02 Temmuz 2022 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / SEYYİD KUTUB’UN HAYATI (1906–1966) VE MÜCADELESİ
SEYYİD KUTUB’UN HAYATI (1906–1966) VE MÜCADELESİ

SEYYİD KUTUB’UN HAYATI (1906–1966) VE MÜCADELESİ Doç. Hilal Görgün

Müslümanların 20. yüzyılda yaşadıkları meseleler, bu döneme mücadeleleriyle damgasını vuran şahsiyetlerin hayatlarında ete kemiğe bürünür ve gözler önüne serilir. 20. yüzyılda “Müslüman”, “mücadele” ve “şahsiyet” kavramları yan yana getirildiğinde akla ilk gelenlerin başındadır Şehid Seyyid Kutub’un ismi. Onun hayatını ve mücadelesini ele alırken tarihî süreç, bizi yüzyılın başında henüz daha Osmanlı’nın bir eyaleti olan Mısır’a, Müslümanların topraklarının sömürgecilerin işgaline uğrayışına, I. Dünya Harbi sonrasındaki mandacılığa, İslâm coğrafyasındaki istiklal mücadelelerine, bu coğrafyada “çeşitli renklerde yeni ideolojilerin” ortaya çıkışına, devletleşme sürecindeki Müslüman toplumlarda “darbe” olarak karşılaşılan “yabancı müdahalelerine”; aslında “İsrail meselesi” olmakla birlikte “Filistin meselesi” olarak gösterilen çaresizliğe götürür. Bu liste sayfalar dolusu uzatılabilir. Fakat bütün bunların temelinde İslâm dünyasının “işgal ve sömürüye” uğraması ve bunun neticelerinin olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Fakat çoğu kere insan kendi yaşadığı hadiseleri sebep-sonuç ilişkisi içerisinde anlamlandırmaya çalışırken, maruz kaldığı sonuçların “sebebi” olarak “en yakınındakini” görüp, o yakındakinin neden öyle davrandığı hususunda eksik çıkarımlarda bulunabilmektedir. Meselâ II. Dünya Harbi sonrasında, hatta 1960’lardan sonra İslâm dünyasında sömürgecilik ve işgalin sona erip, “artık bağımsız devletlerin kurulduğuna, meselenin sadece bir rejim meselesi” olduğuna dair yapılan hesaplar muhtelif hatalar ihtiva etmektedir. Müslümanların meselelerinin bir taraftan “rejim meselesi” olmakla birlikte, “sadece” ve “esasen” böyle olmadığını bütün bir 20. yüzyıl kadar, halen yaşadığımız 21. yüzyıl da göstermiştir. 20. yüzyılda İslâmî hareketlerin içinde bulunanların -her kademeden yönetici, mütefekkir ve taraftar olarak- içine düştüğü çıkmazı bir de bu açıdan değerlendirmekte fayda vardır. Günümüze kadar Müslümanlar, sırf Müslüman olmaları ve kalmaları ile birlikte, farkında olarak veya olmayarak “sömürge artıklarına” karşı değil, esasen sömürgecilerin kendilerine karşı mücadele vermeye devam etmektedirler. Sömürge artığı olarak kabul edilenler bile, ilk fırsatta bu mücadelede yerini alırlarken, Müslümanlar karşısında sömürgecilik taktik ve şekil değiştirerek varlığını sürdürmeye çalışmaktadır. Bu mücadelenin nerede ve ne zaman ferdî ve içtimaî seviyede hakiki bir düzeni yeniden tesis edeceğini, zaman gösterecektir. Bunun ön şartı, bugün yaşayanların yaşananlardan ibret almayı başarmasıdır.
Seyyid Kutub 9 Ekim 1906’da İngiliz işgali altındaki Mısır’ın Asyut vilayetine bağlı Mûşâ köyünde dindar bir ailede doğdu. Babası köyün önde gelen çiftçilerinden Kutub b. İbrahim eş-Şazelî, annesi de âlim şahsiyetlerin yetiştiği bir aileye mensup Fatıma Osman’dır. Kendisi baba tarafından Hindistan kökenli olduğunu ifade etmişse de kardeşi Muhammed Kutub bu konuda farklı görüşte olup, Mısır’ın yerlisi olduklarını söylemiştir. Seyyid Kutub’un Nefise, Âmine, Hamide ve Muhammed isminde kardeşleri vardır. Son üçü İhvan-ı Müslimin hareketi içinde yer almış olup birlikte (el-Etyâfü’l-erba’a, Kahire 1945) başlıklı hatırat kitabını kaleme almışlardır. Kutub kardeşlerin babaları Mısır’ın İngiliz işgalinden kurtulması için çalışan vatanperver el-Hizbu’l-Vatanî partisinin aktif üyelerinden birisiydi. Babası bütün çocukları gibi Seyyid’in de dinî eğitimine büyük önem verdi ve ilköğrenimi sırasında Kur’an-ı Kerim’i hıfzetmesini sağladı. Seyyid Kutub 1946’da kaleme aldığı Köyden Bir Çocuk (Tıflun mine’l karye, Kahire 1946) başlıklı eserinde köydeki hayatı detaylı bir şekilde anlatır. Ancak onun hafızasına en çok nakşedilen isimler Türkiye ve Mısır’da 1919’da başlayan İstiklal Harbi döneminden kalmadır. 1919 baharında Mısırlılar, İngilizlere karşı istiklal savaşını başlattığında babasının köydeki ayaklanmaların önde gelenlerinden olması Seyyid Kutub’un fikrî gelişmesinde de etkili olmuştur. Köyden Bir Çocuk’ta babasının gizli toplantılara katıldığını ve burada tartışılan konular ve ismi geçen şahıslardan bahsettiğini söyler. Hidiv II. Abbas Hilmi, Şeyh Abdülaziz Caviş, Muhammed Ferid, Enver Paşa, Talat Paşa ve Rauf Bey ve onun “düşmana kök söktüren” meşhur gemisi Hamidiye Kruvazörü bunlar arasındadır. Seyyid Kutub “Bütün köy, İslâm devletini yıkmaya çalışan kâfir devletlere karşı hilâfet merkezi Türkiye’nin tarafını tutuyordu” demektedir.1 Burada aslında Mısır dâhil bütün İslâm coğrafyasında 1919’da başlayan istiklal harplerinde Teşkilat-ı Mahsusa üyelerinin ciddi rolleri olduğunu, ismi geçen şahısların hepsinin örgütün mensubu olduğunu ve Seyyid Kutub’un hafızasında bu isimlerin yer etmesinin tesadüfî olmadığını belirtmekle iktifa edelim.
Seyyid Kutub Mısır’daki ayaklanmaların yatışmasından sonra 1921’de kardeşi Muhammed’le birlikte Kahire’deki dayısının yanına gitti ve eğitimine burada devam etti. Mısır’daki İngiliz işgaline karşı devam eden ayaklanmalar 1922 yılında yarı-bağımsızlıkla sonuçlanmış ve İngilizler I. Fuad’ı “Mısır ve Sudan kralı” unvanıyla tahta oturtmuşlardı. İngiliz askerinin Mısır’dan çekilmediğini, bağımsızlığın tam bir istiklal anlamına gelmediğinin ise herkes farkındaydı. Kutub İngilizler, Mısır’da yeni ihdas edilmiş krallık ve partiler arasında vuku bulan bütün siyasî tartışmaların ortasında 1925’te Öğretmen Okulu’na kaydoldu ve 1928’de buradan mezun olduktan sonra önce Dârululûm’un hazırlık kısmında okudu, sonra da Külliyyetü Dârululûm’a kaydoldu. Takdîr-i ilahîye bakın ki 1928’de yaşıtı ve aynı okuldan mezun olan Hasan el-Bennâ (1906-1949) farklı bir şehirde İhvân-ı Müslimîn hareketinin temellerini atmaktaydı.
Kutub öğrencilik yıllarında dayısı vasıtasıyla Vefd Partisi’ne üye oldu. Ayrıca bir taraftan öğrenci hareketlerine katılırken diğer yandan da Abbas Mahmud el-Akkad gibi dönemin önde gelen yazarlarıyla tanışıp onlardan istifade etti. İlk yazılarını bu dönemde neşretmeye başladı. Fakülte son sınıfta okurken babasının vefatı üzerine ailenin tüm sorumluluğu Seyyid Kutub’un omuzlarına kaldı. 1933’te üniversiteden mezun olduktan sonra Benî Süveyf, Dumyat, Kahire ve Hulvan kentlerinde yaklaşık altı yıl ilkokul öğretmenliği yaptı. 1940’ta Maarif Bakanlığının bünyesinde kültür ve teftiş bölümlerinde görev yaptı. Burada eğitim sisteminin düzelmesi için çeşitli reform taslakları hazırladı.
Seyyid Kutub 1940’lı yılların ortalarına kadar günlük siyasetle de ilgilenmekle birlikte daha ziyade edebiyat eleştirileri yayınladı ve bu alanda meşhur oldu. Öğrencilik yıllarından beri tanıdığı ve hoca-talebe ilişkisi kurdukları Akkad, Kutub’un hayatında önemli bir yere sahipti. Akkad’a olan yakınlığı onun edebiyat dünyasında hızlı bir şekilde yükselmesinde büyük bir rol oynadı ve ayrıca Akkad ve çevresinin karıştığı edebî tartışmalara o da katıldı. Öğrencilik yıllarında katıldığı Vefd Partisi’nden 1942’de ayrılarak, bu partiden ayrılanlar tarafından kurulan Hizbü’s-sa’diyyin Partisi’ne üye oldu. 1945’te de buradaki üyeliğinden de istifa ederek bütün siyasî partilerle ilişkisini kesti. Kutub’un 1942’de Vefd Partisi’nden ayrılması ve II. Dünya Savaşı’ndan sonra ise bütün siyasî partilerle ilişiğini kesmesi tesadüfî değildir. Zira İngilizler harp sırasında Mısır’ı üsleri olarak kullanmışlar, genç yaştaki deneyimsiz Kral Fâruk’u tehdit ederek İngiliz yanlısı Vefd Partisi lideri Nehhâs Paşa’nın başbakanlığa tayinini sağlamışlardı. Seyyid Kutub bu dönemdeki hissiyatını “Neredesin ey Mustafa Kâmil”2 başlıklı yazısında dile getirir.
Seyyid Kutub’un İkinci Dünya Savaşı sırası ve sonrasında edebi konulara ilgisi devam etse de yazılarında dinî, siyasî ve sosyal meselelerin ağırlık kazanmaya başladığı görülür. O dönemde başta Akkad, Abdülkâdir el-Mâzinî, Muhammed Hüseyin Heykel ve Taha Hüseyin olmak üzere çevresindeki pek çok düşünür Hz. Muhammed (sav) ve sahabe-i kiram hakkında ardı ardına kitaplar yayınlamakta ve Kutub da bunları okuyup değerlendirmeler yapmaktadır. Bu değerlendirmelerini Kitaplar ve Şahıslar başlığı altında yayınlamıştır.3 Diğer yandan bütün Arap coğrafyasında olduğu gibi Mısır’da da Arap milliyetçiliği, sosyalizm ve anti-Siyonizm yükselen ideolojiler haline gelmeye başlamış ve Kutub’un sosyal adalet, milliyetçilik ve sömürge karşıtlığı gibi konulara ilgisi artmıştır. Bunda hiç şüphesiz II. Dünya Savaşı’nın İslâm coğrafyasına bırakın özgürlüğü getirmeyi, sömürgeciliğin genişlemesine sebep olması ve Filistin topraklarında İsrail devletinin kurularak arkasından 1948 Savaşı’nın vuku bulmasının etkisi büyük olmuştur. Kutub, Ebu’l-Alâ el-Mevdudî (1903-1979), Hasan el-Bennâ (1906-1949), Ebü’l-Hasan en-Nedvî, (1914-1999) ve Mustafa es-Sibâî (1915-1964) gibi çağdaşı pek çok dava ve fikir adamıyla aynı konulara kafa yormaktadır, aynı dertlerle dertlenmektedir.
Kutub 1947-48 yıllarında dergi yöneticiliği de yapmış ve buralarda iktidarı eleştiren bir tavır sergilemiştir. Önce Hristiyan Yusuf Şehate’nin finansörlüğünde aylık el-Âlemu’l-Arabî (4 sayı), sonra da İhvân-ı Müslimîn mensubu Muhammed Hilmî el-Minyâvî’nin finansörlüğünde haftalık el-Fikru’l-Cedîd (12 sayı) dergilerini çıkardı. Özellikle el-Fikru’l-Cedîd’de siyasî çevreleri eleştiren bir üslûb takındığı için dergi Mart 1948’de kapatıldı. Sosyalist fikirlerin Arap coğrafyasında yaygınlaşarak Suriye’de Baas Partisi etrafında kurumlaşması Mısır’daki fikrî hareketleri de etkilemeye başlamıştı. Kutub’un ABD seyahatinden önce yayınladığı İslâm’da Sosyal Adalet (el-Adâletü’l-ictimâ’iyye fi’l-İslâm, Kahire 1949) başlıklı kitabını bir nevi sosyalizmle yüzleşmesi çerçevesinde ele almak doğru olacaktır. Zira Seyyid Kutub’a göre sosyal adaletin sağlanması hususunda İslâm’ın bir alternatifi yoktur.
Seyyid Kutub ABD’de
Eleştirel yazıları, özellikle de yabancı tesirindeki eğitim müfredatı hakkındaki tenkitleri ile eğitim çevrelerinin de dikkatini çeken Seyyid Kutub’un Batı’daki eğitim metotlarını yakından görüp tanıması ve araştırması amacıyla bakanlık tarafından oluşturulan bir eğitim misyonuyla ABD’ye gitmesine karar verildi. Esasen onun Mısır’dan bir süre uzaklaşmasında fayda görülmüş olma ihtimali de yüksektir. İlk defa batıdaki bir ülkeye gidecek olan Kutub, Kasım 1948 başlarında İskenderiye limanından hareket eden bir gemiyle “Batı’ya doğru” yola çıktı. Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra New York’a ulaşan Kutub ABD’de öğretmen yetiştiren bazı bölümlerde bir süre derslere katıldı, farklı eyaletleri dolaştı. Kutub, yurtdışında bulunduğu sırada Şubat 1949’da İhvân-ı Müslimîn’in lideri Hasan el-Bennâ’nın bir suikast sonucu şehit edildiği haberini ABD’de geçirdiği bir hastalık neticesinde hastanede yatarken alacaktır. Onun hayattayken Hasan el-Bennâ ile yüz yüze görüşüp görüşmediği hususu belli değildir.
ABD’de yaklaşık 2 yıl kaldıktan sonra İngiltere, İsviçre ve İtalya’yı da görüp gezerek 20 Ağustos 1950’de Mısır’a döndü. Gördükleri ve yaşadıkları onu İslâmî konularda daha derinden düşünmeye sevk etti. Fikirlerinin değişmesi amacıyla gönderildiği Amerika’dan Batı sisteminin en keskin karşıtlarından birisi olarak memleketine döndü.
Hac Vazifesi ve Dünya Âlimleriyle Görüşme
Seyyid Kutub ABD dönüşü bir süre daha Maarif Bakanlığı’nda müfettiş yardımcısı olarak çalıştı, ancak sık sık görev yeri değiştirildi. 1951 yılının sonbaharında da hac vazifesini eda etti. Hicaz’da dünyanın çeşitli yerlerinden gelen Müslüman âlimlerle tanıştı. Bunlar arasında dostluğunu ilerleteceği Hintli âlim Ebu’l-Hasan en-Nedvî de bulunmaktadır. Seyyid Kutub bu karşılaşmadan sonra Nedvî’nin ve Mevdudî’nin kitaplarını okumaya başladı ve bunlardan epeyce etkilendi. Bu eserlerde Batı modernizminin “modern cahiliyye” kavramıyla eleştirildiğini gördü ve bu kavramı daha sonra kaleme aldığı çalışmalarında kendi yorumunu katarak üstlendi. Kapitalizmi yerinde tanıma fırsatı bulan Kutub 1951 yılında önce İslâm ve Kapitalizm Savaşı (Ma’reketü’l-İslâm ve’r-re’simâliyye, Kahire 1951) sonra da Dünya Barışı ve İslâm (es-Selâmu’l-âlemî ve’l-İslâm, Kahire 1951) başlıklı kitaplarını yayınladı.
Seyyid Kutub, Müslüman Kardeşler ve Hür Subaylar
Seyyid Kutub ABD dönüşü herhangi bir örgütle bağı olmaksızın yazıp çiziyordu. Ancak onun günün problemlerine Müslüman bir mütefekkir olarak yaklaşması Mısır’da geniş bir kitleye hitap etmeye başlayan İhvân-ı Müslimîn hareketiyle yollarının bir şekilde kesişmesini sağladı. Ancak resmen örgütün üyesi olduğunu ilan etmesi ise biraz daha vakit alacaktır. İlk etapta örgütün ed-Da’ve ve el-Müslimûn isimli dergilerinde düzenli olarak yazmaya başladı. Diğer taraftan İhvân-ı Müslimîn’in ileri gelenleri Seyyid Kutub’un kitaplarının yeni baskısını finanse etmek hususunda teklifte bulundu. Seyyid Kutub el-Müslimûn dergisinin Ocak 1952 sayısından itibaren “Fî Zilâli’l-Kur’ân” başlıklı aylık bir yazı dizisiyle yeni bir üslupta Kur’ân-ı Kerîm’i tefsir etmeye başladı. Bu dizinin ilgiyle takip edilmesi Seyyid Kutub’un tefsire devam ederek ileride aynı başlıkla 30 ciltlik bir tefsir kaleme almasında büyük rol oynamıştır.
1951 yılının son aylarından Haziran 1952’deki darbeye kadar Mısır’da hayat iç karışıklıklarla dolu geçmiştir. Halk ülkedeki yabancı asker varlığına ve ekonomik sömürüye karşı gösterilerde bulunurken Seyyid Kutub da İhvan’a ait dergilerde bu tepkileri destekleyen, hatta körükleyen yazılar kaleme aldı. Ocak 1952’den itibaren bütün ülke büyük bir kaosun içine düştü ve ülke yönetilemez hale geldi. Literatürde İhvân-ı Müslimîn teşkilatının bu hadiselerde büyük bir rol oynadığı yazılır. Fakat ülkenin yönetilemeyecek bir hale düşmesinde hiç şüphesiz sadece gösterilerin rolü olmamıştır. Ülke tarihine Kara Cumartesi olarak geçen 26 Ocak’ta otel, sinema, tiyatro, dükkân, mağaza, lokanta, eğlence mekânı vb. gibi yüzlerce binanın ateşe verildiği büyük Kahire Yangınını kimlerin çıkardığı Mısır tarihinin açıklanamayan kısmı, “fail-i meçhul” olarak kalmıştır.
Bu kargaşa ortamında Seyyid Kutub’un Hür Subaylar’la yolunun kesiştiği ve onlarla tanıştığı, hatta evinde toplantılar düzenlendiği bilinmektedir. Aslında başta Cemal Abdünnasır başta olmak üzere bu subaylardan bazıları gençliklerinde İhvân-ı Müslimîn içinde bulunmuşlardı. Seyyid Kutub 22-23 Temmuz gecesi Mısır’da Hür Subaylar darbesi gerçekleştikten sonra Ağustos 1952’de devrim konseyinin isteği üzerine “İslâm’da Ruhî ve Fikrî Hürriyet” başlıklı bir konferans vermiş ve konsey tarafından takdirle karşılanmıştır. Seyyid Kutub bu sırada resmen İhvân-ı Müslimîn üyesi olmamakla birlikte Hür Subaylar’la bu teşkilatın uyum içinde olması için çalışıyordu. Hatta Ocak 1953’te kurulan Hey’etü’t-tahrîr’in genel sekreterliğini yürüten Abdünnasır’a yaklaşık bir ay kadar yardımcılık yaptı. Bu sırada Abdünnasır’ın İhvân-ı Müslimîn’in ileri gelenlerinden teşkilatı hal’ ederek Hey’etü’t-tahrir’e katılmasını istemesi üzerine iki taraf arasında anlaşmazlıklar çıktı. Seyyid Kutub her iki tarafın güvendiği bir şahıs olarak taraflar arasında arabuluculuk yapmaya çalışmışsa da bunda başarılı olamadı. İki tarafın arasının iyice açılması üzerine Kutub, tavrını İhvân-ı Müslimîn’den yana koyarak Şubat 1953’te teşkilatın resmen üyesi oldu. Salah Abdülfettah el-Hâlidî, Seyyid Kutub’un 1951’de Müslüman Kardeşler’e üye olduğunu söyleyen yazarları eleştirir ve bu iddianın Kutub’un kendi ifadeleriyle uyuşmadığını belirtir.4
İhvân-ı Müslimîn teşkilatı ile Hür Subaylar’ın arasının iyice kötüleşmesinin ardından teşkilat 15 Ocak 1954’teki Bakanlar Kurulu kararıyla herhangi bir siyasî parti olarak kabul edilerek kapatıldı. Seyyid Kutub dâhil örgütün önde gelenleri çeşitli suçlamalarla tutuklandı. Bu arada 1954’ün Şubat-Mart aylarında Abdünnasır darbe içinde darbe yaparak İhvân-ı Müslimîn’in yanında olduğu Cumhurbaşkanı General Muhammed Necib’i devirerek onu ev hapsine aldı ve kendisi tek adam olarak yönetimi ele geçirdi. Ülke çapındaki gösterilerin ardından Seyyid Kutub da diğer tutuklular gibi Mart 1954’te serbest bırakıldı. İhvân-ı Müslimîn üzerindeki baskıların geçici bir süre kaldırılmasından sonra örgütün yayın organı olan haftalık gazete el-İhvânu’l-Müslimîn’in Seyyid Kutub’un yönetiminde Mayıs 1954’ten itibaren tekrar yayımlanmasına karar verildi. Ancak gazete sadece birkaç ay çıkartılabildi. Seyyid Kutub sansürlendiği gerekçesiyle 5 Ağustos 1954’te gazetenin son sayısını çıkararak neşrine son verdi.
26 Ekim 1954’te Cemal Abdünnasır’a karşı başarısız bir suikast girişiminde bulunuldu. İhvân-ı Müslimîn mensuplarının hiçbir zaman kabul etmemesine rağmen suikast girişiminden örgüt sorumlu tutuldu. İhvân-ı Müslimîn yöneticileriyle birlikte Kutub kardeşler de tutuklandı ve diğerleri gibi onlar da çeşitli işkencelere maruz kaldılar. Muhammed Kutub birkaç ay sonra serbest kalırken, ağabeyi Seyyid Kutub hapiste kalmaya devam etti. 13 Temmuz 1955’te gizli olarak yapılan yargılamada gıyabında 15 yıl hapsine karar verildi. Cezasını çekmek üzere diğer İhvan mensuplarının da bulunduğu Kahire yakınlarındaki Turra cezaevine gönderildi. Burada çok kötü şartlarda tutulmasına rağmen ilmi çalışmalarına ağırlık verdi. Diğer bazı kitaplarının yanı sıra Fî Zilâli’l-Kur’ân üzerinde çalışmaya devam etti. Kardeşi Muhammed Kutub ve bir yayınevi sahibi olan Hâc Vehbe tefsirin yayınlanması konusunda büyük gayret sarf ettiler. Hapishane şartlarında sıhhati iyice bozulan Seyyid Kutub, cezasının on yıllık bir kısmını çektikten sonra Irak devlet başkanı Abdüsselam Arif’in de girişimiyle Mayıs 1964’te tahliye edildi.
Kutub hapisten çıktıktan sonra İslâmî hareketlerin mensuplarının el kitabı haline gelen hacmi küçük tesiri büyük Yoldaki İşaretler (Meâlim fi’t-tarîk, Kahire 1964) kitabını yazdı. Bu eserinde savunduğu görüşler ve bir grup İhvan mensubuyla birlikte teşkilatı yeniden canlandırma faaliyetlerine katılması sebebiyle 9 Ağustos 1965’te tekrar tutuklandı. Uzun süren yargılama sonunda idam cezasına çarptırıldığına dair mahkeme kararı 21 ağustos 1966’da açıklandı ve cezası 29 Ağustos 1966’da infaz edildi. Seyyid Kutub’un cesedi bütün gözlerden uzak bir şekilde bilinmeyen bir yere gömüldü. Şehadeti bütün İslâm dünyasında tepkiyle karşılandı.
Genellikle İhvân-ı Müslimîn’in ideoloğu olarak bilinen müfessir ve mücadele adamı Şehid Seyyid Kutub’un hayatı bir bütün olarak incelendiğinde esasen onun çok yönlü birisi olduğu anlaşılır. Düşüncesi ve mücadelesi hayatın neredeyse her alanını kapsar. Dinî düşünceyle uğraşmasının yanı sıra edebiyat, edebiyat eleştirisi, eğitim, siyaset, gazetecilik ve yayıncılık alanlarında pek çok çalışması bulunmaktadır. Ancak onu bütün dünyada meşhur kılan, 20. yüzyıl İslâm düşüncesinin önde gelen mütefekkirleri arasına sokan ana unsur Fî Zilâli’l-Kur’ân tefsiri, Yoldaki İşaretler ve yukarıda ismi geçen modern dünya eleştirisi niteliğindeki diğer eserleridir.
Seyyid Kutub’u ve düşüncesini anlamak için öncelikle onun yaşadığı dönemdeki Mısır’ın ve İslâm coğrafyasının sömürge şartlarını iyi bilmek gerekir. I. ve II. Dünya Savaşı sonrası oluşan sömürge ve işgal şartları Seyyid Kutub’un ve çağdaşı diğer mütefekkirlerin düşünce dünyasını da şekillendirmiştir. Kutub tefsirinde sık sık İslâm dünyasının 13. yüzyılda Moğol istilasına uğradığı dönemle 20. yüzyıl sömürge dönemlerini karşılaştırır ve aralarında benzerlikler kurar.
Kutub’un sistem eleştirilerindeki sert üslubu, onun, kardeşleri Muhammed, Hamide, Emine ve diğer İhvân-ı Müslimîn üyelerinin işkence altındaki hapis hayatını göz önünde bulundurmaksızın değerlendirmek yanlış olacaktır. Zira Kutub 1954’ten itibaren yazdığı yazıların pek çoğunu hapishanede zor şartlar altında kaleme almıştır.
Seyyid Kutub, hayatı, eserleri, mücadelesi ve şehadetiyle 20. yüzyılın ikinci yarısında gelişen İslâm düşüncesi ve İslâmî hareketler üzerinde büyük bir tesir bırakmış bir düşünür ve dava adamıdır. Eserleri pek çok dile çevrildiği için Kutub’un tesiri sadece Mısır ve Arapça konuşulan ülkelerle sınırlı kalmayıp, doğusuyla batısıyla Müslümanların yaşadığı bütün coğrafyada kendisini göstermiştir. Özellikle İslâm coğrafyasının işgallerden ve sömürge olmaktan henüz daha yeni kurtulmuş olması, ya da fiilen hala sömürge altında olması sebebiyle, hürriyet fikrini çok keskin bir dille ifade eden Kutub’un tesirini daha da arttırdı ve eserleri tüm İslâm dünyasında çok sayıda harekete ilham kaynağı oldu.
Köyden Bir Çocuk, s. 98-99.
“Eyne ente yâ Mustafa Kâmil”, er-Risâle, no. 648, 30 Kasım 1945, s. 1309.
Kütüb ve şahşiyyât, Kahire 1946.
Seyyid Kutub: mine’l-mîlâd ile’l istişhâd, Beyrut 1994, s. 323 vd.

Yazar:
Doç. Hilal Görgün
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul