02 Temmuz 2022 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / DR. ŞERAFEDDİN KALAY HOCA İLE...
DR. ŞERAFEDDİN KALAY HOCA İLE...

DR. ŞERAFEDDİN KALAY HOCA İLE... İlhami Pınar

DR. ŞERAFEDDİN KALAY HOCA İLE İMAM ŞÂFİÎ HAKKINDA KONUŞTUK!

Bugüne kadar bir çok ilmi çalışmalara imza atan, fıkıh uzmanı Dr. Şerafettin Kalay hocayla, İslam Ümmeti’nin büyük müctehidi İmam Şâfiî (rh.a.) hakkında konuştuk. Şerafeddin Hoca: ‘İmam Şâfiî, H. 188 yılında Harran ve Şam üzerinden Mısır’a gitmiş, 195 yılında da tekrar dönerek Irak’ta ilim halkası kurmuştur. Bu devrede daha sonraları El-Kavlu’l-Kadîm olarak anılacak olan görüşlerini derleyen kitapları talebelerine imlâ yoluyla yazdırmıştır’ dedi. Röportaj: İlhami Pınar

Hocam, öncelikle şu sorudan başlamak istiyorum. İmam Şâfiî’nin fıkhının değişim nedenleri nelerdir? İmam Şafiî (rh.a.) keskin zekâlı bir ilim ehlidir. Hafızasını ve Arap lisanını çok iyi kullanan, çok iyi bir süvari ve keskin nişancıdır. Bu da hem muhakeme, muhasebe, hem de beden kabiliyetlerinin yüksek olduğunu, bunun da kendisine güven verdiğini gösterir. Bu güvenle çabuk kararlar verdiği kanaatini taşıyorum. Ayrıca çok seyahat etmiş, çok fazla ilim ehliyle karşılaşmıştır. Bir kimseye yaşadığı çevre ve karşılaştığı insanlar, şahid olduğu hadiseler tesir eder. Bazılarının tesiri daha büyük ve derin olur. İlim ehlinin diğer ilim ve irfan sahibi kimselerle karşılaşması, onlardaki ilme ve samimiyete şahid olması, onlardan istifadesi kendisinde daha derin izler bırakır. İmam Şafiî, asıl adıyla Muhammed İbn İdris (rh.a.), henüz yirmi yaşlarına gelmeden İmam Mâlik’in Muvattâ isimli eserini okumuş, hafızasına yerleştirmiş, yirmi yaşlarında iken ona ulaşmayı başarmış ve ona talebe olmuştur. Vefatına kadar da onun yanında kalmış ve ondan ilim almıştır. Elbette ki İmam Mâlik gibi bir ilim ve irfan ehlinin bu zeki talebe üzerinde tesir olacaktı ve olmuştur. Onun vefatında sonra Mekke’ye gelen Yemen valisi ile Yemen’e gitmiş içten davranışları, keskin zekâsı, dil ve ifade kabiliyetiyle bu beldede takdir toplamış, yakınlık görmüş, Zeydî İmamlarıyla tanışmış, onların bakış ve değerlendiriş tarzlarına muttali olmuş, özellikle Yahya İbn Abdullah’tan tesir almıştır. Bu tesirle sonraki yıllarda Hz Ali’ye olan sevgisiyle tanınmıştır. Harunu’r-Reşid tarafından Irak’a getirilince de Ebu Hanife’nin talebesi, hakiki manada bir ilim ve irfan pınarı olan İmam Muhammed (rh.a.) ile tanışmış ve ondan ilim almaya başlamıştır. Vefatına kadar ondan da ayrılmadı. Böylece hem Maliki, hem Zeydî, hem de Hanefî fıkhını yakından tanıma imkânı buldu. Onlar da şahid olduğu farklı bakış ve değerlendiriş açılarının, bu birikimle cemiyet içinde şahid olduğu hadiselerin zamanla farklı kanaatlere götürdüğü ve değişimler yaşadığını anlıyoruz. Her şeyde bir olgunlaşma değişimi yaşandığı gibi bu değişim İmam Şafiî’de de olmuştur. Peki, İmam Şâfiî’nin fıkhın değişiminde ehl-i hadisten etkilenmiş midir? Elbette ki. Küçük yaşlarda hafız olduktan sonra Mekke’ye gelmiş orada bulunan hadis hocalarında ders almaya başlamış, bu iştiyakla biri ilim ehlinden emanet olarak aldığı İmam Mâlik’in hadis kitabı olan Muvatta’yı baştan sona ezberlemiştir. O yıllarda bulunduğu Hicaz bölgesinde daha çok hadis ilmi yaygındır, o da fıkıhtan önce hadise yönelmiş, hadise karşı iştiyakı da hep devam etmiştir. DR. ŞERAFEDDİN KALAY HOCA İLE İMAM ŞÂFİÎ HAKKINDA KONUŞTUK! Bugüne kadar bir çok ilmi çalışmalara imza atan, fıkıh uzmanı Dr. Şerafettin Kalay hocayla, İslam Ümmeti’nin büyük müctehidi İmam Şâfiî (rh.a.) hakkında konuştuk. Şerafeddin Hoca: ‘İmam Şâfiî, H. 188 yılında Harran ve Şam üzerinden Mısır’a gitmiş, 195 yılında da tekrar dönerek Irak’ta ilim halkası kurmuştur. Bu devrede daha sonraları El-Kavlu’l-Kadîm olarak anılacak olan görüşlerini derleyen kitapları talebelerine imlâ yoluyla yazdırmıştır’ dedi. Röportaj: İlhami Pınar 78 VUSLAT SAYI 197, KASIM-17 DOSYA İmam Şâfiî’nin Kadîm ve Cedîd kitap ayırımı nasıl yapılmakta. Bugün elimizde ki kitapları Cedîd mi Kadim mi? İmam Şâfiî, H. 188 yılında Harran ve Şam üzerinden Mısır’a gitmiş, 195 yılında da tekrar dönerek Irak’ta ilim halkası kurmuştur. Bu devrede daha sonraları “El-Kavlu’l-Kadîm” olarak anılacak olan görüşlerini derleyen kitapları talebelerine imlâ yoluyla yazdırmıştır. Bundan on yıl sonra, yani 198 yılında yeniden Mısır’a orada da ilim halkaları kurmuş, talebeleriyle ilim müzakerelerde bulunarak bilgilerini ve görüşlerini daha da olgunlaştırmış, görüşlerini yaymış, bu devrede verdiği eserler de daha sonraları “El-Kavlu’l-Cedîd” olarak anılmıştır. Bu gün elimizdeki kitapları Cedîd olmakla birlikte, Şafiî fıkıh kitaplarında da, bazen diğer mezheb kitaplarında da, ilm-i hilafa vurgu yapan kitaplarda da kadim görüşleri ve onu bu görüşlere götüren deliller serdedilir. İmam Şâfiî Ehl-i Re’y ile münasebetleri nasıldır. Bugün anladığımız kadarıyla kavgalı olarak görülüyor? Ehl-i Re’y olarak kastedilen daha çok Kûfe merkezli Irak âlimleri, haliyle Hanefî ilim ehlidir. Eğer başta Ebu Hanife (rh.a.), hele de kendisinin hocası, Ebu Hanife’nin talebesi İmam Muhammed kastediliyorsa asla kavgalı veya ve menfi düşündüğü kanaatinde değiliz. Çünkü her ikisi hakkında da takdir edici, şükran duygularını dile getiren çok güzel sözleri vardır. Ancak Ehl-i Hadis genel olarak Ehl-i Re’ye kızarlar. Bu kızgınlığın sebebi, bütünüyle hadislere yönelmesi gereken dikkatleri onlara göre fıkha yönelttiği içindir. Kûfe merkezli olarak Irak’ta daha yaygın hale gelen ilim halkalarında yetişen ilim ehline Ehl-i Re’y denmesinin sebebi de zannedildiği gibi, naslardan, yani âyet ve hadislerden çok akla dayanıldığı için değildir. Nassı direk aktarmak yerine halka âyet ve hadislerden çıkarılan hükümleri aktarmak, meseleleri tartışıp müzakere ve muhakeme sonunda varılan hükümleri bira raya toplamak, bu bilgileri tedvin etme ve yayma yolunu seçtikleri içindir. Ehl-i Hadis ise daha çok bir hadis nasıl rivayet edilmişse onu rivayet edildiği şekilde aktarmayı, asıl ilmin de bu olduğu kanaati taşırlar. Buna aykırı davrananlara da umumen kızarlar. Esasen Ebu Hanife’nin Kûfe’deki ilim halkalarının giderek genişlemesi, o günlerde bütün hızıyla akan ve İslâm topraklarını saran hadis tedvini ırmağının kısmen fıkha kaymasına sebep olmuş, hatta bu devreden sonra hadisler de müsnedler olarak (yani ravilere göre) tertip edilmekten ziyade fıkıh ilminin akış sırasına göre tertip edilmeye başlamıştır. Ders mütalaalarını mesele mesele yapmayı, her çözülen meseleden sonra bir başka meseleyi ele alarak onu müzakere etmeyi tercih etmiştir. İmam Şafiî ise fıkhî bilgileri hadis olarak aktarmayı, İmam Mâlik de olduğu gibi hadis merkezli ders yapmayı sever. Buna muhalif olanlara, hele de günümüzde olduğu gibi kuru akıl ve bilgi jimnastiği yapanlara kızar. Muhalefet ettiği tarz da re’yle uğraşma olduğu için sanki Hanefî fıkhına muhalefet gibi görünür. Re’y, görüş demektir. Bir hadisi nakletmek yerine, günümüzde de sık görüldüğü gibi “Ben şu görüşteyim” derseniz bu hadis ve sünnete değer verip onu merkeze alanın alerjisini çeker. Hocam, merak ettiğim bir konu. İmam Şâfiî’nin Ebu Hanife hakkında düşünceleri nasıldır? Önce şu hakikati vurgulayalım. Ebu Hanife, İmam Şafiî’nin hocasının hocasıdır. Dolayısıyla Ebu Hanife’yle devam eden ilim pınarına o da bağlanmış ve çok istifade etmiştir. Gönülden gelerek söylediği; “Hepimiz fıkıhta Ebu Hanife’nin iyâliyiz (çocuklarıyız),” sözü onun hakkındaki düşüncelerini özetlediği kanaatindeyim. Hocası İmam Muhammed için de; “O, hem gözü hem de kalbi doldururdu,” derdi. Onunla ilgili bir başka sözü de şöyledir: “O, insanların en fasihi (en güzel, açık ve net konuşanı) idi. Konuştuğu zaman onu dinleyen kimse Kur’ân onun lisanıyla inmiş hissine kapılırdı.” Şüphesiz hocasını takdir, hocasının ilim aldığı ve bağlandığı insanı da takdirdir. SAYI 197, KASIM-17 VUSLAT 79 DOSYA Modernistlerin Şâfiî hakkındaki uydurdukları bir iftira hakkında ne söylemek istersiniz. İftira kısaca şöyle: ‘İmamın Arapçaya göstermiş olduğu özenin altında, Arapçılık ve ırkçılık olduğunu iddia etmekteler’, bu konuda ne dersiniz? Bazı sözleri söyleyenler akademik ünvanlı olsalar da sözlerinin ilmi bir kıymeti yoktur. Bu sebeple cevaba değmezler. Bu nevi sözler çok defa da iyi niyetli veya hakikati tesbit arzusuyla söylenen sözler değildir. Belki bilgi kirliliği ve ümmet parçalama hedefli söylenen sözlerdir. Ne yazık ki son yıllarda bu yönde organize bir çalışma vardır ve onlara hizmet eden unvanlı insanlar sık sık basın ve yayın organlarında boy göstermektedir. Biz de Arapça’ya özen gösteriyoruz. Arapça çok güzel ve çok zengin bir dildir. İslâmî ilimlerin ana dilidir. Kur’ân’ın dilidir, Sünnet’in dildir, cennetin dilidir… İslâmî ilimler alanında söz söyleyeceklerin mutlaka bilmesi ve özen göstermesi gereken bir dildir. İmam Şafiî’yi Arapçaya özen göstermekle suçlayanların Arap âleminden yandaşları da Arapçayı fasih çerçevesinden çıkarıp avamın konuştuğu bir dil haline getirmek için çalışmakta, onu Kur’ân ve Hadisten uzaklaştırmak için çaba göstermektedirler. İmam Şafiî bu özeni sonraki yıllarında göstermeye başlamamış, daha gençliğin baharında iken Mekke dışında, badiyelerde yaşayan Hüzeyllilerin arasına karışmış, fasih konuşmayı bir meleke haline getirmek için bir süre onlarla yaşamıştır. Nitekim ilmiyle âmil bir âlim olduğu gibi çok iyi de bir şâir olmuş, hikmet dolu şiirler söylemiştir. Tercüme ederek sunacağımız şu şiiri herkese örnek, kötü niyetlilere cevap olmalıdır: “Vekî’e hafızamın zayıflığın şikâyet eyledim. O da beni, günahları terke irşâd eyledi, İlmin bir nûr olduğunu haber vererek, Allah nûru günahkâra bağışlanmaz diye söyledi.” Şiirde sözünü ettiği Vekî’, Vekî’ İbn Cerrâh’tır. Hicrî 197 yılında vefat etmiştir. İmam Ebu Hanîfe’nin (rh.a.) talebelerindendir. Âlim, zâhid bir insandır. “Kitabü’z-Zühd” isimli hadis kitabının müellifidir. İmam Şafiî onu çok sevmiş ve ondan ilim tahsil etmiştir. Ona nasıl bir duyguyla baktığı şiirine aksetmiştir. Daha öte bir söze de hacet yoktur. Bilinmelidir ki bir mü’min ırkçı bir zihniyete sahip olamaz. İmam Şâfiî’nin ilk dönemde lafızcı olduğu, naslara zahiri yaklaştığı doğru mu? Bu anlayış, değişik oranlarda hadisle uğraşan ilim ehlinde vardır. Başlangıçta İmam Şâfiî’de de olması muhtemeldir. Ahmed İbn Hanbel’de daha belirgindir. Bu yüzden Hanefî âlimleri kitaplarında onu Ehl-i Hadis kabul ederek ona cevap vermezler. Daha çok İmam Şafiî’nin görüşlerini müzakere ederler. İmam Şâfin’in Kadîm görüşlerinin rivayetlerini yasaklama sebebi nedir? Elbette ki bir insanın sonraki görüşleri süzgeçten geçirip tashih ettiği ve tashih edilmiş olarak paylaştığı görüşlerdir. Vaz geçtiği görüşlerden ziyade olgunlaştırıp netleştirdiği görüşlerin paylaşılmasını ve kendisine nisbet edilmesini ister. Ancak ilim ehli müctehidlerin vaz geçtiği görüşlere ve onların delillerine de değer verirler ve bu görüşleri de korurlar… İmam Şâfii bir hadisçi olarak neden sahabe kavline gereken önemi vermemiştir? Bu soruya içimden; “herhalde hadis olmadıkları için” diye cevap vermek geliyor. Ancak İmam Şafiî önceden delil olduğu kanaatindedir. Sahabîlerin farklı görüşleriyle karşılaştıkça bu kanaate varmış olsa gerektir. Nitekim Ebu Hanife sahabî kavli ile amel ettiğini, onların sözünün dışına çıkmadığı dile getirirken; “şayet ihtilaf ediyorlarsa, içlerinden fıkha daha uygun olanı tercih ettiğini” söyler. İmam Şâfii’nin elimizde ki Müsnedi ne kadar kendisine nispet edilir? Müsnedin ona ait olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliyoruz. Son devrin muhakkık âlimlerinden, ilim yolunda örnek ve önder insanlardan, Şeyhulislâm ders vekili Muhammed Zâhid 80 VUSLAT SAYI 197, KASIM-17 DOSYA el-Kevserî bu görüştedir ve Mısır’da neşrine yardımcı olmuştur. Son olarak İmam Şâfii hakkında neler söylemek istersiniz? İmam Şafiî (rh.a.) hakiki manada Rabbimiz ne buyuruyor, Allah Rasûlü bizi neye irşad ediyor, İslâm bütün berraklığıyla nasıl anlanır ve yaşanır? Duygu ve şuuruyla hareket eden, bütün samimiyetiyle bunu arayan ve buna ulaşmaya gayret eden ve ömrünü bu yolda tüketen bir ilim adamıdır, bir müctehiddir. Emsali az yetişen bir insandır. Kul hatasız olmaz, hatasına bile ecir kazanan insandır. Her ilim ehline örnek olması gereken, ilmin Allah nûru olduğuna inanan ve ona nail olmak için Allah yoluna gönülden bağlanan önderlerdendir. Rahmetle anıyoruz. Verdiğiniz faydalı bilgiler için, çok teşekkür ederiz. Ben de teşekkür eder, nice hayırlara vesile olmanızı niyaz ederim. Dr. Şerafeddin Kalay Kimdir? Trabzon ili, Şalpazarı ilçesinin bir köyünde dünyaya gelen, ilk ve orta tahsilini, Anadolu’nun değişik yerlerinde, yüksek tahsilini İslâmî ilimler alanında ve Edebiyat dalında İstanbul’da, ihtisasını Mekke-i Mükerreme’de, Ümmü’l-Qurâ Üniversitesinde, fıkıhta (İslâm Hukukunda) yapan, uzun yıllar bu mukaddes diyarda kalan, Türkiye’ye döndükten sonra da ilim yolunda gayretlerini sürdüren, ilim yolcusu olmaya devam eden, gönülden gelerek “Ben Müslümanlardanım” diyen biridir. Bugüne kadar yayınlanmış eseleri başlıca şunlardır: 1 – Peygamber Dostları ÖRNEK NESİL, İslâmı Nasıl anladılar, Nasıl Yaşadılar? (1-2) Sahabî hayatından örnekler sunan ve ondan ibretler çıkaran bir eserdir ve hamd olsun çok okunmuş, çok paylaşılmıştır. 2 – Ufuklar Ötesinden MUKADDES DİYAR’a Hac ve umreye gidenler ve gidecekler için bilgiler sunan ve ibadetin şuurlu yapılmasına vesile olma hedefi taşıyan bir kitaptır. 3 – Asr-ı Saadette ve Günümüzde ÇOCUKLAR Bu eser, Peygamber Efendimiz’in çocuklarla olan hatıralarını derleyen ve günümüze taşımaya çalışır. 4 – İslam Tarihinde İLKLER Asr-ı Saadetteki ilkleri içine alır. İlk Müslüman, ilk şehit, ilk hicret eden, ilk doktor, ilk hemşire, Allah yolunda ilk ok atan gibi. 5 – Anne ve Babaya 50 NASİHAT İçinde anne ve babalara yönelik, her biri Allah Rasûlü’nün sünnetinden alınan 50 nasihat. 6 - İslâm Edebinden Demetler Aslı Abdülfettah Hocaefendiye ait kitabın hem tercümesi, hem de ülkemizin yapısına uygun olarak şerhidir. 7 – İlim ve Hikmet Pınarından TİCARET EHLİNE Bu kitap her ticaret ehlinin okuması gereken, onlara yönelik ön bilgileri içine alan bir eserdir. Bundan sonra her ticâret ehli kendi alanına yönelik daha detaylı bilgi edinmelidir. 8 – Âlemlere RAHMET Allah Rasûlü’nün sîretini anlatır. Bu eser de hızla yayılmaya başladı. 9 – Şehadete Giden Yol (Hz. HÜSEYİN) Hz Hüseyin’in Medine ve Mekke’den başlayarak Kerbelâ’ya kadar uzanan şehadet yolculuğunu, bu devrede yaşananları, hissedilenleri bir roman akıcılığında, ancak verdiği her bilgi asıl kaynaklara dayanan, sonunda da tamamlayıcı bilgi ve değerlendirmenin yer aldığı bir kitaptır. Yazılığı tamamlanan ve basıma hazırlanan başka kitaplar da var… 

Yazar:
İlhami Pınar
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul