23 Ocak 2026 - Cuma

Şu anda buradasınız: / / Yeniden İslâm’a Ve İzzetli Görev Başına
YENİDEN İSLÂM’A VE  İZZETLİ GÖREV BAŞINA

Yeniden İslâm’a Ve İzzetli Görev Başına Muhammed İslamoğlu

Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, kendisine katıksız iman edip, yaratılış gayesi olan yalnızca O’na ibadet etmek görevlerini yerine getiren muvahhid mü’min kullarına hitab edip emretmekte ve şöyle buyurmaktadır:
“Ey iman edenler, üzerinizdeki (yükümlülük)kendi nefislerinizdir. Siz, doğru yolda olursanız, sapan size zarar veremez. Tümünüzün dönüşü Allah›a dır. O, size yaptıklarınızı haber verecektir.”1
Ayetin tefsirini yapan İmam İbn Kesîr (rh.a.) şöyle diyor:
“Yüce Allah, mü’min kullarına, kendilerini ıslah etmelerini, gayret ve çaba göstererek hayırlı işler yapmalarını emrediyor. Kendisini ıslah eden kimseye, yakınındaki veya uzağındaki bozulmuş hiç kimsenin zarar veremeyeceğini bildiriyor.
Avfî, bu ayetin tefsiriyle ilgili İbn Abbas (r.anhuma)’ dan şöyle nakleder:
‘Yüce Allah, bu ayette buyuruyor ki: Kulum, emrettiğim hâllerde ve nehy etmiş olduğum haramlarda Bana itaat ettikten ve emirlerimi yerine getirdikten sonra, sapanlar, ona hiçbir zarar veremezler.’
Mukâtil b. Hayyan da şöyle demiştir:
“Ey iman edenler, siz kendinize bakın!’ ifadesinde, ‘enfuse’ kelimesi îğra (teşvik ve kışkırtma) mânâsı üzerine mensub olmuştur. ‘Doğru yolda olduğunuzda, sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır ve O, size yaptıklarınızı bildirecektir.’  Yani, her yapanın yaptığının karşılığını verecek, iyiyse, iyilikle mükâfatlandıracak, kötüyse, kötülükle cezalandıracaktır. Ayette, mümkün olması hâlinde emr bi’l-Ma’ruf ve nehyi ani’l-münkeri terk etmenin câiz olduğuna dair bir delil yoktur.”2
Allah Teâlâ, iman eden kullarına, önce kendilerini düzeltmelerini, olgunlaştırmalarını, üzerlerine vazife olan kulluk vazifelerini yerine getirmelerini ve dosdoğru yolda emrolundukları gibi dosdoğru olmalarını buyurmaktadır... Ferd olarak her mü’min müslüman şahsiyet, önce kendisini, sonra çoluk-çocuğunu eğitecek, her türlü kötülükten alı koyup iyilik üzere olmasını sağlayacaktır... Haram kılınan şeylerden alabildiğince uzaklaşacak, asla yaklaşmayacak ve günah işlememeye var gücüyle gayret edecektir...
Rabbimiz Allah buyuruyor:
“Ey iman edenler, kendilerinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki, onun yakıtı insanlar ve taşlardır. Üzerinde oldukça sert, güçlü melekler vardır. Allah, kendilerine neyi emretmişse ona isyan etmezler ve emredildiklerini yerine getirirler.”3 
Abdullah b. Ömer (r.anhuma) rivayet eder.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Dikkat edin! Hepiniz çobansınız, hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Devlet reisi de bir çobandır ve sürüsünden sorumludur. Erkek, ailesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Kadın, kocasının evinin çobanıdır, o da sürüsünden sorumludur. Hizmetkâr, efendisinin malının çobanıdır, o da sürüsünden sorumludur. Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve güttüğünüz sürüden sorumlusunuz.”4
Ferd olsun, toplum olsun, hidayet üzere dosdoğru yol olan iman ve İslâm yolunda sağa-sola kaymadan devam edilecek olunursa, sapanlar, sapıklığı tercih edenler, kendilerine zarar veremeyecektir... Dosdoğru yolda yoluna devam edenler, kendileriyle meşgul olmalı, hiç kimseye karışmamalı ve “kim ne yaparsa yapsın bana ne!” dememelidir... Dosdoğru yolda olmak ve dosdoğru olmanın gereği, zulmü engellemek zalimi zulümden vazgeçirmek, iyiliği emredip kötülükten alıkoymaktır...
İnsanlar için çıkarılmış hayırlı ümmetin vasfı, yani özelliği: Allah›a iman etmek, iyiliği emredip kötülükten alıkoymaktır...5 Allah Teâlâ bunu emrediyor:
“Sizden, hayra çağıran, iyiliği (ma’rufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir  topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.”6
Ferdin ıslahına çalışırken, toplumun ıslahını ihmal etmemeli, ferd ve toplumun ıslahını beraberce gündeme getirip gereğinin yapılması lazımdır... Çünkü Allah Teâlâ, “Ey iman edenler!” diye topluma, yani iman eden kulların cümlesine hitab edip, vazifeli olduklarını beyan buyurmaktadır... Ferdin korunduğu gibi toplumunda korunması gerekir ki, sapanların herhangi bir zararı olmasın... Ferdler yetiştirilip olgunlaştırılmaya çalışılırken, toplumsal görevler asla unutulmamalıdır... Ferdin hidayeti ile toplumun hidayeti beraberce gündem edilip eldeki imkânlarla gerçekleşmesine vesile olunmalıdır...
Mü’min müslüman olan her ferd, kadın olsun, erkek olsun, önce kendinden başlayıp, kendisine dosdoğru bir kul olmayı hazır etmeli, başkalarını örnek bir kul hâline gelmelidir... Toplumun iman ve İslâm üzerine yeniden inşâsına azamî derecede katkıda bulunmaya gayret etmelidir... Bu imanî ve İslâmî vazifelerini hakkıyla yapan kullar, hiç bir kınayıcının kınamasından korkmaz, hiçbir delâlet ehlinden zarar görmezler... Çünkü dosdoğru yoldadırlar... Sapanların dedikoduları, kınamaları ve iftiraları onlara herhangi bir zarar veremez...
Ayet-i Kerimenin iniş sebebi de, bu gerçeği ortaya koymaktadır!..
İbn Abbas (r.anhuma) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.), başlarında Munzir b. Sâvâ’nın bulunduğu Hacer Halkına, kendilerini İslâm’a davet eden bir mektub yazdı. Müslüman olmağa yanaşmadıkları takdirde cizye ödemelerini emretti. Mektub Munzir’e gelince, Munzir mektubu, yanında bulunan Arab, yahudî, hristiyan, Sabiî ve Mecûsî kişilere arz etti. Bunun üzerine onlar, cizyeyi kabul edip, müslüman olmayı hoş karşılamadılar. Rasulullah (s.a.s.), onlara şunu yazdı:
“Arablara gelince onlardan, müslüman olmanın veya kılıncın dışında hiçbir şeyi kabul etme! Ehl-i Kitab’a ve Mecûsîler’e gelince, onların cizyesini kabul et!”
 Rasulullah’ın mektubu bunlara okununca Arablar, müslüman oldular, Ehl-i Kitab ve Mecûsîler ise cizye verdiler. Bunun üzerine Arab’ın münafıkları şöyle dediler:
-Muhammed’e şaşıyoruz! Allah’ın O’nu, müslüman oluncaya kadar, bütün insanlarla savaşması için gönderdiğini iddia ettiği hâlde, Cizyeyi sadece Ehl-i Kitab’dan kabul ediyor. Dolayısıyla biz, O’nu, Arab’ın müşriklerine geri çevirdiği şeyi, Hecerli müşrikler tarafından kabul etmekten başka bir şey yapmadığını görüyoruz.
İşte bu yüzden Allah Teâlâ, bu ayeti indirdi.
Ayette geçen, “sapıtan” kısmından maksad, Ehl-i Kitab’ın sapıklarıdır.”7
Rabb olarak Allah’a razı olmuş ve kul olarak, yaradılış gayesine uygun şirksiz imanla salih amel işleyip Allah’ı razı etmiş olan mü’min ferd, hem ferdî, hem ailevî, hem de toplumsal sorumluluğunun şuurunda olarak idrak ederek, her görevini imkanları nisbetinde dosdoğru yaptığı takdirde o, kendine düşeni yapmış demektir...  Bundan dolayı hiçbir kınayıcının kınaması onu engellemediği gibi hiçbir zarar vericide gerçek mahiyetiyle zarar verici değildir... Hayatın, iman ve cihad olduğuna inanmış her mü’min müslüman kul, iki güzel şeyden birine talip olmuş bir şahsiyet olduğundan dolayı, Allah’dan başka hiç kimseden herhangi bir korkusu yoktur... O, Allah’ın velîsi olmuştur, Allah da onun velîsi…8
Ferdî ve ailevî vazifesini de ihmâl etmeyen iman ehli bir kul, toplumsal ıslah vazifesini de ihmâl etmemelidir... Ferdin, hidayet üzere düzelmesi, toplumun düzelmesi demek olduğu gibi, toplum düzelirse, ferdin düzelmesi devam eder ve sapması engellenmiş olur... Ferd, toplumdan, toplum ise ferdden sorumludur... İnsanlar birbirlerinden sorumlu, nesiller birbirlerinden sorumludurlar...
Vasat ve merhamet edilmiş ümmetin Sıddîk’ı, Rasulullah (s.a.s.)’in Halifesi ve muvahhid mü’minlerin İmamı Ebu Bekr (r.a.), bu sorumluluğu dile getirip hatırlatıyor ve insanların içine düştükleri bir yanlışlığı düzeltiyor!..
Kays (rh.a.) anlatıyor:
Ebu Bekr (r.a.), kalkıp Allah’a Hamd ve Senâ ettikten sonra şöyle dedi:
-Ey insanlar, sizler: “Ey iman edenler, üzerinizdeki (yükümlülük) kendi nefislerinizdir. Siz doğru yolda olursanız, sapan size zarar veremez.” (Mâide, 5/105) ayetini okuyorsunuz ( ve doğru olmayan bir şekilde yorumluyorsunuz).
Ben, Rasulullah (s.a.s.)’in:
“Muhakkak ki insanlar, zalimi gördükleri zaman ona engel olmazlarsa, aradan fazla bir zaman geçmeksizin Allah, kendi nezdinden onların hepsini kuşatacak bir ceza gönderir.” buyurduğunu işittim.9
“İmam Ebu Bekr (r.a.), hitabesinde Ashab’a: ‘Ey iman edenler’ üzerinizdeki (yükümlülük) kendi nefislerinizdir. Siz doğru yolda olursanız, sapan size zarar veremez. (Mâide, 5/105) ayetini yanlış anladıklarını, bu ayetin, mutlak mânâda emr bi’l-Mâruf ve nehyi ani’l-münkere engel teşkil etmediğini söylemiş ve sözünü Rasulullah (s.a.s.)’den duyduğu nehyi ani’l-münkeri teşvik eden bir hadisle teyid etmiştir.
İmam Nevevî (rh.a.), anılan ayetin emr bi’l-Mâruf ve nehyi ani’l-münkerin vücûbuna mani olmadığını söyledikten sonra şöyle demektedir:
- Muhakkik alimlere göre ayetin mânâsı hakkındaki sahih görüş şudur: Siz, üzerinize düşeni yaptığınız zaman, başkasının kusuru size zarar vermez. Bu: “Günahkâr kimse, diğerinin günahını çekmez.”(Fatır, 35/18.) ayetine benzer. Durum böyle olunca, emr bi’l-Mâruf ve nehyi ani’l-münkerde kişinin üzerine düşen, mükellef tutulduğu şeylerdir.”10
Rasulullah (s.a.s.)’in mübarek beyanından apaçık anlaşıldığı gibi, toplum içindeki zalimlere ve işlenen zulme bütün imkânlar kullanılarak engel olmak ânın vâcibidir... Allah’ın indirdiği hükümlerle hayatı tazim etmeyenler ve o hükümler ile hükmetmeyenler zalimlerin tâ kendileridir… En büyük zulmün Allah’a, zâtında ve sıfatlarında başkalarını ortak etmektir... Yani şirk, en büyük zulümdür... Gerek şirk olan büyük zulmü işleyenler, gerekse Allah’ın kulları olan insanlara haksızlık edip zalim olanların engellenmesi, durdurulması, zulmün yok olması ve zalimin ıslah edilmesi gerekir... Yeryüzünü ifsâd eden bu fitne ehlinin önü alınmalı, fitneleri yok edilmeli ve yeryüzündeki ifsâdları, yani bozgunculukları bitirilmelidir...
Bunu Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ emretmektedir:
“(Yeryüzünde) fitne kalmayıncaya ve din, tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın! Eğer vazgeçerlerse, artık zulüm yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur.”11
“Onlarla çarpışınız. Allah, onları sizin ellerinizle azablandırsın, hor ve aşağılık kılsın. Onlara karşı size zafer versin. Mü’minler topluluğun göğsünü şifaya kavuştursun.”12
“Kendilerine kitab verilenlerden, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Rasulünün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini (İslâm’ı) din edinmeyenlerle, küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar savaşın.”13
Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, zulmü, hem kendisine, hem de insan kullarına haram kılmış, kendisi mutlak adâlet sahibi olduğundan, kullarına âdil olmayı emir buyurmuştur!..
Ebu Zerr (r.a.) rivayet eder.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“(Allah) buyurdu ki:
-Ben zulmü kendime haram kılmışımdır. Onu, sizin aranızda da haram kıldım. Bundan dolayı birbirinize zulmetmeyin.”14
Gerek ferd, gerek toplum olsun,  Rabbimiz Allah’ın koyduğu bu hükme ve sınıra çok hassas bir şekilde riâyet etmeli, haram kılınan zulme yaklaşmamalı ve birbirlerine zulmetmemelidirler... İnsan, ferd olarak önce kendi kendine zulmetmemelidir... Nefsinin zalimi olmamalıdır... Nefsinin zalimi olan kişi, Allah’a şirk koşan, tuğyan eden, isyan eden, haram sınırı çiğneyen ve her türlü günahı işleyen kişidir... Şirk koşmakla beraber diğerlerini işlediği gibi, şirk koşmadan diğer günahları işler ve böylece nefsine zulmedip onu felâkete sürükler... Bundan dolayı nefsinin zalimi olur!.. Bunca tuğyan ve isyan ile kendisine zulmetmiş, dünyada zillet, ahirette ise ateşi hakkeden biri hâline gelmiştir...
Rabbimiz Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:
“Allah, onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi nefislerine zulmetmektedirler.”15
“Onlara, kendilerinden öncekilerin, Nuh, Âd, Semûd kavminin, İbrahim kavminin, Medyen ahâlisinin ve yerle bir olan şehirlerin haberi gelmedi mi? Onlara, Rasulleri apaçık deliller getirmişlerdi. Demek ki Allah, onlara zulmediyor değildi, amma onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.”16
Zulmün her türlüsünü haram kılıp yasaklayan Rabbimiz Allah, adâleti ve âdil olmayı emir buyurmuş, kulları içinde adâletli davrananları sevdiğini beyan etmiştir:
“De ki: ‘Rabbim, adâletle davranmayı emretti.”17
“Ey iman edenler, âdil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz sizi adâletten alıkoymasın. Adâlet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah’dan korkup sakının. Şübhesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.”18
“Âdil davranın. Şübhesiz Allah, âdil olanları sever.”19
Ferd olsun, toplum olsun insanların âdil davranmaları, zulüm yapmamaları ve zulme karşı çıkıp onu yok etmeye çalışmaları insan olma haysiyetinin bir gereğidir... Haysiyetli, şahsiyetli ve izzetli insan, ancak muvahhid mü’min müslüman insandır... İnsan, katıksız iman ve şirksiz tevhid ile izzeti elde eder... İzzetli mü’min insan, hem şahsiyetli, hem de haysiyetli insandır...
“İzzet, Allah’ın, O’nun Rasulünün ve mü’minlerindir. Ancak münafıklar bilmiyorlar.”20
Âlemlerin Rabbi ve İlâhı Allah›ı İlâh edinmeyip, kendisine zulmederek hevâsını ilâh edinenin durumunu şöyle beyan eder Allah Teâlâ:
“Kendi istek ve tutkularını (hevâsını) ilâh edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?
Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler, hayır onlar yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı) dırlar.”21
Hem ferd zalim olmayacak, hem de toplum... Hem fer âdil olmalı, hem de toplum... Hepsi, kendisinden başka hak ilâh olmayan, hükmün yalnız ve yalnız kendisine aid olan Allah’a iman edip teslim olduklarında, Hakk’a itaat edip Hakk’dan gelen hakka rıza gösterdiklerinde ve Hakk’dan gelen hakka razı olmayıp zulmedenleri engellediklerinde huzuru, barışı, kardeşliği, dostluğu, mutluluğu ve kurtuluşu elde etmiş olurlar...
Allah’ın Dini olan İslâm’ı doğru anlayacak, ayetler, Allah’ın muradına göre tebliğ ve beyan buyuran yegane önderimiz Rasulullah Muhammed (s.a.s)’in açıkladığı gibi dosdoğru anlayıp idrak edecek, olmadık yorumlarla kelimelerin yerlerini değiştirmeyecekler... Eğer ayetler ve ayetlerin nasıl anlaşılıp beyan edileceğini beyan eden Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti’ni yanlış anlayıp yorumlayacak ve ona göre hatâlı davranacak olurlarsa, elbette hak ile bâtılı karıştırır, ferdî ve toplumsal zulmü yaygın hâle getirirler...
Ebu Âmir el-Eş’arî (r.a.) anlatıyor:
Onlardan bir adam, Evtâs’ta öldürülmüştür.
Rasulullah (s.a.s.), O’na:
“Ey Ebu Âmir, neden değiştirmedin (engel olmadın)?” buyurdu.
O:
“Ey iman edenler, üzerinizdeki (yükümlülük) kendi nefislerinizdir. Siz, doğru yolda olursanız, sapan size zarar veremez.” (Mâide, 5/105) ayetini okudu.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.) kızdı ve:
“Siz, nereye gittiniz (nasıl böyle anladınız)? Bu ayet:
Ey iman edenler, siz kendinizi düzeltin. Siz, doğru yolda olursanız, kâfirlerden yoldan sapan kimse, size zarar veremez, şeklindedir.” buyurdu.22
Abdullah b. Mes’ud (r.a.), yüce Allah’ın:
“Ey iman edenler, üzerinizdeki (yükümlülük) kendi nefislerinizdir.” (Mâide, 5/105) ayetiyle ilgili şöyle demiştir:
- Henüz bu ayetin zamanı gelmedi. Dolayısıyla sizler, tebliğ yapmaya devam edin, iyiliği emr, kötülükten men görevine devam edin. Eğer davetiniz reddedilirse, o zaman kendinize bakın! Bu durumda yoldan sapmış olan size zarar veremez!23
İbn Ebî Hatim’in bildirdiğine göre, bir kişi, Mekhûl (rh.a.)’e:
“Ey iman edenler, üzerinizdeki (yükümlülük) kendi nefsinizdir. Siz, doğru yolda olursanız, sapan size zarar veremez.  Tümünüzün dönüşü Allah’adır. O, size yaptıklarınızı haber verecektir.” (Mâide, 5/105) buyruğunun açıklamasını sordu.
Mekhûl (rh.a.):
-Bu ayetin te’vili (açılımı) henüz gelmiş değildir. Va’z veren korkar, dinleyen de inkâr ederse, sen kendi nefsine bak! Sen doğru yolda olursan, sapan sana zarar veremez, dedi.24
Ebu Umeyye eş-Şa›banî anlatıyor:
Ebu Sa’lebe el-Huşenî’ye:
-Yan Ebu Sa’lebe, şu:
 Ey iman edenler, üzerinizdeki (yükümlülük) kendi nefsinizdir...” (Mâide, 5/105) ayeti hakkında ne dersin? diye sordum.
O, şu karşılığı verdi:
-Vallahi, sen onu, iyi bilen birine sordun. Ben de onu, Rasulullah (s.a.s.)’e sormuştum. Şu cevabı verdi:
“Birbirinize iyiliği emrediniz, kötülükten men’ediniz. Öyle ki, itaat edilen bir cimrilik, tabi olunan nefsî arzular, (ahirte) tercih edilen dünya ve her görüş sahibinin kendi görüşünü beğendiğini görürsen, kendine düşeni yap (kendine bak!) Halkı terk et!
Şübhesiz sizin ardınızda sabır günleri var. O günde sabretmek avuçta, kor tutmak gibidir. O günlerde bir iyi amel işleyen, onun yaptığının benzerini yapan elli kişinin sevabı vardır.”
Bir başkası, benim soruma ilaveten:
-Ya Rasulallah, elli kişinin ecri mi? diye sordu.
Rasulullah (s.a.s.):
“Sizden elli kişinin ecri.” buyurdu.25
“Bu hadisten çıkan hüküm ve sonuç şudur ki: İyiliği emretmek ve kötülüğü men’etmek görev ve sorumluluğu devam eder. Ancak insanların çoğunun şiddetli cimriliğe yakalandığı, nefsî arzulara peşkeş olduğu, Kitab, Sünnet, İcmâ ve Kıyas denilen şer›î deliller ve Sahabîler ile Tabiîlerin yolu bırakılarak herkesin kendi görüşünü beğenme hastalığına tutulduğu ve hak yolda yürüyen müslümanın gücü dışında kalan bir takım dine aykırı durumlar görüldüğü zaman müslüman, kendi nefsine düşene bakacak ve İslâm yolunda yürüdüğü, haktan ayrılmadığı zaman sapıtan kimse, ona zarar veremeyecektir.»26
3 Mart 1924 tarihinde “Hilafetin kaldırılması” ile başsız kalan Aziz İslâm Milleti, her ne kadar büyük bir felâkete düşmüş ve büyük bir dağılım geçirmiş ise de, yeniden toparlanma, vahdet oluşturma, dirilip zulme ve zalime karşı kıyam etme gücüne sahibdir inşaallah! Bundan dolayı: “Ya İslâm, ya başkası değil!”
Dipnot
Mâide, 5/105.
İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, çev. Dr. Savaş Kocabaş, İst. 2011, C. 4, Sh. 86.
Tahrim, 66/6.
Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Cum’a, B. 11, Hds. 18.
Kitabu Fi’l-İstikrâz, B. 21, Hds. 23.
Kitabu’l-Itk, B. 17, Hds. 37. B. 19, Hds. 40.
Kitabu’l-Vesâyâ, B. 9, Hds. 14.
Kitabu’n-Nikâh, B. 82, Hds. 118. B. 91,  
Hds. 130.
Kitabu’l-Ahkâm, B. 1, Hds. 2.
Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İmâre, B. 5, Hds. 20.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Harac ve’l-İmâre, B. 1, 
Hds. 2928.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-Cihad, B. 27, Hds. 1757.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, 
Vdğ.  İst. 2014, C. 19, Sh. 251-253, Hds. 27108-27112.
İmam Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, çev. Hasan Yıldız, 
İst. 2011, C. 8, Sh. 373, Hds. 9128.
İmam Buhârî, Edebü’l-Müfred, B. 104, Hds. 206, 212, 214.
Bkz. Âl-i İmrân, 3/110.
Âl-i İmrân, 3/104.
İmam Ebu’l-Hasan Ali b. Ahmed el-Vahidî, Esbâb-ı Nüzûl, çev. Dr. Necati Tetik - Necdet Çağıl, Erzurum, T.y. Sh. 223.
Bkz. Yunus, 10/62-64. Bakara, 2/257.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 14, Sh. 638-639, Hds. 21490-21491.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Melâhim, B. 17, Hds. 4338.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru’l-Kur’ân, B. 6, Hds. 3249.
Kitabu’l-Fiten, B. 8, Hds. 2257.
Ebu Cafer Muhammed b. Cerîr et-Teberî, Taberî Tef
siri, çev. Hasan Karakaya - Kerim Aytekin, İst. 1996, 
C. 3, Sh. 433.
Sünen-i Ebu Davud, Terceme ve Şerhi, Hzr. Necati Yeniel - Hüseyin Kayapınar, İst. 2000, C. 14, Sh. 491.
Bakara, 2/193. Enfal, 8/39.
Tevbe, 9/14.
Tevbe, 9/29.
Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Birri ve’s-Sılâ, B. 15, Hds. 55.
İmam Buhârî, Edebü’l-Müfred, B. 225, Hds. 490.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 1, Sh. 93-95, 
Hds. 46,48.
Âl-i İmrân, 3/117. Ankebut, 29/40. Rum, 30/9.
Tevbe, 9/70. Nahl, 16/118.
A’râf, 7/29.
Mâide, 5/8.
Hucurat, 49/9. Mümtehine, 60/8.
Münafikun, 63/8.
Furkan, 25/43-44.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 14, Sh. 636, Hds. 21487.
Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr Fi’t-Tefsîr 
bi’l-Me’sûr, çev. Hasan Yıldız, İst. 2012, C. 5, Sh. 514. 
İbn Ebî Hatim, Taberânî ve İbn Merduye’den. 
Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, çev. Adem 
Yerinde, İst. 2011, c.11, sh.334, hds.1988. Tabarânî el-
Mu’cemu’l-Kebîr’den.
Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, C. 11, Sh. 335, Hbr. 10989. Taberânî’den.
Celâddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr, C. 5, Sh. 519.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Melâhim, B. 17, Hds. 4341.
Sünen-i  Tirmizî, Kitabu Tefsiru’l-Kur’ân,  B. 6, Hds. 3250.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l-Fiten, B. 21, Hds. 4041.
Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale’s-Sahihayn, 
çev. M. Beşir Ersoy, İst. 2013, C. 10, Sh. 339, Hds. 7982.
Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, C. 12, Sh. 
521-522, Hds. 12215. Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr 
ve el-Mu’cemu’l Evsat’tan. (Kısmen). C. 12, Sh. 522, 
Hds. 12216. Bezzâr’dan (kısmen)
Celâddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr, C. 5, Sh. 516-517. 
İbn Merduye, Muaz b. Cebel (r.a.)’dan.
et-Taberî, A.g.e. C. 3, Sh. 431-432.
26) Haydar Hatipoğlu, Sünen-i İbn Mace Tercemesi ve 
Şerhi, İst. 1983, C. 10, Sh. 239.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul