Ebu Hureyre (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Yedi sınıf insan vardır ki, Allah Arşın gölgesinden başka gölge olmayan kıyâmet gününde onları Arş’ının gölgesinde gölgelendirir. Âdil devlet başkanı, Rabbına kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç, Kalbi mescidlere bağlı müslüman, Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan, Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine “Ben Allah’tan korkarım” diye yaklaşmayan yiğit, Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse, Tenhâda Allah’ı anıp göz yaşı döken kişi.”1 İlk önce o dehşetli gün olan kıyâmet hakkında bilgi edinelim. Sonra da bu günde kimlerin kurtulacağına esenlik içerisinde kalacağına hadisi şerifte bildiriliğine bakalım. ‘’Allah’ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip de bununla biraz para alanlar gerçekten karınları dolusu ateşten başka birşey yemezler. Kıyâmet günü Allah onlara ne söz söyler, ne de kendilerini temize çıkarır. Onlara sadece acı veren bir azab vardır’’.2 ‘’Bütün yeryüzündekiler ve bir o kadarı daha inkâr edenlerin olsa, bunlar kıyâmet gününün azabından kurtulmak için hepsini fidye olarak verseler yine onlardan kabul edilmez. Onlar için can yakıcı bir azap vardır.’’3 ‘’Devamlı o azabın altında kalacaklar. Kıyâmet günü onlar için, bu ne fena bir yüktür’’4 ‘’Kıyâmet günü azabı kat kat olur ve orada alçaltılmış olarak temelli kalır’’.5 Âyetlerde o dehşetli günde bütün insanlığın kaçacak sığınılacak bir yer arayışının yanında yedi grup insan bunlardan emin bir şekilde arşın gölgesinde gölgelenip orada yaşanan olaylardan etkilenmeyecekleri, dünyada yapmış oldukları amellerin mükafatını görmeye başlayacakları bildirilmektedir. Hadisi şerifte geçmekte olan bazı kelimelerin açıklanması gerekmektedir. Zıllullah; Allah’ın gölgesi-ifadesidir. Allah’u Teala’nın gölgesi olmayacağına göre, bundan maksat, ya Kabe’ye ‘’beytu’llah’’Allah’ın evi denilmesi gibi bir şereflendirme veya arşının gölgesi yahut Allah’u Teala’nın sağlayacağı bir güvenliktir. Nitekim hadis-i şerifin bazı rivayetlerinde açıkça’’Allah, onları arşının gölgesinde barındıracaktır’’buyrulmuştur. Bütün bu ifadelerle Allah’u Teala’nın o kullarını, ahiretteki sıkıntılarından rahmetiyle koruyacağı anlatılmaktadır.6 Arşın gölgesinde bu yedi grup insan haricinde başka önemli niteliklere sahip muvahhid kullarında bu nimetten yararlanacağı diğer bazı hadisi şeriflerde bizlere bildirilmiştir. Bu hadiste yedi kimsenin zikredilmiş olması, diğer rivâyetlerde zikredilen bahtiyarları bu mutluluktan asla mahrum bırakmaz. Bu ve diğer hadisi şeriflere bakıldığında o dehşetli günde emin olmak. Allah’ın himayesine kavuşacakların vasıflarına özelliklerine baktığımızda, hepsinin ayrı ayrı büyük güçlüklere zorluklara karşı göğüs gerdiklerini, zoru başarmış kimseler olduklarını hepsinin bir çok dahili ve harici manilere rağmen güçlü bir mücadele vermiş olduklarını, kullara kul olmayıp sadece ve sadece Allah (c.c.)’ya kul oldukları görülmektedir. Tabi ki bunun neticesi de ona göre verilip bahtiyar bir şekilde o dehşetli günde rahmete kavuşmalarıdır. Şimdi bu bahtiyarlardan olan Âdil devlet başkanına bakalım. 1- ÂDİL DEVLET BAŞKANI ve ADÂLET Âdil devlet başkanını anlamak için ilk önce âdil, adâlet mefhumları üzerinde duralım. Zulüm etmemek,hak sahibine hakkını vermek,insaf. Cenab-ı Hakkın emrini emrettiği şekilde tatbik etmek. Suçluya Allah’ın emrini tatbik etmek.7 insan-eşya ilişkilerini, insanların birbirleriyle olan münasebetlerini ve insanın devletle olan alâkasını, Allah (c.c.)’nun indirdiği hükümlere göre düzenlemeye adâlet denir. Zıddı zülüm ve haddi aşmaktır. Hanefi fukahası ; Allah (c.c.)’unn indirdiği hükümlerle hükmedilen, müminlerin bey’atla gayrimüslimlerin zimmet akdi ile güvenliğe kavuştukları beldelere dâru’l İslâm dedikleri gibi dâru’l adl de demişlerdir. Çünkü İslâm dini Allah (c.c.)’nun indirdiği ile hükmetmektir ki, esasen ‘’adâlet’’budur.8 Adâlet; davranış ve hükümlerde doğru olmak, hakka göre hüküm vermek, eşit olmak gibi manalara gelir, aynı kökten türeyen adl ile eş anlamlıdır Said Havva Nisa süresi 58.ayetin tefsirinde adaleti şu şekilde anlatmaktadır.’’Ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.’’insanlar arasında hüküm vereceğin zaman adâlet, insaf ve eşitlik ile hüküm veriniz, hevalarınıza tabi olmayınız, zulmetmeyiniz. Bunu da Allah’ın hükmü gereğince hükmederek gerçekleştiriniz.9 diyerek adalet kavramından bahsetmektedir. Âdil ve Adâlet kavramları İslâm-i ıstılahı ile açıklamaya çalıştık. Bu kelimenin anlam ve mahiyetini anlamadan mahşerde arşın gölgesinde gölgelenecek olan âdil yöneticiyi anlayamayız. Mahşerde o zorlu günde arşın gölgesinde bulunmaya hak kazanan adil yönetici hükmettiği İslâm topraklarında!!! adâleti sağlayacak, Allah’ın kanun ve kurallarını uygulayacak ve uygulatacak bunlardan bir karış ayrılmayacaktır. Âdaletin tahakkuku için ise Allah’ın dinini hakim olabilmesi gerekir. Ancak o zaman bu hakka sahip olabilir. Bu ise İslâm’ın beş temel esasını topluma vermek ve onları korumakla mümkün olur. Bilindiği üzere İslâm, Akıl emniyeti, Nesil emniyeti, Mal emniyeti, Can emniyeti ve Din emniyetini bütün müslümanların korunması gereken bir hakkı olarak belirtmiştir. Çağdaş Tâğûtlar ve yandaşları Müslümanların kullandıkları kelime ve kavramlar üzerinde değişiklik yaparak-yaptırarak!! bu kelimelerin mahiyetini bozarak, kendi yönetim ve saltanatlarını devam ettirmeye ve Müslümanları İslâm’ın koyduğu kanun ve kurallardan vazgeçirerek ve-veya yanlış anlatarak onları başka sistem ve ideolojilere inanmaya mahkum ettikleri gün be gün ortadadır. Adâlet sloganları ile yola çıkıp Allah’ın hakkı olanı ve kullarına verdiği hakları gizleyip değiştiren , yasaklayanlar zâlim konumuna düşmektedirler. Ma’kil (r.a.) şöyle demiştir. Peygamber efendimizin (s.a.v.) şöyle buyurduğunu işittim. ‘’Hiçbir kul yoktur ki, Allah insanları idare etmeyi ona emanet etsin,o da idare ettiği insanlara hainlik yapıp ölsün de, Allah da ona cenneti haram kılması.’’10 Toplumlarda ise adâlet denildiği zaman insanlara eşit davranmak ve aynı hakka sahip olmak anlaşılmaktadır. Tabi ki bu adâletin tam tanımı ve anlamı değildir .Bugün buhrana düşmüş çaresizlik içerisinde Allah-ı kaybetmiş olan insanoğlu adâleti istemekte onu özgürlük ve rahat yaşam, dünyanın bütün nimetlerinden yararlanmak için istemektedir Yeryüzündeki bir inanışa (ideolojiler, izimler, heva ve heves) sahip olanların hepsi kuşkusuz adâletli bir yönetim, adâletli bir yaşam hakkı istemektedir. Adâlet yeryüzünde bütün insanların hasretle beklediği hayalini kurduğu bir yaşam tarzıdır. Bu adâlet öyle bir adâlettir ki insanlık onu bu şekilde ancak İslâm sayesinde görebilmiş ve ancak Müslüman yönetiminde!!! bunu tanıyabilmişlerdir. Bu insanlar sadece ama sadece İslâm’ın hakim olduğu dönemlerde buna tanık olabilmişlerdir. Adâlet mülkün temelini teşkil eder. Medeniyetin kalkınmanın ve ilerlemenin gereğidir. Bir toplum için çok lüzumlu bir kaidedir. Zayıflar hakkını alabilsin, güçü elinde tutan zayıfa haksızlık etmesin, toplumda güven ve huzur hakim olsun. Hakların sahiplerine ulaşması için bu devleti idare eden yöneticilerin ve ona bağlı bulunan hakimlerin adâletten ayrılmaması gerekir. Allah Teala (c.c.) şöyle buyurmaktadır.’’Şüphesiz Allah adâleti, iyiliği emreder…’’11 Bu adâlet insan olmak sıfatıyla her insanın hakkıdır. İnsanlar ise, Rabbani düzenle, kanun ve kurallarla adâletle muamele görmek hakkına sahiptirler. İşte bu sıfat tüm insanlar arasında ortaktır. Müslüman bir toplum insanların işlerini yönettiği zaman, insanlar arasında adâletle hükmetmenin görevlisi ve sorumlusudur. İbn Kesir şöyle demektedir.’’Zulüm etmediği sürece Allah hakim (yönetici) ile beraberdir. Zulmedecek olursa bu sefer onu kendi kendisiyle baş başa bırakır.’’Ashab (r.a.) dan gelen haberlerden birisinde ise’’Bir günlük adâlet, kırık sene ibâdet gibidir.’’denilmektedir. Allah-u Teala (c.c.) şöyle buyurmaktadır.’’Ey Davut! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında adâletle hükmet. Heva ve hevese uyma, sonra bu seni Allah yolunda saptırır.’’12 Hadisi şerifte yedi gruptan ilk önce bahsedilen âdil yöneticidir. Bunun önemi için ilk sırada zikredilmiş olup, eğer yönetici âdil olur adâleti ayakta tutarsa toplumun bütün kesiminde adâlet ayakta kalır ve Allah’ın hakkı korunmuş olur. Ama bunu tam tersi olursa yönetici adâleti bırakarak kendi heva ve hevesine göre kanun ve yasalar çıkarıp zâlimlik yolunu seçerse toplumda daima kargaşa anarşi ve kaos olur. Allah’ın hakkının yerine heva ve heves geçmiş olur. Zülüm türünün en tehlikelerinden biriside Allah’ın indirdiği hükümlerin dışındaki kanunlarla hükmetmek, idarecilerin ve hakimlerin zulüm işlemesidir. ‘’İşte onların zulmetmeleri sebebiyle çökmüş, olan evleri.’’13 İbn Hacer El-Askalani Fethu’l Bari isimli kitabında bu hadisi şerifi şerh ederken; (adil yönetici) Buradaki yöneticiden maksat,en üst düzey yönetici yani halife/devlet başkanıdır. Aynı zamanda Müslümanların işlerini yürütme görevini üstlenen ve adaletli davranan herkesi kapsar. Nitekim bu yorumumuzu İmam,Müslim’in Abdullah Bin.Amr dan merfu olarak naklettiği şu rivayet destekler. ’’Adaletli davrananlar, Allah katında Rahman’ın sağında bulunan nurdan minberler üzerindedirler. Onlar yönetimlerinde, aile içi kararlarında ve üstlendikleri vazifelerde adil davranırlar.’’14 Diğer bir hadisi şerifte’’Her biriniz çobansınız ve her biriniz sürüsünden sorumludur. Devlet başkanı, idareciler çobandır ve kendi idareleri altındakilerden sorumludurlar. Erkek de ailesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Kadın kocasının evinin çobanıdır, o da sürüsünden sorumludur. Köle (ve hizmetçi) efendisinin malını gözetir ve ondan sorumludur. Dikkat edin, her biriniz çobansınız ve idareniz altında bulunanlardan sorumlusunuz.’’15 Abdullah bin Amr bin As’tan rivayet edildiğine göre, Resullulah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur. ‘’Şüphesiz âdil olanlar, Allah katında nurdan mimberler üzerindedirler. Onlar kararlarında, aileleri ile sorumlulukları altında bulunanlar hakkında âdil davrananlardır.’’16 Âlimlerimiz âyet ve hadisi şeriflerde zikredilen âdil imam yönetici kısmını bütün topluma genel olduğunu zikretmişlerdir. Bunu için başta devlet yöneticisinde tutun da köleye kadar herkes adâlet mefhumunu ayakta tutup onu yaşatmak ve Allah’ın hakkını vermek zorundadır. Kim bunun zıddını yaparsa zülüm etmiş olup, Âhiret’te zâlim olarak muamele görür. 1. Buhari, Ezan 36, Zekat 16, Rikak 24, Hudüd 19; Müslim, Zekat 91. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 53; Nesaî, Kudat 2. Bakara 174 3. Maide 36 4. Taha 101 5. Furkan 69 6. Sahihi Buhariden Sohbetler, Harun yıldırım.sf.569 7. Abdullah Yeğin, Yeni Lugat sf.6 8. Ömer Nasuhi Bilmen Kamusu c: 3 sh: 512-Yusuf Kerimoğlu, Kelimeler Kavramlar sf. 30 (20.baskı) 9. Said Havva el esas fit-tefsir c:3 sf:159 10. Müslim imare 21hn 142 11. Nahl 16-90 12. Sad-26 13. Neml 27-52 14. İbn hacer el askalani- fethu’l bari c2 sh.298 15. Ahmed,Buhari,Müslim,Ebu Davut,Tirmizi ibn Ömerden rivayet etmişlerdir 16. Müslim imara 1827; Adabu’l Kudat, 5379; Ahmed, 6204 Tirmizi, Kıyame, 2601


