İnsan madde ve manadan ibaret bir varlıktır. İnsanın maddî ve manevî bakımdan mutlu ve iyi bir kul olabilmesi, maddesi ile manası arasındaki dengeyi kurabilmesine bağlıdır. Bedenle ruh, madde ile mana, dünya ile ahiret arasındaki dengeyi sağlayabilmek için, İslâm dininde dünyaya karşı tutum noktasında, zühd, tevekkül, kanaat, cömertlik gibi bilinmesi gereken bir takım esaslar bulunmaktadır. Tarihî süreç içerisinde madde ile mana, dünya ile ahiret arasındaki dengeyi kurabilen pek çok şahsiyet olmuştur. Bu şahsiyetler, insanların dini gelişimi ve değişimi üzerinde önemli bir role sahip olduğu gibi dünyadaki yaşam ve hayat tarzlarını belirlemede de etkin bir role sahiptirler. Mâliki mezhebinin imamı, Hicret yurdunun sakini, büyük müctehid ve muhaddis Mâlik b. Enes (ö.179/795) bunlardan biridir.1 O Hz. Peygamber (s.a.s.)’le nurlanan Medîne-i Münevvere’nin mânevî ikliminde, O’nun hadislerini tahsil ve neşriyle meşgul olan bir çevre ve ailede yetişmiş bir kimse olarak tanınır. Son derece vakar sahibi, muttaki, zâhid ve âbid bir zat olarak bilinirdi. Onun şöyle dediği nakledilir: “İlim tahsil edenlere vakarlı, ciddî olmak ve geçmişlerin yolundan gitmek gerekir. İlim sahiplerinin, bilhassa ilmî müzakereler sırasında kendilerini mizahtan uzak tutmaları gerekir. Sesli bir şekilde gülmemek ve sadece tebessüm etmek, âlimin uyması gereken âdâbtandır.”2
İmam Mâlik’in hayatına baktığımızda ondan bahseden kaynaklar geçim kaynaklarından açık bir surette söz etmezler. Fakat kitaplar arasına serpilmiş haberler onun geçimini, tam olarak değilse de, biraz-olsun bilgi vermektedir. Ulema onun babasının ok, mızrak, yaptığını söylerler. Ancak kaynaklar onun bu sanatı yaptığına dair bilgi vermemektedirler. O daha küçüklüğünde ilme yönelmiştir. Menakıb kitaplarında kardeşi Nadr’ın kumaş ticaretiyle meşgul olduğunu yazar. Mâlik de onunla beraber satar ve ticaret yapardı. Tercih edilen görüşe göre İmam Mâlik ticaretle geçinirdi. Bazı kaynaklar bunu tasrih etmektedir. Mâlik’in Mısırlı öğrencisi İbn Kasım bu konuda şunları ifade etmektedir: “Mâlik’in 400 dinarı vardı, onunla ticaret yapardı, geçimi onunla idi.” Bununla birlikte ilk zamanlarda darlık içindeki çok güçlük ve sıkıntı içinde yaşantı içerisinde olduğu hatta böyle bir hayat sürdüğü için bazen kızının açlıktan ağladığı müşahede edildiğine dair bilgiler de mevcuttur. Bu konudaki rivayet şöyledir:
“İmam Mâlik bir defa Ebû Cafer Mansur’a halkın halini gözetmesini, yoklamasını tavsiye etti. O da vakıf olduğunu göstermek için ona şöyle dedi:
“Kızın açlıktan ağladığı zaman, komşular duymasın diye, el değirmeni taşını hareket ettirmelerini emreden sen değil misin? İmam Mâlik:
“Bunu Allah’tan başka kimse bilmez” deyince:
“Ben bunu biliyorum da, teb’amın halini mi bilmiyorum, sanıyorsun! Hiç bilmez olur muyum?” dedi.3 Öyle anlaşılıyor ki, bu güçlüğün, darlığın sebebi kendini ilim tahsiline verip geçim yolunu aramayı ihmal etmesi olarak kabul edilir. İbnu’l-Kâsım der ki: “Kendini ilim tahsiline vermesi, Mâlik’i evinin tavanını bozup ağaçlarını satmaya kadar zorladı. Fakat sonra dünya kucak açıp ona döndü.” Darlıktan sonra varlık içinde ömür sürdüğü anlatılan İmam Mâlik, Allah Teâlâ ona nimetlerini ihsan edip zenginlik ve servet verdikten sonra fakirlikten kurtulup bolluk içinde rahat bir hayata kavuşturdu, müreffeh bir hayat yaşamaya başladı. Onun bu durumu hayatının her safhasında, yemesinde, giyinmesinde, evinde bu nimetlerin eseri görünürdü. Bu bağlamda İmam Mâlik şöyle dedi:
“Kendisine Allah’ın ihsan ettiği nimetleri bir kişinin üzerinde görülmesi, ne sevimli şey, özellikle ilim sahipleri için.” Ve yine o şöyle derdi:
“Kur’ân okuyan zâhîd kimsenin elbisesinin beyaz olmasını severim.”4
İmam Mâlik elbisesine de çok itina gösterirdi. Giyimde renk olarak beyazı seçerdi. Beyazdaki temiz renk insanın içine ferahlık verir, zihni açar. En iyi elbise giyerdi. Ondan bahseden kaynaklarda şöyle denir: “İmam Mâlik, Aden, Horasan ve Mısır malı fiyatı pahalı elbise giyerdi.” 5 Elbisesini seçmede olduğu gibi temizliğe de çok dikkat ederdi. Fiyatı ne olursa olsun en iyisini, en güzelini ve en yakışanını seçerdi, temiz tutardı. Kardeşinin oğlu onun hakkında şöyle demiştir:
“İmam Malik’in elbisesinde asla mürekkep lekesi görmüş değilim.” 6 Hadis dersine çıkmadan önce abdest alır, güzel elbiselerini giyer, güzel koku sürünürdü. Ders boyunca vakar ve sekînetin muhafazasına dikkat ederdi. Bir keresinde Ebû Hâzim’in meclisine gitmiş, yer bulamadığı için ayakta kalmıştı. Ebû Hâzim’in naklettiği hadisleri yazmadığını görenler bunun sebebini sorduklarında şöyle demişti: “Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hadislerini ayakta iken almayı uygun görmedim.”7
Yemesine gelince, beslenmeye dikkat ederdi, kuru, bayat şey yemezdi, adi şeyler istemezdi. En iyi ve âlâ şeyleri bulup almakta son derece titizlik gösterirdi, bol et yerdi, fakat haddi de aşmazdı. Hicaz ülkesinde etin ucuz olduğu halde her gün ete iki dirhem harcardı.8 Bu düzen üzere gider, bundan şaşmazdı. Talebesinden biri şöyle demiştir:
“Eğer Mâlik yemek üzere her gün iki dirhemlik et almak için para bulamazsa, bunu tedarik için bazı eşyasını satmak gerekirse bunu da yapar, tahsisatı ete ayırmıştı. Yemek zevki vardı, en iyisini seçerdi, muzu çok beğenirdi, severdi. Onun için şöyle derdi: “Onun kadar cennet yemişlerine benzeyen bir şey yoktur. Yaz kış ne zaman ararsan bulursun. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Takvâ sahiplerine vâdolunan cennetin özelliği (şudur): Onun zemininden ırmaklar akar. Yemişleri ve gölgesi süreklidir. İşte bu, (kötülüklerden) sakınanların (mutlu) sonudur.” (Ra’d 13/35) 9
Evine gelince; evinin eşyasına, döşeme ve görünüşüne dikkat eder, önem verirdi. Rahat olmasına bakardı. Evin sağında, solunda her tarafına yumuşak kumaştan eşya döşenmişti, Kureyş’den, Ensar’dan ve eşraftan gelenler onların üzerine otururlardı.10 İmam Mâlik Medine›de, Mescid-i Nebî’de ders verirken Hz. Ömer’in hüküm ve meşveret için oturduğu yerde otururdu. Evi de büyük sahabi Abdullah b. Mes’ud’un oturduğu evdi.11
Giyimine, evine yiyeceğine, bütün yaşayışına böyle itina etmesi, içine rahatlık verir, gözü gönlü doyar, huzur ve ferahlığa kavuşurdu. Güzel kokuyu severdi. Talebesi Eşheb der ki: “Mâlik misk ve saire gibi en iyi kokuları kullanırdı.”12 Selef ve büyük din âlimleri nağme ile şiir dinlemişlerdir. Seleften İmam Mâlik b. Enes mûsikinin mubah olduğunu söyleyenlerdendir. Hicazlılar’ın hepsi nağmeyi mubah görürlerdi. Deve çobanlarının türküsü demek olan hudînin câiz olduğu hususunda icmâ vardır.13
İmâm Mâiik›in ileri görüşlülüğü, derin anlayışı bunları mülahaza ediyordu. Rivayet olunduğuna göre bir defa Halife Mehdi›ye şöyle demiştir: “Rabia bana şunu söylemiştir: “Kişinin nesebi, evidir, ondan belli olur. Zira güzel görünüşlü ev, gösterişli eşya, insana şeref kazandırır, nasıl ki nesep şeref verirse...” İmam Mâlik giyiminde güzelliğe, iyi görünmeye dikkat ederdi. Hiç bir zaman insanların önüne biçimsiz kılıkla çıkmazdı- Kaynaklar bu konuda şöyle bahseder: “Sabah olunca Mâlik elbisesini giyer, sarığını sarardı. Ev halkı ve dostları onu sarıksız, elbisesiz görmemişlerdir. Hiç kimse onu insanların gördüğü yerde, sokakta yiyip içerken asla görmüş değildir. “Mâlik bizimle beraber oturduğu zaman sanki bizden biriymiş gibi olur, bizimle beraber söze dalar, bizden daha çok tevazu gösterirdi. Fakat hadis-i şerif rivayetine başladığı zaman, artık sözü bizde heybet hissi uyandırır; sanki bizi tanımıyormuş, biz de kendisini tanımıyormuşuz gibi konuşurdu.”14
Onun bu müreffeh hayatında her türlü nimet vardı, bütün rahat imkânları sağlanmıştı, Gelir ve tahsisatından eline geçenleri, ticaret yaptığı zaman kazandıklarını, sultandan gelen hediyeleri, ihsanları, bunların hepsini sarf ederdi, bir ev bile almamış, kirada otururdu. İlk zamanda miras kalmış bir evi vardı, sonra onu sattı. Yukarıda geçtiği üzere ilim tahsil ederken geçimi için onun tavanlarının ağaçlarını satmıştı. İnsana şeref kazandıracağı için o insanın yediğine, giydiğine, evine dikkat etmesi anlayışında idi. Hülasa olarak şu ortaya çıkmıştır ki, o hayatının bir bölümünde, bu dünyada böyle müreffeh yaşadı. Birisi çıkıp şöyle diyebilir: Bu, din adamlarının dünya nimetlerinden yüz çevirmeleri, debdebeye kapılmaları, dünya ziynetine önem vermeleri gibi şeylerle nasıl barışır? Bu tarz hayat, onun gibi dindar bir adama yakışan dünya gösterişine, maddi süslere aldanmamak gibi şeylere uyması, yani bu türlü hayat, sultanların, ümerânın, saray adamlarının hayatıdır; âlimlerin ve din adamlarının hayatı değildir, onların hayattaki gayeleri manadır, madde değil, ruhtur, cisim değil!?
Bu ilk bakışta doğru gibi görünen bir sözdür fakat İmam Mâlik’in hayatını inceleyen, onun içinde bulunduğu ve etrafını saran olayları göz önüne, alınca, anlarız ki, o bu tarz yaşayışla dünya ziynetini, zevk ve saltanat sürmeyi kastetmedi, o ruh yüksekliği, gönül yüceliği ve huzur aradı, aşağı bir yaşayıştan uzaklaşıp yüceliğe yönelmek istedi. Şu da var ki normal iyi bir yaşayış içinde güzelce beslenip gıdasını alamayan, ifrat ve tefrike kaçmadan, aşırı gitmemek şartıyla hayat nimetlerinden faydalanmayan kimsenin, kuvveti yerinde, asabı sağlam, düşünce kudreti yerinde olmaz. Gönül huzursuz, fikri muzdarip olur. Kötü beslenme sonucu, düşüncesi bozuk olur, noksan beslenmeden idraki noksan kalır. Mide çok şiştiği zaman zararlı olduğu gibi, boş kalması da hem akla, hem cisme zararlıdır. Burada şu da unutulmamalı İmam Mâlik iyi beslenmekle oburluk yapıyor değildi. Çünkü kararınca temiz yemek günah değildir, o düşüncesi yerinde ilim talebinde başarılı ve sabırlı olsun, güçlüklere dayansın diye iyi besleniyordu. İslam›ın ruhunu anlamayan bazı sûfilerin yaptığı gibi, insanların önüne zayıf, bitkin, perişan bir halde çıkmak istemiyordu. İnsanların en zahidi olan Hz. Muhammed (s.a.s.) çok hırslı ve düşkün olmamak şartıyla en güzel ve temiz yemekleri seçerdi. İmam Mâlik’in, elbisesine, evine önem vermesi, bir yandan da ruh bakımındandı, madde için değil ilim erbabını, giydiklerine dikkat etmeye teşvik ederdi. Çünkü elbiseye önem verip temiz giyinmek, nefse ferahlık verir, gönlü açar, ruha neşe getirir. Bu sayede düşünce huzura kavuşur, fikir eğrisi, çalkantısı olmayan bir yolda selametle yürür. Giydiğine, oturduğu yere dikkat edip önem vermek, kişinin izzeti nefsini korur, şerefini artırır, insanlar arasında itibarı çoğalıp aşağı görülmekten kurtulur. Güzel giyinmek, güzel ev ve güzel ev eşyası, insanı hakir görülmekten, aşağılıktan kurtarır. Namı duyulup itibarı arttıktan, Allah ona bol rızk kapılarını açtıktan, halifelerin ihsanları çoğaldıktan sonra belki de ticareti bırakmış, rızık kazanmak için çalışmaktan vazgeçmiştir. Allah ona lütuf ve kereminden ilme kendini verme yolunu açmış, kazanç peşinde koşmaktan onu müstağni kılmıştır.15 Sözün kısası İmam Mâlik hayatında geçim darlığı ve yokluk da gördü, ferahlık ve bolluk da gördü. Her iki durumda da haline şükretti.”16 İşaret ettiğimiz gibi yemesinde, giyinmesinde, evinde, her şeyde bu nimetlerin eseri görüldü, müreffeh bir hayat yaşamaya başladı. Bununla birlikte o Allah’a olan kulluğunu ve ibadetini en güzel şekilde devam ettirdi. Zulme ve haksızlığa karşı hep bir duruşu vardı. Kadı Iyâd’ın naklettiğine göre İmam Mâlik’in her gece kılmayı alışkanlık haline getirdiği belli bir miktar gece namazı vardı. Cuma geceleri ise bütün geceyi ihya ederdi. Bir keresinde namaz kılarken Fatiha’dan sonra Tekâsür Suresi’ni okumaya başladı. “Sonra, andolsun ki o gün her nimetten sorguya çekileceksiniz” mealindeki ayete geldiği zaman uzun uzun ağladı. Bir taraftan ayeti tekrar ediyor, bir taraftan da ağlıyordu. Nihayet tan yerinin ağardığını hissettiğinde rükû ve secde yaparak namazını tamamladı. Zorlama altında söylenen boşama sözünün geçerli olmayacağı konusunda fetva verdiği zaman, bu fetva Emevî sultanları tarafından halktan zorla alınan biatın geçerli olmayacağı görüşünde olduğu şeklinde yorumlanmış, İmam Mâlik bu yüzden takibata uğramıştı. Hatta kendisine sopa atılmış, işkenceden dolayı omuzu çıkmıştı. Bu takibat sürecinde bile gece namazını aynen devam ettirmişti. Kendisine, “Bari bu durumda gece namazını biraz hafiflet” denildiğinde şöyle mukabele etmişti: “Allah için amel işleyen bir kimseye gereken, o amelini güzelleştirmektir.”17 Mâlik b. Enes rüyada görülmüş ve kendisine, “Allah Teâlâ sana ne yaptı?” denilmiş. Buyurmuş ki: “Hz. Osman cenaze gördüğü zaman söylediği kelimeyi söylemekle beni bağışladı. O kelime şudur: Sübhâne’l-hayyi’llezi lâ yemût (O ölmeyen ve hay olan Hakk’ı tenzih ederim).”18
Kendisinden tavsiye isteyen birisine şöyle demişti: “Allah Tealâ’dan ittika et ve hadisi ancak ona ehil olan kimseden al.”19 İmam Mâlik dünyaya bakışını ve zühd anlayışını ortaya koyan önemli unsurlardan biri devrinin halîfelerine nasihatlerde bulunması onlara sahâbe ve tâbiînin zühd ve takvâ içindeki güzel hâllerini misal vermesidir. Döneminin halifesine yazdığı bir mektubunda şöyle demekteydi:
“Hz. Ömer (r.a.) 10 defa hac yaptı. Benim bildiğime göre bir haccında ancak 12 dinar harcardı. Çadırda değil, ağaç gölgesinde konaklardı. Süt kırbasını boynunda taşırdı. Çarşı-pazar dolaşır, oradakilerin hâlini sorardı. Mâlûm olduğu üzere, yaralandığı zaman ashâb-ı kiram yanına geldiler; onu methetmeye, övmeye başladılar. Hazret-i Ömer, ise onlara şöyle mukabelede bulundu: “Böyle sözlere kapılan aldanmıştır. Eğer dünya dolusu altın olsa, mahşer gününün korkularından kurtulmak için onların hepsini fedâ ederdim! Hz. Ömer ki, her işi doğru ve adâlet üzereydi. Her şeyde muvaffak olmuştu. Rasûlullah (s.a.s.) onu cennetle müjdelemişti. Bununla birlikte o; yine korku içinde, üzerine aldığı müslümanların işlerini daha iyi idare edebilme gayretinde idi. O, böyle düşünürse başkalarının hâli nice olur? Ey halîfe! Sen, Allâh’a yaklaştıracak işler yap ki, o amellerin yarın seni kurtarsın. Seni ancak amelinin kurtaracağı o dehşetli günden kork! Geçmiş insanlardan iyiler sana örnek olsun. Takvâya sarıl! Her ne iş yapmak istersen, takvâ sana rehber olsun. Sana yazdıklarımı her zaman göz önünde tut! Onlara uymayı, onları almayı ve onlara göre hareket etmeyi kendine vazife bil. Allah’tan tevfik, hidâyet ve irşad niyâz ederim.” 20 Bekr b. Süleyman es-Savvâf şöyle diyor: “Vefat ettiği gece Mâlik b. Enes’in yanındaydık. Ona, ‘Kendini nasıl buluyorsun?’ diye sorduk. O da, ‘Size ne diyeceğimi bilmiyorum. Fakat şu kadarını söyleyeyim ki siz, Hak Teâlâ’nın affından, sizin için hesabınızda tahmin ve zannınızda olmayan bir şekilde gözlerinizle müşahede edeceksiniz’ dedi. Sonra çok geçmeden gözlerini yumdu.”21
İmam Malik, ilim bakımından ne kadar yüksek ise ahlak, zühd ve takva, fazilet ve kerem yönüyle de o kadar yüksek idi. İmam Mâlik fetihler, dünyalık elde etmek veya benzeri sebeplerden dolayı bulundukları yerden ayrılırken Medine’ye büyük bir bağlılık gösterirdi. Hatta Harun Reşid, kendisini halifeliğin merkezi olan Bağdad’a davet edince: “Ey mü’minlerin emiri! Resul-i Ekrem (s.a.s.), ‘Benden sonra bir kısım kimseler dünya nimetlerini elde etmek için Medine’den çıkacaklardır, fakat bilseler Medine kendileri için daha hayırlıdır.’ buyurmuştur. Artık reva mıdır ki, ben bu mübarek beldeyi terk edeyim?” diye özür dilemişti. 22
Sonuç olarak İmam Mâlik’in dünyaya bakış ve zühd anlayışının; Müslüman bireyin Allah’a kul olma bilinciyle dünyaya yüz çevirmek değil, aksine dünya ve hayatın içinde kalarak meşrû sınırlar içinde her türlü lüks ve israftan uzak durarak, dünya nimetlerinden istifade etmek, toplumdaki vazifelerini yerine getirerek içinde bulunulan dünyanın imar ve tanzimine katkıda bulunmak olduğu anlaşılmaktadır. Bu anlayışıyla o Müslüman bireyi yaşanan hayattan çekmek değil, bütün yönleriyle yaşanan hayatın içinde görmeyi istemiş, zühdün dünyadan el etek çekip münzevi bir hayat sürmek olmadığını da göstermeyi murat etmiştir. Çünkü yolundan gittiği Hz. Peygamber (s.a.s.)’in dünyaya bakışı ve zühd anlayışı böyle idi. Meseleye günümüz açısından bakıldığında; genelde bütün insanlık ve özel anlamda biz Müslümanların bu tür bir zühd anlayaşına ne kadar muhtaç olduğumuz görülen bir hakikattir.
*Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi-ANKARA
Ahmet Özel, “Mâlik b. Enes”, DİA, İst. 2003, XXVII, 506-513.
Ebu Nuaym , Hilyetu’l -Evliyâ Hilyetu’l-Evliyâ ve Tabakatu’l-Asfiyâ, Dâru’r-Reyhân li’t-Turâs, Kahire Tsz.
Ebû Ya’la el-Halil b. Abdullah b. Ahmed Halili, el-İrşad fî ma’rifeti ulemai’l-hadis, thk. Muhammed Saîd b. Ömer İdris, Riyad : Mektebetü’r-Rüşd, 1989.
Esat Kılıçer, “Büyük İslam Bilginlerinden İmam-ı Malikb. Enes”, Diyanet İlmi Dergi 1969, cilt: VIII, sayı: 80-81.
Kādî İyâz, Tertibü’l-medarik ve ta’krîbu’l-mesâlik li-ma’rifeti a’lâmi mezâhibi Malik, el-Memleketü’l-Mağribiyye. 1983
Kuşeyrî, Kuşeyrî Risâlesi, (Haz. Süleyman Uludağ), İst. 1981.
Muhammed Ebu Zehra, İmâm Mâlik Heyatuhu Asruhu ve Ârâûhu ve Fıkhuhu, Tsz. Dâru’l-Fikr.
Muhammed Ebu Zehra, İmam Mâlik, trc. Osman Keskioğlu, Ankara1984.
Bkz. Kādî İyâz, Tertîbu’l-medârik, I, 45-279; Ahmet Özel, “Mâlik b. Enes”, DİA, İst. 2003, XXVII, 506-513.
Bkz. Muhammed Ebu Zehra, İmâm Mâlik Heyatuhu Asruhu ve Ârâûhu ve Fıkhuhu, Tsz. Dâru’l-Fikr, s. 57; Ayrıca bkz. İmam Mâlik, trc. Osman Keskioğlu, Ankara1984
Bkz. Kādî İyâz, Tertîbu’l-medârik, I, 110.
Bkz. Muhammed Ebu Zehra, İmâm Mâlik s. 53; Ayrıca bkz. İmam Mâlik, trc. Osman Keskioğlu, Ankara1984
Bkz. Muhammed Ebu Zehra, İmâm Mâlik s. 54.
Bkz. Muhammed Ebu Zehra, İmâm Mâlik, s. 52-54.
Bkz. Ebû Ya’la el-Halil b. Abdullah b. Ahmed Halili, el-İrşad fî ma’rifeti ulemai’l-hadis, thk. Muhammed Saîd b. Ömer İdris, Riyad : Mektebetü’r-Rüşd, 1989, s. 26.
Bkz. Kādî İyâz, Tertîbu’l-medârik, I, 116.
Bkz. Muhammed Ebu Zehra, İmâm Mâlik s. 54.
Bkz. Muhammed Ebu Zehra, İmâm Mâlik s. 54.
Bkz. Ebu Nuaym , Hilyetu’l -Evliyâ, VI, 346
Bkz. Muhammed Ebu Zehra, İmâm Mâlik s. 54.
Kuşeyrî, Kuşeyrî Risâlesi, (Haz. Süleyman Uludağ), İst. 1981, s. 515
Bkz. Muhammed Ebu Zehra, İmâm Mâlik, s. 53.
Bkz. Muhammed Ebu Zehra, İmâm Mâlik,, s. 56-57.
Bkz. Kādî İyâz, Tertîbu’l-medârik, I, 111.
Bkz. Kādî İyâz, Tertîbu’l-medârik, I, 178.
Kuşeyrî, Kuşeyrî Risâlesi, s. 579
Bkz. Kādî İyâz, Tertîbu’l-medârik, I, 185-186
Bkz. Kādî İyâz, Tertîbu’l-medârik, I, 271
Kuşeyrî, Kuşeyrî Risâlesi, s. 272.
Esat Kılıçer, “Büyük İslam Bilginlerinden İmam-ı Malikb. Enes”, Diyanet İlmi Dergi 1969, cilt: VIII, sayı: 80-81, s. 28


