22 Mayıs 2022 - Pazar

Şu anda buradasınız: / YEGÂNE ÖNDER (s.a.s.) BUYURUNCA İTAAT EDİLİR !
YEGÂNE ÖNDER (s.a.s.) BUYURUNCA İTAAT EDİLİR !

YEGÂNE ÖNDER (s.a.s.) BUYURUNCA İTAAT EDİLİR ! MUHAMMED İSLAMOĞLU

Kullarına karşı çok merhametli olan, yerde de İlâh, gökte de İlâh ve İlâhlıkta eşi, benzeri, ortağı olmayan Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, kıyamete kadar insanlara önder ve örnek olsun diye gönderdiği Rasûlullah Muhammed (s.a.s.) için şöyle buyurur:
“Biz seni, âlemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik.”1
“Biz seni, ancak bütün insanlara bir müjde verici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar.”2
“Şüphesiz, Biz seni bir şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.”3
Ebû Hüreyre (r.a.)’ın rivayetiyle Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Ey insanlar, ben ancak hediye verilmiş bir rahmetim.”4
Bu hadis-i şerifin şerhinde şunlar beyân edilmiştir:
“Rasûlullah (s.a.s.), diğer birçok hadisinde kendisini insanlığa ‘rahmet peygamberi’ olarak tanıtır.5 O, her feyzin, her hayrın vasıtasıdır. İnsanlar, onun getirdiği din sayesinde doğru yola, dünya ve âhiret mutluluğuna ermektedirler. O, âlemdeki her yaratık için bir rahmettir. Her yaratık, onun sayesinde yaratılış gayesine uygun bir hüviyet kazanmıştır. Bu dünyada, ona inanmayanlar bile, hemen azaba dûçar olmamaları, İslâmî idare altında can ve mal güvenliği içinde yaşayabilmeleri ve benzeri şekillerde onun rahmet ummanından istifade ederler. Ondan sadır olan savaşma, kızma gibi rahmete muğayır şeyler, muhatabının yararına olan, âdetâ bir tabibin hastası için kullandığı neşteri mesâbesinde hareketlerdir.”6
Rabbimiz Allah Azze ve Celle:
“Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz onun gücüne giden, size pek düşkün, mü’minlere şefkatli ve esirgeyici olan bir Rasûl gelmiştir.”7 buyurmakla, en son Nebî ve en son Rasûl Rasûlullah Muhammed (s.a.s.)’in hayırlı ümmeti için en güzel ve en hayırlı bir önder olduğunu beyân eder...
Rasûlullah (s.a.s.), ümmetine çok düşkün ve dünyada da âhirette de onların hayrını düşünen bir yüce şahsiyet olduğundan, her zaman iyilik, güzellik ve hayır üzere olmasını ister... Onlara, en hayırlı ve faydalı şeyleri tavsiye eder, nasihatta bulunup dosdoğru yola sevk eder...
Rabbimiz Allah Teâlâ’nın:
“Peygamber mü’minler için kendi nefislerinden daha evlâdır ve onun zevceleri de onların anneleridir.”8 buyruğuna katıksız iman edip tasdik ederek ikrar ederiz ki, yegâne önderimiz Rasûlullah (s.a.s.)’i canımızdan çok daha evlâ bilir, canımız, annemiz ve babamız ona fedâ olsun!.. O (s.a.s.), hidayetimizin vesilesi, bizleri dosdoğru yola koyan, Allah’ın dininin üzerinde sabit kalpli olmamızı sağlayan, tevhid durağında sapasağlam kalmamızı öğütleyen ve hayat örneğimiz olup her hayırda önderlik yapan Allah’ın kulu ve Rasûlü’dür... Buna, bütün varlığımızla âdil şahidler olarak şahidlik ederiz!..
Enes b. Mâlik (r.a.)’ın rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasûlullah (s.a.s.):
“Kim bir şeyi günah ile elde etmeye çalışırsa, istediği şeyden daha da uzaklaşır ve sakındığı şeye daha da yakın olur.”9
Mü’min Müslümanlara şefkatli ve esirgeyici olan Rasûlullah (s.a.s.), ümmetini şiddetli bir şekilde uyarıyor!.. Günaha girerek bir şeyi elde etmeye, bir kazanç sağlamaya ve bir kâra ulaşmaya çalışmanın hiçbir faydasının olmayacağı, aksine bu haram yol ile ulaşmak istediği şeyden daha uzağa düşeceğini beyân buyuruyor!..
Hayatın hangi sahasında olursa, ister siyasî, ister ekonomi, ister hukukî, ister eğitim, ister ailevî ve isterse sosyal sahada olsun, Âlemlerin Rabbi Allah’ın ve O’nun Rasûlü Muhammed (s.a.s.)’in haram kıldığı10 bir yol kullanılarak helâl bir şeye asla ulaşılamaz!... İman eden kişiye ya da kişilere, önce haramı terk etmek emrolunmuştur... Haram işlenip günaha girilmesi yasaklandığı gibi, haram olan şeylere yaklaşılmaması emredilmiştir!..11
Ve “İslâm Fıkhı”nın değişmez ilkesi:
“Def-i Mefâsid, Celb-i Menâfiden evlâdır.”12 Yani “kötülükleri defetmek, menfaat sağlamaktan daha iyi(öncelikli)dir.”
Yeryüzünde kıyamete kadar devam edecek “İslâm Fıkhı”nın bu değişmeyen ilkesi gereği, herhangi bir menfaati elde etmeden önce, o konudaki ifsâd edici kötülükleri yok etmelidir... Muvahhid mü’minlerin üzerine ânın vâcibi olan görev budur!.. Allah Teâlâ böyle emretmiştir... İyiliğin emredilmesi ve kötülüğün engellenmesi, ümmetin olmazsa olmaz vasfı olduğu gibi, kadın olsun erkek olsun her mü’min Müslüman ferd ferd vazifesi, ayrıca ümmet içinde bir grup kişiler, bu konuda görevli kılınması gerekir...
İşte yegâne Rabbimiz ve İlâhımız Allah Azze ve Celle’nin buyrukları:
“Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz, ma’ruf (iyi ve İslâm’a uygun) olanı emreder, münker (kötü) olandan sakındırır ve Allah’a iman edersiniz.”13
“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velîleridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar.”14
“Sizden, hayra çağıran, iyiliği (ma’rufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.”15

Rabbimiz Allah Teâlâ’nın emirlerinden apaçık beyân olunduğu gibi, her mü’min Müslümanın olmazsa olmaz özelliği, kötülükten, haramdan ve günahtan alabildiğince uzak düşmek olduğu gibi, kötülük yapmak isteyenleri, haramları işlemek arzusunda olanları ve günah ile iş görmeye tevessül edenleri, bütün imkân ve gayretiyle engellemeye çalışmalı, bu durumda olanları ve olmak isteyenleri, bu hâlden alıkoymalıdır... Hayatın her sahasında aynı tavır ile hareket etmelidir!..
Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, neleri haram kılmış, âyetlere bakalım:
“De ki: ‘Gelin size, Rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım: O’na, hiçbir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya iyilik edin, yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. –Sizin de, onların da rızıklarını Biz vermekteyiz.- Çirkin kötülüklerin (fuhuşa) açığına ve gizli olanına yaklaşmayın. Hakka dayalı olma dışında, Allah’ın (öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti, umulur ki akıl erdirirsiniz.
Yetimin malını, o, erginlik çağına erişinceye kadar –o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın. Hiçbir nefse gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman –yakınlarınız dahi olsa âdil olun. Allah’ın ahdine vefâ gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti, umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz.’
Bu, benim dosdoğru olan yolumdur. Şu halde ona uyun. Sizi, O’nun yolundan ayıracak (başka) yollara uymayın. Bununla size tavsiye etti, umulur ki korkup sakınırsınız.”16
Rabbimiz Allah Azze ve Celle’nin haram kıldığı şeyleri yaparak, yani günah işleyerek helâl olan şeyler elde edilmeyeceği gibi, sakınılması, iman eden kişiye ya da kişilere vâcib olan şeylere bulaşılmış olunur... Allah’a iman etmiş ve Allah’tan gereği şekilde korkan muvahhid mü’minler, hiçbir şüphe duymadan kesin olarak bilip inanırlar ki, “meşru hedefe, meşru olan yoldan gidilir!..” Meşru olan hedefe, gayr-i meşru yollardan gitmenin günah olduğunu, bu yolların Allah tarafından haram kılındığını bilmeyen ve idrak etmeyen mü’min Müslüman bir kişinin varlığından söz edilemez denilirse, yanlış bir ifade kullanılmış olmaz... Çünkü her mü’min Müslümanın üzerine hâlin ilmini bilmek farzdır...17
Muvahhid mü’minlerdeki “Allah korkusu” onları, gayr-i meşru yollardan alıkor ve Allah’ın haram kıldığı şeylerden uzaklaştırır... Baş düşmanımız şeytan ve onun taraftarları, insanları uzun emellere sokar, günahları hafif gösterir, büyük hedefler için küçük tavizlerin verilmesinin gerekli olduğunu vesveseler vererek kabul ettirir...
Rabbimiz Allah Teâlâ, şeytan ve şeytanîlere karşı kullarını uyarıp, onların tuzaklarına girmemeleri için dikkatli davranmalarını beyân buyurur:
“Ey Âdemğulları, Ben size and vermedim mi ki: Şeytana kulluk etmeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.
Bana kulluk edin, doğru yol budur.
Andolsun o, sizden birçok insan neslini saptırmıştı. Yine de aklınızı kullanmıyor muydunuz?”18
“Ey Âdemoğulları, şeytan, anne ve babanızın çirkin yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini sıyırtarak, onları cennetten çıkardığı gibi, sakın sizi de bir belâya uğratmasın. Çünkü o ve taraftarları (kendilerini görmeyeceğiniz yerden) sizleri görmektedir. Biz, gerçekten şeytanları, inanmayacakların dostları kıldık.”19
Mü’min Müslüman şahsiyetler, “Allah korkusu”ndan dolayı çok hassas davranır, “Kitab ve Sünnet Ölçüsü”nü hayatın merkezine alır, bütün hayatı kuşatıcı hâline getirirler... Böylece kendilerine helâl kılınan nimetlerden faydalanır, helâl yollardan hareket ederler...
Enes b. Mâlik (r.a.) rivayet eder.
Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Allah korkusu, her hikmetin başıdır. Verâ (günah ihtimali olan şeylerden sakınmak), amellerin efendisidir. Kendisini, Allah’a isyandan alıkoyacak verâsı olmayanın, Allah, diğer amellerine önem vermez.”20
Allah’ın kullarına haram kıldıklarının başında şirk gelmektedir... Şirk, yani eşi ve benzeri olmayan Allah Teâlâ’ya ortak koşmak!..
Laik, demokratik ve gayr-i İslâmî Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin “Millî Eğitim Bakanlığı” tarafından hazırlatılıp yayınlanan “Dinî Terimler Sözlüğü” adlı kitapta, “şirk” kavramı şöyle tarif edilmiştir:
“Şirk: 1. Denklik, ortaklık, ortak olma, eş olma. 2. Allah’a inanmakla birlikte başka varlıkları da tanrı kabul etme.
“Şüphesiz Allah, şirkin dışındaki bütün günahları bağışlayabilir. Fakat şirki asla bağışlamaz.” (Kur’ân-ı Kerîm, 4/48)
3. Zatında, sıfatlarında, fiillerinde, yaratma ve emretme konularında Allah’a, başka bir varlığı denk görme.
“Lokman, oğluna öğüt vererek: ‘Yavrucuğum, Allah’a ortak koşma! Doğrusu şirk büyük bir zulümdür’ demişti.” (Kur’ân-ı Kerîm, 31/13)21
Günahların en büyüğü ve en korkuncu olan şirk, merhametlilerin en merhametlisi Allah’ın bağışlamadığı bir suçtur... Zatında, sıfatlarında, fiillerinde, yaratma ve emretme yani kanun koyma konusunda, başkalarını Allah’a denk tutup ortak etmek olan şirk, aynı zamanda büyük bir günahla iftira etmek demektir...22
“Kim Allah’a şirk koşarsa, elbette o, uzak bir sapıklıkla sapmıştır.”23 diye buyuran Allah Azze ve Celle, yaratma ve emretmenin yalnızca kendisine ait olduğunu beyân buyurur:
“Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O’nundur. Âlemlerin Rabbi Allah, ne yücedir.”24
Ve Allah:
“Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz.”25
Çünkü:
“Hüküm, yalnızca Allah’ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir.”26
Abdulaziz eş-Şamî (rh.a.), Rasûlullah (s.a.s.)’in ashabından olan babasından nakleder.
Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Kim Allah’ın, hükmünde kullarına bir yetki verdiğini iddia ederse, Allah’ın, Peygamberi’ne indirdiklerini inkâr etmiştir.
Zira Allah: ‘Haberiniz olsun, yaratmak da emir de (yalnızca) O’nundur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir.’ (A‘râf, 7/54) buyurur.”27
Kâinatın bütününde, en küçüğünden en büyüğüne egemenlik, yani mülk yalnız ve yalnız Âlemlerin Rabbi Allah’a aittir...28 Bu varlığı sabit hakikatle beraber yarattığı kulları üzerinde hüküm, emir, yani kanun koyma yetkisi de eşi, benzeri ve hiçbir ortağı olmayan Allah Teâlâ’ya aittir... Yaratma konusunda hiçbir ortağı olmadığı gibi, emir konusunda da hiçbir ortağı yoktur... Emrinde ve hükmünde hiç kimseyi kendisine ortak kılmamış, kimseye böyle bir yetki de vermemiştir...
Yegâne önderimiz Rasûlullah (s.a.s.)’in beyânıyla: “Kim Allah’ın, hükmünde kullarına bir yetki verdiğini iddia ederse, Allah’ın, Peygamberi’ne indirdiklerini inkâr etmiştir!”
Asla değişmez ve eskimez, her ân yepyeni, her ân taptaze hakikat bu iken, biri ya da birileri, yaratma ile emir arasını ayırarak, yaratmayı Allah’a, emretmeyi, yani kanun koyma hakkını kendilerine hâs kılarlarsa, bu, apaçık şirk olup en büyük zulüm ve en büyük günahtır!..
Egemen zalim tağutlar tarafından işgal edilmiş İslâm topraklarında, işgalci güçler, topraklarımızı paramparça ettiler ve her parçasını bir ülke hâline getirip birer kukla ve uşak devletçikler kurdurttular!.. Bu ülkecik ve devletçiklerde küfrün, şirkin ve tuğyanın egemenliğini sağlayıp, emri, yani kanun koyma yetkisini kendilerine hâs kılarak, esaret altındaki Müslüman olduklarını beyân eden halk kitlelerini yönetmeye başladılar... Ve yüz yılı aşkın bir zamandır bu zulüm ve bu esaret devam etmektedir... Bu durum, haramların en büyüğü, zulmün en korkuncu ve esaretin en zelil olanıdır... Devlet, hükümet, yönetenler ve yönetilenler bu durumdadır!..
İslâm düşmanları tarafından parçalanmış ve işgal edilmiş İslâm topraklarında esaret altında yaşayan, kendilerinin Müslüman olduklarını söyleyen kitleler, böyle bir durumda Allah ve Rasûlullah (s.a.s.)’in emirlerine göre, yani İslâm’ın bu konu ile ilgili hükmüne göre davranmaz, müstevli ve müstekbir egemen tağutların Allah’ın yerine kanun koyuculuk yapıp koydukları kanunlara göre hareket edecek olurlarsa, en büyük günahı işlemiş ve haramların kaynağına korumacılık yapmış olurlar... Bu günahı işleyerek ve bu haramlara batarak, sevaba ve helâle ulaşacaklarını iddia edenlere, Rasûlullah (s.a.s.) seslenmektedir:
“Kim bir şeyi günah ile elde etmeye çalışırsa, istediği şeyden daha da uzaklaşır ve sakındığı şeye daha da yakın olur!”
“O (Rasûl), hevâdan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.
O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.”29 diye buyurur yegâne İlâhımız Allah Teâlâ!
İşgal altındaki İslâm topraklarındaki işgalci devletlerin bâtıl dinlerine göre kanun koyucularının ilâhlık makamlarında bulunup koydukları kanunlarına göre ülkeyi yönetmeye talib olanlar ve böyle bir yönetimden medet umanlar, günah işleyerek, haram ile bir şeyler elde etmeye çalışmaktadırlar... Niyetleri ne olursa olsun, işledikleri amelleri apaçık bir şirktir... Şirk ameli işleyerek, en büyük haramla amel edip günah üste günaha batarak, niyetlerindeki hedefe ulaşmaya çabalayanlar, “istediği şeyden daha da uzaklaşır”lar...
Yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasûlullah (s.a.s.) mutlaka doğru buyurdular... Yüz yılı aşkın bir zamandır işgaldeki İslâm topraklarında, beyân buyrulan acı gerçek gündeme geldi ve günah işleyerek sevaba ulaşmaya çalışılan bâtıl bir anlayış ile hâlâ da gündemdedir... Bu gayr-i İslâmî anlayış devam ettikçe de gündemden düşmeyecek ve nesilleri perperişan edecek, onların İslâmî anlayışa ulaşmalarını, “yeniden İslâm” deyip yanlışlara tevbe ederek doğruya, bâtıldan dönerek hakka varmayı engelleyecektir...
Rabbimiz Allah Teâlâ, en son Nebî ve en son Rasûlü Muhammed (s.a.s.)’e seslenip şöyle buyurur:

“Sonra seni de bu emirden bir şeriat üzerine kıldık. Öyleyse sen, ona uy ve bilmeyenlerin hevâ (istek ve tutku)larına uyma.”30
“Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların hevâ (istek ve tutku)larına uyma.”31
Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, son ümmet olan vasat, şahid ve hayırlı ümmete, Rasûlü Muhammed (s.a.s.)’i görevli kıldı, onu bütün insanlığa önder olarak gönderdi, ona, Kur’ân’ı vahyetti, hükmünü ve emrini bildirdi... Rasûlullah (s.a.s.) de, nübüvvet ve risâlet görevini hakkıyla yerine getirdi... Kendisine vahyedilen Allah’ın hüküm ve emirlerini, Allah’ın insan kullarına tebliğ etti... İlk mü’min, ilk Müslüman ve ilk muvahhid olarak üzerine düşen kulluk vazifesini emrolunduğu gibi dosdoğru davranarak yerine getirdi... Allah’ın kulu ve Rasûlü olarak, diğer kullara en güzel örnek oldu... İslâm’ı, gereği gibi yaşadı ve yaşanması için var gücüyle cehd ve gayret etti... Kendisince inen vahye uydu ve ümmetinin uymasını sağlamaya bütün imkânıyla çalıştı...
Kendisinden başka kanun koyucu hak ilâh olmayan Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, Rasûlü Muhammed (s.a.s.)’e indirilen vahye uymasını emrettiği gibi, ümmetinin mü’min Müslüman ferdlerine de vahye uymalarını emretmektedir:
“Bu indirdiğimiz mübarek bir Kitab’dır. Şu hâlde ona uyun ve korkup sakının. Umulur ki, esirgenirsiniz.”32
“Rabbinizden size indirilene uyun. O’ndan başka velîlere uymayın. Ne az öğüt alıyorsunuz.”33
“Rabbinizden, size indirilenin en güzeline uyun. Siz hiç şuurunda değilken, azap apansızın size gelip çatmadan evvel.”34
Allah Azze ve Celle’nin rızasına uygun helâl ve temiz dosdoğru yol budur... Yönetmek ve yönetilmek konusunda uyulacak ilkeler, Allah’ın indirdiği hükümlerdir... Yönetenler ve yönetilenler, iman etmiş kişiler ise razı olacakları hak düzen, Allah’ın indirdiğiyle hükmedip yönetmek ve bu yönetime rıza gösterilerek gereği yerine getirilen düzendir... Bu düzenin dışında kalan bâtıl düzenlere asla razı olamaz, onlara yardım edemez ve destek veremezler... Çünkü Âlemlerin Rabbi Allah:
“İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın.”35
Çağdaş egemen zalim tağutî güçler tarafından işgal edilen İslâm topraklarında İslâm düşmanlarınca kurdurulan bağımlı, uşak ve kukla devletçiklerde, onların gayr-i İslâmî yasalarıyla yönetmek üzere hükümetlere talib olan ya da perde gerisinde yapılan ihanet anlaşmalarıyla tayin olunan, böylece indirilen Allah’ın hükümleriyle değil, bâtıl din sahipleri olan kullar tarafından uydurulan yasalarla ülke halkını yönetenler, hangi niyetle olursa olsun, günah ve haram ile bir şeyler elde etmeye çalışmaktalar... Bu bâtıl yolu seçenler, hem nefislerine hem de diğer insanlara zulmeden zalim yöneticilerdir... Bunlar günah işleyen ve haddi aşanlardır... Elbette âyetteki emir gereği, bunlara asla yardım edilmez ve destek olunmaz!..
Enes b. Mâlik (r.a.) anlatıyor:
Muaz:
-Ya Rasûlullah, senden sonra sünnetine uymayan ve emirlerini yerine getirmeyen yöneticiler gelince, onlara karşı ne yapmamızı emredersin? diye sordu.
Rasûlullah (s.a.s.):
“Allah’a itaat etmeyene, itaat edilmez!” buyurdu.36
Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet eder.
Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Benden sonra birtakım halifeler gelecektir ki onlar, bildikleriyle amel ederler ve kendilerine emredilen şeyleri yerine getirirler.
Yine benden sonra birtakım halifeler (yöneticiler) gelecektir ki onlar, bilmedikleriyle amel ederler ve kendilerine emredilmeyen şeyleri yaparlar. Onlara itiraz eden kurtulur. Onlara engel olan kurtulur. Amma onlara rıza gösteren ve tâbi olan (mahvolur).”37
Rasûlullah böyle buyurdu!
“Rasûl size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, cezâsı (ikâbı) pek şiddetli olandır.”38 diye buyurur, yegâne kanun koyucu Rabb ve İlâh Allah Azze ve Celle!
Enbiyâ, 21/107.
Sebe’, 34/28.
Fetih, 48/8; Ahzâb, 33/45.
Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale’s-Sahîhayn, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, c. 1, sh. 278, Hds. 107.
Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B. 3, Hds. 15.
İmam Taberânî, el-Mu‘cemu’s-Sağîr, çev. İshak Doğan, Konya, 2019, sh. 123, Hds. 264.
Kuzâî, Şihâbü’l-Ahbâr, çev. Prof. Dr. Ali Yardım, İst. 1999, sh. 215, Hds. 727.
Ebû Hüreyre (r.a.) anlatır:
-Ya Rasûlallah, müşriklerin aleyhine duâ et! denildi.
Rasûlullah (s.a.s.):
“Ben, lanetçi olarak gönderilmedim! Ben, ancak ve ancak rahmet olarak gönderildim!” buyurdu.
Sahîh-i Müslim, Kitâbu’l-Birri ve’s-Sılâ, B. 24, Hds. 87.
İmam Buhârî, el-Edebü’l-Müfred, B. 149, Hds. 321.
Sünen-i Dârimî, Tercüme, şerh ve tahkik: Doç. Dr. Abdullah Aydınlı, İst. 1994, c. 1, sh. 96.
Tevbe, 9/128.
Ahzâb, 33/6.
Ebû Nuaym el-Isbehânî, Hilyetu’l-Evliyâ ve Tabakâtu’l-Asfiyâ, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, c. 10, sh. 274, Hds. 1847.
Celâleddin es-Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr min Ahâdîsi’l-Beşîri’n-Nezîr, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2013, c. 3, sh. 500, Hds. 5199 (8625).
Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Kendilerine Kitab verilenlerden, Allah’a ve âhiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Rasûlü’nün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini (İslâm’ı) din edinmeyenlerle, küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar savaşın.” Tevbe, 9/29.
Mikdâm b. Ma’dikerib (r.a.)’dan.
Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Gerçekten Rasûlullah’ın haram kıldığı bir şey, Allah tarafından haram kılınan şey gibidir.”
Sünen-i Tirmizî, Kitâbu’l-İlim, B. 10, Hds. 2801.
Örnek olarak şu ayette, Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Zinâya yaklaşmayın. Gerçekten o, çirkin bir hayâsızlık ve kötü bir yoldur.” İsra, 17/32.
Açıklamalı Mecelle-Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye, Hzr. Ali Himmet Berki, T.y. sh. 21, Md. 30.
Âl-i İmrân, 3/110.
Tevbe, 9/71.
Âl-i İmrân, 3/104.
En‘âm, 6/151-153.
Enes b. Mâlik (r.a.)’dan.
Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“İlim aramak, her Müslüman üzerine farzdır.”
Sünen-i İbn Mâce, Mukaddime, B. 17, Hds. 224.
İbn Abdi’l-Berr, Câmiu Beyâni’l-İlmi ve Fadlihî, çev. Mahmud Varhan-Ali Yücel, İst. 2015, sh. 17, Hds. 6-10.
Ebû Nuaym el-Isbehânî, Hilyetu’l-Evliyâ, c. 9, sh. 155, Hds. 211.
Beyhakî, es-Sünenü’l-Kebîr, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2016, c. 1, sh. 167, Hds. 324.
Yasin, 36/60-62.
A‘râf, 7/27.
Ebû Nuaym el-Isbehânî, Hilyetü’l-Evliyâ, c. 12, sh. 175, Hds. 4016.
Kuzâî, Şihâbü’l-Ahbâr, sh. 40, Hds. 28.
Celâleddin es-Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, c. 4, sh. 558, Hds. 7053 (3909).
Dinî Terimler Sözlüğü, Hzr. Prof. Dr. Ahmet Nedim Serinsu, vdğ. Ank. 2009, sh. 342. (Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları)
Nisâ, 4/48.
Nisâ, 4/116.
A‘râf, 7/54.
Kehf, 18/26.
Yûsuf, 12/40,67; En‘âm, 6/62.
İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, çev. Dr. Savaş Kocabaş, İst. 2011, c. 4, sh. 414, Hds. 3118. Taberî’den.
Ebû Ca‘fer Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Taberî Tefsiri, çev. Hasan Karakaya-Kerim Aytekin, İst. 1996, c. 4, sh. 59.
Celâleddin es-Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr fi’t-Tefsîr bi’l-Me’sûr, çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2012, c. 6, sh. 411.
Prof. Dr. Vehbe Zuhaylî, Tefsîrü’l-Münîr, çev. Hamdi Arslan, vdğ. İst. 2003, c. 4, sh. 523.
Said Havva, el-Esâs fi’t-Tefsîr, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 1990, c. 5, sh. 179.
Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Mülk elinde bulunan (Allah) ne yücedir. O, her şeye güç yetirendir.” Mülk, 67/1.
Necm, 53/3-4.
Câsiye, 45/18.
Mâide, 5/48.
En‘âm, 6/155.
A‘râf, 7/3.
Zümer, 39/55.
Mâide, 5/2.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2014, c. 19, sh. 318, Hds. 27240.
İbn Hacer el-Askalânî, el-Metâlibu’l-Âliye, çev. Âdem Yerinde-Halil İbrahim Kaçar, İst. 2010, c. 2, sh. 335, Hds. 2110. Ebû Ya‘lâ el-Mevsilî, Müsned’den.
Not: Hanefî mezhebinin meşhur âlimlerinden Ebû ’l-Kasım Cârullah Mahmud b. Ömer b. Muhammed el-Hârizmî ez-Zemahşerî, ünlü “Keşşâf Tefsiri”nde şunları beyân eder:
“(Allah Teâlâ) idarecilere, emanetleri ehline vermelerini ve adâletle hükmetmelerini emrettikten sonra (Nisâ, 4/58), insanlara da o idarecilere itaat etmelerini ve onların kararlarına uymalarını emretmektedir. ‘Sizden olan idareciler’den (Nisâ, 4/59) kasıt, âdil idarecilerdir. Çünkü Allah ve Rasûlü’nün, zalim idarecilerle hiçbir ilişkisi yoktur ve itaatin gerekliliği konusunda Allah ve Rasûlü gibi kabul edilemezler. Allah ve Rasûlü ile ancak adâleti tercih, hakkı yeğleme, bu ikisini emretme ve bunların zıddından menetme konusunda o ikisine uyan yöneticiler bir arada kullanılabilir. Hulafâ-i Raşidîn ve onlara güzelce uyanlar gibi.”
Zemahşerî, Keşşâf Tefsiri, çev. Abdulaziz Hatip, vdğ. İst. 2017, c. 2, sh. 164. (Arapça metin ile birlikte)
Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, çev. Âdem Yerinde, İst. 2015, c. 12, sh. 489, Hds. 12157. Ebû Ya‘lâ’dan. Hds. 12158. Taberânî, el-Mu‘cemu’l-Evsat’tan.
Nûreddin el-Heysemî, Sahîh-i İbn Hibbân Zevâidi, çev. Hasan Yıldız, İst. 2012, c. 2, sh. 109, Hds.1555.
Haşr, 59/7.

Yazar:
MUHAMMED İSLAMOĞLU
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul