20 Mart 2023 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / MUVATTA'NIN FIKIH TARİHİNDEKİ YERİ
MUVATTA'NIN FIKIH TARİHİNDEKİ YERİ

MUVATTA'NIN FIKIH TARİHİNDEKİ YERİ Mansur Koçinkağ

Giriş

Muvatta’ın fıkıh tarihindeki yerine temas edebilmek için Hz. Peygamber’den itibaren gelişen fıkıh yazımına kısaca da olsa temas etmemiz gerekir. Ancak bu şekilde İmâm Mâlik’in (ö. 179/795) Muvatta ile neyi amaçladığını ve nasıl bir yöntem takip ettiğini anlamamız mümkün olacaktır.

Hicrî birinci asırda fıkhî bilginin kitâbî olmaktan ziyade fiilî ve şifâhî şekilde geliştiği, ancak buna rağmen diyet, feraiz ve zekât gibi matematiksel bazı konuların çok erken dönemde yazıya geçirildiği ve günümüze ulaşan ilk fıkıh eserinin, Zeyd b. Sâbit’e ait Ferâiz risalesi olduğu görülür. Bu yöntemin hicrî ikinci asrın başlarına kadar böyle devam ettiği söylenebilir. Ancak hicrî ikinci asrın başlarından itibaren Hicâz ve Irak bölgesinde iki ayrı yazım üslubu gelişmeye başlar. Hicâz’ın başını çektiği ve bu dönemde yaygın olan fıkıh anlayışı “rivâyet merkezli” iken Irak bölgesinde, özelde Kûfe’de “re’y merkezli” diye isimlendirilen yeni bir yöntemin ortaya çıkmaya başladığı görülür.

Re’y olarak isimlendirilen bu anlayışın Hicaz’da değil de Irak bölgesinde neşvü nema bulmasının pek çok nedeni olsa da İslam’la tanışan mevâlînin kendi kültürlerindeki hukuk nosyonunu İslam kültürüne taşımalarından ve Hicaz kültürünü yansıtan rivâyetlerin Irak bölgesinde bulunan kültüre ve sosyal hayata uyum sağlaması için re’y faaliyetine ihtiyaç duyulmasından kaynaklandığı söylenebilir.

Re’yden kastımız, içtihada başvurmak değil, zira Hicazlılar da içtihada başvurmaktaydılar. Bu kavramla kastedilen, dine dair bilginin baskın şekilde rivâyet formuyla değil de insan eliyle bir daha formüle edilmesidir. Konunun anlaşılması için bir örnek üzerinden gitmek gerekirse abdestle ilgili konular, Hicazda halen rivâyetler üzerinden yürürken Irak’ta yazarın kendi ifadeleriyle ele alınmaktaydı. Nitekim abdesti bozan hususlar bağlamında Muvatta’da İmâm Mâlik’e ait sadece bir iki satırlık bilgi söz konusu iken İmâm Ebû Hanîfe’nin fıkıh halkasındaki müzakerelerden hareketle telif edilen Asl’da ise rivâyetlere neredeyse hiç temas edilmemektedir.

Kısaca ifade etmek gerekirse İmâm Mâlik’in fıkıh faaliyeti, Küfelilerin fıkıh anlayışından üslup ve yöntem açısından farklılık arz etmekteydi. İmâm Ebû Hanîfe’nin ders halkasında rivâyetlerden ziyade onlardan hareketle istikra yöntemiyle genel prensiplere ulaşma ve bu prensipler bağlamında fıkıh faaliyetini gerekçelendirerek ele almak söz konusu iken İmâm Mâlik, hadis ve rivâyetleri aktararak konulara çözümler üretmekle meşguldü. Bundan ötürü İmâm Mâlik, farazî fıkıhla meşgul olmaz, öğrencileri ona pek soru sormaz ve o da sorulardan pek haz almazdı. Nitekim Esed b. Furât (ö. 213/828) gibi ders halkasına yeni katılmış kişiler, fazla soru sorduklarında İmâm Mâlik tepkisini göstermiş ve “re’y istiyorsanız Irak’a gitmelisiniz” demiştir. Bunun üzerine Esed, İmâm Mâlik’in ders halkasını terk edip Ebû Hanîfe’nin öğrencilerinin ders halkasına katılmış, fakat İmâm Mâlik’in vefat etmesiyle beraber onun fıkıh düşüncesini re’yle ifade eden ilk hukukçulardan biri olmuştur.2

1. Muvatta’ın Kaynakları

İmâm Mâlik’in, hangi tarihte Muvatta’ı yazmaya başladığı ve hangi tarihte bitirdiği net olmamakla beraber kabaca hicrî 140’lı yıllarda başlayıp hicrî 160’lı yıllarda tamamladığı söylenebilir.3 A‘zamî daha erken bir dönemde yazıldığını iddia eder ve bu bağlamda önemli bazı delillere yer verir.4 Fakat dönemin telif ve rivâyet geleneğinden dolayı bir eserin bitiş tarihini net şekilde tespit etmek pek kolay değildir.5

İçinde bulunan bazı ifadelerden dolayı Muvatta’ın doğrudan İmâm Mâlik tarafından telif edilmediğini iddia edenler olsa da bu iddianın, dönemin telif geleneğini bilmemekle ilgili olduğu söylenebilir. Ayrıca İmâm Mâlik’in, İmâm Ebû Hanîfe’nin (ö. 150/767) tasnifinden hareketle Muvatta’ı bâblara ayırdığı iddia edilmişse de kanaatimizce bu iddiayı destekleyen yeterli veri bulunmamaktadır. Aksine aynı dönemde kaleme alınan Muvatta ve Asl gibi eserler mukayese edildiğinde Muvatta’ın tasnif hususunda daha ileri bir seviyede olduğu görülür.

İmâm Mâlik’in Muvatta’ından önce veya aynı dönemde telif edilmiş yetmiş civarında Muvatta’dan bahsedilmektedir. Ayrıca İmâm Mâlik’ten evvel Medine’de pek çok siyer ve meğâzî türü eser kaleme alınmıştı. Fakat İmâm Mâlik’e ait Muvatta’ın haricinde içeriğiyle ve kapsamıyla ilgili bilgi sahibi olduğumuz sadece İbn Ebî Zi’b’in (v. 159/776) ve Abdülazîz el-Mâcişûn’un (v. 164/780) Muvatta adlı eserleri söz konusudur. Zira İbn Ebî Zi’b’e ait Muvatta’ın çok hacimli olduğu ifade edilirken Abdülazîz el-Mâcişûn’un ise hadis ve rivâyet içermediği aktarılır. Ayrıca İbn Vehb’in (ö. 197/813) Muvatta’ından bahsetmek mümkün olsa da o, eserini İmâm

Mâlik’in Muvatta’ından hareketle ve onun vefatını müteakip telif etmiştir.

Bu dönemde, Medine’de kaleme alınan pek çok eserin “muvatta” diye isimlendirildiği ve bu kavramın, Medine’de uygulana gelen fıkhî normları ve uygulamaları cem eden eser anlamında olduğu anlaşılmaktadır.6 Nitekim İmâm Mâlik’e bunca Muvatta varken neden böyle bir eser telif etmeyi düşündüğü sorulmuştur. Aktarılan bir başka anekdota göre İmâm Mâlik, içinde pek rivâyet bulunmadığından dolayı Abdülazîz el-Mâcişûn’un Muvatta’ını tenkit eder ve kendisi rivâyetlerden hareketle bir Muvatta yazacağını belirtir. Nitekim Mâcişûn’un Muvatta’ının günümüze ulaşan hac bölümünde isnâdlı tek bir rivâyetin bulunması da ilgili anekdotu doğrulamaktadır.7 Ayrıca vefat ettiğinde İmâm Mâlik’in evinde “kütübü ehli’l-Medine (Medinelilerin kitapları)”nın bulunması aynı hususu desteklemektedir.8 Zira Medinelilerin kitaplarından maksat İbn Şihâb ez-Zührî’nin dosyaları başta olmak üzere Medine’de yazılan risâleler ve Muvatta’lar olmalıdır. Nitekim İmâm Mâlik’in oğlundan aktarılan bir anekdotta, vefat ettiğinde İmâm Mâlik’in evinde yedi sandık dolusu evrak bulunduğu ve içinde İbn Şihâb ez-Zührî ile Medine ehlinin kitaplarının çıktığı belirtilir.9

Hâsılı İmâm Mâlik’in yazdığı Muvatta’ın kendisinden önce kaleme alınan Muvatta’lara ve günümüze ulaşmayan pek çok risaleye dayandığı söylenebilir. Nitekim Zeyb b. Sâbit’in Ferâiz adlı eseri bağlamında yaptığımız müstakil bir çalışmada zaman zaman paragrafların dahi aynı olduğu tespit edilmiştir.10 Fakat İmâm Mâlik, Hz. Zeyd’in ismine yer vermeden “Medine’de üzerinde icmâ edilen uygulamalar” şeklinde bu bilgilere yer verir. Diğer bir ifadeyle Zeyd b. Sâbit’in risalesi, muhtemelen bütün Muvatta’lara kaynaklık ettiğinden “Medine’de icmâ edilen hususlar” denilerek ele alınmıştır. Ayrıca İmâm Mâlik’in, yetmiş Medineli âlime sunduğundan dolayı eserini “Muvatta” diye isimlendirdiğine dair anekdotun, kendi döneminde yazılmış Muvatta’lara arz etmesi şeklinde anlaşılması da mümkündür.11

Muvatta’ın kaynakları arasında ayrıca Ebû Bekr b. Hazm’ın evinde bulunan ve Hz. Peygamber döneminde yazılan vesikanın olduğu,12 Ömer b. Abdülaz’in bazı belgelerinin yer aldığı,13 İmâm Mâlik’in bizzat Hz. Ömer’in Sadaka adlı risâlesini gördüğü ve ondan alıntılar yaptığı anlaşılmaktadır.14 Dolayısıyla günümüze ulaşmayan pek çok risalenin ve eserin Muvatta’a kaynaklık ettiği söylenebilir.

2. Muvatta Hadis Eseri midir?

Bazı araştırmacılar Muvatta’ı fıkıh eseri olarak kabul ederken diğer bazı araştırmacılar hadis eseri olarak kabul etmektedir.15 Hadis eseri olarak kabul edilmesinin temel nedeni, Muvatta’ın baskın şekilde isnâdlı rivâyetlerden teşekkül etmesi ve kendisinden sonra kaleme alınan hadis külliyatına kaynaklık etmesidir. Ancak Muvatta’ı diğer hadis kaynaklarından ayıran temel bir özelliği söz konusudur. Zira pek çok bölümde rivâyetler baskın iken bazı bâb ve kitâblar tamamen İmâm Mâlik’in ifadelerinden teşekkül etmektedir. Dolayısıyla İmâm Mâlik’in Muvatta’ı yazmakla neyi hedeflediği ve neden böyle bir eser yazdığı üzerinde titizlikle durulmalıdır.

 

İmâm Mâlik’in, Muvatta’ı hadisleri derlemek için telif etmediği, aksine fıkıh düşüncesini temellendirmek için kaleme aldığı söylenebilir. Zira Mâcişûn’un eserini tenkit ederken kullandığı cümlelerden de anlaşıldığı üzere o, Medine amelini yani Medine fıkhını derlemek için bu eseri kaleme almıştır. Ayrıca Muvatta’ı yazmasını teklif eden idareciler, ondan hadis kitabını değil, her bölgede uygulanmak üzere bir fıkıh/kanun kitabı yazmasını talep etmişlerdir. Dolayısıyla İmâm Mâlik’in, Medine amelini ve kendi görüşünü temellendirmek için rivâyetlere yer verdiğini söylemek pek uzak bir ihtimal değildir. Zira o, rivâyetlere yer vermesine rağmen zaman zaman amelin bunlara göre olmadığını ifade eder ve rivâyetler arasında Medine amelini tespit etmeye çalışır. Ayrıca İmâm Mâlik, murâbaha, mirâs ve köle gibi bazı bölüm ve alt başlıklarda rivâyetlere pek yer vermeden kendi ifadeleriyle yani re’yle konuları ele alır ve bütün bu özellikleri Muvatta’ın, klasik hadis eserlerinden farklı olduğunu göstermektedir.

Bu durumda, İmâm Mâlik’in neden böyle bir fıkıh eseri kaleme alıp Kûfeliler gibi bir eser yazmadığı akla gelebilir. Daha önce ifade ettiğimiz üzere İmâm Mâlik başta olmak üzere muhaddisler, bu dönemde Kûfelilerin geliştirdikleri yazım türünü bidat olarak değerlendirip böyle bir yazım türüne mesafeli kimselerdir. Kûfelilere ehl-i re’y denilmesi de takip ettikleri bu üslup ve yöntem farklılığından kaynaklanmaktadır.

Muhaddislerin tutumunu anlamak için İmâm Mâlik gibi dönemin önemli muhaddislerinden kabul edilen Ahmed b. Hanbel’in (ö. 241/855) fıkıh anlayışına göz atmak yararlı olacaktır. Zira onun ders notlarından hareketle telif edilen Mesâil’ler incelendiğinde İmâm Ahmed’in, Kûfelilerin başını çektiği ve İmâm Şâfiî’nin (ö. 204/820) devam ettirdiği yazım üslubunu bidat olarak değerlendirdiği, bundan dolayı hocası İmâm Şâfiî’yi dahi tenkit ettiği görülür.16Ayrıca Ahmed, ideolojik hadisçiliğin zirve yaptığı bir dönemde yaşadığından daha ileri giderek Muvatta’ın içinde bulunan yorumların dahi çıkarılmasını teklif etmiştir.17 Dolayısıyla İmâm Mâlik’in Muvatta’da takip ettiği yöntem, Hicazlıların başını çektiği fakih muhaddislerin fıkıh anlayışını yansıtmaktadır. Dolayısıyla Zeyd b. Ali’ye (ö. 122/740) nisbet edilen el-Mecmû, İbn Ebî Arûbe’nin (ö. 156/773) el-Menâsik, İbn Cüreyc’in (ö. 150/767) Kitâbü’s-Sünen ve Evzâî’nin (ö. 157/774) Kitâbü’s-Sünen fi’l-fıkh ve Sevrî’nin (ö. 161/778) el-Câmi adlı eserleri de rivâyet merkezli fıkıh kitapları olarak kabul edilmelidir.

Muvatta, Mâlikî mezhebinde temel fıkıh eserlerinden kabul edildiğinden dolayı Müdevvene ile teâruzu durumunda hangisine itibar edileceği konu edinir. Nitekim Mâlikî hukukçu İbn Abdilber (v. 463/1071), el-Kâfî adlı fıkıh eserinde temel kaynaklarını zikrederken Muvatta’ı fıkıh eseri olarak ele alıp Müdevvene’ye takdim eder.18 Bir başka Mâlikî hukukçu İbn Rüşd (v. 520/1126) de fıkıh sahasında Muvatta’dan sonra Müdevvene kadar faydalı başka bir kitap bulunmadığını ve fıkıh alanında Muvatta’ın Müdevvene’den daha öncelikli olduğunu belirtir.19

3. Muvatta’ın Fukaha Üzerindeki Etkisi

Hicrî ikinci asrın ortalarında, Hicaz bölgesinin en karizmatik âlimlerin başında İmâm Mâlik gelmekteydi. Onun fıkıh halkası Mescid-i Nebevî’de olduğundan ve hadis, dönemin en önemli bilgi kaynağı kabul edildiğinden kendisine binlerce kişi öğrencilik yapmaktaydı. Dolayısıyla onun fıkıh halkası, mahiyet itibariyle Ebû Hanîfe’nin ders halkasından farklılık arz etmekteydi. Nitekim devlet ricâlinin de Iraklı birinden değil de İmâm Mâlik’ten her bölgede uygulanacak bir metin hazırlamasını teklif etmelerinin arkasında aynı gerekçe yatmaktaydı. Öyle ki Halife Mehdî ve Halife Hâdî’nin dahi İmâm Mâlik’ten Muvatta’ı dinlediği ve onun râvîlerinden olduğu belirtilir.20

Hicaz, Hz. Peygamber’den itibaren hadis eğitimi başta olmak dinî bilginin en önemli merkezi kabul edilmiştir. Ancak Muvatta’dan sonra farklı bir ivme kazandığı da söylenebilir. Öyle ki Ebû Hanîfe’nin vefat etmesiyle beraber öğrencileri; Ebû Yusuf (ö. 182/798) ve Şeybânî’nin (ö. 189/805) İmâm Mâlik’le iletişime geçtiği, Şeybânî’nin üç küsur yıl boyunca İmâm Mâlik’e öğrencilik yaptığı ve onun râvîlerinden biri olduğu kabul edilir. Mısır diyarında, Leys b. Sa‘d gibi İmâm Mâlik’in akranları yaşamasına rağmen Mısırlı İbn Kâsım (ö. 191/806), İbn Vehb (ö. 197/813) ve Eşheb (ö. 204/820) gibi âlimler Medine’ye gidip İmâm Mâlik’in yanında uzun bir süre kalmışlardır. Ayrıca Ali b. Ziyâd’ın (v. 183/799) ve öğrencisi Esed b. Furât’ın Kayravan’dan gelip Medine’de ilim talep etmesi, İmâm Mâlik’in en önemli râvîlerinden Yahyâ b. Yahyâ el-Leysî’nin (ö. 234/849) Endülüs’ten gelip Medine’de eğitim görmesi ve Mekke fıkıh düşüncesine hâkim olan İmâm Şâfiî’nin yirmili yaşlarda İmâm Mâlik’in ders halkasına katılmak için idarecileri araya koyması hem İmâm Mâlik’in hem de Muvatta’ın karizmasını göstermesi açısından büyük önem arz etmektedir.

Dihlevî (ö. 1176/1762), Muvatta’ın etkisi ve önemi bağlamında şöyle der:

“Muvatta’ı doğrudan İmâm Mâlik’ten binden fazla kişi rivâyet etmiş ve insanlar, uzak bölgelerden hareket ederek ilim elde etmek için ona gelmişlerdir… Muvatta, İmâm Mâlik döneminde öyle bir şöhret elde etmişti ki İslam coğrafyasının tamamına ünü yayılmıştı. Öyle ki zamanla daha meşhur ve daha çok itina gösterilen bir kitap haline geldi. Fukaha-i emsâr, mezheplerini onun üzerine bina etmiş, Iraklılar dahi bazı konularda böyle yapmışlardır... (Âlimlerin teveccühü ve şöhret açısından) Muvatta ile İmâm Muhammed’in Âsâr’ını ve/veya Ebû Yusuf’un Emâlî’sini mukayese ettiğinde aralarında ciddi farkların olduğunu göreceksin.”21

İmâm Mâlik, ders halkasında arz veya semâ yöntemiyle bir, iki veya iki buçuk sayfa metin okuyarak ders verirdi. Esed b. Furât gibi uzak diyarlardan gelenler kısa süre içinde daha fazla ders almayı teklif etmelerine rağmen İmâm Mâlik tarafından kabul görmemişti. Diğer bir ifadeyle İmam Mâlik’in, en azından telif ettikten sonra ders halkasında Muvatta’ı okuttuğu görülür. Öğrencileri, ders halkasında Muvatta’ı yazdıkları gibi onun sorulara verdiği cevapları da yazmaktaydılar. Nitekim Esediyye’nin yazılması sürecinde İbn Kâsım’ın yanında bulunan notlar ve İbn Vehb’in Muvatta’ında bulunan bazı bilgiler bunu göstermektedir.

Seksen civarında Muvatta rivâyeti olduğu ve doğrudan İmâm Mâlik’ten Muvatta’ın tamamını dinleyenlerin bin küsur kişi olduğu belirtilir.22 Sadece Yahya b. Bukeyr’in (v. 231/845), on yedi veya on dört defa Muvatta’ı dinlediği bizzat ondan aktarılmıştır.23 Ayrıca İmâm Mâlik henüz hayatta iken Muvatta, râvîler vasıtasıyla İslâm coğrafyasının pek çok bölgesine ulaşıp hüsnü kabul görmüştür. Nitekim İmam Şâfiî’nin, pek çok meselede kendisine muhâlif olmasına rağmen Allah’ın kitabından sonra Muvatta’dan daha sahih bir kitabın olmadığını belirtmesi büyük önem arz etmektedir. Dolayısıyla aynı dönemde kaleme alınan Muvatta ile Âsâr veya Asl arasında bu anlamda yapılacak basit bir mukayese dahi Muvatta’ın etkisini ve ne denli özgül ağırlığa sahip olduğunu gösterecektir.

İmâm Mâlik’in fıkıh anlayışı, yarım asır boyunca Muvatta üzerinden yayılır. Zira Muvatta’ın dışında doğrudan kendisi tarafından kaleme alınmış her hangi bir fıkıh eseri söz konusu değildir. Dolayısıyla Muvatta, hicrî ikinci asrın sonlarına kadar İmâm Mâlik’in fıkıh anlayışının en önemli eseri kabul edilmiştir. İmâm Mâlik’in fıkıh anlayışı, Muvatta üzerinden ele alındığından Afrika bölgesine Ali b. Ziyâd et-Tûnusî, Endülüs’e Gâzî b. Kays, Mısır’a İbn Kâsım (ö. 191/806), Irak’a ise Süleyman b. Bilâl ve Mesleme el-Ka‘nebî (ö. 221/836) vasıtasıyla girdiği belirtilir.

Esed b. Furât, İmâm Mâlik’in vefat etmesiyle beraber Mısır’a gidip İbn Kâsım’la beraber Hanefî üslubuna yakın şekilde, diğer bir ifadeyle re’y yöntemiyle İmâm Mâlik’in fıkıh anlayışını ele alır. Dolayısıyla zamanla İmâm Mâlik’in fıkıh anlayışı, Mısır ve Afrika’da Esediyye ve onun ikinci versiyonu olan Müdevvene üzerinden yayılır. Endülüs’te ilk etapta Yahyâ b. Yahyâ el-Leysî’nin (ö. 234/849) Muvatta rivâyeti üzerinden yayılırken İbn Habîb’in (ö. 238/853) el-Vâdıha ve İbn Mevvâz’in (ö 269/883) el-Mevvâziyye adlı eserinin telif edilmesiyle beraber İmâm Mâlik’in fıkıh anlayışı bu kitaplar üzerinden okunmaya başlar.

Mâlikîlerin dışında kalan fakihler de Muvatta’ı kaynak kabul edip ondan istifade etmişlerdir. İmâm Şâfiî, neredeyse bütün eserlerinde Muvatta’dan alıntılar yapar, fakat Muvatta ismine yer vermez. Zira İmâm Mâlik’in yanında on yıl civarında kalan İmâm Şâfiî, Muvatta’ın önde gelen râvîlerinden kabul edilir. Ayrıca Müzenî’nin Muhtasar’ında yer alan bir ifadeye göre İmâm Şâfiî’nin Muvatta üzerine bir imlâ çalışması olduğu anlaşılmaktadır.24 Muhammed eş-Şeybânî de Ebû Hanîfe’nin vefatından sonra üç küsur yıl İmâm Mâlik’in yanında kalıp Muvatta’ı dinlemiş ve ondan rivâyet etmiştir. Ayrıca Medinelilere reddiye olarak kaleme aldığı el-Hücce‘ala ehli’l-Medine adlı eserinde Muvatta’dan pek çok rivâyet aktarır ve bu bağlamda hem Kûfelilerin görüşünü temellendirir hem de İmâm Mâlik’e itirazlarda bulunur. Bizzat İmâm Mâlik’ten semâı olmayan Ahmed b. Hanbel ise onun öğrencileri vasıtasıyla Muvatta’ı dinlemiştir.

Hâsılı günümüze ulaşan ilk eserlerden kabul edilen Muvatta, rivâyet merkezli fıkıh eseri olup Medine fıkhını yansıtmaktadır. İmâm Mâlik, bu eserinde hadis ve rivâyetlerden hareketle fıkıh konularını ele almış, hadislerin baskın olduğu meselelerde satır aralarında kanaatini kısa cümlelerle ifade etmekle yetinmiş, fakat rivâyetin pek bulunmadığı veya yetersiz olduğu alt başlıklarda fıkhî gerekçelere yer vermese de kendi ifadeleriyle konulara durumunu dikkate almıştır. 

Dr. Öğretim Üyesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, İslam Hukuku A.B.D*

Detaylı bilgi için bkz. Mansur Koçinkağ, Erken Dönem İslam Hukuk Düşüncesinde Re’y ve Hadis, İstanbul: Rağbet Yayınları, 2018, s. 99-112, 214 vd.

Muvatta’ın telif tarihi için bkz. Koçinkağ, Re’y ve Hadis, s. 216-220; Özkan, Halit, “Amele Delâlet Eden Tabirler Açısından Muvatta Nüshaları”, İslâm Araştırmaları Dergisi, 25, (2011), s. 6-11.

Mustafa el-A‘zamî, Muvatta’ın mukaddimesi, İmârât: Müessesetü Zâyid, 1425/2004, I, 267-277; Koçinkağ, Re’y ve Hadis, s. 218-219.

Detaylı bilgi için bkz. Koçinkağ, Re’y ve Hadis, s. 214 vd.

Bazı âlimler, ilk defa Muvatta isminin Mâlik tarafından kullanıldığını iddia etmiş olsalar da (Süyûtî, Tenvîrü’l-havâlik şerh alâ Muvattai Mâlik, Beyrut: Dârü’l-kütübi’l-ilmiyye, ts., I, 7) bu iddia, tabakât ve fehârüs türü eserlerde yer alan bilgilerle çelişmektedir.

Kitâbü’l-hac bölümünün analizi için bkz. Koçinkağ, Re’y ve Hadis, s. 156 vd.

Kâdîİyâz, Tertîbü’l-medârik, Mağrib: Matba‘atü Fedâle, 1965, I, 186.

Kâdîİyâz, Tertîbü’l-medârik, I, 186-187.

Detaylı bilgi için bkz. Koçinkağ, “Risâletü’l-ferâizli Zeyd b. Sâbitme‘aşer hihâli Ebi’z-Zinâd”, Tasavvur Dergisi, s. 4, s. 1, s. 329-353.

Süyûtî, Tenvîrü’l-havâlik, I, 7.

Mâlik, “Kur’ân”, 1, “Ukûl”, 1

Mâlik, “Zekât”, 18, 20, 39, “Hudûd”, 27.

Mâlik, “Zekât”, 23, 24.

Brokelman, Târîhu’l-edebi’l-‘arabî, Dâru’l-me‘ârif, ts., III, 275; Sezgin, Fuat, Târîhuturâsi’l-arabî, (GAS), (trc. M. Fehmî Hicâzî), I, Riyad 1411/1991, I/3, 130; Kandemir, Yaşar, “el-Muvatta”, DİA, XXXI, İstanbul 2006, XXXI, 416.

16 Ahmed b. Hanbel, Mesâilü’l-İmâm Ahmed b. Hanbel (Abdullah rivâyeti), (thk. Züheyr Şâvîş), Beyrut 1401/1981, s. 437; İbn Ebî Ya‘lâ, Tabakâtü’l-Hanâbile, (thk. Abdurrahman b. Süleyman el-Useymîn), Mekke 1419/1999, II, 79.

İbn Receb el-Hanbelî, Şerhu ‘İleli’t-Tirmizî, (thk. Hemmâm Abdürrahîm), Ürdün 1407/1987, I, 345.

İbn Abdilber, el-Kâfî fî fıkhi ehli’l-Medîne, (thk. Muhammed b. Muhammed el-Mûritânî), Riyâd 1400/1980, I, 138.

1İbn Rüşd, el-Mukaddimâtü’l-mümehhidât, (thk. Muhammed Haccî), Dâru’l-ğarbi’l-İslâmî, Beyrut 1408/1988, I, 44. Ayrıca bkz. Muhammed b. Ahmed Alîş, (ö.1299/1882), Fethü’l-‘alîfi’l-fetvâ ‘alâmezhebi’l-İmâm Mâlik, Dâru’l-ma‘rife, ts., I, 73.

Süyûtî, Tenvîrü’l-havâlik, I, 11.

Dihlevî, Hüccetüllâhi’l-bâliğa, (thk. Seyyid Sâbık), Beyrut: Dâru’l-cîl, 1426/2005, I, 231.

Dihlevî, Hüccetüllâhi’l-bâliğa, I, 231; Nezîr Hamdân, el-Muvattaât, Dımaşk: Dârü’l-kalem, 1412/1992), s. 77 vd. Hatîb el-Bağdâdî, Muvatta’ın râvîlerinin 993 olduğunu tespit ederken Kâdî İyâz’ın verdiği isim listesine göre Muvatta’ın 1300 civarında râvisi vardır (Ayrıca bkz. İbn Âşur, Keşfü’l-muğattâmine’l-ma‘ânîve’l-el fâzi’l-vâki‘atifi’l-Muvatta, Dâru’s-selâm, Kâhire 1427/2006, s. 19).

Kâdî İyâz, Tertîbü’l-medârik, II, 14; Zehebî, Siyerua‘lâmi’n-nübelâ, (thk. Şu‘ayb el-Arnaût), Müessesetü’r-risâle, Beyrut 1405/1985, X, 614.

Müzenî, el-Muhtasar, (el-Ümm’le beraber), Dâru’l-ma‘rife, Beyrut 1410/1990, VIII, 184, 218.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul