23 Ocak 2026 - Cuma

Şu anda buradasınız: / / Karz-ı Hasen Bilinci
KARZ-I HASEN BİLİNCİ

Karz-ı Hasen Bilinci Recep Arslan

Tarihin her döneminde olduğu gibi, bugün de insanlar yaratılış ve yeryüzüne gönderiliş gayesini unutmuş. Kulluğu kime ve niçin yapacağını bilmez bir halde, kendisine kim dünyada rahat bir yaşam sağlarsa peşinden koşuyor. Yaşanılan hayatın çoğu geçmişten kalan bir kısım kurallardan ibaret. Sağlam bir bakış olmadığı için, yapılanlar da taklitten öteye geçmiyor. İnsanoğlu yaratıcısını tanımıyor ve niçin yaratıldığını, yeryüzüne gönderiliş gayesini bilmiyor. Ruhlar âleminde verdiği Rab sözü ve kendisine gönderilen kitap neleri kapsıyor, hayatın hangi alanlarında kullanılacak? Örnek aldığı Peygamber’in (s.a.s.) örnekliği hayatın hangi alanlarını kapsıyor? Kişi, Müslümanım demekle hangi sözleri vermiş oluyor? Bunların hakkıyla kavranabilmesi, iyi bir bakışla gerçekleşebilir. İbadetin kime yapıldığı, sözün kime verildiğinin önemi büyüktür. Kişi, Müslümanım demenin getirdiği teslimiyeti kime yapması gerektiğinin farkında değil. Allah’ı (c.c.) tam olarak bütün isim ve sıfatlarıyla tanımadığı için korkma ve sevgiyi gerektiği gibi yapamıyor. Kuran’ın bütünü, kendisine tabi olana dünya ve ahiret için bir bakış oluşturur. Nasıl kul olunacak, nasıl takvalı olunacak, cemaat, ümmet, kardeş, devlet, evlat, eş, baba, akraba, komşu nasıl olunacak? Yani dünya ve ahirette nasıl mutlu ve kimlerle beraber olunacağının ölçülerini belirler. Yani hayatın her alanını içine alan bir programdır. Tâbi olunduğu kadar iman edilmiştir. Ne kadar tanıyorsanız o kadar itaat ediyorsunuz. Allah’ı (c.c.), kitabı, Peygamber’i (s.a.s.) tanıma, itaate ve sevmeye sebep olur. Kişi, emri vereni tanımadığı için o emre itaati zayıf ve töresel oluyor. Dünya işleri bile bilinçli ve sevilerek yapılırsa ortaya güzel ürün çıkar. Ameller de böyledir. İbadetin kime ve niçin yapılacağının bilinmesi gibi, bir ibadet olan karz-ı hasenin de kime ve niçin yapılacağı kavranırsa sonuç ümmet için faydalı olacaktır. Veren e alan da Allah’ın (c.c.) rızasını kazanmak için bunu yaparsa gösterilen bu bakış sorunları aza indirecek ve var olan sorunları büyütmeyecektir. Nice Allah rızası için yapılan işlerin sonucu kavga ve kırgınlıkla bitmişse, yapılan ibadetin kimin emri ve rızası doğrultusunda olduğu tam kavranamamıştır. Kendisine yapılanlarda hoşgörü, ilgi, alaka kolaylık bekleyen kimse, aynı hassasiyeti karşı tarafa yaparken de göstermelidir. Yaşanılan hayat bir imtihan alanı ise o zaman, hiçbir Müslümanı imtihanından dolayı kınamamak gerekir. Size göre kolay olan bir iş, o Müslümana zor gelebilir. Allah, herkesi kapasitesine göre imtihan eder. Böyle olan bir bakış Müslümana yardım ve dua etmeyi sağlayacaktır. Aksi halde ‘Kendi etti kendi buldu.’ ve ‘Kendi düşen ağlamaz.’ gibi düşüncelerle Müslüman, sorunuyla baş başa bırakılmış olur. Onun ağrısını vücudunda hissetmiyorsan, bir vücut olamamışsın demektir. Ya da dünyanın bir ucundaki Müslümanı düşünüp, yardım etmenin derdine düşmüş, burnunun ucundaki kardeşinden habersiz isen, oluşan bakışın ve yapılan amelin sorgulanması gerekir. Her meseleye önce en yakınlardan başlamak gerekir. Yardım, ilgi, alaka, kınama, eleştiri, tebliğ vb. Bizim amacımız, burada karz-ı hasenin fıkhi yönünden ziyade, bir bakışın oluşması, yapılan her amelin bir ibadet olduğu ve kimin için yapılacağı şuurunu oluşturmaktır. Bu bakışı oluşturanları sürekli uyarmak gerekmez. O bakış, onda sürekli bir meleke oluşturur. Karz-ı hasen (güzel borç) verme amelinde verirken bir kişiye mi veriyoruz yoksa Allah’a mı? Bu bakış önemlidir. Allah’a (c.c.) verilen borçlarda, kınama, kırgınlık, kızma olmaz. Her meselede samimi olarak Allah’ın rızası oluşturulmalı. Sorunlar bulunup çözülmeli. Ümmet olunamıyorsa, demek ki Allah’ın rızası ve bakış eksikliği vardır. Ve sonuç da eksik ve sağlam olmayacaktır.
Karz-ı hasen; hiçbir menfaat gözetmeksizin sırf Allah’ın rızasını kazanmak ve din kardeşinin sıkıntısını gidermek amacıyla borç vermeye denir. Makbul olan karz, ihlâslı, gönül hoşluğuyla, helal olan maldan, sevabı Allah’tan umulan, sonucunda başa kakma olmayan ve iyisinden verilenlerdir. Bu sadakadan efdaldir. Sadaka kişiyi incitebilir. Allah rızası için verilen borç veya yine O’nun rızası için verilen yardım, bağış, sadaka da karz-ı hasene girer. Kişilerin ihtiyaçlarına göre elinden tutulması, ödeme imkânı varsa borç verilmesi, ödeme imkânı yoksa karşılıksız yardım edilmesi fiillerinin ikisi de karz-ı hasendir. Rabbimiz buyurdu ki; “Kim Allah’a güzel bir ödünç verecek olursa, Allah ona karşılığını kat kat verir ve ona çok değerli bir mükâfat da vardır.’’ (Hadid,11) Ve birçok ayette meselenin önemi vurgulanmıştır. Verilen borcun Allah’a verildiği unutulmamalıdır.
İnsanların kasalarında, yastık altında, bankada, kıyıda köşede beklettikleri değerler, bu şekilde yardımlaşarak kullanılırsa, Müslümanlar bankalarda faize bulaşmamış olur. Bir Müslümanın sorunu çözülürken, faiz haramı da Müslümanlar açısından ortadan kalkmış olur. İki türlü sevap kazanılmış olur. Bunun ferden yapılanları olduğu gibi, daha köklü ve geniş kitlelere ulaşmak için cemaat olarak yapılanları da olacaktır. Bu mesele Müslümanların imkânı olanlarının daha fazla sorumluluğudur. Kimi bu alanda yardımlaşacak, diğeri onun, eşi ve çocukları için ilim yardımı yapacak, ilgi alaka gösterecek. Kimi mal ile karz yapacak, kimi ilmiyle, kimi zamanıyla, kimi gücüyle, kimi cihadıyla. Herkes bir alanda mücadelesini verecek. Kimse diğerinin boş bıraktığı yeri dolduramaz. O zaman kimse yerini boş bırakmamalıdır. Sen mal ile yardım etmezsen, diğeri de sana ilim, zaman, sevgi ile yardım etmezse, bulunulan ortamda kimsenin şikâyet etme hakkı olamaz. Çünkü herkes elindeki değeri kullanmamış ve kardeşini küfrün içinde kendi haline bırakmıştır. İnançları farklı olsa da dünyalıklar için Küfür, güçlerini birleştirip her alanda mücadele ederken, müminler de Allah (c.c.) için ve sonsuz hayat için kendi değerleriyle aynı mücadeleyi vermelidirler.
Geçmişte yapılan güzel infak ve yardımları tarihin güzellikleri diye anlatmak yerine bu güzellikleri hayatımızda örnek olmamız esastır. Bu hayal değil, sadece samimi kişilere bakar. Herkes kapasitesi doğrultusunda her alanda sorumludur. Elinin ve dilinin ulaştığı her alandan. Ve hesap da o alanlardan olacaktır. Ömür boyu harcamadıkları ve harcayamayacaklarını kenarda bekletenlerin elbette kazanacakları sevap bir kısım alanda olacaktır. Müslümanlar, yaşadıkları kapitalist sistemi iyi tanımalı, ona göre iş yapmalıdırlar. Gereğinden fazla risklere girmemeli, kendini borç isteyecek duruma düşürmemelidir. Tabi ki imtihan gereği sınanmalar hariç. Bazen bütün tedbirleri alsanız da imtihanı yaşarsınız. Malın israf derecesinde harcanmaması gerekir. Sistemin çarkına uyup kart kullananlar, olmayan paraları harcayıp, ihtiyaç olmayan şeyleri ihtiyaç olabilir diye almalar yüzünden sıkıntılara girenlerdir. Bunlar kişinin hatalarıdır ve Müslümanca değildir. Rabbimiz “İsraf edenler şeytanın kardeşleridir…’’ buyurur İsra suresinin 27. Ayeti kerimesinde. Fakat cimri de olunmamalıdır. Tercihimiz orta yol olmalıdır. Hazreti Ali’nin (rh.a.) şöyle söylediğini okumuştum. “Cimri öyle fakirdir ki, dünyada fakirler gibi yaşar, ahirette de zenginler gibi hesap verir.’’
Karz-ı hasende borç verirken belirli bir süre tayin edilmez. Borç veren dilediği zaman geri isteyebilir. Borcu alan, verene bu konuda darılmamalıdır. Sahabenin en bariz özelliklerinden biri de en değerli varlıklarını sırf Allah’ın rızası doğrultusunda hibe edebilmeleridir. Malının tamamını, yarısını, bir kısmını, bir araziyi Allah (c.c.) için verebilme. Malının tamamını veren Hz. Ebu Bekir (rh.a.) için, Hz. Ömer (rh.a.) içinden ‘İmkânı yok Ebu Bekir’i geçemem.’ demiştir. Abdullah ibni Mesud’dan Ebud- Dahhah; “Ya Rasulullah Allah bizden borç mu istiyor?’’ deyince Rasulullah evet buyurur. “Elini ver Ya Rasulallah, hurmalığımı Rabbime borç veriyorum.’’ Rasulullah Ebud-Dahhah, hanımı ve çocuklarıyla cennette beraber diye müjdelemiştir. Hanımına Allah (c.c.) için, hurmalığını borç verdiğini söyleyince hanımı,’’ Allah alış verişini bereketli kılsın. Ne güzel alış veriş.’’ demiştir. Hedefi ahiret ve Allah’ın rızası olan bir aile, çocuğu vefat ettiğinde Allah emanetini aldı diyebilen bir hanım. İşte Hacer validemizin teslimiyeti. Rabbim emrettiyse tamam! Bunlar tarihin güzellikleri olarak kalmamalı. Demek ki yaptığımız bir infak bir ailenin tamamına sevap kazandırıyor. O zaman siz, infakınızı yaparken sadece kendiniz için değil, bir aile için verdiğinizin farkında olun. Borcunu ödemekte zorluk çekenler için kolaylık sağlanmalıdır. Rasulullah (s.a.s.) buyurdu ki; “Borcunu ödemekte zorluk çeken birisine mühlet veren ve ya borcunun bir kısmını bağışlayan kimseyi Allah cehennemin ateşinden korur.’’ (Buhari, Müslim, Tirmizi)
Karz-ı hasende verilen borcun kime verildiği çok önemlidir. Kişiye değil de Allah’a verildiği bakışı. Borcu kişi ödeyecek belki ama Allah için, verildiği düşüncesi ağır basarsa, borç zamanında verilemezse ya da hiç verilemezse bu düşünce borcu veren kişiyi rahatlatacaktır. Çünkü borcu isteyen Allah, borçlunun geciktirebileceğini yahut hiç veremeyeceğini baştan hatırlatmıştır. Dolayısıyla veren de bu ihtimalleri göz önünde bulundurmalıdır. Verdiğiniz borcun kefili Allah (c.c.) ise ne gam; hatta fazlasıyla geri verecekse. Müslümanın borcunu geri verememesinden çekinip yardım yapmayan kimse, Allah’ın geri ödeyeceğini unutmamalıdır. Bu konuda rahat olmalıdır. Aksi halde birkaç kez yardım yapar. Bir sorun olunca veya sorun görünce yardım yapmaz. Birkaç sorun yüzünden Allah’ın bu lütfundan kendimizi ve ailemizi uzak tutmamalıyız. Bu şeytanın büyük aldatması olur. Tarihte ve günümüzde nice güzel infaklar örnek olarak dururken birkaç olumsuzu baz alıp bir ibadetten geri kalınmamalı. İmtihanlar herkes içindir. Sadece sıkıntıyı yaşayan imtihan olmaz. Onunla irtibatlı herkes imtihandan sorumludur. Bir Müslüman, bir şey ister diye düşünmesinler diye derdini anlatamıyorsa, derdini anlatana da acaba ne isteyecek diye bakılırsa, dinlenilmezse, kulak tıkanırsa, görmezden gelinirse kim kime derdini anlatacak. Verme imkânımız yoksa sorununu paylaşmış oluruz. Yanında olduğumuzu gösteririz. Hastayı ziyaret edişiniz onu iyileştirmez. Yanında olduğunuzu hatırlatır. Bedava sorunlarınızı dinlemezseniz, psikologda parayla dinlettirirsiniz. Akraba, komşu, kardeşliklerin bozulduğu, samimi yapılmadığı, yapmak zorunda olunduğu için yapılan ilişkiler pamuk ipliğine bağlıdır. Parmak ucuyla tutulmuştur. Allah’ın (c.c.) ipiyle tutulan her amelin kopması mümkün değildir. Allah’ın ipine ne kadar zayıf tutulursa kopma da o oranda hızlı olur. Düzelme de uzun ve zor olur.
Müslümanlar akrabaya yapılan yardımın faziletini bilir, buna rağmen yardım en az akrabaya yapılır. Yapılan da başa kakılır. Şeytan gerçekten çok teşkilatlı ve samimi çalışıyor. Ummadığın yerden vuruyor. Rasulullah: ‘’İhtiyaç sahibine sadaka sadece bir sevap. Akrabaya tasaddukta bulunmanın ise iki kat sevabı vardır. Sadaka sevabı ve akrabalık bağlarını güçlendirme sevabı.’’ buyurmuştur. (İbni Mace) Her şeye en yakından başlamanın sevabı iki kat. Çünkü akrabalığı oluşturamayan, cemaati ve ümmeti oluşturamaz. En yakınlarına sahip çıkamayanın hedefi, yeryüzünün ıslahı olamaz. Çünkü onun düzeltmekle ve yardım etmekle sorumlu olduğu en yakınlarıdır. Akrabalar içinde, mümin ve müşrik ayrımı iyi yapılmalı. Müşrike yardım edip, müminleri göz ardı ediyorsa, bir bakış eksikliği var demektir. Defalarca hac ve umre yapıp çevresini göz ardı etmemeli. Nice basit, gereksiz deyim yerindeyse saçma sapan harcamalar yapıp Müslümanların sorunları karşısında kuruşun hesabını yapmamalı. Karz-ı hasen kardeşlikleri artırır. Ümmet olmaya yardımcı olur. Cennet karşılığında Allah’a satmış olduğun mallarını yine O’nun vermiş olursun. Kimseyi sorunlarından dolayı kınamamak gerekir. Kendimizi imtihanlardan müstağni görmemeliyiz. Rasulullah ‘’Kınamayınız, kınadığınız şey başınıza gelmeden ölmezsiniz.’’ buyurmuştur. (Tirmizi) Bugün ümmetin bu sorununu çözersin, yarın da diğerini. Yoksa şikâyetten öte iş yapılmaz. Çok eleştirenler çok az iş yapanlardır. İnsanın çok kınadığı başına gelir. Birçok örnekler mevcuttur. Sonra yüzüstü bıraktığı kimsenin durumuna düşer. Karz-ı hasende meseleye sadece başkasının sorunlarını çözme yönüyle değil, kendim de o durumda olabilirim bakışıyla bakmak gerekir. Ben iyiyim, işi biliyorum, bana bir şey olmaz vb. haddinden fazla kendine güven hatalarımızdan birisidir. Meseleyi kendi gündemimize indirgememe… Bu her meselede böyledir. Kimse hastalanacağını, batacağını, kaza ve ölüm geleceğini düşünmez. Topluma, imtihanın çeşitli ve herkesin başına gelebileceği bakışı verilmelidir. Konu anlatılırken birkaç ayet, hadis, âlimlerin görüşleri mesele tamam… Topluma sadece eskilerin yaptıklarını övme ya da kınama kalıyor. Onu da yapınca maksat hâsıl oldu diye düşünülüyor. Tarihin güzellikleri ve kötülükleri… Eskiden yaşananlara tarihi olaylar, bugünkülere de haber gözüyle bakılırsa niye düzelinsin ki? Ciddi bir bakış eksikliği. Rabbimiz kendisine kulak veren güzel bir bakış nasip ediyor. ‘’Göklerin ve yerin mirası Allah’ın olduğu halde, size ne oluyor da Allah yolunda mallarınızı harcamıyorsunuz?’’ (Hadid-10) Zaten Müslüman, malını ve canını cennet karşılığı Allah’a satmış. Emaneten kullanıyorken kimin malını kimden esirgiyorsun? Mülkün sahibine her şeyi satmışız. Emanet olanı harcasak da yine kat kat veriyor. Karz-ı hasen, namaz ve zekâtla beraber zikrediliyor. Bu kadar önemli bir ibadet…
Yapılan iyilik, borç verilen, sıkıntısı giderilenden çok, ahiret noktasında verenedir. Dolayısıyla kim kârlı, kim kime teşekkür ve minnet etmeli? Onun geçici dünya sıkıntısını giderirken, senin sonsuz ahiretin için bir kârdır. Abdullah ibni Ömer ‘’Duasının kabul edilmesini, sıkıntısının giderilmesini isteyen, sıkıntıda olan borçluya yardım etsin.’’ buyurmuştur. Hem dünyada hem de ahirette verene kâr. Karz-ı hasende gerçekten ihtiyacı olana vermek önemlidir. Borç verilen kişinin onu nerede harcayacağına dikkat edilmelidir. Verildiğinde kişi daha da batacaksa vermemek evladır. Sıkıntılı olan bazen zararın neresinden dönse kârdır deyip o işi bırakmalıdır. Sıkıntıyı önce kendi imkânlarıyla halletmelidir. Borç isteyen kişi, paran var mı diye değil de, bana verecek paran var mı diye sorması daha uygundur. Alan da veren de Allah’ın rızasını unutmamalıdır. Verilenin mutlaka yazılması gerekir. Yazılmaması hali sorunlara neden olabilir. Hariçten kimseler de sıkıntı çekebilirler. Mevdûdi’nin “Tefhimul-Kuran” ında geçen bir hadiste Rasulullah (s.a.s): ‘’Hiçbir yazılı belge olmadan, delil olmadan borç verenin, Allah duasını kabul etmez.’’ buyurmuştur. Allah ve Rasulullah’ın (s.a.s.) emri mutlaka her şeyden fazla dikkate alınmalıdır. İmkâna ulaşan borcunu vermelidir, uzatmamalıdır. Rasulullah: “Zenginin borcunu erteleyip, vadesinde ödememesi zulümdür.’’ buyurmuştur. Zulüm ortadan kalksın diye yapılan işin sonucunda başka zulüm yapmamak gerekir. Borcu ödemek niyetinde olunursa, kefili Allah (c.c.)’dır. Bu dünyada olmasa da ahirette Allah, onun adına borcu alacaklısına öder. İşte niyetler bu kadar önemli. Borç alan da veren de mutlaka her durumu göz önünde bulundurmalı. Sonradan çıkabilecek her duruma hazır olmalılar ki, Müslümanlar arasında bir ibadet yapılırken problem çıkmasın. Mümkünse kendi sorunlarımızı önce kendimiz halletmeye çalışmalı sonra başkalarından talepte bulunmalıyız. İsteyemeyenler araştırılıp sıkıntısı giderilmeli, yaşanılan ortama göre hareket edilip gereğinden fazla sıkıntılara girilmemelidir. Karz talep edilecekse, vaktinde verilmeli ki bir başkasının da ihtiyacı giderilsin. Kardeşliğin oluşmasına yardımcı olacak bu ibadetin Müslümanlar arasında yayılması sağlanmalıdır. Bunun bir ibadet olduğu unutulmamalıdır. Borç verilenin Allah olduğu iyi kavranmalı ve Allah’ın lütfundan kaçılmamalıdır.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul