İmam Mâlik (93-179 H./ 712-795 M.) hazretleri Medine’de doğmuş, 86 yıl ömür sürmüş, ömrünün tamamını Medine-i Münevvere’de geçirmiş, oradan sadece hacca gitmek için ayrılmış, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in civârında bulunmak şerefiyle iktifâ etmiş büyük bir insandır. O, Medine-i Münevvere’de doğdu, orada ilim tahsil etti, orada yaşadı ve orada vefât etti. Kendisini hadis ilmine hizmet etmeye adamış bir âileden geliyordu. Dedesi Mâlik bin Âmir, Tâbiîn’in büyüklerinden ve âlimlerindendi.1 İmam Mâlik, ilmini Hadis öğrenerek, Sahâbe eserlerini ve fetvâlarını toplayarak ve o istikâmette ictihadda bulunarak Medine’de, Hz. Peygamber (s.a.s.) ve ashâbından tevârüs etmiş olan hayatı, hadisler ve uygulamalar şeklinde “Muvatta” isimli eserinde bir araya getirmiştir. Halife Ebû Ca‘fer el-Mansûr Abdullāh b. Muhammed b. Alî el-Hâşimî el-Abbâsî (ö. 158/775)’nin teklifiyle yazılmaya başlanmış olan eser, onun vefatından sonra 159 hicrî yılında (776 M.) onbir yılda tamamlamıştır tamamlanmıştır. “Kendi alanında ilk eser olma özelliğini taşıyan Muvatta’, içeriği îtibâriyle hem hadis, hem de bir fıkıh kitabı olarak değerlendirilebilir.”2
İmam Mâlik, “Muvatta”ı, “alel ebvab” (konularına göre tertip ederek) yazmıştır. Fakat bu tertip sıradan yapılmış bir tertip değil, belli usul ve prensipleri olan bir tertiptir. Derlemiş olduğu bilgileri, belirlemiş olduğu prensipler çerçevesinde Muvatta’da uygularken, özel kelime ve kavramlar da kullanmıştır. Bu kavramlar aynı zamanda onun fıkıh anlayışına işâret etmektedir. O, Muvatta’yı yazmadaki maksadı şöyle tespit edilmiştir: “Onun maksadı sahih hadisleri toplamak değil, belki Medine fıkhını bir kitapta toplamaktı. Kitabın oturduğu temel: hadis, Sünnet, fıkıh’tır. O, hadisleri naklederken, Medine uygulamasını esas alarak, hadisin uygulanıp uygulanmamasını dikkate alarak nakletmiştir. Onun için bakıyoruz, fıkıh mezuuna dâir bir hadisi alıyor, sonra Medine ehlini zikrediyor sonra da Tâbiî’nin ve fıkıh ehlinin görüşlerine yer veriyor. Eğer mesele hakkında bunlardan bir eser kabul yoksa, bir şey bulamazsa, o zaman bildiği hadislerin ve fetvaların ışığı altında kendi re’yi ile ictihad ediyor.”3
Muvatta’da toplamış olduğu bilgiler hakkında kendisi şunları söylemiştir: “Kitaplardakilerin çoğu, benim re’yim değil, ilim ve fazilet ehlinin birçoklarından duyduğum, uyulacak birer rehber olan imamlardan aldıklarımdır… Bunlar ilim erbâbının ihtilâf etmeksizin icmâ halinde kabul ettikleridir. Ben kendiliğimden bir şey demedim. Bunlar bizim beldemizde halkın aldığı, âdetin cârî olduğu hükümler, umûmî ve husûsî örflerdir. Söylediklerimin bir kısmı, ilim ehlinin kavillerinden beğendiklerimdir. Ulemâdan işitmediklerim hakkında gördüklerimin mezhebi üzere içtihatlarımdır ki, bunlar da hakka en yakınına ulaştığıma kâniyim. Ve Medine ehlinin mezhebi dışına çıkmadım. Bunları aynen işitmemiş bile olsam görüşlerim sünnete uygundur. Ehl-i ilmin ve Peygamberimizden, bizim indimizde amel olunan ve doğru yolda olan imamların re’yine uydum ve onlardan başkasının re’yini almadım.”4
“MUVATTA” NIN, MUHTEVÂSI
İmam Mâlik, Muvatta’da Hz. Peygamber (s.a.s.)’e Muttasıl veya Mürsel senetle ulaşan hadîsleri, sahâbe kavillerini sonra sırasıyla üzerinde ittifak edilmiş Medîne amelini5 karşılaştığı tâbiîn görüşlerini, Said b. Müseyyeb (ö. 94/713) gibi doğrudan karşılaşmadığı tâbiîn görüşlerini almıştır.6
Altmış bir kitaptan meydana gelen el-Muvavatta’da yer alan hadislerin sayısı ve nispetiyle ilgili en ayrıntılı tasnif, Suyûtî (ö.911/1505)’nin rivâyet ettiği Ebherî (Esirüddin Mufaddal b. Ömer es-Semerkandi el-Ebherl (ö. 1265),’ye âit olan tasniftir. Ebû Bekir el-Ebherî (ö. 375/986)’ye göre, Muvattâdaki rivâyetlerin 600’ü Müsned, 222’si Mürsel, 613’ü Mevkuf ve 285’i Maktû olmak üzere toplam 1720 rivâyet bulunmaktadır.”7
Ahmed b. Hanbel ve İshak b. Râhûye, Muvatta’nın en sahih senedlerinin [Zührî ~Sâlim~İbn Ömer] tarikiyle rivâyet edilenler olduğunu söylemiş, Buhârî ise, [Mâlik~Nâfi‘ ~İbn Ömer] tarikiyle gelen rivâyetlerin hepsinden güvenilir kabul edildiğini belirterek bu isnâda “silsiletü’z-zeheb” adını vermiştir.8
İmam Mâlik Muvatta’ı, doksan beş kişiden rivâyet ettiği hadîslerden oluşturmuştur.9
Bunların altısı hariç diğerleri Medînelidir.10 Bu altı kişiden ikisi Basralı, diğer dördü ise farklı şehirlerdendir, İmam Mâlik’in bunların içerisinde en çok hadîs rivâyet ettiği kişiler hocaları Nâfî’ (ö.117/735)~Zuhrî’(ö.124/ 741)~ Yahyâ el-Ensarî (ö. 143/760)’dir.11
MUVATTA”NIN MUHTEVÂSI
İmam Mâlik’in “Muvatta”ını, muhtevâ açısından incelediğimizde bir taraftan Medine’de yaşanan hayatı tavsif ederken, diğer taraftan da bu nevi uygulama biçimlerini şekillendiren hadislere, sahâbe ve tabiîn kavillerine özel terimler kullanarak dikkat çekmekte, böylece, aslında Medine’de yaşanan bu hayatın Hz. Peygamber (s.a.s.) sünneti /hadisleri üzerine binâ edildiğini ifâde etmektedir.
MEDİNEDEKİ SOSYO-KÜLTÜREL HAYAT’A İŞÂRET EDEN RİVÂYETLERE ÖRNEKLER
“Hadis ve fıkıhla ilgili bir eser olmasının yanında Muvatta’ İslâm öncesi Arap kültürü ve Hicaz bölgesiyle ilgili bazı bilgiler sunması açısında da önemli bir kaynak niteliğindedir. Muvatta’ İslâm öncesi bölgede hâkim olan bazı uygulamalara atıfta bulunarak, İslâm hukukunun sosyal antropolojiyi ilgilendiren alanlarda nasıl bir değişimi sağladığı noktasında tarihi bilgiler sunmaktadır. Muvatta, vergi hukuku, ticârî ilişkiler, akit çeşitleri, şirketler hukuku gibi konularla ilgili bazı önemli rivâyetleri ihtivâ etmektedir. Bu rivâyetler, fıkhî hükümlerin yanı sıra sosyal hayatın gerçek yüzünü yansıtan ipuçları içermektedir.”12
Muvatta rivâyetlerinde Medine’de yaşanan sosyo-kültürel duruma işâret eden rivâyetler, daha çok kullanılan özel terimlerle dikkat çekmektedir. Şöyle ki:
(=السنة التي لا إختلاف فيها عندنا )”: “öteden beri uygulanan ve üzerinde ihtilaf olmayan sünnet ifâdesi, İmam Mâlik’in ‘söz merkezli yerine amel merkezli düşünmeyi’ esas aldığına işaret etmektedir. Ahmed Nur Seyf bu ifadenin Muvatta’da 37 yerde geçtiğini söyler.13 Bu ifâde ile, Hz. Peygamber(s.a.s.) döneminde Medinedeki uygulamalara dikkat çekmektedir. Bu ifâdenin geçtiği rivâyetler bize, hep bir “uygulama”dan söz ettiğini hatırlatmaktadır. Meselâ:
İmam Mâlik, Ramazan ve Kurban bayramlarıyla ilgili olarak
“Ramazan ve Kurban bayramları ile ilgili ihtilafsız bir geleneğimiz vardır ki o da imam, bayram namazı vaktinden önce evinden çıkar, namazgaha geldiği zaman ise bayram namazının vakti gelmiş olur.”
“İmam evinden çıkıp namaz kılınacak yere geldiğinde namazın vakti girmiş olur.” şeklinde bir ifâde kullanmakta ve bunun kaynağının öteden beri uygulanan ve üzerinde ihtilaf olmayan sünnet olduğunu (=السنة التي لا إختلاف فيها عندنا ) belirtmektedir.14 Böylece kullandığı bu ifâdenin, aslında nebevî bir uygulamaya dayandığına etmektedir. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.) döneminde, bayram namazları şehir dışında Musallâ denilen yerde kılınmaktaydı.15
•••
.“الأمر عندنا”, Muvatta’da en çok tekrar edilen tabirdir.16 Ahmed Nur Seyf bu ifadenin Muvatta’da 120 yerde geçtiğini söyler.17 Mâlik, bir rivâyete göre hocalarının görüşleri arasında tercih yaparken, başka bir rivâyete göre ise Medine’de herkesin bildiği şeyleri ifade ederken “el-emru indenâ” kavramını kullandığını söylemiştir. Nitekim aşağıdaki rivâyette bu terimin kullanılış şeklini görüyoruz:
“İmam Malik’e, Ömer b. Abdülaziz’in Âfet sebebiyle eksilen meyvelerin bedelini müşterinin borcundan düşürdüğü rivâyet edildi.
İmam Malik der ki: Bizde de hüküm böyledir. Müşteriden indirilmesini gerektiren miktar üçte birini ve daha fazlasını yok eden âfettir. Bundan aşağı zâyiât muteber değildir.”18
•••
الأمر المجتمع عليه عندنا (:Bizde ittifak edilen hüküm) Muvatta’da çok fazla tekrar edilen bir tabirdir.19 Ahmed Nur Seyf bu ifadenin de Muvatta’da 65 yerde geçtiğini ifade eder.20 Bu âbirin delâleti konusunda İmam Mâlik’e izâfe edilen birçok görüş vardır. Kâdî İyâz’a göre ise, söz konusu tabir İmam Mâlik tarafından fıkıh ve ilim ehlinin, ihtilâfa konu olmaksızın görüş birliğine vardıkları durumlara işaret etmek üzere kullanılmıştır.21
Abdullah b. Ömer (r.a.)’den: Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Vasiyet edilebilecek bir mala sahip olan müslüman bir kişinin yanında vasiyeti yazılı olmadan iki gece yatması doğru değildir.”22
İmam Malik der ki: Bizde ittifak edilen hüküm şöyledir: Sağlığında ya da hastalığında, içerisinde bir kölenin kölelikten azat edilmesi veya başka bir şey yazılı olan bir vasiyette bulunan bir kişi, Ölünceye kadar bu vasiyeti değiştirerek istediği şekle sokabilir. Bu vasiyeti bir kenara atarak tamamen değiştirmek isterse yapabilir. Ancak, Öldükten sonra bir kölenin azat edilmesini vasiyyet etmişse, bunu değiştirmesine imkân yoktur. Vasiyetin bu hükmü, Rasûlullah (s.a.s.)’in “Vasiyet edilebilecek bir mala sahip olan müslüman bir kişinin yanında vasiyeti yazılı olmadan iki gece yatması doğru değildir” buyruğu gereğidir.
İmam Malik der ki: Vasiyet eden kişi, vasiyetini ve vasiyetle açıklanan köle azat etmeyi değiştirme hakkına sahip olmasaydı, o zaman vasiyet eden kişilerin azat etmeyi vasiyet ettiği kölesinde ve diğer vasiyet ettiği mallarda tasarruf edememesi gerekirdi. Halbuki kişi hazan sağlığında, hazan de yolcu iken vasiyette bulunur.
İmam Malik der ki: Bizde ittifak edilen hüküm şöyledir: Vasiyyet eden bir kişi, dilerse vasiyyetini değiştirebilir. Ancak, ölümünden sonra bir köle azat etmeyi vasiyyet etmişse, bunu değiştirme hakkı yoktur.23
•••
Enes b. Malik şöyle rivayet etti: Rasûlullah dalındaki hurmanın satışını olgunluk belirtileri görülünceye kadar yasakladı. Kendisine:
“- Ya Rasûlullah olgunluk belirtisi nasıl olur?” diye sorulunca:
“- Kızarınca” cevabını verdi ve (devamla): “Söyleyin bakalım, Allah bu meyveyi helak ederse (ağaçtaki meyve afete uğrarsa) herhangi biriniz, mü’min kardeşinizin parasını, ne karşılığında alacak?”24
Bu rivâyette, dalındaki hurmanın satışını olgunluk belirtileri görülünceye kadar yasaklandığı; olgunluk belirtisinin de “hurmanın kızarması” olduğu ifâde edilerek, hem böyle bir satışın Medine’de bulunduğuna hem de bu konudaki fıkhî hükme dikkat çekilmiş oluyor.
İmam Mâlik der ki: Kendilerinden zekât alınan, taneleri çıkarıldıktan sonra yemek yapılarak yenen tahıllar şunlardır: Buğday, arpa, kabuksuz arpa, mısır, darı, pirinç, mercimek, cülban (burçak), lobya, cülcülân (susam) vs,25
İmam Malik şöyle demiştir: Biz Medine’liler arasında ihtilafsız uygulanan ve benim de âlimlerden duyduğuma göre meyvelerin tamamına zekât düşmez. Nar, şeftali, incir ve bunlara benzeyen, benzemeyen bütün meyvelere zekât düşmez.
Yoncaya ve sebzelere de zekât düşmez. Bunlar satıldıkları takdirde, paraları sahibinin eline geçtikten bir sene sonra zekâtı verilir.26
Bu rivâyette ise, o dönemde yetiştirilen sebze meyve ağaçlarını öğreniyoruz. Çünkü zekata tabi olan veya olmayan ürünler konusunda bunlardan bahsedilmektedir. Hurma, üzüm, incir… gibi çok iyi bilinen meyvelerin yanı sıra, elma, armut cinsinden meyvelere ve hatta şeftali gibilerine bile rastlayabiliriz.
•••
Hz. Aişe anlatıyor: Ömer b. Hattab’a zekât olarak alınmış bir koyun sürüsü getirildi. İçlerinde memesine süt birikmiş iri memeli bir koyun gördü.
“- Bu koyun nedir?” diye sordu.
“- Zekât olarak alınmış bir koyundur.” diye cevap verdiler. Hz. Ömer:
“- Bunu sahibi rızâsıyla vermemiştir. Müslümanları bu şekilde zorlamayın! Mallarının en iyisini ve sağmak için ayırdıklarını zekât olarak almayın.” buyurdu.
Muhammed b. Yahya b. Habban anlatıyor: Eşca’ kabilesinden iki kişi anlatmıştı: Muhammed b. Mesleme el-Ensârî zekât memuru olarak kendilerine gelmiş ve mal sahiplerine:
“- Bana mallarınızın zekâtını getiriri!” demişti, işe yarar ne getirdilerse hepsini alıp kabul etmişti.
İmam Malik’den: Biz Medinelilere ve memleketimizde kendilerine yetiştiğim alimlerin tatbikatına göre zekât konusunda müslümanlara güçlük çıkarılmaz, ne verirlerse alınır.27
Bu rivâyete de zekat tahsili sırasında müslümalara eziyet edilmemesi gerektiği, Medinedeki uygulamanın ve Medine âlimlerinin görüşünün de bu istikâmette olduğu anlatılmaktadır.
“(İmam) Mâlik der ki: “Musâkâtta bahçe sahibinin, çalışana şart koşmasında bir sakınca olmayan adetler: bahçe duvarlarını çevirmek, su gözelerini temizlemek, kanallarını temizlemek, hurma ağaçlarına bakmak, köklerini temizlemek, meyveleri toplamak ve benzeri şeylerdir. Bahçede çalışana, anlaşmalarına göre, meyvenin yarısı, (yarıdan) azı veya fazlasını vermek şart koşulabilir.”28
Hayvancılık alanında, ticârete konu olan her türlü mal ve emtia, bunların vergilendirmesi, yetiştirilmesi vb. durumları, emek, sermaye, yapılan ortaklıklar, Şufa hakkı, piyasa düzenlemesi gibi pek çok konuda Muvatta’da pek çok bilgiye rastlamak mümkündür.
Medine halkının yemekleri, süt, et, yağ, hurma ve hububattan ibaret olup basit yemekler yapıldığı, zenginlerin, kırka yakın yemek çeşidi olduğu halde fakirlerin deve etini ve sütünü bile bulamadıkları, çoğunlukla yoksulların kıtlık ve zaruret hallerinin yiyeceği sayabileceğimiz çekirge, kara böcek ve akrep gibi haşaratı yedikleri, bazen taş üzerine deve sütünü kanla yoğurup boynuz, tırnak kırıntısı ve kıl parçalarını kanla karıştırıp yedikleri ve devenin damarlarından alınan kanı içtikleri29 rivâyet edilmiştir.
Bu bilgilerin pek çoğuna Muvatta’da rastlamaktayız.
•••
Hişam b. Urve, babasından naklen anlatıyor: Medine’de iki adam vardı. Bunlardan biri kazdığı mezarlara lahd yapar, diğeri yapmazdı. Hz. Peygamber vefat edince Ashap: “Hangisi Önce gelirse Rasûlullah’ın (s.a.s.) mezarım o kazsın.” dediler. Önce, kazdığı mezarlara lahd (mezar çukuru) yapan geldi. Böylece Hz. Peygamber’in mezarı da lahdli oldu.30
Suyûtî; bu iki kişiden birinin Mekke’lilerin âdeti üzere mezar kazan Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh, diğerinin ise Medine’lilerin âdeti üzere mezar kazan ve lahid yapan Ebû Talha Zeyd b. Sehl el-Ensârî olduğunu ve Rasûlullah’ın mezarına lahd kazan kişinin de Ebû Talha olduğunu kaydeder.31
•••
Hişam b. Urve’den: Hz. Ebû Bekir’in kızı Esma, âilesine:
“- Öldüğüm zaman kefenimi buharlayın, sonra bana da hanut (güzel kokulu şeyler) sürünüz. Kefenimi hanutlamayın, cenâzeme de meş’aleyle katılmayın” diye vasiyet etti.32
Saîd b. Ebû Saîd el-Makburî’den: Ebû Hüreyre Ölümünden sonra cenâzesine meş’aleyle katılınmamasını vasiyet etti.
Yahya da bu konuda: “- İmamı Mâlik›in de böyle şeyleri hoş karşılamadığını duymuştum” der.33
Bu rivâytleri “Hicaz’ın Sosyo-Ekonomik Tarihine Bir Kaynak Olarak El-Muvatta’ isimli makâlesinde tartışan Farhat J. ZIADEH, şu soruları sorarak değerlendirmede bulunur: “Peki bu ateş nedir? Bu, İslâm geldikten sonra da kısa bir süre devam eden Câhiliye dönemine âit bir putperest uygulaması mı idi? Yoksa, Arabistan’da izleri kalmış bir Zerdüştlük uygulaması mı idi? Diğer kaynaklar bu anlaşılmaz atıf için hiç bir açıklama yapmazlar. Öyle görünüyor ki, Medîne’deki cenâze törenleri ile Mekke’dekiler arasında Câhiliye dönemine dayanan bazı farklılıklar vardı. Bu durum, Mâlik tarafından verilen ve şüphesiz diğer Hadis ve Siyer kaynaklarında da geçen Hz. Peygamber’in defnedilmesi ile ilgili bir rivâyette açıkça görülmektedir. Bu rivâyete göre Medîne’de cenâzeleri defneden iki adam vardı, bunlardan biri kazdığı mezarlara lahid yapar, diğeri yapmazdı. Onlar (ashâb) şöyle dediler: “Hangisi önce gelirse, mezarını onun kazmasına ve kendi âdetini uygulamasına müsaade ederiz.” Kazdığı mezarlara lahid yapan adam daha önce geldi, böylece o Rasûlullah’ın mezarına lahid kazdı.”34
Bu iki Hicaz şehri arasındaki bu farklılığın sebebi neydi? Şöyle düşünülebilir: Bir vaha olarak Medîne eskiden beri daha yerleşik bir hayata sahip idi. Bunun için oradaki mezarlar, bu istikrar ve yerle şikliği yansıtmakta idi. Diğer taraftan Mekke, ticaretle daha iç içe olmasına rağmen, ölüler için yere sadece bir çukur kazmaya müsâade eden, daha sade bir göçebe hayatına sahip Bedevî anlayışına daha yakındı.35
SONUÇ
İmamı Mâlik’in Muvatta’ı, Medinedeki uygulamaları, Medine’nin sosyo-kültürel durumunu tespit etme açısından son derece önemli bilgiler ihtivâ etmektedir. Muvatta’, hem hadis tarihi hem de İslâm hukuk tarihi ile ilgili bilgileri içermesi açısından önemli bir değere sahiptir. Muvatta sadece bir hadis kitabı değil aynı zamanda fıkhî konularla ilgili fetva ve ictihadları göstermesi açısından bir fıkıh kitabı özelliğini de taşımaktadır. Doğrudan Hz. Peygamber’e (s.a.s.)’in hadisleri, sahâbe, tâbiîn gibi ilk iki nesle izafe edilen görüşler ve rivayetler, İmam Mâlik’in fıkhının temel esaslarındandır. Eserin nev’i şahsına münhasır bir özellik taşıması, Medine uygulamalarını ifade etmek için özel olarak geliştirdiği terminoloji, ifâde kalıplarıdır. Bablara göre Muvatta’ı tasnif eden İmam Mâlik eserinde, önce Merfu daha sonra sırasıyla Mevkuf ve Maktu hadsilere yer vermesi, hadisler arasında hiyerarşiye dikkat etmesi, eser ayrı bir nitelik katmaktadır.
* Eskişehir Osmangazi Üniv. İlahiyât Fak.
M. Ebû Zehrâ, İmam Mâlik,(Trc. Osman Kesikoğlu, 1405/1984 Ankara),s.27).
Özdemir, Recep., “İslam Hukuku Tarihi Açısından Muvatta’ın Konumu” I.Uluslarası Sosyal Bilimler Sempozyumu 13-14-15 Ekim 2016 , Elazığ
M.Ebû Zehrâ,a.g.e.,s.219
Kâdî Iyaz, Medârik,
Recep Özdemir “İslam Hukuku Tarihi Açısından Muvatta’ın Konumu” I.Uluslarası Sosyal Bilimler Sempozyumu 13-14-15 Ekim 2016 Elazığ) s.2
Ahmed Emin, Duha’l-İslâm, II, 213
Muhammed b. Abdülbâki ez-Zürkanî, I, 7
Kandemir,Yaşar., DİA, XXXI, 416, “Muvatta” mad.
Ahmed Emin, Duha’l-İslâm, II, 213; Ebû Zehre, Mâlik, 243.
Ebû Zehre, bu rakamı yedi çıkarmaktadır .Ebû Zehre, Mâlik, 243
Ahmed Emin, Duha’l-İslâm, II, 213.
Ziadeh, J. Farhat, “AI-Muwatta’ as a Source for The Social and Econornic History of The.Hijaz” Bilimname, çev. Mustafa Canlı, XXI, Kayseri, 2011/2, s. 240’dan naken Recep Özdemir, İmam Mâlik’in Muvatta’ı Üzerine, Hikmet Yurdu, Yıl: 10, C: 10, Sayı: 19, Ocak – Haziran, 2017/1, s.11
Aktepe, İshak Emin., Erken Dönem İslam Hukukçularının Sünnet Anlayışı,2. Baskı,2010,s.209
Mâlik, el-Muvatta(thk. M.Azami),1425/2004’, II, s. 253,ha:628.
Buharî, Ebî Abdillah Muhammed İsmâîl, Sahih-i Buharî, Dâru’l-İbn Kesir, Beyrut, 2002, İdeyn 6; Müslîm, Hüseyîn b. Haccâc en-Nisaburî, Câmiu’s-Sahîh, y. y, trs, İdeyn 9.
Bk. Mâlik, b. Enes Ebî Abdillah, Muvatta’(Rivâyetu Yahyâ b. Yahyâ el-Leysî, I-II ), Daru’l-Garbi’l-İslâmî, 1997, Beyrut, “Tahâret”, 2/11, 28/101, 29/108; “Salât”, 10/43, 13/56; “Salâtü’l-leyl”, 1/7; “Îdeyn”, 4/9; “Kur’ân” 5/16; “Zekât”, 8/19, 9/20, 15/27, 17/29, 18/31; “Hac”, 12/40, 27/87, 31/99, 32/103, 68/205; “Nüzûr ve’l-eymân”, 1/3, 2/5, 7/11; “Sayd”, 4/14; “Akīka”, 2/7; “Nikâh”, 2/6, 5/15, 6/16, 11/27; “Talâk”, 6/17, 8/22, 10/29, 13/35, 15/39, 20/52, 21/58, 23/68, 24/69, 25/71, 29/82, 31/89, 32/92, 33/94; “Büyû‘”, 1/1, 4/4, 8/13, 18/39, 21/49, 22/52, 32/71, 34/75, 37/78, 38/80, 41/86; “Müsâkāt”, 1/2; “Şüf‘a”, 1/3, 2/4.
Aktepe, İshak Emin., a.g.e.,s.209
Muvatta,Buyu,10 ha: 16
Mâlik, el-Muvatta’, Zekât 2, 19; Sayd 2; “Ferâiz”, 1, 3,4, 5, 6, 7, 8, 9, 11, 12, 13; Büyû‘ 2, 4, 11, 15, 19, 22, 25, 28, 31, 36, 44; Kırâz 11; Akzıye 7 , 22, 35, 36; Vasiyyet 1, 2; Itk ve’l-velâ 1, 5, 11; Mükâteb 1, 2, 3, 9; Müdeb-ber 3, 5; Hudûd 11; Ukūl 2, 4, 5, 10, 20, 23; Kasâme 1; Cihâd 4.
Aktepe, İshak Emin.,a.g.e.,s.209
Kâdî İyâz, II, s. 74.’den naklen Özdemir, R., İmam Mâlik’in Muvatta’ı Üzerine, , Hikmet Yurdu, Yıl: 10, C: 10, Sayı: 19, Ocak – Haziran, 2017/1, s.114
Muvatta,Vasiyet,1,ha:1
Muvatta,Vasiyet,1,ha:1
Muvatta,Buyu,8,ha:11
Muvatta,Zekat,20,ha:35
Muvatta,Zekat,22
Muvatta,Zekat,16,ha:28
Muvattâ, Musâkât, 1, ha: 2
İbn Haldun, Abdurrahman b. Haldun (808/1406), Kitâbu’l-İber ve Dîvânü’l-Mübtedâ ve’l-Haber fi Eyyâmi’l-Arab ve’l A’cem ve’l-Berber ve Men Aserehum Min Zevi’l-Sultâni’l-Ekber, I-VII, Beyrut, 1992. I, s. 170’den naklen Çelikkol, Yaşar., VII.Yüzyılda Medine’de Sosyal Ve Dinî Yapılar, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Cilt: 13, Sayı: 2, Sayfa:393419, ELAZIĞ-2003, ,s.395
Muvatta,Cenâiz,10,ha:28
Bkz: Suyûtî, Tenvîru’l-Havâlik, I, 231..
Muvatta,Cenâiz,4,ha:12
Muvatta,Cenâiz,4,ha:13
Suyûtî, Tenvîru’l-Havâlik, I, 231.
Farhat J. ZIADEH., Hicaz’ın Sosyo-Ekonomik Tarihine Bir Kaynak Olarak El-Muvatta’
Çev: Dr. Arif GEZER, Dr. Ramazan ÖZMEN, İstem, Yıl:2,
Sayı:4, 2004, s. 289


