22 Mayıs 2022 - Pazar

Şu anda buradasınız: / TOPLUMSAL YOZLAŞMA KARŞISINDA MÜSLÜMANCA DURUŞ: ÖRNEKLİK VE TEMSİL
TOPLUMSAL YOZLAŞMA KARŞISINDA MÜSLÜMANCA DURUŞ: ÖRNEKLİK VE TEMSİL

TOPLUMSAL YOZLAŞMA KARŞISINDA MÜSLÜMANCA DURUŞ: ÖRNEKLİK VE TEMSİL Abdulaziz KIRANŞAL

Bugün 106 İlahiyat Fakültesi, 10 bin İlahiyat akademisyeni, 314 bin İlahiyat talebesi var. 1607 İmam Hatip Lisesi, bu liselerde görev yapan 44 bin öğretmen, 504 bin İmam Hatip öğrencisi, 100 binin üzerinde din görevlisi var.
Binlerce dernek, STK, vakıf, tarikat, cemaat, yardım kuruluşları, medrese ve İslâm ilimler merkezleri var. Buralarda görev alan hocalar, başkanlar, üyeleri, yönetim kurulları, şeyhler, müritler, gönüllüler ve tüm bunların aileleri, eşleri ve çocukları var.
Peki, bunca güce, imkâna, kuruma ve kadroya rağmen neden hâlâ toplumsal bir yozlaşmadan, rüşvetten, torpilden, haksızlıktan, adaletsizlikten, yalandan, aldatmadan yakınan Müslümanlarız. Çünkü örnekliğimizi ve etkileyiciliğimizi kaybettik. Çünkü niteliğimizi ve eminliğimizi kaybettik. Çünkü savunduğumuz değerleri, önce kendimiz yaşamayı ihmal ettik. Çünkü temsilden ziyade, tebliğe önem verdik, bilinçten ve şuurdan ziyade, bilgiyi önceledik. Yaşanılabilir bir Müslümanlıktan ziyade savunulabilir bir ideolojiye dönüştürdüğümüz bir dindarlık anlayışını tercih ettik. Dışarıda güç, sayı ve kalabalık peşinde koşarken, içeriden çürüdüğümüzü fark edemedik. Tartışılmaması gereken ne varsa tartıştık. Önceliklerimizi kaybettik. Hem toplumu, hem de kendimizi din yorgunu yaptık…
Maalesef herkesi kuşatan yozlaşma, dindar kimliği temsil iddiasında olan bizleri de oldukça derinden etkiledi. Ahlakımızdan, adâletimizden, kardeşliğimizden, merhametimizden ve değerlerimizden her türlü tavizi verdiğimiz ama itibarımızdan zerrece taviz vermediğimiz bir Müslümanlık yaşamaya başladık. Sadeliğin yerini gösterişin, mütevazılığın yerini kibrin, nezaketin yerini kabalığın, samimiyetin yerini protokol kurallarının, kardeşliğin yerini menfaat hesaplarının aldığı bir hayat yaşamaya başladık.
Malda, makamda, lükste, konforda ve maddiyatta elitleşirken, ahlâkta, kültürde, nezakette, merhamette ve insanlıkta büyük bir bedevîleşme krizi yaşadık. Dünyayı değiştirmek için yola çıkan Müslümanlarken, dünyanın değiştirdiği Müslümanlar olmaya başladık.
Allah, adamı iddiasından vururmuş. Doğruymuş. Bizi de vurdu. Haramlara karşı bağışıklık sistemimiz yerle bir oldu. Uğruna mücadele ettiğimiz tüm sınırlarımızı ve kırmızı çizgilerimizi itinayla ihlâl ettiğimiz, bentlerimizi kendi ellerimizle yıktığımız, her yanlışa bir fetva üretebilecek bir noktaya savrulduk.
Doksan yıldır eleştirdiğimiz ne varsa, başına “İslâmî” ibaresini koyarak, bir zaruret icat ederek, bir fetva üreterek meşrulaştırmaya, doksan yıldır yakındığımız ne varsa kalıcı bir ahlaka dönüştürmeye başladık. Ulvî hedeflerimizi, ideallerimizi, kazanımları kaybetmeme tutkumuzu, haram sınırlarını aşma konusunda en elverişli bir malzemeye dönüştürdük.
Midelerimize giren haramların, ibadetlerimizin tadını, rızkımızın bereketini, evimizin huzurunu, vücudumuzun sağlığını, yüzümüzün nurunu, sözümüzün tesirini kaybettirdiğinin farkına varamadık.
Bu yozlaşma, bizi o kadar kuşattı ki, eskiden faizli bankaların önünden geçmeyen, faizli bankaların banklarına bile oturmaktan imtina eden Müslümanlar olarak, şimdilerde banka kuyruklarının, veznelerinin vazgeçilmez simalarına dönüştük. Dükkânlarımızı bankalara vererek kiramızı garanti almak, rüyalarımızı süsler oldu. Maaşlarımızı faizli bankalarda bekletmekten, yatırımlarımızı faizli bankalara koymaktan, kredi çekmekten, ticaretimizi faizle çevirmekten, sıkışınca post cihazlarından kart çekip peşin para almaktan çekinmez olduk.
Bugün artık büyük büyük meselelerden, iç ve dış düşmanlarla mücadeleden, yedi düvelle cebelleşmekten fırsat bulup, en son ne zaman bir kardeşimizi namaza teşvik ettiğimizi, bir kardeşimizi haramdan kurtardığımızı, nasihat ettiğimizi, nefis muhasebesi yaptığımızı ve bir ahlaksızlığa karşı çıktığımızı bile hatırlayamıyoruz…
On büyük hatâmız:
1- İslâmî camia olarak kamusal alan mücadelesi yaparken, özel hayat Müslümanlığımızı ihmal ettik. Cemaatle namazı, günlük Kur’ân ve zikri, ilmî çalışmaları ihmal ettik. Evlerimizdeki televizyon ve internete bile müdahale edemedik. Kendi çocuklarımızı bile uğrunda mücadele ettiğimiz hedef doğrultusunda İslâm’a göre yetiştiremedik.
2- Vakıf, dernek, cemaat, siyasî parti, gazete, dergi, radyo ve çeşitli platformlarda İslâmî çalışma, toplantı, kermes, TV programı, protokol kuralları gibi mazeretlerle haremlik/selâmlık ve mahremiyet prensiplerimizi ihlâl edip, kadın erkek ilişkilerinde sınırların ötesine geçtik. Değerlerimizi ihmal ettik.
3- İslâmî hareketler olarak yıllardır yetiştirdiğimiz kadrolarımızı büyük ölçüde bürokrasiye kaptırarak, hareket içerisinde üretkenliğimizi kaybettik ve kısırlaştık. Devlet imkânlarından nemalanmayı, bürokraside kadrolaşmayı; tebliğ, davet, irşad, Emr-i bi’l-ma’ruf Nehy-i ani’l-münker vazifelerimizden evla gördük.
4- İslâm’ın iktidarı için çıktığımız yolda Müslümanların iktidarına; İslâm devleti için çıktığımız yolda ılımlı laik devlete, Ehl-i Sünnet adına çıktığımız yolda muhafazakâr demokrasiye, îlâyı kelimetullah için çıktığımız yolda ehven-i şerre razı olduk. İktidarla imtihanımız, muhalefetle imtihanımızdan çok daha çetin oldu. Mahalleleri, sokakları, kahvehaneleri, gecekonduları terk edip, meclis kulislerine, belediye binalarına, ihale salonlarına, lüks otellerin toplantı odalarına kapanarak halktan koptuk.
5- Hareket içerisinde takva, ilim, samimiyet gibi prensiplerden ziyade; para, makam, iyi konuşma, bağlantı sahibi olma gibi özelliklere değer verdik. Yeni ve ehliyet sahibi kadrolar yetiştiremedik. Yetişen kadrolara da hep şüphe ile baktık.
6- Yaşadığımız acı tecrübelerin kalıcı hasarları nedeniyle kardeşlerimizi potansiyel ihanet sahibi olarak gördük. İtaat kavramını, namlusu kardeşimize çevrili bir silaha çevirdik. Yeteri kadar çalışmayıp fazlasıyla geri kaldığını düşündüğümüz kardeşlerimizi tembellik ve bunun sonucunda ihanetle, çok çalışan ve fazlasıyla öne çıktığını düşündüğümüz kardeşlerimizi riyakârlık ve bunun sonucunda yine ihanetle suçlayıp Allah rızası adına tırpanladık.
7- Davâyı muhafaza prensibini, bir müddet sonra konumumuzu muhafaza prensibine dönüştürdük. Dost, arkadaş ve ahbab ilişkilerimiz, dâvâ kardeşliği ilişkilerimizin önüne geçti. Bizim varlığımızı hareketin varlığı, yokluğumuzu ise hareketin yokluğu olarak algıladığımız için, hareket içerisinde yapılan her eleştiriyi ve sunulan her projeyi kendi istikbalimizle ve konumumuzla irtibatlandırarak değerlendirmek zorunda kaldık.
8- Haramlara ve yanlışlara karşı etkin bir mücadele gerçekleştiremedik. Kur’ân ve Sünnet’e aykırı olduğundan adımız gibi emin olduğumuz meseleler konusunda, kazanımlarımızı kaybetmeme adına sessiz kalmayı veya Hudeybiye bağlamında tevil etmeyi tercih ettik. Bu sessizlik sonucunda İslâmî muhalefet ruhumuzu kaybettik.
9- Uzun yıllardan beri birbirimizle uğraşmaktan, siyasî tenkitlerden, birbirimizi tekfir etmekten, birbirimizi zındık, Şiî, Vahhabî, Ehl-i Sünnet karşıtı, cahil, bidatçi, hain ve düşman ilan etmekten fırsat bulup kahvehanelerde, meyhanelerde, kumarhanelerde, uyuşturucu ve günah bataklığında bizi, derneklerimizi, vakıflarımızı, cemaatlerimizi, hatiplerimizi, hocalarımızı bekleyen büyük kalabalıkları unuttuk.
10- Toplumu idealize ederek İslâmî hareketi bugünlere taşıyan başörtüsü ve İmam hatip mücadelesi gibi talepler dışında aynı toplumu yeniden sürükleyecek ve idealize edecek yeni İslâmî talepler geliştiremedik. Kur’ân ve Sünnetîn hayata hâkimiyetini sağlayacak projeler üretmek yerine geçmişle övünmeyi, eski başarılarımızı bozdurup bozdurup harcamayı tercih ettik.
Bu hatâlarımızla birlikte toplumsal yozlaşma karşısındaki duruşumuzu, etkimizi ve ıslah ediciliğimizi kaybettik.
Bu yozlaşmayı ancak bir örneklik devrimi ile durdurabiliriz:
Bir vakfa, bir büroya, bir dergâha, bir üniversite odasına, bir konferans salonuna, bir gazete köşesine hapsolmayan, şişirilmiş değil, hormonlu değil, Çin malı da değil, sosyal medya kahramanı da değil, doğal ve sahici, örnek Müslüman şahsiyetlere ihtiyacımız var…
Gizemli değil tesirli, olağanüstü değil sıradan, hayatımızın içinde dolaşan, dokunabileceğimiz, konuşabileceğimiz, dertleşebileceğimiz, beraber gülüp, beraber ağlayabileceğimiz, örnek Müslüman şahsiyetlere ihtiyacımız var…
Bakınca Allah’ı ve ahireti hatırlayabileceğimiz, konuşunca ilmimizi arttırabileceğimiz, ibadet bilinciyle, ahlâkıyla, sabrı ve samimiyetiyle, eminliğiyle örnek alabileceğimiz Müslüman şahsiyetlere ihtiyacımız var…
Aynı pazardan ve marketten alışveriş yapabileceğimiz, aynı düğüne ve cenâzeye katılabileceğimiz, aynı parkta çocuklarımızı gezdirebileceğimiz, aynı mitingde slogan atabileceğimiz, aynı sohbette diz kırabileceğimiz, halkın içinde, sıradan fakat belirgin, farkında olmadan hürmet edebileceğimiz Müslüman şahsiyetlere ihtiyacımız var…
Yanında gıybet ettiğimiz zaman bizi uyaracak, yamulduğumuz zaman bizi düzeltecek, gevşediğimiz zaman tutup kaldıracak, eksenimiz kaydığında geri döndürecek, içi dışı bir, özü sözü bir, kızınca da, sevinince de değişmeyen gerçek Müslüman şahsiyetlere ihtiyacımız var…
Camide de aynı, evde de aynı, sohbette de aynı sokakta da aynı, değişmeyen, değiştirilemeyen, kılıktan kılığa, renkten renge girmeyen, gizli ajandası olmayan, kamusal alanda da, özel hayatında da aynı ilke ve prensiplere göre hareket eden, emrolunduğu gibi dosdoğru olan Müslüman şahsiyetlere ihtiyacımız var…
Bu örneklik seviyesine ulaştığımız gün. tüm yozlaşmalara karşı en büyük başarıyı elde edeceğimiz gün olacaktır.

Yazar:
Abdulaziz KIRANŞAL
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul