25 Haziran 2024 - Salı

Şu anda buradasınız: / ZIRAİ ÜRÜNLERİN ZEKÂTI (ÜŞRÜ)
ZIRAİ ÜRÜNLERİN ZEKÂTI  (ÜŞRÜ)

ZIRAİ ÜRÜNLERİN ZEKÂTI (ÜŞRÜ) Nasruddin Yasin

Attâb b. Useyd ‘den; demiştir ki: “Resûlullah (s.a.s.) ağaçtaki hurma tahmin edildiği gibi asmadaki üzümün de tahmin edilmesini ve ağaçtaki hurmanın zekâtı kuru hurma olarak alındığı gibi üzümün zekâtının da kuru üzüm olarak alınmasını emretti.1
Muâz b. Cebel (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.) onu Yemen’e gönderdiği zaman ona şöyle demiştir.
“(Zekât olarak) hububattan hububat, davardan koyun veya keçi, develerden deve ve sığırlardan sığır al.”2
Peygamber (s.a.s.) Ebû Mûsâ el-Eş’arî ile Muâz’i Yemen’e gönderdiği zaman onlara şunu emretmiştir: «(Yerden çıkan mahsullerden) ancak şu dört şeyden zekât alın: arpa, buğday, kuru üzüm ve hurma›. Bu hadisi Hâkim, Dârek.utnî, Taberânî, Beyhakî tahrîc etmiş, ayrıca Beyhakî, ravilerinin sıka olduğunu söylemiştir.
Mûsâ b. Talha’nın Ömer b. el-Hattâb’tan rivayet ettiğine göre Ömer şöyle demiştir:
“Resûlullah (s.a.s.) (yerden çıkan mahsullerden) yalnız şu dört şeyin zekâtını vâcib kılmıştır: Buğday, arpa, kuru üzüm ve hurma.» Bunu da Dârekutnî tahrîc etmiştir.
Bitkisel ürünlerden ise, ulemanın zekât düşüp düşmediğinde ihtilâf ettikleri, yukarıda zekât düştüğünde ittifak bulunduğunu söylediğimiz dört ürün (Buğday, Arpa, Hurma, Kuru üzüm) dışında kalan bütün ürünlerdir.
Kimisi, zekât yalnız yukarıda sıraladığımız dört ürüne düştüğü görüşündedir ki Ibn Ebî Leylâ, Süfyan Sevrî ve Îbnü›l-Mübârek bu görüştedirler.
Kimisi “Bunlardan başka, bunlar gibi zahire olarak saklanabilen diğer ürünlere kıyas ederek düşer” demiştir. Bu da İmam Mâlik ile İmam Şafii’nin görüşüdür.
Salim b. Abdullah, babası Abdullah’ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Resûlullah (s.a.s.); “Yağmur, nehirler ve pınarların suladığı veya ba’l olanda (yani sulanmayıp, damarları ile yer altından su emenlerde) öşür vardır. Kovalarla veya deve ile sulananda yarım öşür vardır” buyurdu.3
Bu hadisten hareketle İmam Ebû Hanife de, “Ot, odun ve kamıştan başka, yerden biten her ürüne zekât düşer” demiştir. Ebû Hanife’ nin kavli İbrâhîm Nehâî, Mücâhid, Hammâd, îmam Züfer ve Halife Ömer b. Abdilaziz’ in de mezhepleridir. Bu kavil İbni Abbâs (r.a.)’ dan rivayet olunmuştur. Vesk ile ölçülmeyen şeyler hakkında Dâvûd-u Zahirî ile sair Zahirîye ulemâsının mezhepleri de budur.
Devamlı olan mahsûllerin miktarı beş vesk olursa öşür vacib’dir. Îmam Ebû Yûsuf’la İmam Muhammed’ in, kavilleri budur.
Sebzelerle kavun karpuz ve hıyar gibi mahsûllerde öşür yoktur. îmam Muhammed ayva, incir, elma, armut, şeftali, kayısı ve erik gibi şeylerde öşür olmadığını nassan beyân etmiştir.
“El Yenâbî’ nâm eserde: ‘Bir sene devam edebilen ceviz, badem, fındık ve fıstık gibi meyvelere de öşür vaciptir.’ deniliyor. ‘El –Mebsût’da ise İmam Ebû Yûsuf un kavline göre ceviz, badem ve fıstıkta öşür vacip İmam Muhammed’ in kavline göre ise bunlarda öşür vâcib değildir.” deniliyor.
Üzüm ve yaş hurma gibi kurutulduğu takdirde bir sene devam edebilen meyvelerde öşür vardır.
İmam Muhammed’ den bir rivayete göre: Kurutulmaya yaramayan üzümde öşür yoktur. Soğan ve sarımsak gibi sebzeler hakkında İmam Muhammed’ den iki kavil vardır.
Buğday, arpa, mısır, pirinç, mercimek, nohut bakla, fasulye ve bezelye gibi biriktirilip gıda yapılabilen şeylerde öşür vâcib’dir. İmam Şafiî’nin kavlide budur.
İmam Ahmed’e göre: Devam eden, kurutulan ve ölçekle ölçülen hububat ve meyvelerde öşür vâcibdir.
Hububat ile sebzelerde ve meyvelerde öşür vâcibdir. İmam A’zam’in üstadı Hammâd’in kavli budur.
Mezrûât’dan yalnız buğday, arpa ile meyvelerden kuru hurma ve üzüm kurusunda öşür vâcibdir. Bunlardan maada hiç bir şeyde öşür yoktur. Bu kavil Sevrî ile İbni Ebi Leylâ ve Evzâi’den naklolunmuştur. Yalnız Evzâi’ye göre zeytinde de öşür vardır.
İkiyüz dirhem kıymetindeki sebzede öşür vardır. Hasan-i Basri ile Zühri’nin mezhepleri budur.
Vesk’le ölçülen şeylerin beş vesk miktarında öşür vardır. Vesk le ölçülmeyenlerin ise azına çoğuna öşür vermek îcâb eder. Zahirilerin mezhebi de budur.
Zekât düşme hükmünü, yukarıda geçen dört ürüne mahsus görenlerle, bu hükmü, bunlar gibi zahire olarak saklanabilen diğer ürünlere de verenler arasındaki ihtilâfın sebebi bu dört ürüne zekât düşmesi, bu dört üründe bulunan zahire olabilme vasfı için midir, yoksa bu dört cinse mahsus bir hüküm müdür diye ihtilâf etmeleridir.
“Bu dört cinse mahsus bir hükümdür” diyenler, “Bunlardan başka bir ürüne zekât yoktur” demişlerdir. ‘Bunların taşıdığı zahire olabilme vasfı içindir’ diyenler ise, zekât düşme hükmünü bu vasfı taşıyan diğer ürünlere de vermişlerdir. Zekât düşme hükmünü zahire olabilen ürünlere mahsus görenlerle, bu hükmü yerden çıkan bütün ürünlere verenler arasındaki ihtilâfın sebebi de, kıyasın lafızdaki umum ile çelişmesidir.
Lafız, Peygamber (s.a.s) Efendimizin:
“Zekât, yağmurun suladığı ürünlerde onda birdir ve dolapla sulananlarda onda birin yarısıdır” (Buhari, Zekât, Hds:1483,) hadisi ile “Çardaklı ve çardaksız bağları, tatları çeşitli hurma ve ekinleri, birbirine benzer ve benzemez şekillerde zeytin ve nar›ı yaratan O›dur. Ürün verdiği zaman ürününden yiyiniz ve biçildiği gün de hakkını veriniz” (En’am,6/142) âyet-i kerimesidir. Kıyas ise: “Zekât’ın meşruiyyetinden gaye yoksulların ihtiyacını gidermek olduğuna ve bunun da çoğunlukla ancak kendilerine zahire olabilecek şeyleri vermekle mümkün bulunduğuna göre, zekâtın yalnız zahire olabilecek ürünlere düşmesi lâzım gelir” şeklindedir.
Hadis ve âyetin lafızlarındaki umumu bu kıyas ile tahsis edenler, zahire olamayan ürünlere zekât düşmediğini, lafızları âmm mânâlarında bırakan Ebu Hanife ve İmam Zufer ise, yerden biten her ürüne düştüğünü söylemişlerdir. Zekâtın zahire olabilecek ürünlere mahsus olduğunu söyleyenler de, kendi aralarında İmam Mâlik ile İmam Şafii’nin zeytin hakkındaki ihtilâfları gibi bazı ürünlerin zahire olup olmadığında ve zahire olduğu şüpheli olan bir ürünün, zahire olduğu muhakkak olan ürünlere kıyas edilip edilemediğinde ihtilâf etmişlerdir. Çünkü İmam Mâlik zeytine zekât düştüğünü, İmam Şafii ise sonradan Mısır’da söylediği sonraki kavlinde düşmediğini söylemiştir.
İmam Buhari şu hadisi rivayet etmiştir;
Bana Yûnus ibn Yezîd, ez-Zuhrî’den;o da Abdullah’ın oğlu Sâlim’den; o da babası Abdullah ibn Umer (r.a.)’den haber verdi ki, Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Semânın ve pınarların suladığı, yâhud sulanmaksızın kendi ince damarlarıyla su emip yetişmiş olan yer mahsûllerinde uşr, yânî onda bir zekât vergisi; kuyulardan, kova ve dolapla sulananlarda ise yirmide bir zekât vergisi vardır.”4
Bu hadisten hareketle bir öşür arazisi yağmur, nehir, ırmak, dere sularıyla sulanırsa onda bir, dolap, kova, tanker, su motoru veya satın almak suretıyle masraf yapılarak ve emek verilerek bütün yıl veya yılın yarısından çok sulanırsa yirmide bir öşür adıyla zekâta tabi olur.
Tohumluk, işçilik, ilaçlama, sulama vs. gibi masraflarda iki görüş karşımıza çıkmaktadır.
Yusuf El-Kardavi “Zekat” adlı eserinde kira gelirlerinin masraflarının düşülmesi gerektiğini beyan ettikten sonra, Ata ‘dan yaptığı rivayette; Ekin ve meyvelerde masraflarını düş, arta kalanın zekatını ver” görüşünü ve Tirmizi şerhinde İbnu’l-Arabi’ninde tercih ettiği görüşün bu olduğunu nakletmektedir.
Hamdi Döndüren, ilmihalinde bu konuyu ele almış ve bu masrafların düşülemeyeceği kanaatine varmıştır.
İbni Ebi Şeybe Musannefinde; Ata’dan ve İbni Ömer’den gelen fetvada masrafların düşüleceğini, İbni Abbas’tan gelen fetvada ise masrafların düşmeyeceğini rivayet etmiştir.5
Biz bu meseleyi iyice tahkik ettiğimizde; Ticari gelirlerde masrafların düşüleceğinde ihtilaf yoktur. Çünkü Hadis’te zekât miktarı 40/1 olarak sabit tutulmuş masraflar bildirilmemiştir. Bunda masrafların düşülmesi gayet doğaldır. Ancak üşür’le ilgili gelen rivayette Masraf edilmezse 10/1 zekât verilir, masraf edilirse bu 20/1 oranına düşer ki buda zaten masraflardan dolayı yapılan ve %50 civarında bir masraf indirimidir ki, bu bütün masrafları karşılamaya yeter… Hal böyle iken masraflar için ikinci bir indirimin yapılması, İmamı Azam ve diğer İmamlarımızın zekât meselesinde fakirlerin gözetilmesi kaidesine ters bir durumdur ve düşülmemesi gerekir. Ancak üretici o sene zarar etmiş ve masraflarını bile çıkaramamışsa Amil kardeşlerimizin üreticiyi ayaklandırmak adına yukarıdaki diğer görüşle amel etmelerinde bir beis olmaz “inşallah”. En iyisini Allah bilir.
İncir hakkında İmam Mâlik’in tabileri arasındaki ihtilâf da bu kabildendir. Kimisi de “Zekât meyvalara düşer de sebzelere düşmez” demiştir. Bu görüşün de mesnedi yukarıda geçen âyet-i kerimedir. Bunu da söyleyen İbn Habib’dir. Fakat zeytini diğer meyvelerden ayıranların dayanağı zayıftır.
Ebu Davud şerhinde bu hadisler hakkında şu açıklamalar yapılmıştır.
1. Yağmur, nehir, pınar vb. sularıyla sulanan veya sulanmaya ihtiyacı olmayan mahsulün zekatı onda birdir.
2. Hayvan, dolap ve âletlerle sun’î şekilde sulanan mahsulün zekâtı yirmide birdir.
3. Hadisin zahîrî mânâsına göre yerden çıkan mahsulün miktarı ne olursa olsun, zekâta tâbidir. Ebû Hanife, bu görüştedir.
Cumhura göre ise, beş vesk olmadıkça zekâta tâbi değildir.
4. Hadisin zahirî mânâsına göre yerden çıkan bütün bitkiler zekâta tabidir. Ebû Hanife ve Züfer, bu görüştedirler. Onlara göre gelir sağlamak amacıyla ekilen bitkilerin hepsi zekâta tâbidir. Dolayısıyla dere boylarında biten kamış, odun ve ot gibi kendiliğinden biten ve örfen verim amacıyla yetiştirilmeyen bitkiler zekâta tâbi değildirler.
Ebû Yusuf ve Muhammed’e göre kendiliğinden bir yıl kalabilen bitkiler zekâta tâbidir. Binaenaleyh meyve ve sebzelerde zekât yoktur. Bunların delili Tirmizî, Hâkim ve Dârekutnî’nin değişik senetlerle rivayet ettikleri “Meyve sebze gibi yeşilliklerde zekât yoktur” hadisidir. Tirmizî bu hadisi naklettikten sonra senedinin sahih olmadığını ve bu konuda Peygamber (s.a.s.)’den rivayet edilen sahih hadis bulunmadığını ancak âlimlerin meyve ve sebzelerin zekâta tâbi olmadığını benimsediklerini söyler. Her ne kadar bu hadisin senedleri zayıf ise de, değişik varyantları birebirlerini te’yid etmektedir.
Mâlik ve Şafiî’ye göre ekilen ve uzun süre bozulmadan kalabilen buğday arpa, darı, pirinç, mercimek ve nohut gibi, yaşamak için gerekli yiyecek türünden olan hububat zekâta tâbidir. Bu türden olmayan meyve ve sebzeler kimyon, susam, pamuk ve keten tohumu ile biber zekâta tâbi değildir.
Ahmed b. Hanbel’e göre ise, hububat ve meyvelerden kurutulup uzun süre kalabilen ve ölçeklerle ölçülen mahsul zekâta tâbidir. Yaşamak için gerekli yiyecek türünden olması ona göre şart değildir. Dolayısıyla kimyon, susam, pamuk ve keten tohumu, hurma, üzüm, kayısı, incir, badem, ceviz, fındık ve fıstık zekâta tâbidir. Şeftali, armut, elma, kurutulmaya elverişli olmayan kayısı ve incir gibi meyvelerle acur, salatalık, karpuz, kavun, patlıcan, domates ve havuç gibi sebzeler zekâta tâbi değildir.
Hasan el-Basrî, Sevrî ve Şa›bîye göre yalnız buğday, arpa, üzüm ve hurmanın zekâtı vâcibtir. Delilleri de yukarıda zikrettiğimiz hadislerin zahiridir.
Zeytinin Zekâtı:
Nevevî şöyle demiştir: Zeytine gelince; bizce doğru olan zeytinde zekâtın olmadığıdır: Hasan bin Salih, îbn Ebî Leylâ, Ebû Ubeyde de aynı görüştedirler.
Zühri, Evzâ’î, Leys, Mâlik, Sevrî, Ebû Hanife, Ebû Sevr işer. Zeytinde zekât vardır, demişlerdir. Zührî, Leys ve Evzâ’î; “Miktarı tahmin edilir ve zekâtı yağ olarak verilir” demişlerdir. Mâlik ise; “Miktar tahmini yapılmayıp sıkıldıktan sonra beş vesk gelirse, onda bir olarak zekâtı verilir” demiştir.
Haraç Arazisinde Zekât:
Toprak, “Öşrüye” ve “Harâciye” diye ikiye ayrılır.
1. Öşrüye: Ahalisinin kendiliğinden müslüman olduğu veya zorla alınıp da alan askerler arasında taksim edildiği veya müslümanların ihya ettiği arazidir.
2. Harâciye: Zorla alınıp, gayri muslim ahalisine belli bir haraç mukabili bırakılan arazidir.
Öşür arazisinde zekât vacib olduğu gibi, ahalisi müslüman olduğu veya müslümanlar araziyi satın aldıkları zaman haraç arazisinde de zekât vacibdir. Bu durumda öşür ile haraç bir arazide toplanmış olup biri diğerinin vacib olmasına engel değildir. îbn Münzir, “ekseri ulemanın görüşü budur”, demiştir. Bu görüşü savunanlar şunlardır: Ömer bin Abdülaziz, Rebî’a, Zührî, Yahya el-Ensârî, Mâlik, Evzâ’î, Sevrî, Hasan bin Salih, îbn Ebî Leylâ, Leys, îbn Mübarek, Ahmed, îshâk, Ebû Ubeyde ve Davud. Hepsi de bu görüşlerine kitab, sünnet ve kıyasla delil getirmişlerdir. Kitabdan delilleri şu ayettir: “Ey iman edenler kazandıklarınızı temizlerinden ve yerden çıkardığımız ekinlerden İnfak edin.” (Bakara: 267). Bu ayette, arazi İster Öşriye, isterse harâciye olsun, mutlak olarak yerden çıkandan infak edilmesi vacip kılınmıştır. Sünnetten delilleri ise şudur: “Yağmurun suladığı mahsullerde onda bir zekât vardır.” Bu ifade umumi olup, hem öşür hem de haraç arazisini kapsamaktadır. Kıyastan delilleri de şudur; Zekât ve haraç, değişik sebeplerden dolayı hak sahiplerine verilmiş iki değişik hak olup biri diğerine engel değildir. îhramlı kimsenin, sahipli bîr avı öldürmesi gibi. Yine Öşür, açık delille vacib olmuştur ki, içtihadla vacip olan haraç buna mani olamaz. Ebû Hanife ise; “Haraç arazisinde öşür olmayıp haraç arazisinde sadece haracın vacib olduğu” görüşünü belirterek, “Öşrün vacib olmasının şartlarından birisi de haraç arazisi olmamasıdır.” demiştir. Ebû Hanîfe’nin delilleri şunlardır:
1. İbn Mesud’un Rasûlüllah (s.a.s.) rivayet ettiği hadis: “öşür ve haraç müslümanın arazisinde toplanmaz!”
2. Müslim, Ahmed ve Ebû Davud’un, Ebû Hüreyre (r.a.) den rivayetlerinde Rasûlüllah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Irak ahalisi kafiz’ini ve dirhemini vermediler. Şam ahalisi müddünü ve dinarını vermekten menettiler. Mısırlılar da irdeb’ini vermekten men ettiler. Zekâtınızı vermemekle eski cahiliyyet devrine dönmüş oldunuz.” Ebû Hüreyre demiştir ki: “Rasûlüllah’ın bu ifadeyi üç deta tekrarladığına Ebû Hûreyre’nin eti ve kanı şahid olmuştur.”
3. Rivayet olunmuştur kî; Dihkân müslüman olduğu zaman Ömer b. Hattab (r.a.) şöyle dedi: “Arazisini ona bırakın ve ondan haraç alın.” Bu ifade öşür değil de haraç alma hususunda açık bir emirdir, demişlerdir.
4. Valiler ve imamlar; “öşürle haracın bir araya cem olamayacağını” söylemişlerdir.
5. “Haraç öşüre zıttır. Çünkü Öşür, ibadet olarak vacib olmuşken, haraç ceza olarak vacib kılınmıştır. Bir şahısta her ikisinin toplanması ve beraberce vacib olması mümkün değildir.”
6. “Haraç ve öşürden her birinin sebebi birdir. Bu sebeb, arazinin hakîkaten veya hükmen artıcı olmasıdır. Meselâ bir menfaat getirmeyen çorak arazide ne haraç ne de öşür vardır. Sebeb bir olunca, haraç ve öşür bir arazide cem olmaz. Çünkü bir sebebe aynı neviden iki hak vacib olmaz. Meselâ ticaret için salma hayvanlardan bir sene müddetle nisaba malik olsa, bu kimseye iki defa zekât gerekmediği gibi bir arazide de haraç ve Öşür toplanmaz.”
Sonuç olarak:
Hanefilere göre haraç ile öşür birleşemez. Bir araziden durumuna göre ya haraç alınır, yahutta öşür. Haraç arazisi kimin mülkiyetine geçerse geçsin haraç ile beraber geçer. Çünkü “müslümanın arazisinde öşür ile haraç birleşemez” mealinde hadisler vardır.
Ve Hz. Ömer devrinden beri birçok haraç arazisi mülk haline geldiği halde bunlardan öşür alınmamıştır,
Ayrıca haraç aslında toprak sahibinin müslüman olmamasına öşür ise müslüman olmasına dayanır.
İmam Malik, Şafiî ve Ahmed b. Hanbel’in de içlerinde bulunduğu müctehidlerin ekserisine göre, öşürle haraç birleşir. Yani haraca tabi bir arazi müslümanın mülkiyetine geçerse yeni sahibi hem haracı ham de çıkan mahsulün zekâtını (öşrü) öder.
Ekin ve Meyvelerin Nisabı
Yağmur ile sulanan ekin ve meyvelere onda bir ve dolap gibi suni sulama aletleri ile sulananlara ise yirmide bir zekât düştüğünde ulema müttefiktirler. Fakat ekin ve meyvelere nisap gerekip gerekmediğinde ihtilâf etmişlerdir.
Cumhur, “Ekin ve meyvalarda da nisap gerekir ve beş yükten (vesk) aşağı olanda zekât yoktur” demiştir. Bir yükün altmış “sa” ve bir “sa”’nında Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’in avucu ile dört avuç olduğunda ihtilâf yoktur. Ancak avucun miktarında ihtilâf etmişlerdir. Cumhura göre bir avuç, bir Bağdat rıtl’ı ile bir rıtl’ın üçte birinden biraz daha fazladır. İmam Ebû Yûsuf da, İmam Mâlik kendisi ile bu mevzuda tartışırken, Medinelilerin İmam Mâlik’e şahitlik ettiği için bu görüşe dönmüştür. İmam Ebû Hanife ise, bir avucun iki ve bir sa’nın sekiz rıtl olduğunu söylerdi. İmam Ebû Hanife ayrıca “Ekin ve meyvelerde nisap yoktur.” demiştir.
Bu ihtilâfın sebebi, bir hadisin umumu ile diğer bir hadisin hususu arasında bulunan çelişmedir.
Âmm olan hadis:
“Yağmur suyu ile sulanıp yetişen ürünlerde ondabir ve dolap gibi sun’i sulama usûlü ile yetiştirilen ürünlerde ise yirmide bir zekât vardır” hadisidir.6
Hâs olan hadis de:
“Beş yük (vesk) miktarı ürünün aşağısında zekât yoktur” hadisidir ki bu her iki hadis de sabittirler.”7
“Husus umumun tefsiridir” diyenler ki meşhur olan görüş budur “Nisap gerekir” demişlerdir.
Kimisi de “Hâs ve âmm›dan hangisinin önce, hangisinin sonra vürud ettiği bilinmediği zaman birbirleriyle çelişmiş olurlar” demiştir. Çünkü bunlara göre hâs ve âmm›lar birbirleri ile nesholunurlar. Zira amel edilmesi gereken her hükmün neshi caizdir ki bazan hükmün tamamı, bazan da bir kısmı nesholunur. Bunlardan, âmm olan hadisi tercih edenler, “Nisap gerekmez” demişlerdir. Fakat bana kalırsa, cumhurun, “Hâs, âmm›ın tefsiridir” demesi de, hâs ile âmm›ın çeliştikleri noktada hâs’ı âmm›a tercih kabilindendir. Çünkü âmm o noktada zahirdir, hâs ise nasstır. Bunu iyi düşün. Çünkü cumhura, “Hâs, âmm›ın tefsiridir” dedirten sebep budur. Gerçekten, ikisi arasında çelişme bulunduğu için hâs âmm›ın tefsiri değildir. Ancak ne zaman ki hâs âmm›a bitişik olursa, yani ikisi bir sözde gelirlerse hâs âmm›ın istisnası olur.
Ulema, toprak mahsullerinin nisabı ile ilgili olarak üç mes’elede ihtilâf etmişlerdir:
1- Hububatın nisapları birbirleri ile tamamlanır mı, tamamlanmaz mı?
2- Üzüm ve hurmaya tahmini olarak nisap koymak caiz midir, değil midir?
3- Kişinin, biçim ve bozum zamanı gelmeden ekin ve meyvelerinden yediği, nisaptan sayılır mı, sayılmaz mı?
İyi ve Kötü Sınıfların Zekât Durumu
Ulema, bir sınıf ürünün iyisi ve kötüsü toplanıp hepsinden, her birinin miktarına göre, yani iyisinin miktarına göre iyisinden, kötüsünün miktarına göre kötüsünden ve eğer bir kısmı ne iyi ne de kötü değil, yani orta ise ondan da onun miktarına göre zekât çıkarıldığı hususunda müttefik iseler de, mercimek nohut ve fasulye gibi hububat kısmının nisap bakımından birbirlerini tamamlayıp tamamlamadığı ve aynı zamanda buğday, arpa ve çavdarın da birbirlerini tamamlayıp tamamlamadıkları hususunda ihtilâf etmişlerdir.
İmam Mâlik “Hububatın hepsi bir cins ürün sayılır. Buğday, arpa ve çavdar da bir cinstir” demiştir.
İmam Şafii, İmam Hanife, İmam Âhmed ve bir cemaat de: “Hububatın çeşitleri çoktur ve her birinin ayrı adı vardır. Bunun için birbirlerini tamamlamazlar. Buğday, arpa ve çavdar da ayrı ayrı çeşitler olup birbirleri ile tamamlanmazlar” demişlerdir.
Bu ihtilâfın sebebi, birkaç çeşit ürünün şer›an bir cins sayılmasında hepsinin aynı adı taşımalarına mı, yoksa aynı özelliğe sahip olmalarına mı bakılır, diye ihtilâf etmeleridir. “Adlarının bir olduğuna bakılır” diyenler, “Adlar ayrı olunca cinsler de ayrıdır” demişlerdir. Sahip oldukları Özelliğe bakılır diyenler de, “Özellikleri aynı olunca, adları değişik de olsa bir cins sayılırlar” demişlerdir. Şu halde bu her iki grupta yaptıkları araştırma ve incelemeler sonunda, şeriatın ad ve özellik birliklerinden hangisine itibar ettiğini görmüşlerse, kaidelerini o temel üzerine kurmuşlardır. Zira bu her iki itibar da şeriatte mevcuttur. Fakat şeriatın ad birliğine -Allah bilir- daha çok itibar ettiği görülmektedir. Tercih’te bu iki görüşe göredir.
Dipnot
Ebu Davud, Zekât, Hds:1603,Tirmizi, Zekât, Hds:644,Nesai, Zekât, Hds:26
Ebu Davud, Zekât, Hds:1559
Buhari, Zekat, Hds:1483,Ebu Davud, Zekat, Hds:1596
Buhari, Zekat,B:56 Hds:83
İbni Ebi Şeybe, Musannef, Zekat, Hds:10191-10192
Tirmizi, Zekat, Hds:639-640,Aynı hadisi İmam Malik ve Nesai, Kitab’uz-Zekat’larında rivayet etmişlerdir.
Buhari, Zekât, Hds:1447

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul