23 Şubat 2024 - Cuma

Şu anda buradasınız: / BİZ ALLAH’IN BİZE VA‘DETTİKLERİNİ BULDUK, SİZ DE BULDUNUZ MU? (VA‘DALLAH)
BİZ ALLAH’IN BİZE VA‘DETTİKLERİNİ BULDUK, SİZ DE BULDUNUZ MU? (VA‘DALLAH)

BİZ ALLAH’IN BİZE VA‘DETTİKLERİNİ BULDUK, SİZ DE BULDUNUZ MU? (VA‘DALLAH) SERVET NAÇAR

Varlık âleminde yaratılanlar arasında insanoğlunun ayrı bir yeri vardır. Allah, insanı muhatap almış ve ona verdiği değeri anlatırken diğer kulları arasındaki farkı Kur’ân’da özellikle belirtmiştir.

“Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.” (Tîn, 95/4)

“Andolsun, Biz Âdemoğluna şan, şeref ve nimetler verdik; onları karada ve denizde taşıdık, kendilerine güzel güzel rızıklar verdik ve onları yarattıklarımızın çoğundan üstün kıldık.”(İsrâ, 17/70)

İbn Kesîr (rh.a) bu âyetin tefsirinde; “Âlimler, Allah’ın insanı diğer varlıklardan, hatta meleklerden bile üstün kılındığını (meleklerin peygamberleri hariç) delil olarak göstererek, insanın Allah katındaki değerini anlatırlar” der.

“Meleklere: “Âdem’e secde edin ...” (Bakara, 2/34)

Böylece insanın değeri ifade edildikten sonra denilebilir ki, insanın doğumuyla birlikte temiz günahsız olarak dünyaya gelir. Ta ki büluğ çağına, yani akıl baliğ oluncaya kadar. Şartlar yerine gelince de, bu şekilde mükellefiyetlik başlar ve insan artık yaptığı her şeyden sorumlu olur.

Bunun delili; fıkıh usûlünde önemli kaidelerden biri olan “Berâet-i Zimmet Asıldır” kaidesidir.

Yani; İslâm’da aslî günah yoktur. İnsanlar suçsuz, borçsuz ve hür olarak tertemiz doğarlar. Bu masumiyet karinesidir. Bir kimsenin suçu ispat edilinceye kadar suçsuzluğu, borcu ispat edilinceye kadar borçsuzluğu, köleliği ispat edilinceye kadar hürriyeti esastır. Aksini iddia eden, delil getirmekle yükümlüdür.2 Mükellef olan insan, Allah’ın emir ve yasaklarına muhatap olur. Böylece, dünyada var oluş amacı gereği kendisine emredilenleri yapmakla sorumlu olur. Allah Teâlâ insanın yaratılış amacını Kur’ân’da açık bir şekilde beyân eder. Ve ona, bu dünyadaki sorumluluklarını hatırlatır:

“Ben cinleri ve insanları, başka değil, sırf bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât, 51/56)

İnsan, artık Allah’a karşı görevini bilmekte ve bundan sonra mazereti kalmamaktadır. Dolayısıyla insanın yapacağı şey, Kur’ân’da bize emredilenleri ve bize örnek ve önder olarak gönderilen Allah’ın Resûlü (s.a.s.)’in bize öğrettikleriyle O’na, kulluk görevimizi yerine getirmemiz gerekir.

Allah (c.c.), dünyayı da bir imtihan yeri olarak yarattı ve kullarını denemek için buraya yolladı. Böylece insan, Allah’ın dilediği şekilde imtihan olacak ve kazananlar cennete, kaybedenler ise cehenneme gidecekti.

“O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.”(Mülk, 67/2)

Şeytan ise, bu imtihanda en büyük etkendi ve insanı yoldan saptırmak için ona çeşitli oyunlar ve vaadlerde bulunuyordu. Çünkü o da büyüklendi, kibirlendi ve azgınlaşanlardan oldu. Allah da ona, bir süre verdi ve imtihan vesilesi kıldı.

“(İblis) dedi: “(Bari) bana (insanların) tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver.”

 (Allah) buyurdu: “Haydi sen süre verilmişlerdensin.”

 

“(İblis) Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım.Sonra (onların) önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından onlara sokulacağım ve Sen, çoklarını şükredenlerden, bulmayacaksın.”

 (Allah) buyurdu: “Haydi, sen, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık. Andolsun ki, onlardan sana kim uyarsa, (bilin ki) sizin hepinizden (derleyip) cehennemi dolduracağım.”(Bakara, 2/14-18)

Böylece, hak ve bâtıl olmak üzere iki taraf/cephe oluştu. Allah Teâlâ kullarını, hakka çağırdı ve bunun için peygamberler ve kitaplar yolladı ki, kulları şeytana uyup yoldan sapmasın ve cehenneme gitmesinler diye. Sadece bu kadar da değil, tevbe kapısını açık bıraktı ki, kulları pişman olup işledikleri suçlardan vazgeçip Rabblerine dönsünler diye.

Allah, kulları sapmasın diye onlara hem bu dünya için, hem de âhiret için çeşitli vaadlerde bulundu. Dünyanın huzuru ve bereketinin yanında, salih kulları için hazırladığı cennetler ve içindeki nimetleri yarattı ve bize Kur’ân ve sünnette bunları va‘detti.

“Şu halde sen sabret, hiç şüphesiz Allah’ın vaadi haktır…” (Mü’min, 40/77)

“Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah’ın vaadi haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah’ın adını kullanarak) aldatmasın” (Fâtır, 35/5)

“…Şüphesiz ki Allah’ın vaadi haktır…” (Ahkâf, 46/17)

Daha birçok âyette Allah’ın vaadi hakkında beyân vardır. Allah, sadece iman edenlere değil, kâfir olanlara da vaadleri vardır.

“Cennetlikler, cehennemliklere seslenir: “Rabbimizin bize va‘dettiğinin hak olduğunu bulduk. Siz de Rabbinizin (size olan azap) vaadinin hak olduğunu buldunuz mu?” (Onlar:) “Evet.” der. (Bunun üzerine) aralarından bir münadi: “Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olsun.” diye seslenir.” (A‘râf, 7/44)

Bu konuyu anlatan en güzel ve net ifadelerden biride, Resûlullah (s.a.s)’in Bedir Savaşı’ndan önceki duâsı ve öldürülen Mekkeli müşriklere karşı yaptığı şu konuşmadır: İbn Abbâs (r.a) şöyle demiştir:

“Bana Ömer b. el-Hattâb anlattı ve dedi ki:

- Bedir günü olduğunda Resûlullah (s.a.s.) müşriklere şöyle bir baktı. Onlar bin kişiydiler, buna karşın Ashabı üçyüzondokuz kişiydi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.) kıbleye yöneldi ve sonra ellerini uzatıp Rabbine sesli olarak şöyle duâ etmeye başladı:

“Allah’ım! Bana va‘dettiğini yerine getir. Allah’ım! Bana va‘dettiğini bana ver! Allah’ım! Eğer ehl-i İslâm’ın bu bölüğünü helâk edersen, artık yeryüzünde sana ibadet edilmeyecek!”

 Ellerini uzatmış, kıbleye yönelmiş o hâlde Rabbine sesli bir şekilde öyle bir yakarmaya devam etti ki ridâsı omuzundan düştü.

 Ebû Bekir (r.a), yanına gelip ridâsını aldı ve omuzuna koydu. Sonra arkasında bekleyip:

 -Ey Allah’ın Resûlü! Rabbine yakarışın kararıncadır. Allah, muhakkak sana va‘dettiğini yerine getirecektir! dedi.

Bunun üzerine Allah Teâlâ: “O vakit siz, Rabbinizden yardım diliyordunuz. O da: “Ben işte art arda bin melekle size yardım ediyorum” diye duânıza icâbet etmişti” kavlini indirdi. Gerçekten de Allah ona, meleklerle yardım etti.”

 Ebû Zumeyl, İbn Abbâs’ın kendisine şöyle anlattığını rivayet etmiştir:

“O gün Müslümanlardan biri, önündeki müşrik bir adamı hararetle takip ederken, aniden yukarıdan gelen bir kamçı darbesi ve: “İlerle Hayzûm!” diyen bir süvarinin sesini duymuştu. Önündeki o müşriğe baktığında onun boylu boyunca yere serildiğini, sanki kamçıyla vurulmuş gibi yüzünün yarılıp burnunun [ikiye] ayrıldığını ve darbe yiyen kısmın tamamen morardığını görmüştü. Ensârlı gelip olayı Resûlullah (s.a.s.)’e anlatmıştı ve o da:

 

“Doğru dedin. O üçüncü semadan gelen bir medettir(melek mi?)”buyurmuştu.

O gün için yetmiş kişi öldürüp, yetmiş kişiyi esir almışlardı.”

Bu savaşta öldürülen müşriklerin cesetleri - arasında, Kureyş’in liderleri de bulunmaktaydı- Bedir kuyusuna atıldı. Resûlullah (s.a.s.) kuyunun kenarında durup:

“ Ey falan oğlu filan! Ey falan oğlu filan!..”diye babalarının ve kendilerinin adları ile çağırarak; “...Biz, Rabbimizin va‘dettiğini gerçek olarak bulduk, siz de putlarınızın size va‘dettiği şeyi hak olarak buldunuz mu?” diye sordu.

Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.), Peygamberimize:

-Ey Allah’ın elçisi! Şu cansız cesetlere ne diye seslenir, söz söylersin? deyince, Peygamberimiz (s.a.s.): “Muhammed’in hayatı kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, benim söylediğim sözleri, siz onlardan daha iyi işitiyor değilsiniz” buyurdu.”3

Allah, kullarına verdiği vaadini mutlaka gerçekleştirir. Bunun gibi daha birçok örnekler vardır. Allah Teâlâ’nın verdiği en önemli vaadlerden biri de dinine yardım edene yardım edeceğidir. Aynı Bedir’de ve diğer bütün olaylarda olduğu gibi.

“Ey iman edenler, eğer siz Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı kaydırmaz.” (Muhammed, 47/7)

Eğer bir insan, Allah’tan yardım görmüyorsa bilsin ki bu sorunun kaynağı kendisidir. Çünkü Allah’ın vaadi haktır ve onda sapma olmaz. Peki neden yardım görmüyoruz?... Çünkü biz, Allah’ın dinine yardım etmiyoruz da ondan!

“Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir. Bununla beraber Allah, yine de çoğunu affeder.” (Şûrâ, 42/30)

 Allah ile kul arasındaki ilişki, kul önceliklidir. Kul, eğer Allah’a yaklaşmak için bir yol ararsa, o insan, mutlaka Allah’a ulaşır. Bize şah damarımızdan daha yakın olan, aklımızı, kalbimizi ve niyetlerimizi her şeyiyle bilen Allah, kulunun gayretini mutlaka bilir ve ona karşılık verir. Kul yönelecek, çalışacak ve gayet gösterecek ki, Allah cevap versin.

“Beni zikredin ki, Ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin, nankörlük etmeyin.”(Bakara, 2/152)

“…Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah, onların durumunu değiştirmez…”(Ra‘d, 13/11)

Ebû Hüreyre (r.a)’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

 “Allah şöyle buyurdu:

“Kim benim bir veli kuluma (dostuma) düşmanlık ederse, Ben de ona harp ilan ederim. Kulum, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli bir şeyle Bana yaklaşamaz. Kulum nafile ibadetlerle de bana yaklaşmaya devam eder, ta ki ben onu severim. (Sevince de) artık onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benden isterse muhakkak ona (istediğini) veririm. Bana sığınırsa muhakkak onu korur ve kollarım...”4

Hadis-i Kudsî’de görüldüğü gibi Allah, kulunun kendisine yaklaşmasıyla yapacaklarını böyle va‘dediyor. Yeter ki kul, Allah’a karşı görevlerini yerine getirsin. Allah da vaadini yerine getirecektir.

“….Mü’minlere, yardım etmek üzerimize bir hak oldu.” (Rûm, 30/47)

A - Allah Teâlâ’nın Kur’ân’da, mü’minlere olan bazı vaadleri şöyledir:

1-) ALLAH MÜ’MİNLERİN TEVBELERİNİ KABUL EDER

“Kim yaptığı haksızlıktan sonra tevbe eder, halini düzeltirse şüphesiz Allah, onun tevbesini kabul eder. Çünkü Allah bağışlayan, merhamet edendir.” (Mâide, 5/39)

“Allah, iman edip güzel işler yapanlara, kendilerine hem bağışlanma, hem de büyük mükâfat olduğuna dair söz verdi.” (Mâide Sûresi, 5/9)

2-) ALLAH MÜ’MİNLERİN KÖTÜLÜKLERİNİ İYİLİĞE ÇEVİRİR

“Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunup davranan başka; işte onların günahlarını Allah iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” (Furkân, 25/70)

“İşte bunlar; yaptıklarının en güzelini kabul ederiz ve kötülüklerinden geçeriz; (bunlar) cennet halkı içindedirler. (İşte bu,) Onlara va‘dolunan doğru bir vaaddir.” (Ahkâf, 46/16)

3-) ALLAH, MÜ’MÜNLERİ GÜÇ VE İKTİDAR SAHİBİ KILACAKTIR

“Allah, sizlerden iman edip iyi davranışlarda bulunanlara, kendilerinden öncekileri sahip ve hâkim kıldığı gibi, onları da yeryüzüne sahip ve hâkim kılacağını, onlar için beğenip seçtiği dini (İslâm’ı) onların iyiliğine yerleştirip koruyacağını ve (geçirdikleri) korku döneminden sonra, bunun yerine onlara güven sağlayacağını va‘detti. Çünkü onlar, Bana kulluk ederler, hiçbir şeyi Bana eş tutmazlar. Artık bundan sonra kim inkâr ederse, işte bunlar asıl büyük günahkârlardır.” (Nûr, 24/55)

4-) ALLAH, MÜ’MİNLERE ZOR ZAMANLARINDA MELEKLERİYLE YARDIM EDER

“Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar da aniden üstünüze çullanıverirlerse, Rabbiniz size meleklerden nişanlı beş bin kişiyle yardım ulaştıracaktır.” (Âl-i İmrân, 3/125)

5-) ALLAH, MÜ’MİNLERE KOLAYLIK DİLER

“Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.” (Talâk, 65/4)

“Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.”(İnşirâh, 94/5-6)

6-) ALLAH, MÜ’MİN KULLARINA RAHMET EDER

“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederler. İşte Allah’ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe, 9/71)

“Rableri onlara katından bir rahmeti, bir hoşnutluğu ve onlar için, kendisine sürekli bir nimet bulunan cennetleri müjdeler.” (Tevbe, 9/21)

7-) ALLAH’IN, MÜ’MİNLERE ÂHİRETE DAİR VAADLERİ

“Bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları sen ve kavmin bundan önce bilmiyordun. Şu halde sabret. Şüphesiz (güzel olan) sonuç takva sahiplerinindir.” (Hûd, 11/49)

“İşte onlar; sabretmeleri dolayısıyla ecirleri iki defa verilir ve onlar kötülüğü iyilikle uzaklaştırıp kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infâk ederler.” (Kasas, 28/54)

“(Ancak) Gerçekten iman edip salih amellerde bulunanlar ise, onlar için nimetlerle donatılmış cennetler vardır. Orada, ebedî olarak kalıcıdırlar. Allah’ın vaadi haktır. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Lokmân, 31/8-9)

“Bunlar, Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’a ve elçisine itaat ederse, onu altından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” (Nisâ, 4/13)

“Erkek olsun, kadın olsun, bir mü’min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu, güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.”(Nahl, 16/97)

“(Ey Muhammed) iman edip salih amellerde bulunanları müjdele. Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak bu ürünlerden her yedirildiğinde: “Bu, daha önce de rızıklandığımızdır” derler. Bu, onlara, (dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur. Orada, kendileri için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz kalacaklardır.” (Bakara, 2/25)

 

Allah Teâlâ, hem bu dünyaya, hem de âhirete dâhil daha birçok vaadi vardır. Allah’ın iman edenlere vaadi olduğu gibi, iman etmeyenlere de birçok vaadi vardır. Bu yüzden Resûlullah (s.a.s.): “...Biz, Rabbimizin va‘dettiğini gerçek olarak bulduk, siz de putlarınızın size va‘dettiği şeyi hak olarak buldunuz mu?”diye sordu.

Herkes neye talipse onu bulacak ve Allah vaadini tamamlayacaktır. Bu yüzden istenilen bir şey sonuca ulaşmıyorsa ya da beklenilen şeyi bulamıyorsa, bu dünyada da ve âhirette bunun tek sorumlusu insanın kendisidir. Yoksa Allah’ın vaadi haktır ve yerini bulacaktır.

B- ALLAH’A İMAN ETMEYEN KÂFİR,MÜNAFIK VE DİĞERLERİNE, ALLAH’IN VAADLERİ

“Allah, erkek münafıklara, kadın münafıklara ve kâfirlere içinde ebedî kalacakları cehennem ateşini va‘detti. O, onlara yeter. Allah, onlara lanet etmiştir. Ve onlar için sürekli olan bir azap vardır.” (Tevbe, 9/68)

“Hepinizin dönüşü O’nadır. Allah’ın vaadi haktır. İman edip salih amel işleyenlere mükâfatlarını adaletle vermek için ilk defa yaratan, sonra (dirilterek) tekrardan yaratacak olan hiç şüphesiz ki O’dur. Kâfirlere gelince, kâfir olmaları sebebiyle onlara kaynar sudan bir içecek ve can yakıcı bir azap vardır.” (Yûnus, 10/4)

“O kâfirlere de ki: “Yenileceksiniz ve cehenneme sürükleneceksiniz. Orası ne kötü bir yataktır.” (Âl-i İmrân,3/12)

“Şüphesiz ki, âyetlerimiz hakkında küfre sapanları ateşe sokacağız. (Ateş, onların) derilerini yakıp kavurdukça, azabı tatsınlar diye (yeni) bir deriyle değiştireceğiz. Şüphesiz ki Allah, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm’dir.” (Nisâ, 4/56)

“Kavuran ateş ve kaynar suda,

Ve dumandan bir gölge içinde,

 Ne serindir, ne de faydalı!

 Şüphesiz ki onlar, bundan önce, refah içinde şımarıkça yaşarlardı.

 O büyük günahta da (şirkte) ısrar ederlerdi.” (Vâkıa, 56/42-46)

C- ŞEYTANIN İNSANA VAADİ VE GERÇEKLER ORTAYA ÇIKINCA SÖYLEDİKLERİ

“İş olup bittikten sonra şeytan da şöyle diyecek: “Şüphesiz ki Allah, size gerçek bir söz verdi, ben de size bir söz verdim ama sözümde durmadım. Zaten benim sizin üzerinizde bir otoritem de yoktu. Yalnızca ben çağırdım, siz de bana icâbet ettiniz. (Öyleyse) beni kınamayın. Yalnızca kendinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Gerçek şu ki, daha önce beni Allah’a ortak koşmanızı da reddetmiştim. Şüphesiz ki zalimlere can yakıcı bir azap vardır.” (İbrâhim, 14/22)

“Kendilerinden önce yakın geçmişte olanların durumu gibi; onlar, yaptıklarının sonucunu tatmışlardır. Onlara acı bir azap vardır.” (Haşr, 59/15)

“Şeytanın durumu gibi; çünkü insana “İnkâr et” dedi, inkâr edince de: “Gerçek şu ki, ben senden uzağım. Doğrusu ben, âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım” dedi.”(Haşr, 59/16 )

“Sonunda onların âkıbetleri, şüphesiz ateşin içinde ikisinin de süresiz olarak kalıcı olmalarıdır. İşte zalim olanların cezası budur.” (Haşr, 59/17)

Elbette ki şeytan, bu iş de yalnız değil. Ona itaat eden aveneleri var. Hiç durmadan insanlara vaadlerde bulunup uzun uzun emellere sürüklüyorlar. Âdeta körleştirip sağırlaştırıyorlar. Dünya hayatı ile oyalayıp, âhireti unutturuyorlar. Rabbimiz Allah (c.c) bizi uyarıyor ve dikkatli olmamızı emrediyor:

“Ey insanlar! Rabbinizden sakının ve öyle bir günden korkun ki, (o gün) hiçbir babanın oğluna, oğlun da babasına faydası yoktur. Şüphesiz ki Allah’ın vaadi haktır. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. Çokça aldatan (şeytan) da sizi Allah’la aldatmasın.”(Lokmân, 31/33)

Bizim yapmamız gereken, Allah’ın emir ve yasaklarına itaat etmek ve şeytanı düşman bilip uzak durmak. Bunu yapabilmek için en başta Kur’ân ve sünnete sarılıp hiç ayrılmamak gerekir. Özellikle de yürüyen Kur’ân olan Resûlullah (s.a.s.) Efendimizi adım adım takip edip peşinden ayrılmamak lazımdır. Tabii ki, onu (a.s) en iyi tanıyan sahabîler ve ümmetin âlimleri (selefimizi) de dikkatli bir şekilde takip etmemiz lazım.İşte bunları da, ancak ilim ile başarabiliriz. Şeytan, cahillere galebe çalıp saptırır. İlim öğrenip, dinimizi en iyi şekilde anlamak ve yaşamak zorundayız. Eğer biz cahil kalırsak ve dinimizi öğrenmezsek, şeytanın oyuncağı oluruz. Sadece dünyada değil hem dünya, hem de âhirette hüsrâna uğrayanlardan oluruz. Allah’a salih kul olursak, Allah bizi korur ve şeytan, bize hiçbir zara veremez.

“Dedi ki: “Senin izzetin adına andolsun, ben, onların tümünü mutlaka azdırıp kışkırtacağım.”” (Sâd, 38/82)

“Ancak onlardan, muhlis olan kulların hariç.” (Sâd, 38/83)

Sabredeceğiz ve Allah için çalışıp gayret göstereceğiz ki Allah, bize yardın etsin. Allah da kime yardım ederse, işte onlar da kurtulmuşlardır.

“(Öyleyse) sabret. Şüphesiz, Allah’ın vaadi haktır. Günahların için bağışlanma dile ve sabah akşam Rabbini hamd ile tesbih et.”(Mü’min, 40/55)

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda çaba harcayın ki, kurtuluşa eresiniz.Kâfir olanlar var ya, yeryüzünde olan her şey, bunun yanında bir o kadarı daha onların olsa ve kıyamet gününün azabından kurtulmak için onu kurtuluş fidyesi olarak verseler, onlardan asla kabul edilmez, onlar için elem verici bir azap vardır.Onlar ateşten çıkmak isterler, fakat oradan çıkamayacaklardır. Onlar için sürekli bir azap vardır.” (Mâide,5/35-37)

Pror.Dr.Saffet Köse, İslâm Hukukuna Giriş, sh. 274.

Fıkhu’s-SîreResûlullah’ın Hayatı ve Daveti, Münir Muhammed Gadban, sh: 384-385; Kaynak olarak: Müslim, Kitâbü’l-Cihâd ve’s-Siyer, 32, Bâbu Gazveti Bedr, c.3, s. 1403, Hadis no: 1779. Aynı konu: Sîret-i İbn Hişâmİslâm Tarihi - Muhammed İbn Hişâm, sh: 376; Fıkhu’s-Sîre, M.Said Ramazan el-Bûti, sh: 238.

Buhârî, Rikâk, 38.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul