürüdüğü yolun adı sebîl’dir. Ancak bu yol Allah’ın gösterdiği yol olmalıdır. Ancak bazı insanlar çeşitli sebeplerle Allah’ın gösterdiği yola girmez, ya da bu yoldan ayrılır, başka yol tutarsa bunlara “sebîlu’l-ğayy-sapmışların/şaşırmışların yolu” denir.
Sebîl kelimesi yol anlamında, hem sapık yollar için hem de doğru yollar için kullanılmaktadır. Yolun niteliği, kendisine eklenen takı veya sıfatlarla belirlenmektedir.
Kur’an, yolun doğru oluşunu belirtmek için ‘rüşd, müstakîm, hidâyet ve seviyy’ gibi sıfatları, sapık, yanlış olduğunu belirtmek için de ‘dalâlet ve ğayy’ sıfatlarını kullanıyor.
Rüşd doğruluk, istikâmet demektir. Rüşd, hak yolunda sağlam ve sabırlı ve tam bir isabetle dosdoğru gitmektir. Ğayy da insanın Allah’ın yolundan başka bir yola ayrılması demektir.1
-Ğayy-sapmak, şaşırmak fiili
‘Ğayy’ın aslı; ‘ğavâ-ğaviye’ fiilidir. Bu da bozuk inançtan dolayı cahilce hareket etmektir. Çünkü cahilce hareket etmek; kişinin bozuk (fâsit) bir inanca sahip olmasından veya sağlam bir inanca sahip olmayışından kaynaklanabilir. Bu sapmışlığın her ikisine de ‘ğavâ’ denir.
‘Ğayy’; azgınlık yapmak anlamına da gelir.2 Kişi zaten doğru yola girmediği için azar, haddini aşar, sınırdan taşar, ölçüyü kaçırır, hata eder, günah işler, zararlı eylemler/işler yapar.
Ama bir insan Kur’an’ın ‘doğru yol’ dediği hidâyeti seçerse; azmaz, haddi aşmaz, ölçülü yaşar, iyi insan olur, faydalı işler (sâlih amel) yapar, hayatını mutluluğa çevirir, âhirette kurtulanlardan olur.
Bu Fiil Kur’an’da Nasıl Kullanılıyor?
Kur’an bu fiili farklı durumlarla ilgili, daha çok şaşırmak, sapmak, azgınlık yapmak, ne yapacağını bilememek anlamında kullanıyor. Hepsinde ortak anlam; doğru olan bir şeyden, yoldan, eylemden sapmak…
Mekkeli müşriklere göre Muhammed (sav) atalardan gelen dinin dışında bir şeye davet ettiği için ona atalarının dininden sapan, ataların yolunu şaşıran demişlerdi. Kur’an onlara şöyle cevap verdi:
“Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı (mâ ğavâ).” (Necm 53/1-2)
Onların yakînen tanıdığı, aralarında yaşayan, hayatı bilinen, kendisine ‘el-Emîn’ denilen, bir anlamda arkadaşları olan Muhammed; davet ettiği şey açısından sapmadı, şaşkınlığa düşmedi. Onun Allah adına söylediği ve davet ettiği gerçek (hakikat) kendisine vahyolunandır.
Bilindiği gibi İblis Allah’ın huzurundan kovulunca insanları saptırmak için Allah’tan izin aldı. Bu saptırma işine de Âdem ve eşinden başladı.
“Nihayet şeytan ona vesvese verip şöyle dedi: “Ey Âdem! Sana ebedîlik ağacını ve yok olmayan bir saltanatı göstereyim mi?” (Tâhâ 20/120)
Halbuki o işaret ettiği ağacın meyvesini yemek Âdem’e ve eşine yasaktı.
“Bunun üzerine onlar (Âdem ve eşi) o ağacın meyvesinden yediler. Bu sebeple ayıp yerleri kendilerine göründü ve cennet yaprağından üzerlerine örtmeye başladılar. Âdem, Rabbine isyan etti ve yolunu şaşırdı (ğavâ).” (Tâhâ 20/121)
“Yani cahillerden oldu. Bir görüşe göre zarara ziyana uğradı demektir. Bir başka görüşe göre, ğava fiili; dirliği/hayatı bozuldu, fesada uğradı anlamında… Bu da deve yavrusu, sütü fazla içip mide fesadına uğramak anlamından gelir.”3
Görüldüğü gibi burada Âdem’in İblis’e aldanarak yasak ağacın meyvesini yemesi hem isyan, hem de şaşırmışlık olarak niteleniyor.
Buna ister yoldan çıkmak diyelim, ister ziyana uğramak... Sonuçta o şaşırarak kendisine çizilen doğru yoldan ayrıldı, kendisine yasak olan bir şeyi yaptı. Dolaysıyla deve yavrusunun fazla sütten midesini fesada düşürdüğü gibi kendisine zarar verdi. Cenneti kaybetti, dünyaya sürgün edildi.
Dünyada bazıları kendileri saptıkları gibi, başkalarını da saptırırlar. Kendileri hata yaptıkları, günah işledikleri gibi, başkalarının da bunu yapmasına sebep olurlar. Bunu yaparken de yaptıkları işin doğru, faydalı, zevkli olduğunu zannederler. Ancak gün gelecek hakikat ortaya çıkacak. Kimin doğru yolda olduğu, kimin doğru yol dururken sapıttığı, ya da şaşırıp eğri, yanlış yollara gittiği, böylece ziyana uğrayacağı ortaya çıkacak.
“Haklarında azap hükmü gerçekleşenler, “Ey Rabbimiz! İşte şunlar bizim azdırdıklarımızdır. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık (eğveynâ). Şimdi de onlardan uzaklaşıp sana döndük...” (Kasas 28/63)
Burada sanki onlar; “Biz onlara bir insanın gücü dahilinde dostuna yapabileceği en çok şeyi yaptık” diyecekleri söyleniyor. Çünkü insanın kendisi için istediğini dostu için istemesi gerekir. Ancak bu durumda “sahip olduklarımızdan onlara verdik ve onları kendimize denk hâle getirdik” diyebilir.4
“Evet, biz sizi saptırdık (eğveynâ). Çünkü biz de sapkın kimselerdik.” (Sâffât 37/32)
Şimdi ilginç bir pişkinlikle yüz yüzeyiz. İblis Allah emrettiği hâlde Âdem’in huzurunda secde etmedi. İlâhî emre kafa tuttu, kendisinin Âdem’den hayırlı olduğunu iddia etti ve rahmetten kovuldu. Ama aynı İblis onu bu duruma kendisine secde emredenin düşürdüğünü iddia etti.
“İblis dedi ki: “(Öyle ise) beni azdırmana (eğveytenî) karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım.” (A‘râf 7/16)
“(İblis) dedi ki: Rabbim! Beni azdırmana (eğveytenî) karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım (le-uğviyenne)!” (Hicr 15/39)5
Görüldüğü gibi İblis kendi yanlış tercihini, kendi hatasını Allah’a yüklemeye çalıştı. Sanki “isyan ettiysem Allah’ın bu emri yüzünden oldu. Zira o bana yapmamın mümkün olmadığı bir şeyi emretti. Böylece benim azmama, isyan etmeme sebep oldu. Ben de buna karşılık O’nun doğru yolu üzerine oturup kullarını doğru yoldan saptıracağım, doğru yolu bulmamaları konusunda onları şaşırtacağım. O’nun beni azdırmasına karşılık ben de onları azdıracağım” dedi.
Bu şüphesiz büyük bir hata, ciddi bir haddini bilmemezlikti. Kaldı ki, Allah kimseyi, kendi tercihi yoksa saptırmaz, azdırmaz, dalâlete düşürmez. Bu gibi kötülükleri Allah önceden kimseye yazmadı. Herkesin tercih hakkı var ve bundan sorumludur. Buna İblis de dahildir.
“Yahut: “… hataya düşmeme, sapmama izin verdin”, ‘Eğvâ’ ifadesi “yoldan çıkmasına, sapmasına sebep oldu (ya da izin verdi)” anlamına geldiği gibi, “umutsuzluğa sürükledi”, ya da “istediği, arzuladığı şeye ulaşmasını önledi” anlamına da geliyor.”6
Tarihten beri bazı insanlar Şeytan’ın vaadlerine veya vesveselerine aldanır, bir nevi onun peşine takılırlar. Kendilerine gelen elçiyi ve âyetleri dinlemezler. İlâhî çağrıya kulak asmazlar. İşte bu yüzden onlar, azgın olurlar, doğru yolu şaşırırlar, sapıtırlar.
“Kendisine âyetlerimizi verdiğimiz hâlde, onlardan sıyrılıp da şeytanın kendisini peşine taktığı, bu yüzden de azgınlardan olan kimsenin haberini onlara anlat.” (A‘râf 7/175)
Eğer bir kimse kendisi sapıtmayı ister, Allah da onu sapıtırsa, hidâyeti onun yanlış tercihi sebebiyle kolaylaştırmazsa, Elçi’nin ona öğütleri, uyarıları fayda vermez.
“Ben size öğüt vermek istesem de, eğer Allah sizi azdırmak (yüğviye) istemişse, öğüdüm size fayda vermez. O, sizin Rabbinizdir ve O’na döndürüleceksiniz.” (Hûd 11/34)
Bir görüşe göre Allah azgınlığınızdan dolayı eğer sizi cezalandırmayı diliyorsa anlamındadır. Bir başka görüşe göre eğer Allah aleyhinize olarak azgınlık üzere kalmanıza hükmetmek istiyorsa anlamındadır...7
Ğayy, sonunda zararı veya cezası yapana dönen kötülüğü ifade eder.
-Ğâviyy-ğâvîn-sapıtan, azgın
Bu ğavâ fiilinin özne (fail) ismidir. Sapma, azma, şaşırma işini kendi tercihiyle, hür iradesiyle yapan demektir.
Bir örneğini Mûsâ’nın (as) hayatında görüyoruz.
Mûsâ (as) henüz Firavun’un sarayında iken bir gün sokakta iki kişinin kavga ettiklerini gördü. İsrâiloğulları’ndan olan birisi kendisinden yardım istedi. O da onları ayırmaya çalışırken karşıdaki yere düşüp öldü. Mûsâ, kasdının onu öldürmek olmadığını şöyle ifade etti: “Şüphesiz bu Şeytan’ın işidir” dedi. Ama ertesi gün;
“Korkarak, etrafı gözetleyerek şehirde sabahladı. Bir de ne görsün, dün kendisinden yardım isteyen yine feryat ederek ondan yardım istiyordu. Mûsâ da ona, “Belli ki sen azgın (ğâviyy) bir kimsesin” dedi.” (Kasas 28/18)
Kıyâmet günü hiç bir şeyin ve hiç bir kimsenin faydası olmaz. Ancak selîm kalp ile gelmek o gün fayda verir. Bundan sonra dünyada iken takva sahibi olanlara (korkup sakınanlara) cennet yaklaştırılacak.
Cehennem ise “ğâvin olanlara (azgınlara) apaçık gösterilecek. Ve onlara ; Allah’ı bırakıp taptıklarınız nerede? Hani size yardım ediyorlar mı? Yahut kendilerini kurtarıyorlar mı diye sorulacak” (Şu‘arâ 26/88-93)
İslâm’dan önceki Arap şairlerin bir kısmı Şeytan’a kulak verir, ondan geldiğini sandıkları yalanlara kendileri de bir şeyler katar yalan söylerlerdi. Bu tip şairlere de ancak ‘ğâvîn-sapmış, azgın’ olanlar uyar. Kendilerine uyulan şairler de doğru yoldan yürümezler. Şaşkın şaşkın dolaşırlar. Yapmadıklarını söylerler. Kendileri saptığı gibi başkalarını da saptırırlar.8
Yine aynı kökten gelen ‘ğayya’; azap, felaket, cehennem çukuru veya cehennemde bir nehir olarak da anlaşılmıştır.9
“Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevî tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba (ğayya’ya) çarptırılacaklardır.” (Meryem 19/59)
Âyetin son kısmı açıklamalı meâlde şöyle geçer: “Onlar bu (tutumları)ndan ötürü Cehennemdeki Ğayya Vadisi’ni boylayacaklardır.”10
Ya da “hüsran, yani derin bir düş kırıklığı yaşayacaklar”11 şeklinde de çevrilebilir.
Kur’an’ın azabı ğayya diye nitelendirmesinin sebebi, bu azabın nedeninin ğayy (azgınlık) olmasıdır. Bu isimlendirme bir şeye kendi sebep olduğu şeyin adının verilmesine benzer. Bitkiye ‘nedâ’ denilmesi gibi. Bir görüşe göre; bu azgınlıklarının ardından ve bunun sonucu olarak cehenneme atılacaklar anlamındadır.12
Elmalılı, H.Y. Hak Dini Kur’ân Dili (sad.), 7/198.
Bkz: Bakara 2/256 ; A‘râf 7/146.
el-Isfehânî, R., el-Müfredât, s: 143.
 el-Isfehânî, R., el-Müfredât, s: 143.
Bir benzeri; Sâd 38/82-83.
Esed. M., Kur’an Mesajı, 1/271.
 el-Isfehânî, R., el-Müfredât, s: 143.
Bkz: Şu‘arâ 26/223-226.
Taberî, İbn Cerîr, Câmiu’l-Beyân, 8/356.
Diyânet Meâli (Yeni), Âyet açıklaması, s: 308.
Taberî, İbn Cerîr, Câmiu’l-Beyân, 8/356.
el-Isfehânî, R., el-Müfredât, s: 143.

Yazar:
HÜSEYİN KERİM ECE
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul