21 Ocak 2022 - Cuma

Şu anda buradasınız: / İBADETLERDE NİYETİN DİL İLE SÖYLENMESİ ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA
İBADETLERDE NİYETİN DİL İLE SÖYLENMESİ ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA

İBADETLERDE NİYETİN DİL İLE SÖYLENMESİ ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA Seyfulislam ÇAPANOĞLU

Öncelikle niyet kelimesinin sözlük manasına değinelim. İmam Nevevi(rh.a.) bu konuda şunları ifade etmektedir:

“Lugat ehli dedi ki: النِّيَّ (en-Niyyet) kast ve kalbin azmidir. Niyet (النِّيَّة: en-Niyyet) kelimesindekiألياي): ye harfi) şeddeli okunur. Bu meşhur olan lügattir ve hafifletilmiş şekliyle(niyet) de söylenir….”1

İbni Abidin (rh.a.) de bu kelime ile ilgili olarak şunları ifade etmiştir:

“Niyet, bir şeyi yapmaya, kalbin azim ve irade etmesidir. Istılahen Allah Teâlâ’nın vacip kıldığı fiil hakkında ona itaat ve yakınlık kastetmektir. Buna yasaklar da dâhildir. Çünkü yasakla teklif edilen şey de fiildir. Bu fiil nefsin önlenmesidir. Azim, kast ve niyet hadis olan iradenin isimleridir. Lakin azim fiilden önce olur, kast fiille beraberdir. Niyet de fiille beraberdir. Bunda kast edilen şeyi bilmek de vardır….”2

İbni Abidin (rh.a.) niyet veya niyyet kelimesinin hem lügat manasını hem de İslam’ın bu kelimeye yüklediği manayı izah etmiştir.

Niyetin her ibadetin başında vurgulanmasının sebebi şu hadise dayanır:

“…Alkame İbni Vakkas el-Leysi’den şöyle derken işittim: Ben Ömer İbni Hattab’dan -Allah ondan razı olsun- işittim, minber üzerinde şöyle dedi: Ben Rasulullah(s.a.s)’tan işittim, şöyle buyuruyordu: “Ameller ancak niyetlere göredir. Herkesin niyet ettiği ne ise eline geçecek olan şey ancak odur. Artık her kim nail olacağı bir dünya (malı) veya nikâh edeceği bir kadından dolayı hicret etmiş ise, onun hicreti (Allah’ın ve Resulü’nün rızasına değil) hicret etmiş olduğu şeyedir.”3

Bu hadis İmam Ömer(r.a.)’den gelmiş, sahabe devrinde yalnız ondan nakledilip tabiin ve etbait-Tabiin devrinde meşhurluk gösteren bir hadistir. İmam Beyhaki (rh.a.) bu hadisle ilgili olarak İmam Şafii(rh.a.)’nin şöyle dediğini kaydeder:

“ Şafii der ki: “İlmin üçte biri “Ameller yapıldığı niyete göre değerlendirilir” hadisi içine girer.””4

İbni Hacer(rh.a.) de bu konuda şunları zikretmektedir:

Bu hadisin ne kadar değerli olduğu konusunda âlimlerden gelen nakiller mütevatir seviyesine yükselmiştir. Ebu Abdullah şöyle demiştir: “Hz. Peygamber’e ait haberler içinde bu hadisten daha özlü, zengin ve faydalı bir hadis yoktur.” Abdurrahman b. el-Mehdî, Buveytî’nin kendisinden naklettiğine göre, İmam Şafiî, Ahmed b. Hanbel, Ali b. el-Medinî, Ebu Dâvud, Tirmizî, Dârekutnî ve Hamza el-Kenânî’nin bu hadisin İslâm’ın üçte biri olduğunda ittifak ettiklerini söylemiştir. Kimisi de bu hadisin İslâm’ın dörtte birini ifade ettiğini belirtmiştir. İbni Mehdî bu hadis için “İlimden otuz konu ile ilgilidir”, Şâfiî ise “İlimden yetmiş konu ile ilgilidir” demiştir. Bu ifadelerle hadisin çok değerli olduğunu belirtmek istemiş olabilirler. Ayrıca Abdurrahman b. el-Mehdî hadisin bütün konuların başı olarak kabul edilebileceğini de dile getirmiştir.

Beyhakî bu hadisin ilmin üçte biri olmasının gerekçesini şu şekilde açıklanıştır: “Kişinin amelleri kalp, dil ve organlardan sâdır olur. Niyet bu üçlünün en önemlisidir. Çünkü niyet başlı başına bir ibadet olabildiği halde, diğer ibadetler ona muhtaçtır. Bu sebeple “Müminin niyeti amelinden daha hayırlıdır” şeklinde rivayet bulunmaktadır.” Gerçekten de niyet incelediğinde onun amelden daha hayırlı olduğunu görürsün. İmam Ahmed b. Hanbel’in sözü gösteriyor ki hadisin ilmin üçte biri olmasının anlamı bütün hükümlerin kendisine bağlandığı üç temel hadisten biri olmasıdır. Diğer iki hadis de şöyledir: “Kim bizim emrimizin olmadığı bir amel yaparsa, bu reddedilir”, 

“Helal bellidir, haram da tellidir...”5

 Bu aktardığımız bilgilerden anlaşılacağı üzere ibadetlerin yerini bulmasının ilk rüknü niyettir. İbadetlerde niyetin farz olması kaçınılmaz bir rukundur. Birkaç istisna dışında… Burada asıl incelemek istediğimiz niyetin kalpte oluşması ile dil ile ifadesinin olup olmadığıdır.

İşin aslına bakıldığında her meselede olduğu gibi bu konuda da Rasulullah(s.a.s)’dan veya onun ashabından bir hadis var mı diye bakılır. Rasulullah(s.a.s) ibadetlerini yaptığında açık bir şekilde niyetini dil ile ifade ettiğine dair bir bilgiye hadislerde rastlanmamaktadır. Hacc ve Umre için yapılan telbiye bunun dışındadır. Ama genel olarak abdest, namaz, oruç, zekât vs. ibadetlerde böyle bir niyet sözüne rastlanmamaktadır. Burada şu söylenebilir. Hacc ve Umre için telbiye açıktan yapılıyorsa o zaman diğer ibadetlerde niye olmasın? Bu İslam âlimlerinin kabul ettiği “ibadetlerde kıyas olmaz” kaidesine terstir. Çünkü her ibadet kendisi ile ilgili gelen haberlerle değerlendirilir. Din tamamlandığından onda bir eksik olmadığından böyle bir kıyasa gitmek batıldır.

İmam Cessas(rh.a.) Ahkamu’l-Kur’an’da “mestler üzerine mesh etmek” konusunu incelerken şöyle bir başlık atmaktadır: “Asarla(hadislerle) beraber nazarın (yani kıyasın) bir payı yoktur.”6

İmam Cessas (rh.a.) belirttiği üzere eserin yani hadisin bulunduğu yerde akli kıyasların bir önemi yoktur. Niyet konusunda da dil ile ifade edileceğine dair bir hadis mevcut değildir. Yalnız fıkıh kitaplarımıza belli bir zamandan sonra dil ile yapılan niyetler konusu girmiştir. Bunun sebebi de halkın böyle bir uygulama yapması sonucu ibadetlerde oluşacak hükümleri incelemektir. Şimdi bu konuda kitaplarımızdan aktarımlar yapalım.

İbni Receb el-Hanbelî (rh.a.) “Cami-ul Ulum ve’l-Hikem” adlı eserinde şunları beyan etmektedir:

“Niyet kalbin yönelişidir. Bir ibadet için kalben yapılan niyeti dil ile telaffuz etmek şart değildir. Şafii mezhebine mensup âlimlerden bazıları; İmam Şafii’nin, namazda niyeti dil ile telaffuz etmeyi şart koştuğunu rivayet etmişlerdir. Ancak Şafii mezhebinin muhakkik âlimleri bu görüşün doğru olmadığını ve İmam Şafii’ye ait olmadığını belirtirler. Muteahhirun dediğimiz sonraki devirlerde gelen âlimler ise namaz ve diğer konularda niyetin dil ile telaffuz edilmesi konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bir kısmı dil ile telaffuzu müstehab görürken, bir kısmı da mekruh sayarlar.

Selefin fıkıhta imam olan şahsiyetlerinden bu konuda özel bir rivayet gelmemiştir….”7

İbni Abidin (rh.a) şunları kaydetmektedir:

“ Niyetin yeri kalptir. Kalpten niyet etmeden yalnız dil ile niyeti söylemek kâfi değildir. Meğerki kalbini toparlayıp onunla niyet etmeye kadir olmasın yahut niyette şüphe etsin... Bu takdirde dil ile niyet kâfidir. Acaba niyeti söylemek müstehab mıdır, sünnet midir yoksa mekruh mudur? Bu hususta birçok kavil vardır. “Hidaye” sahibi azimetini toparlamayan bir kimse için niyeti dil ile söylemenin müstehab olduğunu tercih etmiştir. “Fethu’l-Kadir”de “Peygamber (s.a.s)’den ve ashabından niyeti dil ile söyledikleri sahih veya zayıf hiçbir hadiste nakledilmemiştir.” deniliyor. İbni Emir Hacc buna: “Dört mezheb imamından da nakledilmemiştir.” cümlesini ziyade ediyor.8

Yukarıda vurgulamaya çalıştığımız işte budur. Sonraki ulema niyetin halkın arasında yaygınlık kazanan şeklinin fıkhi yönünü incelemiştir. Asıl itibariyle böyle bir meseleye dair bir hadis yoktur. Yani bu kadar önemli bir konuda Rasulullah(s.a.s)’in söz söylememesi düşünülemez.

İbni Kayyim (rh.a.) bu konuda şunları söylemektedir:

“Abdest öncesi, abdestsizliği kaldırmaya, namazın mubah olması için abdest almaya niyet ettim gibi sözü, ne O (s.a.s) ve ne de arkadaşlarından hiç birisi söylemiş değildir. Bu konuda ondan bir harf bile rivayet edilmiş değildir. Ne zayıf, ne de sahih bir senetle de olsa(rivayet edilmemiştir.)9

İbn-i Teymiyye (rh.a.) de şunları söylemektedir:

“Ulemanın ittifakıyla niyetin yeri kalptir. Eğer kalp ile niyetlenmişse diliyle söylemese bile, onların(âlimlerin çoğunluğuna göre) niyeti caizdir. İnsanlar “niyeti telaffuz etmek müstehab mı?” meselesinde tartıştılar. Ebu Hanife’nin, Şafii’nin ve Ahmed’in arkadaşlarının bir taifesi dedi ki: “Duyurulması müstehaptır.” Malik’in ve Ahmed’in arkadaşlarından bir taife dedi ki: “Müstehab olmaz, bilakis telaffuz etmek bidattır. Çünkü Nebi (s.a.s)’den, onun ashabından ve tabiinden, onların birinden ne namaz, ne taharet ve ne de oruçta niyetin lafızla söylendiğine dair(tek bir) nakil yoktur.””10

İmam Nevevi (rh.a.) bu konuda şunları kaydetmektedir:

“Allah rahmet etsin bizim ashabımız dedi ki: Şayet diliyle dese ki: “Serinlemeye niyet ettim” ve kalbinde niyeti hadesi kaldırmaya olsa veya bunun aksine olsa ihtilaf olmaksızın itibar kalbindeki şeyedir. Bunun benzerini Şafii ve ashabı hacc hakkında söylemişlerdir. Şayet kalbiyle hacca niyet etse, diliyle umre veya zıddını söylese, diliyle söylediği şeyin dışında kalbiyle inandığı şey geçerlidir.”11

Ebu İshak Şirazi “el-Muhezzeb fi Fıkhi İmam Şafii” adlı eserinde konu ile ilgili olarak şunları söylemektedir:

“Kişinin kalp ile niyet etmesi vaciptir. Eğer diliyle söyler ve kalbi ile kastederse bu da te’kid olur.”12

Bu metnin şerhinde İmam Nevevi (rh.a.) şunları ifade etmiştir:

“Abdestte niyet vaciptir. O niyet de kalp ile olandır. Lisan ile söyleyip ikisini beraber yapmak vacip değildir. Tek biri ile yetinmek caiz değildir. Eğer ikisini birleştirip söylerse oda diğerini destekler bu da efdal olandır. Hakeza onun sözü üzerinde ashabımızın ittifakı vardır. Bize ait sözlerden rivayet edilen Horasanlılara ait olan: “Kalbi ile kastetmeden lafız ile zekâta niyet caizdir.” sözü zayıftır. Meşhur yönüyle Musannef’in ve başkalarının zikrettiği: “Namaza niyette kalp ile lafız birlikte vaciptir” sözü yanlıştır. Maverdi abdestte de böyle yalnızca dil ile niyet etmeğe işaret etmiştir. O en şaz ve zayıf görüştür.”13

İmam Beğavi (rh.a.) de bu konuda şunları söylemektedir:

“Taharette niyet kalpte olur ve bütün ibadetlerde namaz, oruç, zekât, hac ve onların haricindekilerde de… Eğer niyet dil ile yapılmazsa caizdir. Şayet dil ile telaffuz edilir, kalp ile niyet edilmezse caiz değildir.”14

Şimdi buraya kadar zikrettiklerimizin bir tahlilini yaparsak, Receb İbni el-Hanbelî kitabında bu konuda selef ulemasından bir naklin gelmediğini söylemiştir. İbni Abidin (rh.a.) de Fethu’l-Kadir’de İbni Humam(rh.a.)’ın bu konuda bir hadis gelmediğini naklettikten sonra öğrencisi İbni Emir Hacc’dan, dört mezheb ulemasından da böyle bir naklin gelmediğini kaydetmiştir.

İbni Munzir(rh.a.) hicri 318 yılında vefat etmiştir. Kitabı “el-Evsat mine’s-Sunen ve’l-İcma ve’l-İhtilaf” da ulemanın bu konu ile ilgili herhangi bir ihtilafını zikretmemiştir. İmam Tahavi (rh.a.) hicri 321 senesinde vefat etmiştir. Onun da “İhtilafu’l-Ulema” adlı bir eseri vardır. Bu eser bugün elimizde mevcut değildir. Lakin İmam Cessas (rh.a.) bu eserin bir muhtasarını yapmıştır. Muhtasar haliyle 5 cilttir. İmam (rh.a.) konu başlıklarından 24. konuyu taharette niyete ayırmış, orada yalnız abdest ve teyemmümde niyete ve ulemanın ihtilafına değinmiştir. O da bu konuda niyetin telaffuzu ile ilgili bir ihtilafa değinmemiştir. İki âlimimiz de birbirine yakın zamanda vefat etmiş ve ikisi de kendi zamanlarına kadar ulaşan mutlak müctehidlerin ihtilaflarını derlemişlerdir. Hem de konu konu… Ama ikisi de niyetin dil ile telaffuzuna dair bir ihtilaf bildirmemişlerdir.

Ebu İshak eş-Şirazi(rh.a.) “el-Muhezzeb” adlı kitabın yazarıdır. O hicri 393 senesinde doğmuş, 476 senesinde vefat etmiştir. Şirazi(rh.a.)’in kitabında bu konuya değindiğini görüyoruz. Bundan sonra gelen İmam Ruyani(rh.a.)’nin vefat tarihi hicri 502 senesidir. Onun kitabı “Bahru’l-Mezheb”de dil ile telaffuza rastlamaktayız. İmam Beğavi (rh.a.) hicri 516 senesinde vefat etmiştir. O da Kitabı “et-Tehzib”de dil ile telaffuza değinmiştir. Buradan çıkaracağımız sonuç şudur: Niyette dil ile telaffuz konusu hicri 400’lü yıllarda ortaya çıkmıştır. Çünkü İbni Munzir(rh.a.)’in kitabının özelliği ulemanın ihtilaflarının hepsini zikretmesidir.

İmam Şafii(rh.a.) “el-Umm” adlı eserinde (1/62-3)’de “27. Bab: Abdestte Niyet” başlığı altında niyetle ilgili her şeyi zikretmiştir. Ama dil ile telaffuz meselesine metinde hiç değinmemiştir. İmam Şafii (rh.a.) hicri 150’de doğmuş, hicri 204’te vefat etmiştir.

Hanefi ulemasından Ebu Bekir Merginani (rh.a.) hicri 511 senesinde dünyaya gelmiş, hicri 593 senesinde vefat etmiştir. “Hidaye” adlı eserinde “Abdest alan kimse için niyet etmek müstehabtır.” başlığı altında Hanefilerin kalp ile niyeti sünnet kabul ettiklerini ifade eder. Ama dil ile telaffuza değinmez.

İmam Serahsi(rh.a.) hicri 400’de doğmuş, 483’te vefat etmiştir. İmam Serahsi “el-Mebsut” adlı kitabının (1/134-5) sayfalarında “Niyetsiz abdest ve gusül” ve “Teyemmümde niyetin hükmü” başlıklarında niyetin dil ile telaffuzunun haricinde her şeye değinmiştir. Bilindiği gibi “el-Mebsut” Hâkim eş-Şehid (d. 231/v. 334)’in “el-Kâfi” adlı zahiru’r-rivayeyi toplayan Hanefi mezhebinin muteber kitabının şerhidir. Bu da göstermektedir ki Hanefi ulemamız hicri 400’lü yıllarda bu konuya dair bir şey söylememiştir. Hatta İmam Serahsi bu şerhe de başka mezheplerle kendi aralarındaki ihtilaflara değinmiştir. Ama böyle bir ihtilafın diğer mezheplerden aktarıldığını da görmemekteyiz.

İmam Merginani’nin “Hidaye” adlı eserine şerh yazan Bedreddin el-Ayni (rh.a.) “el-Bidaye Şerhu’l-Hidaye” ismini verdiği kitapta(1/235) metni şerh etmiş; ama o da dil ile niyetin telaffuzuna dair bir şey söylememiştir. Hicri 855’te vefat eden ayni (rh.a.) Buhari şerhi “Umdetul-Kari”de de bu konu ile ilgili herhangi bir şey zikretmemiştir. İmam İbni Hacer (rh.a.) de Fethu’l-Bari’de bu konuya değinmemiştir. İki Buhari şarihi ikisi de aynı zamanda yaşamış ama bu meseleyi şerhlerinde zikretmemişlerdir.

Bu konuda Maliki ve Hanbelî fakihlerinin görüşleri bellidir. Onlar zaten bu işi bidat saymış kitaplarında da anlatmışlardır.

İbni Hazm Muhalla’da bu konuda bir şey söylememiştir. O da Muhalla’yı âlimlerin ihtilafı üzerine kurmuştur. Onda da bu konu yoktur. O da hicri 384’te doğmuş, hicri 456’da vefat etmiştir. Bu da bizim “Bu mesele hicri 400’lü yıllardan sonra çıktı.” sözümüzü doğrulayan başka bir kaynak niteliğindedir. Çünkü İbn-i Hazm (rh.a.) eğer imamlarımızdan böyle bir görüş zikredilmiş olsa idi, onu kitabına taşır reddini ortaya koyardı.

Bu konuda çağımızın büyük muhaddislerinden Muhammed Avvame’nin şu sözünü hatırlatalım: “Çağdaş araştırmacıların doğruları kadim imamlarımızın sofralarının artıklarıdır. Yanlışları ise kendilerinindir. Dolayısıyla bilgiyi kadim ulemanın eserlerinde aramalıyız.”

Muhammed Avvame’nin -Allah ondan razı olsun- sözünden hareketle kadim kitaplara ve imamlara müracaat ettiğimizde niyetle ilgili olarak ulaşabildiğimiz onun kalbin bir ameli olduğudur. Niyetin dil ile söylenmesini hiç ifade etmemişlerdir. Rasulullah (s.a.s) abdest, namaz, oruç vb. ibadetlerini ashabına öğretirken niyetin dil ile söylenmesi gerekli olsa idi bunu onlara öğretirdi. Buna dair bir şeyi Rasulullah(s.a.s)’den onun ashabından, ona tabi olanlardan, sahabeye tabi olanlara tabi olanlardan yani ilk üç nesilden ve müctehid ulemamızdan nakledildiğini görmemekteyiz. Dolayısıyla onlara lazım olmayan bize de lazım olmaz. Rasulullah(s.a.s)’ın söylediği de ifade edilen ama söz olarak İmam Malik (rh.a.)’e nispeti daha sağlam olan şu söz bizim yolumuzdur. Söz şudur:

لا يصلح آخر هذه الأمة إلا ما أصلح أولها

“Bu ümmetin evveli(=ilkleri) ne ile ıslah olduysa sonu da aynısıyla ıslah olacaktır.”15

Evvelimizde olmayan şeyin bizim gibi sonra gelenlere bir faydası yoktur. Asıl olan dil ile niyetin olmadığıdır.

 

 

 

 

İmam Nevevi, el-Mecmu(2/319), 1.bsm 2002/1423, Daru’l-Kutubi’l-İlmiyye, Beyrut, Lübnan.

İbn-i Abidin, Reddu’l-Muhtar ala’d-Durri’l-Muhtar (1/136), çev: Ahmed Davudoğlu, Şamil Y.

Buhari (1/143), Vahiy Babı, Hadis No: 1.

Beyhaki, Marifetu’s-Sunen ve’l-Asar (1/193), K. Taharet Babı, Hadis No: 589, çev: Hüseyin Yıldız vd. Ocak Y. ve İmam Beyhaki Marifet’us-Sunen ve’l-Asar (1/153), K. Taharet Babı: 7 Hadis No: 51, Tahkik Seyyid Hüsrev Hasan 2001/1422, Daru’l-Kutubi’l-İlmiyye, Beyrut, Lübnan.

İbn-i Hacer, Muhtasar Fethu’l-Bari (1/28), çev: Halil Aldemir ve Soner Duman Polen Y. ve İbn-i Hacer, Fethu’l-Bari (1/33), 2.bsm, 2008/1429, Daru Tayyibe Suudi Arabistan.

İmam Cessas, Ahkamu’l-Kur’an (1/438), Tahkik: Abdussellam Muhammed Ali Şahin, Daru’l-Kutubi’l-İlmiyye, Beyrut, Lubnan ve İmam Cessas, Ahkamu’l-Kur’an (5/ 361 ), çev: Mehmet Keskin, 1. Bsm 2018, İ’tisam Y.

İbn-i Receb el-Hanbelî, Camiu’l-Ulum ve’l-Hikem (1/82), çev: Ali Kaya, Semerkand Y. ve İbn-i Receb el-Hanbelî, Camiu’l-Ulum ve’l-Hikem (1/82-3), çev: İshak Doğan, İ’tisam Y.

İbn-i Abidin, Reddu’l-Muhtar Ala’d-Durri’l-Muhtar (1/139), çev: Ahmed Davudoğlu, Şamil Y.

İbn-i Kayyim, Zadu’l-Mead (1/231), çev: Muzaffer Can, Cantaş Y.

İbn-i Teymiyye, Mecmû-ul-Fetava (9/148), 4.bsm. 2011/1432, Daru’l-Vefa.

İmam Nevevi, Mecmu(2/328), 1. Bsm 2002/1423, Daru’l Kutubi’l-İlmiyye, Beyrut, Lübnan

Ebu İshak Şirazi, el-Muhezzeb fi Fıkhi İmam Şafii(1/69) 2. Bsm. 2001/1422, Daru’l-Kalem, Dımeşk.

İmam Nevevi, Mecmu (2/326), 1. Bsm 2002/1423, Daru’l-Kutubu’l-İlmiyye, Beyrut, Lübnan.

İmam Beğavi, Et-Tezhib (1/225), 1. Bsm 1997/1418, Daru’l-Kutubi’l-İlmiyye, Beyrut, Lübnan.

Peygamber Külliyatı(1/310), Ocak Y. (Burada söz Rasulullah(s.a.s) nisbet edilmiştir. Lakin kaynak gösterilmemiştir. Elbani Hacc ve Umre ibadetleri (sf/95), Davetu’l-Hak Y. (Burada söz İmam Malik(rh.a.)’e nispet edilmiştir.)

Yazar:
Seyfulislam ÇAPANOĞLU
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul