22 Mayıs 2022 - Pazar

Şu anda buradasınız: / CÖMERTLİK VE İSAR NEDİR ?
CÖMERTLİK VE İSAR NEDİR ?

CÖMERTLİK VE İSAR NEDİR ? M. Said Özdemir

İnsanı insan yapan deriden ambalajı değil, onun iman etmesi, sorumluluk duygusunu harekete geçirerek aklını doğru yönde çalıştırması, hayatına anlam kazandırmasıdır. Cansızlar, hayvanlar ve bitkiler irade ve akıl sahibi olmadıkları için sorumluluk duygusu taşımazlar. Onlar yaratılış gayelerinin dışında hareket de edemezler. Ama insan böyle değildir.
Akıl ve irade taşıdığı için sorumludur ve hayatının bir gayesi vardır. Bu çaba da “Yalnızca Allah’ı razı etmek, yani Allah’a ibadet”tir…
 İnsan yalnızca Allah’a karşı sorumlu değil, bunun gereği olarak kendisine, ailesine, akrabalarına, kavmine ve genel olarak da tüm insanlığa karşı da sorumludur.
İnsanın yaratıcısıyla, kendisiyle, ailesiyle, tüm insanlarla, hayvanlarla, bitkilerle, tabiatla; kısaca tüm varlıklarla meşru ölçüler içerisinde barışık yaşayabilmesi ancak sağlıklı bir eğitimle mümkündür. İslam, yeryüzünde eğitime en çok önem veren dindir. Muhataplarını en ince detaylara kadar eğitimden geçirir.
 Kur’an-ı Kerim’de eğitim için imanî esaslardan sonra yardımlaşma ve dayanışmayla ilgili maddeler gelir. Zekât, sadaka, infak, ihsan, teâvün gibi çeşitli temel kavramlar vardır. Ama insanın bile aklının alamayacağı zirve maddelerden biri; îsârdır.
Cömertlik, imandan gelen bir merhamet mahsûlüdür. Merhamet ise, başkalarının mahrûmiyetini telâfî için onların yardımına koşmaktır. Cömertlik, elde var olanı, ondan mahrum olana ikrâm etmektir. Cömertliğin zirvesi ise “îsâr”dır. Bir Müslüman olarak bizim için de en önemlisi de zirvelere gözü dikmektir.
Müslüman zirvelere gözü diken insandır. Her meclisimizde sahabe efendilerimizi anmamızın sebebi de o zirve olmuş şahsiyetleri anlamak içindir. Onlar gibi olamayız onlar yüksek dağlar gibi zirvelerdi. Ama zirvelerde dağlarda bir çakıl taşı da mı olamayız? Şimdi zirvelere gözümüzü dikelim ve çakıl taşı olam ümidiyle îsâr kahramanı olmaya gayret edelim. Nasıl mı? Yıldız mesabesinde olanların hayatları hep aynıydı. Biz hiç olmazsa hayatımızda bir sefer Rabbimiz razı edecek bir îsâr fedakârlığını başarsak bize yeter Allahın izniyle.
Zira cömertlik, malın fazlasından kendine lazım olmayanı vermektir. Îsâr ise, muhtaç olduğu ve kendisine de lazım olan bir şeyi, kendisinden koparıp verebilmektir. Nefsin itirazlarını susturarak, ihtiraslara set çekerek kazanılan bir zaferdir.
İnsanlar yaratılışları icabı medenîdirler, toplu halde yaşarlar. Toplu halde yaşayan varlıklar hep birbirlerine muhtaçtırlar, her ferdin kendi ihtiyaçlarının hepsini kendisinin karşılaması mümkün değildir. Birbirlerine muhtaç olan ve toplu halde yaşayan insanların birbirleriyle yardımlaşma ve dayanışma içerisinde olmaları, birbirlerinin ihtiyaçlarını gidermeye çalışmaları gerekir.
Paylaşma şuuruna ermemiş, hep kendini düşünen, kendi çıkarları peşinde koşan, hiç başkalarını düşünmeyen bir kimse Kur’an nazarında noksandır. Çünkü Kur’an paylaşmayı imanın vazgeçilmez şartlarından biri saymıştır.

ÎSÂR NEDİR?
Sözlükte “bir şeyi veya bir kimseyi diğerine üstün tutma, tercih etme” manasına gelen “İsâr” ahlâk terimi olarak “bir kimsenin, kendisi ihtiyaç içinde bulunsa bile sahip olduğu imkânları başkalarının ihtiyacını karşılamak üzere kullanması, başkasının yararı için fedakârlıkta bulunması” demektir.1
Başkasını kendi nefsine tercih etme, kendi ihtiyacı varken, muhtaçken elindekini Allah için verme alicenaplığına “îsâr” denilmiştir. Îsâr Kur’ânî bir kavramdır. Demek ki bu makam kıyamete kadar devam edecektir. Rabbimiz, kullarında görmeyi murad ettiği bu ahlâka dair, bir âyet-i kerîmede şöyle buyurur:
“Onlar, kendileri de muhtaç oldukları halde yiyeceklerini yoksula, yetime ve esire ikrâm ederler ve: “Biz size, sırf Allah rızası için ikram ediyoruz. Sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O’nun azabına uğramaktan) korkuyoruz.” (derler). Allah da onları, o günün fenalığından korur, yüzlerine nûr, gönüllerine sürûr bahşeder.” (el-İnsân, 8-11)
“Onlar, yoksula, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler.” âyet-i kerîmesinin de içinde bulunduğu İnsan sûresi 5-18 âyet-i kerîmelerinin Bedir gazvesinde esir alınanlara kefil olan Muhacirlerden yedi kişi (Ebû Bekir, Ömer, Ali, Zübeyr, Abdurrahman İbn Avf, Sa‘d, Ebû Ubeyde) hakkında nazil olduğu da söylenmiştir. İbn Asâkir’in Mücâhid’den rivayetinde o şöyle anlatıyor: “Hz. Peygamber (s.a.s.) Bedir’de esir alınanlarla birlikte Medine-i Münevvere’ye döndüklerinde Muhacirlerden yedi kişi bu esirleri infakta bulunarak onların karınlarını doyurmuşlardı. Bunlar Hz. Ebû Bekir, Ömer, Ali, Zübeyr, Abdurrahman, Sa‘d ve Ebû Ubeyde İbnu’l-Cerrâh idiler. Bunun üzerine ensar “Biz onlarla Allah ve Rasûlü yolunda savaştık, siz ise nafaka ile onlara yardım ediyorsunuz” demişlerdi. İşte bunun üzerine Allah Teâlâ “Şüphesiz iyiler, kâfur katılmış dolu bir kâseden içerler” âyetinden başlayarak “Orada bir pınardır ki Selsebîl adı verilir”e kadar olan âyetleri indirdi. Ancak Âlûsî bu rivayeti de pek sahih bulmamaktadır.2
PEYGAMBER EFENDİMİZİN CÖMERTLİĞİ
Enes -radıyallahu anh- şöyle anlatır:
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem, İslâm için kendisinden ne istenirse onu mutlaka verirdi. Hele bir keresinde, yanına gelen bir adama, büyük bir koyun sürüsü vermişti... Adam kabilesine dönünce:
“–Ey milletim! (Koşun) Müslüman olun. Çünkü Muhammed, fakirlik ve ihtiyaç korkusu duymadan çok büyük ikram ve ihsanlarda bulunuyor.” dedi.
Hatta kimileri, sırf dünyalık elde etmek için Müslüman olurlardı. Fakat çok geçmeden Müslümanlık onların gözünde, dünyadan ve dünya üzerindeki her şeyden daha değerli hale gelirdi.3
Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kendisinden bir şey isteyeni boş çevirdiği görülmemişti. Kendisinden bir şey istenildiği zaman, o an verecek hiçbir şeyi olmasa bile muhakkak bir imkânını bulur, infaktan geri kalmazdı. Nitekim bir gün muhtaç bir kimse gelerek bir şeyler istedi. Allah Rasûlü:
“–Yanımda sana verebileceğim bir şey yok, git benim adıma satın al, mal geldiğinde öderim” dedi. Bunu duyan Hazreti Ömer -radıyallahu anh-:
“–Ya Rasûlallah! Yanında varsa verirsin, yoksa Allah Sen’i gücünün yetmeyeceği şeyle mükellef kılmamıştır” dedi.
Efendimiz, Hazret-i Ömer’in bu sözünden hoşnut olmadı. Ensâr’dan biri:
“–Anam, babam Sana fedâ olsun ya Rasûlallah! Ver! Arş’ın sahibi azaltır diye korkma!” dedi.
Bu sahâbînin sözleri Efendimizin hoşuna gitti. Tebessüm ederek:
“–Ben de bununla emrolundum.” buyurdu.4
BOŞ KAŞIK
Hicret’in birinci yılı... Bir şahıs Peygamber Efendimize gelerek:
“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Ben açım.” dedi. Rasûlullah Efendimiz, hanımlarından birine haber salarak yiyecek bir şeyler göndermesini istedi
Fakat mü’minlerin annesi:
“–Sen’i peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, evde sudan başka bir şey yok.” dedi. (Muhakkak bir hanımından bir şey çıkar diye umut ediyordu) Diğer hanımlarının da aynı durumda olması Efendimizi üzdü ve bunun üzerine Hazreti Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ashâbına dönerek:
“–Bu gece bu şahsı kim misafir etmek ister?” diye sordu. Ensar’dan biri:
“–Ben misafir ederim, ya Rasûlallah!” diyerek o yoksulu alıp evine götürdü. Aslında tüm Ensar misafir etmek isterdi ama hiçbirinde yiyecek bir şey yoktu. Aslında bu sahabe efendimizin evinde de bir şey yoktu ama Rasûlullah’ın üzüldüğünü görünce dayanamadı.
Eve varınca hanımına:
“–Evde yiyecek bir şey var mı?” diye sordu. Hanımı:
“–Hayır, sadece çocuklarımın yiyeceği kadar bir şey var.” dedi. Sahâbî:
“–Öyleyse çocukları oyala. Sofraya gelmek isterlerse onları uyut. Misafir içeri girince de lambayı söndür. Biz de sofrada yiyormuş gibi yapalım.” dedi.
Sahabe neslindeki inceliğe bakın ki misafir rencide olmasın evde bir şey yok zannetmesin. Sonra o da yemez ve Allah Rasûlü’nün misafiri aç kalır diye bir nezaket tablosu sergiliyorlar.
Sofraya oturdular. Misafir karnını doyurdu; onlar da aç yattılar. Sabahleyin o sahâbî, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına gitti. Onu gören Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“–Allah Teâlâ, bu gece misafirinize yaptıklarınızdan ziyadesiyle memnun oldu.” 5
“Misafir karnını doyurdu; onlar da aç yattılar.” Boş kaşıkla aç yatanlara göklerin kapısı açıldı…
Allah Sübhanehu ve Teâlâ’nın selamı geldi. Îsâr kıyamete kadar varsa Allah’ın selamı da bu şuurda olanların üstüne devamlı inmektedir, inecektir. Buna iman etmekteyiz.
Îsârın en büyük örneklerini başta Medineli Ensar olmak üzere sahabî efendilerimiz vermişlerdir. Onlar arasından Hz. Ebû Talha El-Ensarî (r.a)’ın îsâr ahlâkı, eşsiz bir örnek olarak asırlardır canlı bir tablo olarak önümüzde duruyor.
Îsarda, yani kişinin kendisinin de muhtaç olduğu bir şeyi infâk edişinde, nefsin çetin fırtınalarına sabredip rıza ve teslimiyetle fedakârlık yapabilmek söz konusudur. Bu da her yiğidin harcı değildir.
عَلٰى اَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِه
Ebû Hüreyre (r.a)’tan rivayet edilen bu hadise, birçok hadis kaynağında Haşr sûresi 9. âyetinin nüzulü bağlamında yer alır. “Îsâr âyeti” diye de bilinen söz konusu âyette Ensar, “kendileri ihtiyaç içinde olsalar dahi başkalarını kendi nefislerine tercih ederler” buyrularak övülmüş; aynı âyetten hareketle, “başkasını kendi nefsine tercih etme” diğergamlığına “îsâr” denilmiştir.
Yine hadis kaynaklarında bu hadisedeki Ensar’dan zatın Ebu Talha (r.a) olduğuna dair rivayetler vardır. Kendini boş kaşıkla avutup misafire ikram ne ulvi bir meziyet ve fedakârlıktır. Aynı zamanda da Enes ve Bera İbn Malik’in üvey babasıdır. Tahminlerin Ebu Talha el-Ensarî (r.a) üzerinde yoğunlaşması boşuna değil. Çünkü o tam bir îsâr kahramanıdır. İslam, îsâr kahramanlarının sırtında yükseldi ve yükselmeye de devam edecektir.
Îsâr ahlâkı yahut diğergamlık, kazanılabilir bir fazilet olmakla beraber, kabul etmek gerekir ki biraz da meşreple alakalıdır. Nitekim Ebû Talha Müslüman olmadan önce de cömertliğiyle, gözü karalığıyla, mala mülke kıymet vermemesiyle tanınıyordu.
Dün, Peygamberimizin (a.s.v.) tavsiyesi ile misafirini doyurup kendileri aç kalan sahabîlerin bu davranışını bugün bizler de örnek almak zorundayız.
Dün, belki sadece midesi aç misafirler vardı, bugün ise hem midesi, hem kalbi, hem ruhu aç misafirler var.
Dünün midesi aç misafirinin sadece cesedi açlıktan kaynaklı olarak sıkıntı çekerken, bugünün ruhu ve kalbi aç insanının, ebediyeti kaybetme endişesi var.
Elinde bulunan bir parça çorbasını misafirine ikram edip, kendi aç kalan sahabe efendilerimizin ve sahabe validelerimizin o önemli özelliğini biz bugünün şartlarında nasıl uygulamalıyız?
Öncelikle Allah rızası için fakirlere yardım edip, onların kötü yollara düşmesini engellemeliyiz.
Allah’ı, Peygamber’i, âhireti, ibadeti, namazı diğer insanlara anlatmak için paramızdan, zamanımızdan, dünyevî işlerimizden feragat edip, muhtaç insanlara bu değerleri anlatabilmeliyiz. Bugün herhalde en önemli misafirlik ve feragat örneklerinden birisi budur.
Allah rızasının geçtiği her yerde, öncelikle boş kaşıkla karanlıkta yemek sofrasında oturup, yemek yemeden kalkan o sahabe efendimiz ve validelerimizi hatırlayabilmeliyiz.
En önemlisi de, kendimizi kendimize misafir ederek, kulluk vaktinde, namaz vaktinde dünya kaşıklarının, dünya arzularının içini boşaltabilmeliyiz.
Karnı aç olanlardan çok kalbi ve ruhu aç olanların bol olduğu bir zaman diliminde yaşıyoruz. Allah’ı, O’nun Peygamberi’ni, helal ve haramı anlatacağımız o kadar çok aile ferdimiz (başta kendimiz), akrabamız, komşumuz var ki, bu insanları misafir edip, onlara güzellikleri anlatmak zorundayız. Onları mana yemekleriyle doyurmak zorundayız.
Marifet, gönlü cömertlik ve îsâr hisleriyle doldurarak bir derya haline getirip Hakk’ın lütfettiği nimetleri ve dünya ticaretini âhiret zenginliğine dönüştürebilmektir. Bu bakımdan malın hayırlısı, sahibinden önce âhirete gönderilen; canın hayırlısı da Allah rızası istikametinde kullanılabilendir.
EMPATİ NEDİR?
Günümüzde İslam’ın ana eğitim unsurları unutturulup yeni ithal kavramlarla insanlığa yön verilmeye çalışılıyor.
Bu öğretilerden biri de empatidir. Tdk’da empatinin Türkçe karşılığı “duygudaşlık” olarak gösterilmektedir. Aynı duyguları paylaşan, bir duyguya ortak olabilen insan karşısındaki ile empati kurabiliyor demektir. “Bir kişinin, başka bir kişinin duygu, düşünce, sorun ve isteklerini anlaması, kendisini bir başkasının yerine koyarak onun içinde bulunduğu durumu kavraması ve içselleştirmesi” şeklinde tanımlanabilen empati, Fransızca kökenli bir kelime olmakla birlikte Türkçede “empati kurmak” şeklinde sıklıkla kullanılmaktadır.
İthal edilen içi boş bu kavram yerine İslam’ın gerçek eğitim metodları öğretilse idi insanlık bu halde olmaz ve tüm problemler çözülürdü.
Cömert olmayı herkes hatta her din tavsiye eder. Çünkü dünyalık bir karşılığı var. Ama muhtaç olduğun ihtiyaç duyduğun şeyi verebilmeyi akıl almıyor. Ancak bunu âhiret inancınınızla tarif edebilirsiniz. İşte burada Müslümanlar âhiret inançlarını bir kere daha gözden geçirmelidirler.
Bunu gelin tarihin görebileceği fakat akılların anlamakta zorlanacağı en güzel örneklerden bir tanesi ile anlatmaya çalışalım.

İÇİLEMEYEN SU
İslam tarihinde Hz Ebû Bekir zamanında Yermük vadisinde çok şiddetli muharebeler meydana geldi. Savaş bittikten sonra başından geçeni, şu kardeşliğe örnek teşkil edecek hadiseyi Huzeyfetü’l-Adevî (r.a.)’ten dinleyelim.
“Yermük muharebesinde idim. Çarpışmanın şiddeti geçmiş, ok ve mızrak darbeleri ile yaralanan Müslümanlar, düştükleri sıcak kumların üzerinde can vermeye başlamışlardı. Bu arada ben de, güçlükle kendimi toparlayarak, amcamın oğlunu aramaya başladım. Son anlarını yaşayan yaralıların arasında biraz dolaştıktan sonra, nihayet aradığımı buldum.
“Su istiyor musun?” Bir kan seli içinde yatan amcamın oğlu, göz işaretleri ile bile zor konuşabiliyordu. Daha evvel hazırladığım su kırbasını göstererek dedim ki: - “Su istiyor musun?” Belli ki, istiyordu. Çünkü dudakları hararetten âdeta kavrulmuştu. Göz işareti ile “Çabuk, hâlimi görmüyor musun?” der gibi bana bakıyordu. Ben kırbanın ağzını açtım, suyu kendisine doğru uzatırken, biraz ötede yaralıların arasında Hz. İkrime’nin sesi duyuldu
- Su! Su! Ne olur, bir tek damla olsun, su!
Amcamın oğlu Hâris, bu feryadı duyar duymaz, göz ve kaş işaretleriyle suyu hemen Hz. İkrime’ye götürmemi istedi.
Kızgın kumların üzerinde yatan şehitlerin aralarından koşa koşa, Hz. İkrime’ye yetiştim ve hemen kırbamı kendisine uzattım. İkrime hazretleri elini kırbaya uzatırken, Hz. Iyas’ın iniltisi duyuldu:
- Ne olur bir damla su verin! Allah rızası için bir damla su!
Bu feryadı duyan Hz. İkrime, elini hemen geri çekerek suyu Iyas’a götürmemi işaret etti. Suyu o da içmedi.
Hepsi şehit oldular.
Ben kırbayı alarak şehitlerin arasından dolaşa dolaşa, Hz. Iyas’a yetiştiğim zaman, son nefesini Kelime-i Şehadet getirerek tamamladı. Derhal geri döndüm, koşa koşa Hz. İkrime’nin yanına geldim. Kırbayı uzatırken bir de ne göreyim? Onun da şehit olduğunu müşahede ettim.
Bari dedim, amcamın oğlu Hz. Hâris’e yetiştireyim. Koşa koşa ona geldim, ne çare ki, o da ateş gibi kumların üzerinde kavrula kavrula ruhunu teslim eylemişti.
Hayatımda birçok hâdise ile karşılaştım. Fakat hiçbiri beni bu kadar duygulandırmadı. Aralarında akrabalık gibi bir bağ bulunmadığı halde, bunların birbirine karşı bu derece fedakâr ve şefkatli hâlleri gıpta ile baktığım en büyük iman kuvveti tezahürü olarak hafızama âdeta nakşoldu!6 Bu davranışı sahabeye hem de Ebu Cehil’in oğlu olarak, düşmanlıkta babasını bile geçen Hz İkrime’ye Rasûlullah özellikle mi öğretmişti? “Ölüm anında bile olsan, başka biri su isterse ilk ona gönder” mi demişti? Sonradan iman etmiş olan birinin bile İslam’ın eğitiminden geçtikten sonraki tüylerimizi diken, diken eden şu tablosu ne müthiş!
Ekmek gibi, su gibi, hava gibi ihtiyaç duyduğumuz şu İslam kardeşliği bu günlerde bize de ulaşır mı? Bu özlemini duyduğumuz birlikteliği yaşarız inşallah. Fakat anlıyoruz ki bunun yolu da İslam müesseselerini iyi bilmekten geçiyor. İşte îsâr da bunlardan bir tanesi.
Kaynak: DİA.
Âlûsî, age. XXIX, 155. Bedreddin Çetiner, Esbâb-ı Nüzûl, Çağrı Yayınları, 2/927-929.
Müslim, Fedâil, 57-58.
Heysemî, 10, 242.
Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 10; Tefsîr, 59/6; Müslim, Eşribe, 172-2054 nolu hadis.
İbn Kesîr, Büyük İslam Tarihi, 7. cilt, 23. sf, Çağrı yay.

Yazar:
M. Said Özdemir
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul