23 Şubat 2024 - Cuma

Şu anda buradasınız: / İSİMSİZ ŞEHİDLER
İSİMSİZ ŞEHİDLER

İSİMSİZ ŞEHİDLER Prof.Dr. ADNAN DEMİRCAN

Bir Müslümanın Allah rızası için verebileceği en değerli şey, canıdır. Bu sebeple şehadet, çok önemli bir makam olarak görülmüştür. Ancak şehadet kavramı, tarihsel süreçte maruz kaldığı anlam aşınmaları ve yüklemeleri sebebiyle bugün çok farklı anlamlarda kullanılmaktadır. Esasen mücahidin, Allah’ın rızası dışındaki bir hedefe yönelik mücadelesi ve savaşı cihat olarak nitelenmediği gibi bu uğurda hayatını kaybeden kişi de şehid değildir. Halk arasında bu kişiye şehid denmiş olması, onu Allah katında şehidlik mertebesine çıkarmaz.
Allah’ın Elçisi (s.a.s.), cihat ile ilgili çok önemli bir çerçeve çizmiştir. Buna dikkat edip hayatını kaybeden şehid olur; bunun dışındaki bir gayeyi hedefleyen ise hedeflediği şey uğrunda ölmüş olur. Hz. Peygamber’e “Savaşanların hangisi Allah yolundadır?” diye sorulmuş; O da,“Sadece Allah kelamının yüceltilmesi için savaşan!” buyurmuştur.1
Kuşkusuz, Allah’ın rızasına uygun bir hayat yaşamak ve O’nun rızası uğrunda insana emanet edilen canı teslim etmek en güzeldir. Ancak Allah’ın rızasına uygun bir hayat yaşamadığı halde Allah uğrunda ölen ve şehid olan insanlar da var. Kaynaklarımızda karşılaştığımız, Hz. Peygamber döneminden iki örnek vermek istiyoruz:
Bunlardan ilki Uhud savaşında şehid olan Abdüleşheloğullarından Amr b. Sâbit b. Vakaş adlı zattır. Amr, kabilesinden birçok kişi Müslüman olmasına rağmen kendisi Müslüman olmamıştı. Zira İslâm’la ilgili içinde kuşkular taşıyordu. Akrabalarıyla din konusunda tartışıyor ve “Eğer sizin dediğinizin hak olduğunu bilseydim ondan geri kalmazdım.” diyordu. Nihayet Uhud günü İslâm hakikati ona göründü.
Amr b. Sâbit, Müslüman oldu; kılıcını aldı, müminlerin safında savaşmak üzere yola çıktı Uhud’da müşrikler tarafından öldürülünceye kadar savaştı. Ölmek üzereyken yaralı olarak bulundu. Ona yaklaştılar; son nefesini vermek üzereydi. Ona yaklaşan biri sordu:
- Seni buraya getiren şey neydi ey Ebû Amr?
- İslâm’dı. Allah’a ve O’nun Resûlü’ne iman ettim. Sonra kılıcımı aldım ve geldim.
Allah bana şehadeti nasip etti.
Onun durumu Resûlullah’ (s.a.s.) iletilince,“O cennet ehlindendir.”buyurdu.
Amr, bir vakit bile namaz kılmamıştı; ancak Allah’ın rızasını umarak bu uğurda tereddüt etmeden canını ortaya koymuştu.
Ebû Hüreyre, bir gün yanındakilere şöyle dedi: “Bana, bir kere bile Allah için secdeye gitmemiş olduğu halde cennet ehlinden olan bir adam gösterin!”
Yanındakiler cevap vermeyince şöyle devam etti: “O Abdüleşheloğullarından Amr b. Sâbit b. Vakaş idi.”2
İkinci olay, Hayber gazvesi sırasında meydana gelmişti. Hayberli Yahudilerden biri olan Âmir’in Yesâr el-Habeşî adında siyahî bir kölesi vardı. Yesâr, efendisinin koyunlarını güdüyordu. Hz. Peygamber’in ordusu Hayber’i kuşatınca Hayberliler kalelere girip karşı koymaya başladılar. Yesâr Yahudilere,“Ne oluyor?” diye sordu. “Kendisini peygamber sanan şu adamla savaşıyoruz.” dediler.
Duyduğu sözler Yesâr’ın içine bir kurt düşürdü. Kafaya takmıştı; Hz. Peygamber’in yanına gidecekti. Yavaş yavaş koyunlarını sürerek Resûlullah’ın (s.a.s.) yanına götürdü. Hz. Peygamber’le aralarında şöyle bir konuşma geçti:
- Ey Muhammed! Sen ne diyorsun ve neye davet ediyorsun?
- İslâm’a davet ediyorum. Allah’ın bir olduğuna ve benim de onun elçisi olduğuma şehadet et.
- Şehadet edersem bana ne var?
- Eğer bu iman üzerinde sebat edersen, senin için cennet var.
Yesâr Müslüman oldu ve “Bu koyunlarım emanettir.” dedi. Resûlullah (s.a.s.), “Koyunları askerin içinden çıkar; sonra onlara seslen ve birkaç çakıl at. Allah senin yerine, emanetini sahibine ulaştırır.” dedi.
Yesâr, Resûlullah’ın dediğini yaptı; koyunlar sahiplerinin yanına gitti. Yahudi, kölesinin Müslüman olduğunu anlamıştı.
Sonra Resûlullah (s.a.s.) insanlara nasihatte bulundu ve onlara bayraklar dağıttı. Bir bayrağı Ali’ye verdi. Birini el-Hubâb b. el-Münzir’e, diğerini de Sad b. Ubâde’ye verdi. Ali b. Ebî Tâlib bayrakla çıktı; siyahî köle de onu takip etti. Öldürülünceye kadar savaştı. Siyahî kölenin cesedi kaldırılarak asker çadırlarından birisine konuldu. Resûlullah (s.a.s.) çadırda onu gördü ve “Allah bu köleye değer vermişti ki, onu Hayber’e gönderdi. İslâm, onun nefsinde yerini buldu. Onun başının ucunda cennet hurilerinden iki zevce gördüm.” buyurdu.3
Bu iki kişi de sırf Allah’ın rızasını umarak Allah yolunda hayatlarını feda ederek kazananlardan oldular. Hayatlarını mabetlerde ibadetle geçirmemişlerdi; oruç tutmamış, hacca gitmemişlerdi; ancak samimi bir imanla Allah’a teslim olmuşlardı.
Uhud savaşında yaşanan ilginç bir olay da Yahudi el-Muhayrîk’ın Müslümanların safında savaşmasıdır. Resûlullah (s.a.s.) Uhud’da iken Yahudilerin bilginlerinden olan Muhayrîk Cumartesi günü şöyle dedi:
- Ey Yahudi topluluğu! Vallahi sizler Muhammed’in peygamber olduğunu ve ona yardım etmenin sizin üzerinizde bir hak olduğunu da biliyorsunuz.
- Bu gün Cumartesi günüdür.
- Cumartesi yoktur!
Muhayrîk, bu konuşmadan sonra silahını alarak Resûlullah (s.a.s.) ile birlikte Uhud’da hazır bulundu ve orda öldürüldü. Resûlullah (s.a.s.), “Muhayrîk Yahudilerin en hayırlısıydı.” buyurdu.
Muhayrîk Uhud’a çıkarken, “Eğer öldürülürsem mallarım Muhammed’in olacaktır. Allah ona nasıl gösterdiyse malları orada harcar.” dedi. Onun malları Resûlullah’a (s.a.s.) tahsis edilen mallardandı.4
Bir de Müslümanlar arasında yaşadığı halde, içindeki nifakı son nefesinde dışarıya atan insanlara örnek olarak Allah Resûlü’nün (s.a.s.) döneminden bir örnek verelim: Uhud savaşına katılanlardan biri, Kuzmân adlı bir Medineli’ydi. Kuzmân münafıklardandı. Aslında Müslümanlar savaş için Uhud’a çıktıklarında o Medine’de kalmıştı. Zaferoğullarının kadınları savaşa gitmediği için onu kınamış ve şöyle demişlerdi: “Bütün erkekler çıkıp gitti, sen ise burada kaldın, yaptığından utanmıyor musun? Sen erkek değil, kadınsın!”
Kadınlar böyle diyerek onu dolduruşa getirdiler. O da evine gidip yayını, okdanlığını ve kılıcını alıp çıktı. Cesaretiyle bilinen biriydi. Resûlullah’ın (s.a.s.) yanına varıncaya dek hiç durmadı. Müslümanların saflarını yara yara en ön safa ulaşıp orada yerini aldı. Savaş başladığında Müslümanlar arasından ilk oku atan kendisi oldu. Adeta her biri bir mızrak gibi oklar fırlatıyordu. Her ok atışında develer gibi inliyordu. Sonra kılıcına davrandı ve vuruşmaya başladı. Müslümanlar hezimete uğrayıp kaçmaya başlayınca o, kılıcının kınını kırıp attı ve kaçanlara bağırmaya başladı: “Ölüm kaçmaktan daha güzeldir. Ey Evsoğulları, şerefiniz için savaşın! Benim gibi yapın!”
Düşman ordusuna dalıyor, müşriklerin ortasında kayboluyordu. Hatta Müslümanlar “Öldü herhalde.” diye düşünürken o birden bire ortaya çıkıyor, “Ben Zaferoğullarının delikanlısıyım!” diyerek gürlüyordu.
Müşriklerden yedi kişiyi öldürdü; ancak kendisi de birçok yara almıştı. Katâde b. en-Numân ona “Ey Ebü’l-Gaydak!” diye seslendi. O da “Buyur, emrindeyim!” diye cevap verdi. Katâde, “Şehadetin mübarek olsun!” deyince o, “Ey Ebû Amr! Allah’a yemin olsun ki, ben herhangi bir din uğruna savaşmıyorum! Ben sadece ailemi ve malımı korumak için savaşıyorum. Kureyşliler hurmalıklara girmesin diye savaşıyorum!” dedi. Savaş sonrası ağrıları dayanılmaz hale gelince kendi canına kıydı. Resûlullah (s.a.s.) da onun hakkında şöyle buyurdu: “Allah bu dine bazen günahkâr adamın eliyle bile yardım eder.”5
Kuşkusuz iman, teslimiyettir. Teslim olmanın başlangıcı hulus-i kalp ile Allah’a yönelmektir. Böyle bir gönülle Allah’a yönelen, kurtuluşa erer. Rabbim bizi kurtuluşa erenlerden eylesin.
Dipnot
Buhârî, “İlm”, 45; “Cihâd”, 15; “Hums”, 10; Müslim, “İmâre”, 149-151; Ebu Dâvûd, “Cihâd”, 24; Nesâî, “Cihâd”, 21.
el-Vâkıdî, Ebû Abdullah Muhammed b. Ömer b. Vâkıd el-Vâkıdî el-Eslemî el-Medenî (ö. 207/823), Kitâbü’l-Meğâzî, thk. Marsden Jones, 3. Basım, Beyrut 1404/1984, s. 262[Türkçe çevirisi: İlk Harf Yayınları, İstanbul 2014].
Vâkıdî, s. 649.
âkıdî, s. 262-263.
İbn Said, Ebû Abdillâh Muhammed b. Said b. Menî (ö. 230/845), Kitâbü’t-Tabakâti’l-Kebîr, thk. Ali Muhammed Ömer, Kahire 1421/2001, IV, 269-270 [Türkçe çevirisi: Siyer Yayınları, İstanbul 2014].

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul