17 Nisan 2024 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / SAHTE HUMANİZM VE MÜLTECİ SORUNU
SAHTE HUMANİZM VE MÜLTECİ SORUNU

SAHTE HUMANİZM VE MÜLTECİ SORUNU Prof. Dr. Recep ARDOĞAN

İnsan hakları ihlalleri, terör, darbeler, çeteler, çevre kirliliği gibi, bugün insanlığın yüzleşmek zorunda kaldığı sorunlarının temel bir sebebi, sahte humanizmdir. Batılı üst akıl, bir yandan insanı yüceltmiş diğer yandan Afrikalı, Ortadoğulu insanları insan olarak görmemiştir. O, aslında egosunu putlaştırmıştır.

Tarih boyunca, batılı misyonerler, Afrika’nın doğal kaynaklarını ve insanlarını sömürürken, aynı zamanda onları Hristiyanlaştırarak vicdanını da rahatlatabilmiştir. Bu sömürgeciliğin arkasındaki ruh hali ve kavram dünyası neyse, insan hakları ihlallerini, milyonlarca Ortadoğulu’nun yurtsuzlaştırılmasını, terör, darbe ve çetelerden mustarip ve bîtab kalmasını, mültecilik ve çevre sorunlarını doğuran ruh hâli ve kavram dünyası da odur.

Aşağıda Batı’da ilim adamı ve ekolojist kisvesiyle konuşan bazılarının yaklaşımı ortaya konularak, sorunun zihniyet boyutu deşifre edilmeye çalışılacaktır.

Batı’da kutsal bir değer gibi sunulan humanizm, anlamı değişmiş, insan aleyhtarı bir içeriğe dönüşmüş durumdadır. Öyle ki humanizmden bir değer olarak bahseden kimilerinin, bunun Batı’da ortaya çıkan(!) bir değer olduğunu söylerken, doğu toplumlarını da bu konuda mahkûm etmeye çalışmaları dikkat çekicidir. Daha dikkat çekici olanı ise, humanist ve hatta ekoloji-sever olduğunu söyleyenlerin kendileri dışındakilere de kendileri kadar değer vermeye hazır olmamalarıdır. Aşağıda bu konunun bir yönüne ışık tutulmaya çalışılacaktır.

Bugün, nüfus fazlalığı, Batı’nın neden olduğu insanlık sorun­larını perdelemek için kullanılabilmektedir. Dahası, kuraklık, açlık, salgın hastalık gibi olguların ekosis­te­min parçası olduğu düşüncesi, ‘doğa merkezcilik’ adına in­san­­­lık karşıtı fikirleri (faşist çevreciliği) ifşa etme cesareti vermektedir. Radikal çevreci Earth First’çülerin bazı söylemleri, bunun çarpıcı örneklerindendir. Bu gruptan Miss Ann Trophy3 müstear ismine ait bir yazıda, yeryüzünde, farklı ekosistemlerin varlığını sürdü­re­bil­mesinin, insan nüfusunda büyük bir azalmaya bağlı olduğunu ileri sürülmüştür:

“Eğer radikal çevreciler, insan nüfusunu düşürecek bir hastalık icat edeceklerse, bu muhtemelen AIDS gibi bir hastalık olmalıdır... AIDS, başka canlı türlerine zarar vermeden yalnızca insan nüfusunu önemli ölçüde azaltma potansiyeline sahiptir... Savaş, açlık, sefalet gibi yollarla fazla nüfus kurbanları şöyle ya da böyle olacaktır... Eğer AIDS salgını olmasaydı, çev­recilerin böyle bir salgını icat etmeleri gerekirdi.” (Miss Ann Trophy, “Population and AIDS”, 32.)

Earth First örgütünün öncülerinden David Fore­man bu söz­le­ri “duyarsız bir yorum” olarak niteleyip özür dilemiştir. (Ünder, Çevre Felsefesi, 241.) Ancak, Fo­re­man da Etiyopya’daki açlık sorunu hakkında konu­şur­ken benzer dü­şün­ce­lere sahip olduğunu giz­leyememiştir:

“Etiyop­ya’daki in­san­ların açlık ve ku­rak­lık­tan çektiği acı­lar trajiktir. Evet, fakat orada diğer yaratıkların ve ha­bitat­la­rın4 or­tadan kalkması daha da trajik­tir.” “Eti­yop­ya’da ya­pabileceğimiz en kötü şey, oradakilere yar­dım et­mek, en iyi şey de yal­nızca doğayı kendi dengesini sağ­lamaya bırak­mak, oradaki insanların açlık­tan ölmelerine mü­da­ha­le etmemektir. …Bunun ca­na­var­lık olduğunu düşünüyorlar. Oy­sa diğer se­­çenek, asla tam bir yaşam sü­re­me­ye­cek olan o yarı ölen çocuk­ları kurtarmanızdır. Gelişimleri durdu­rul­muş olacaktır. Ve on yıl içinde iki kat daha çok insan acı çekip öle­cektir.” (Ünder, Çev­re Felsefesi, 241.)

Bu ifadeler, korkunçtur. Ama, daha korkuncu, bu yaklaşımın sadece bazı çevrecilere has olmamasıdır. Bu ifadeler, aslında, Batı toplumlarının derinliklerindeki rastlanan faşist zihniyeti ele vermektedir. Yunan sahil birliklerinin Suriyeli mültecileri taşıyan botları batırması ile Hardin’in ‘cankurtaran sandalı argü­ma­nı’ arasındaki uyum ise gerçek bir vahşettir. Biri teorik olarak açıklıyor, diğeri acımasızca uyguluyor.

Serbest piyasa çevreciliğini savunan Amerikalı biyolog Garrett Hardin’e göre “doğada en üstün iyi”, “varkalma”dır. İn­san­lar da doğayı taklit etmeli ve varkalmayı en üstün değer ka­bul etmelidirler. Ancak, insan yaşamı için temel ihtiyaçlar yanında gezi yerleri, kumsallar, avlanma, sanat ve müzik gibi zenginlikler de gereklidir. İnsanda bencillik güçlü ve doğaldır, onun doğasında vardır; vicdan ise zayıf ve kalıtsaldır, toplumdan tevarüs edilir. Malthus’un ileri sürdüğü gibi dünya nüfusu geometrik, besinler ise aritmetik olarak artar. Bu nedenle dünya­nın insan neslini taşıma gücü sınırlıdır. Çevre sorunlarının da en temel nedeni aşırı nüfus artışıdır.( Ünder, Çevre Felsefesi, 216-217.)

Hardin, yoksulluk ve göçmen sorununu ele alırken cankur­taran sandalı benzetmesini kullanır. Bu benzetmede her ülke sınırlı taşıma gü­cü olan botlarda yaşar. Yoksul sandallarının ta­şıma kapasitesi aşıldığı için bu sandallarda yer alan birçok kişi zengin sandallarına kabul edilme umu­­duyla denize atlar. Hardin’e göre onlar, zengin sandallarına alınma­ma­lıdırlar. Zengin sandalında bulunan bazılarının, şanlı olduğu için suçluluk duyması yanlıştır. (Hardin, “living on a lifeboat”, 37.) “Onun bu tutumuna karşı “İçeri girince, kapıları başkalarına kapatmayı nasıl haklı görebilirsiniz? Biz de buraya göç etmedik mi? Buraları Kızılderili­lerden aldık, Oy­sa girdiğimiz kapıları şimdi başkalarına kapatı­yoruz, bu hak­sızlıktır.” şeklinde itiraz edilebilir. Hardin, bu i­ti­raza karşı Kızılderili olma­yan Amerikalı­ların “hırsız­ların torunları” olduklarını itiraf eder. (Hardin, “living on a lifeboat”, 45.) ve şöyle sorar: “200 milyon kadar Kızılderili ol­mayan ve adalet-sever Amerikalı, nereye gitmeli? Onların çoğu, Avrupa’dan gelmiştir ama şimdi geri oraya kabul edilmeyecektir.” Hardin, hukukun bile yalnızca “yakın zamandaki mülkiyet hakkını (only recent property rights)” koruduğunu, toprakları ve kaynakları gasp edilen insanlar için artık bir şey yapılamayacağını vurgular. (Hardin, “living on a lifeboat”, 46.) Ona göre yapılması gereken, kapıları göçmenlere kapatmak, yoksul toplumları açık ve sefaletle baş başa bırakmaktır. (Ünder, Çevre Felsefesi, 235-237.)

Hardin, Batı ülkelerinde nüfu­sun 87 yılda, bazı yoksul ülkelerde ise 21 yılda katlandığını hesaplar. (Hardin, “living on a lifeboat”, 38.) Bunun ışığında, dış yardım alsa da almasa da ölecek ülkeler olduğunu söyler. Hardin’e göre bunlara yardım etmek de bunların ölümlerine üzül­mek de boşunadır. Somali ve Etiyopya gibi ülkelerdeki açlık, nüfusun taşı­ma kapasitesinin aşıldığını gösterir. Bu durumda gerekli besini bula­mayan nüfusun bir kıs­mı ölür ve nüfus taşıma kapasitesinin kaldıra­bile­ceği sınıra iner. Doğada ku­ral budur ve dış yardım bu doğal sürece müdahale de­mektir. (Ünder, Çevre Felsefesi, 238-241.) Do­layısıyla en çıkar yol, bu ülke­lerin kendi nüfus artışlarını kont­rol etme­leridir. Hardin’in önerisi şudur;

“Yabancı bir ülkenin aşırı nüfus artışından kaçmasına nasıl yar­­dım ede­biliriz? Yapabileceğimiz en kötü şeyin gıda göndermek olduğu açıktır... Atom bombası daha nazik olurdu. Çünkü birkaç saniye sefalet çok acı olur­du, ama kısa zamanda bundan böyle sefa­let çekmemek üzere birkaç kişi hayatta kalırdı.” (Ünder, Çevre Felsefesi, 244.)

Bu söylem, modern bir değer olarak çevreciliği, batı zihniyetindeki) faşist paradigmayı fâş etmektedir. Bu konuda Ün­der’in ifade ettiği şu gerçek, daha acıdır:

“Hardin’in görüşleri, çevrecilerin birçoğunun “gerçekçi” olduk­la­rı zaman­larda düşündükleri, fakat alışılmış çevreci söyleme pek uyma­dı­ğın­dan oto­sansüre uğrayan fikirlerdir. Hardin, sansür edilen bu görüş­leri az rastlanır entelektüel bir cesaretle dile getirir.” (Ünder, Çevre Felsefesi, 215.)

Yine, “her etnik grubun kendi ekolojik çevresinde kalması ge­rektiği” fikri, yabancı düşmanlığına gerekçe yapılmıştır. “Almanya’daki Yeşiller Partisi’nin kurucularından Herbert Gruhl’­un fikirleri de ekolojiyle yabancı düşmanlığının nasıl bir­leşti­ği­ni göstermesi açısından önemlidir.” (Hepkon “New Age Kültürünün Kökeni ve Siyasi Sonuçları”) Oysa, Batı yüzyıllar boyunca başka insanların ekolojik çevrelerini sömürmüştür. Herkesin bildiği bir örnek verirsek, Amerika kıtası, Kızılderililere soykırım yaparak gasp edilmiştir. Sonra da o topraklarda çalıştırılmak üzere Afrika’da insan avcılığı yapılarak, siyah derili insanlar, köleleştirilmiş ve Amerika’ya getirilmiştir. Yüzyıllar boyu Afrika ve Hint alt kıtasını sömürenler, bugün de örtülü bir şekilde sömürüyü sürdürmektedir.

Ekosistemin insan nüfusunu taşıma gücünden söz ederken bunun sınırını, kendine göre belirleyen Batı’nın doğa insanıdır! Diğer yandan, nüfusun yüksek olduğu yoksul ülkelerde tüketim çok azdır. Bu durumda ‘tüketimin geometrik olarak arttığı gelişmiş ülkeler’deki nüfusun varlığını sürdür­memesi, Hardin’in önerisine nazaran daha makul görünmektedir.

Cankurtaran sandalı argümanı insanın akıl, vicdan ve maneviyatını ala­şağı etmektedir. Oysa insanda doğal olanı aşan medenî ve manevî kabiliyetler de vardır; akıl, vicdan, adalet hissi, inanç ve değer bilinci. Bu beşerî kuvveler, insandaki doğal kuvveleri dengeler, onu yıkıcı tutum ve davranışlardan yapıcı olana yöneltir. Onu, ahlakî kavramlarla düşünmeye, ilkeler ve değer yargılarına göre hareket etmeye sevk eder. Dolayısıyla vahşî doğada olan ile beşerî alanda olması gereken çok farklıdır.

Müslüman toplumların, bugün, İslam’ın insan-ı kâmil idealini iyi kavramaları ve beşerî olanı ve medenî alanı yeniden inşa etmeleri gerekmektedir. Kelime anlamıyla (Batı ortaya çıkan ideolojik çerçevesiyle değil) asıl hümanizm, insan-ı kâmil kavramındadır. Doğulu veya Batılı, mülteci veya vatandaş, kalkınmış veya sömürülmüş her insanda eşref-i mahlûkat değerini görmek ve kendinde insan-ı kâmil idealini gerçekleştirmeye çalışmaktadır.

 

Bu makale, Recep Ardoğan, Temellerden Topluma –Kelam İlminde Sosyal Açılımlar-, Klm Yay., 2016, ss. 353-349’den yeniden düzenlenerek hazırlanmıştır.

KSÜ İlahiyat Fak., 3kelam@gmail.com, http://3kelam.wix.com/sosyal-kelam

İnsan-sevmez (misanthropic) anlamınına gelir.

Habitat: Canlıının yaşadığı ve geliştiği yer, yaşam alanı.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul