Her şeye güç yetiren, mülkün, yani egemenliğin tamamı elinde bulunan Âlemlerin Rabbi Allah yücedir ve yücelik yalnız O’na mahsustur… O, amel, yani davranış ve eylem bakımından insan kullarının hangileri daha iyi ve daha güzel olacaklarını denemek için ölümü ve hayatı yaratmıştır… O, çok bağışlayan, üstün ve güçlü olandır…1 İnsan kullarını çeşitli şekillerde deneyen, yani imtehan eden yegâne Rabb ve İlâh Allah Teâlâ, imtehan sırasında sabreden kullarını müjdelemekte ve bu değişmez “Sünnetullah” ı şöyle beyan buyurmaktadır: “Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. Onlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki: ‘Biz Allah’a aid (kullar)ız ve şübhesiz O’na dönücüleriz.’ Rabblerinden bağışlanma (salat) ve rahmet bunların üzerinedir ve hidayete erenler de bunlardır.”2 Allah yolunun, yani “es-Sirate’l-Mustekîm” yolcuları olan ve salih amel işleyen muvahhid mü’minler, yegâne Rabbleri ve İlâhları Allah Teâlâ’nın kendilerini imtihan ettiğinin farkında ve inancındadırlar… Bunun için dosdoğru hak yol üzere hayat yoluna devam ederken, karşılaştıkları zorluklara, engellere, çilelere ve musibetlere karşı: “Biz Allah’a aid (kullar)ız ve şübhesiz O’na dönücüleriz.” Deyip tam teslimiyetlerini gösterir emre amâde olduklarını bütün varlıklarıyla beyân ederler… Bundan dolayı onlara korku yok ve mahzunda olucu değillerdir… Çünkü onlar, canlarını ve mallarını cennet karşılığı yegâne Rabbleri Allah Teâlâ’ya satmış, alış-veriş kesinleşmiş ve bu ticaretten vazgeçmemek kaydıyla memnun kalıp razı olmuşlardır… Böyle en kârlı, bir ticarette bulunmak, onların katıksız imanlarının gereğidir… Rabbimiz Allah şöyle buyurur: “Hiç şübhesiz Allah, mü’minlerden-karşılığında onlara mutlaka cennet vermek üzere-canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar, Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. (Bu,) Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân’da O’nun üzerine gerçek olan bir va’ddır. Allah’dan daha çok ahdine vefâ gösterecek olan kimdir? Şu hâlde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip müjdeleşiniz. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur. Tevbe edenler, ibadet edenler, (İslâm uğrunda) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah’ın sınırlarını (indirdiği emir ve hükümleri) koruyanlar, sen (bütün) mü’minleri müjdele.”3 İşte büyük kurtuluş ve işte büyük mutluluk!.. Üzerine düşen kulluk görevlerini emrolunduğu gibi dosdoğru davranarak ve yegâne önderleri Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’i örnek edinip Sünneti üzere yerine getirerek, Rabbi Allah’ın kaderine razı olup teslim olan muvahhid mü’minler, Allah’ın şu beyanına katıksız iman etmişlerdir: “Şayet Allah sana bir zarar dokunduracak olursa, O’ndan başka bunu giderecek yoktur. Sana bir iyilik dokunduracak olursa da (bunu da geri alacak yoktur) O, her şeye güç yetirendır.”4 Abdullah b. Abbas (r.anhuma) anlatıyor: Rasulullah (s.a.s.), bana: “Bilmelisin ki, bütün insanlar bir konuda sana fayda vermek için bir araya gelseler, Allah takdir etmemişse bunu yapamazlar. Sana bir konuda zarar vermek için de hepsi bir araya gelseler, Allah takdir etmemişse bir zarar veremezler. Bilmelisin ki, hoşuna gitmeyen durumlarda sabretmende senin için büyük hayırlar vardır. Bil ki zafer, sabırla gelir. Ferahlık, sıkıntılardan sonra gelir. Her zorluğun yanında bir kolaylık vardır.”5 Yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’in bu vasiyeti, İbn Abbas (r.anhuma)’nın şahsında bütün muvahhid mü’minleredir!.. Âlemlerin Rabbi Allah Azze ve Celle, kendisinde hiçbir değişme olmayan Sünnetini şöyle beyân buyurur: “Allah, insanlar için rahmetinden her neyi açacak olsa, artık onu kısıp tutacak yoktur. Her neyi kısar tutarsa, artık onu da ondan sonra salı verecek yoktur. Öyleyse nasıl olurda çevriliyorsunuz?”6 Muğîre b. Şu’be (r.a.) anlatır: Rasulullah (s.a.s.), farz namazdan sonra şöyle derdi: “Yegâne Allah’dan başka hiçbir İlâh yoktur. O’nun hiçbir ortağı yoktur. Mülk, O’nundur. Hamd, O’na mahsustur, Her şeye kudreti yeten O’dur. Allah’ım, Sen’in verdiğine mâni’ olabilecek hiç yok, vermediğini verebilecek de hiç yok. Zenginlik sahibinin zenginliği ve bahtı, Sen’in lûtfun ve ihsânın yerine geçip de kendisine fâide veremez.”7 İşte böyle! Muvahhid mü’minler, bu imanla, bu güvenle ve bu anlayışla kendilerine takdır edilmiş ömrü devam ettirirler… Rabbleri Allah’a tevekkül ederek ve takdırıne razı olarak!.. Başa gelen musibetler, kulu, yegâne Rabbi Allah’a yakınlaştırır, Rabbi Allah’ı tanır, Kadrini bilir ve kendi âcizliğinin farkına vararak Rabbi Allah’a teslim olur… “İnsana bir zarar dokunduğu zaman, gönülden katıksızca yönelmiş olarak Rabbine duâ eder.”8 “İnsana bir zarar dokunduğu zaman, Bize duâ eder.”9 buyuran Allah, insan kullarının dar zamanlarında kendisine yöneldiğini beyânla şöyle buyurur: “Onlar gemiye bindikleri zaman, dini yalnızca O’na hâlis kılan gönülden bağlılar olarak Allah’a yalvarıp yakarırlar.”10 “Size denizde bir sıkıntı (tehlike) dokunduğu zaman, O’nun dışında taptıklarınız kaybolur gider.”11 “De ki: ‘Düşündünüz mü hiç, eğer size Allah’ın azabı gelirse ya da saat (kıyamet) gelip çatarsa, Allah’dan başkasını mı çağıracaksınız? Eğer doğru sözlüler iseniz (çağırın bakalım).” Hayır, Yalnızca O’nu çağırırsınız. Dilerse, kendisini çağırdığınız şeyi açar (giderir) ve şirk koşmakta olduklarınızı unutursunuz. Andolsun, senden önceki ümmetlere (Peygamberler) gönderdik de onları dayanılmaz zorluk (yoksulluk) sıkıntılarla çeviri verdik. Umulur ki yalvarırlar diye. Onlara, zorlu azabımız geldiği zaman yalvarmaları gerekmez miydi?”12 “De ki: ‘Sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarmaktadır ki, siz (açıktan ve) gizliden gizliye O’na yalvararak duâ etmekte siziniz?.”13 Ayet-i kerimelerde beyân olunduğu gibi musibetler, belâya uğrayan insan kulları uyanık ve diri tutar… Kendi Âcizliklerini ve içine düştükleri zilleti idrak eder, çâresizliklerini anlar, yegâne Rabb ve İlâh Allah’ı hatırlar, O’na döner, O’ndan başka rab ve ilâh edindikleri yalancı rableri sahte ilâhları terk eder, yalnızca Allah’a yalvarır ve kurtuluşu O’ndan beklerler… Bu hâl, insanın tabiatında olan fitrî bir hâldir!.. Aziz İslâm Milleti, yüz yıldan beri topraklarımız işgal edilmiş, devletimiz yıkılmış ve Ümmetin başı kesilmiş bir hâlde esaret hayatındaki acıları çekmektedir… Ve onlarca yıldır yerli ve yabancı tağutlar tarafından yönetilip sömürülmektedir… Musibet üzere musibet, zillet üzere zillet, belâ üzere belâ, zulüm üzere zulüm ümmetin günlük yaşantısı hâline getirilmiş, dış ve iç zalimler tarafından baskı altına alınıp çaresiz bırakılmıştır… Yüz yıl öncesine kadar varlıkla imtihan edilen ve dünya devleti olmuş Aziz İslâm Milleti, yüz yıldır yoklukla imtihan olunmaktadır… Rabbimiz Allah şöyle buyurur: “Andolsun, mallarınız ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve sizden önce kendilerine kitab verilenlerden ve şirk koşmakta olanlardan elbette çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız (bu) emirlere olan azimdendir.”14 “Andolsun, senden önce de Rasuller yalanlandı. Onlara yardımımız gelinceye kadar yalanlandıkları ve eziyete uğradıkları şeye sabrettiler.”15 “Yoksa sizden önce gelip geçenlerin hâli başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda Rasul, beraberindeki mü’minlerle: ‘Allah’ın yardımı ne zaman?’ diyordu. Dikkat edin! Şüphesiz Allah’ın yardımı pek yakındır.”16 İbn Abbas (r.anhuma), bu ayeti açıklarken şöyle demiştir: -Yüce Allah, bu ayette mü’minlere dünyanın belâ yeri olduğunu, böylesi bir dünyada onları sıkıntılarla sınayacağını bildirmiştir. Daha öncede Peygamberlerini ve seçkin kullarını, nefislerini kirlerden temizlemek için bu şekilde sınadığını ifade etmiş ve: “Rasul ve O’nunla beraber mü’minler…. Darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı…” buyurmuştur. Rasul ve yanındaki mü’minler, türlü fitneler ve hastalıklara maruz kalmışlar, bu fitneer ve insanların eziyetlerinden dolayı da sarsılmışlardır. Katâde (rh.a.) ise, ayeti açıklarken şöyle demiştir: -Sizden önce gelenler, fakirlikle ve çeşitli hastalıklara maruz kalmışlardır. Karşılaştıkları fitneler ve insanların eziyetlerinden dolayı sarsılmışlardır. Öyle ki en hayırlıları, en sabırlıları ve Allah’ı en çok bilen biri olan Allah Rasulü (s.a.s.) bile: “Allah’ın yardımı ne zaman gelecektir?” diye sormaya başlamıştır. Oysa Allah’ın yardımı pek yakındır. Yüce Allah, kendisine itaat eden ile isyan edeni ortaya çıkarmak üzere daha önceki Peygamberler ile Mü’minlere de yaptığı gibi Müslümanları da bu tür belâlar ve yoksulluklarla sınamıştır.17 Ebu Umâme (r.a.) rivayet eder. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur: “Şüphesiz yüce Allah, sizden herhangi birinizin hâlini en iyi bilen olduğu hâlde onu, tıpkı birinizin altınını ateşle sınayıp denemesi gibi dener. (Bu sınama sonunda) onlardan kimi som altın gibi çıkar. İşte bu, yüce Allah’ın kendisini günahlardan koruduğu kimsedir. Kimisi bundan daha az derecede saf bir altın gini çıkar. Bu ise, kısmen şübhe eden kişidir. Kimisi ise, siyah altın gibi çıkar. İşte buda fitneye düşen kişidir.”18 En hayırlı nesil olan salih selefimiz Ashab-ı Kiram’ı hayırla hatırlıyor ve hatırayı kaydediyoruz!.. Habbab b. Eret (r.a.) anlatıyor: Rasulullah (s.a.s.), (Mekke döneminde) Ka’be’nin gölgesinde kaftânına yastık ederek dayandığı bir sırada kendisine (Kureyş müşriklerinin işkencelerinden) şikayet etmiştik: -Ya Rasulallah, bizim için Allah’dan yardım (zafer) dileyemez misin? (Bunların zulmünden) kurtulmamız için Allah’a duâ edemez misim? Demiştik. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Sizden önceki ümmetler içinde öyle (mazlum kişi bulunmuştur ki, müşrikler tarafından yakalanır, onun için yerde bir çukur kazılır, o kişi o çukurun içine gömülürdü. Sonra büyük bir testere getirilip, onun başı üzerine konulurdu da başı iki kısma ayrılırdı. (Bir başka sırada) demir taraklar ile etinin altındaki kemiği ve sinirleri taranırdı da bu işkenceler, O mü’mini dininden çevirmezdi. Allah’a yemin ederim ki, şu İslâm Dini, herhâlde ve muhakkak sûrette kemâle erecektir. Hattâ o derecede ki, bir süvâri (tek başına) San’a dan Hadramevt’e kadar (selâmetle) gidecek de Allah’dan başka hiçbir şeyden korkmayacaktır ve birde yolcu (koyun sahibi ise) koyunu üzerine kurt saldırmasından korkacaktır. Fakat sizler acele ediyorsunuz!”19 “Ey iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir.”20 buyuran Rabbimiz Allah Teâlâ, “sabreden kullarını sevdiğini” beyân etmekte ve kendilerine şu hikmetli misâli vermektedir: “Nice Peygamberlerle birlikte birçok Rabbânî (bilgin)ler savaşa girdiler de Allah yolunda kendilerine isâbet eden (güçlük ve mihnet)den dolayı ne gevşeklik gösterdiler, ne boyun eğdiler. Allah, sabredenleri sever. Onların söyledikleri: “Rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla, ayaklarımızı (bastıkları yerde) sağlamlaştır ve bize, kâfirler topluluğuna karşı yardım et’ demelerinden başka bir şey değildi. Böylece Allah, dünya ve ahiret sevabının güzelliğini onlara verdi. Allah, iyilikte bulunanları sever.”21 “Ancak sabredenlere ecirleri hesabsızca ödenir.”22 Bir asırdan beridir başsız, devletsiz, hükümetsiz, iktidarsız, hürriyetsiz, birlik ve beraberlikleri bozulmuş, paramparça olmuş ve toprakları zalim tağutî güçler tarafından işgal edilmiş, esaret altında kalmış Mekke dönemindeki salih Selefimizin çilesine benzer çileler çekmeye devam eden Azizi İslâm Milleti’nin muvahhid mü’minleri, üzerlerine düşen ânın vâcibi olan kulluk görevlerini hakkıyla yerine getirmeye gayret ederken, ibadeti, yani itaatı yalnızca Allah’a has kılarken, O’na yönelip yardımı da yalnızca O’ndan dilerken, mutlu bir kurtuluş için gereği gibi sabretmeli ve sabrın hakkını vermelidirler… Ebu Said el-Hudrî (r.a.)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur: “Kim sabretmek isterse, Allah ona sabır ihsân eder. Hiçbir kimseye sabırdan daha hayırlı ve sabırdan daha geniş hiçbir nimet verilmemiştir.”23 Dünyanın neresinde olursa olsun, katıksız iman eden ve Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti üzere salih amel işleyip emrolunduğu gibi dosdoğru olmaya çalışan, bütün imkânları seferber edip kulluk vazifelerini yerine getirmeye gayret eden ve birbirlerine kardeş olan muvahhid mü’minler, önderleri Rasulullah (s.a.s.)’in izinden giderek, ânın vacibi olan görevlerini yerine getirerek sabıra devam etmelidirler… Sabır, hak üzere olmak ve direnmek demektir… Rabbimiz Allah Teâlâ’nın emrettiği kulluk görevlerini, örnek kıldığı Rasulullah (s.a.s.)’in yaptığı gibi yapan muvahhid mü’minler, kendilerine düşeni yerine getirmiş, Allah’ın razı olduğu ve sevdiği salih kulları arasına girmeye hak kazanmışlardır… Allah Teâlâ, neyi emretmiş ve yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.) nasıl davranmış ise en doğrusu ve en hayırlısı odur… bu hakikat, iman etmiş muvahhid mü’min kulların nefislerine ağır da gelse, bundan hoşlanmaz bir hâl de ortaya çıksa, kul için hayırlı olan bundan başkası değildir!.. Şöyle buyurur Rabbimiz Allah Azze ve Celle: “Savaş, hoşunuza gitmediği hâlde üzerinize yazıldı (farz kılındı). Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şeyde sizin için bir şerdir. Allah bilirde siz bilemezsiniz.”24 Âlemlerin Rabbi ve kendisinden başka hüküm koyucu hak ilâh olmayan Allah Teâlâ, herhangi bir konuda emir buyurduğu ve Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti’yle uyguladığında, katıksız iman eden kadın ve erkek muvahhid mü’minler için en hayırlı olan Odur… Allah’ın razı olduğu budur ve Allah’ın rızası mü’min müslüman kulun yegâne arzusu ve hefidir… Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah, mü’min erkek ve mü’min kadınlara altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler ve Adn cennetlerinden güzel meskenler va’detmiştir. Allah’ın rızası ise, hepsinden büyüktür. En büyük kurtuluş işte budur.”25 Aziz İslâm Milleti, başlarında “Âlemlere rahmet olarak gönderilen” Rasulullah Muhammed (s.a.s.) olduğu hâlde, lâik-demokratik bir şirk devleti olan Mekke’de egemen müşrik tağutların zulmü, işkencesi, esareti ve sürgün etmeleriyle imtihan olundular… Daha sonra Allah, onlara Medine İslâm yurdunu ve İslâm Devletini nasib etti… Ve öylece imtihan olundular… Darlık ile imtihan olunduğu gibi, varlık ile de imtihan olunur… İmtihan, bazen mahkumiyet ile olurken, bazen hakimiyet ile olur… Esaret ile imtihan olunduğu gibi, hürriyet ile de imtihan olunur… İmtihanın şekli, türü, zaman ve mekânı, kullarını imtihan eden yegâne Rabbimiz ve İlâhımız Allah Teâlâ tarafından takdir olunur… Muvahhid mü’min kulların vazifesi, Rabbleri ve İlâhları Allah’ın takdirine razı olmak, imtihan sırasında sızlanmamak ve üzerlerine düşen ânın vâcibi olan görevlerini, Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti üzere yerine getirmektir… Muvahhid mü’min kul, emrolunduğu gibi dosdoğru hareket edince, Rabbi Allah onu, dosdoğru yol üzere sabit kılar ve önündeki engelleri kaldırır, ona bir kurtuluş kapısı açar, onu ummadığı yerden rızıklandırır!.. Muvahhid mü’min kulların kalî ve fiilî duâları: “Rabbimiz, üstümüze sabır yağdır ve bizi müslüman olarak öldür.”26 1. Bkz. Mülk,67/1-2. 2. Bakara, 2/155-157. 3. Tevbe, 9/111-112. 4. En’âm, 6/17. 5. İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, Çev. Hüseyin Yıldız, Vdğ. İst. 2013,C.1, Sh.337, Hds.447,Sh.335- 336,Hds.445-446. Sünen-i Tirmizî, Kitabu Sıfatu’l-Kıyame, B.22, Hds.2635. Beyhakî, Şuabu’l- İmam. Çev. Hüseyin Yıldız, Vdğ. İst. 2015, C.2, Sh.180-181, Hds.1043. Ebu Nuaym el-Isbehânî, Hilyetu’l – Evliyâ ve Taba Katu’l - Âsfiyâ, Çev.Hüseyin Yıldız, vdğ. İst.2015,C.10, Sh. 391- 392, Hds.2078. İman Ebu Muhammed Abdulhamid b.Hubeyd .Nasr el- Kissî, el- Müntehab- Abd b. Hubeyd Müsnedi, Çev. Serkan Ünal, Konya,2015, Sh.312, Hds.636. Kuzâî, Şihâbu’l- Ahbâr Tercümesi, Çev. Prof.Dr. Ali Yardım, İst. 1999,Sh.152, Hds.492. Nureddin el- HaysemÎ, Mecmau’z- Zevaîd, Çev.Adem Yerinde, İst.2011,C.12, Sh.360,Hds.11795. Taberânî’den. 6. Fatır, 35/2. 7. Sahih-i Buhârî, Ebvâbu Sıfati’s- Salât, B.74, Hds. 109. Kitabu’l İ’stisâm, B.3 Hds.23. Kitabu’l- Kader, B.11, Hds.21. Kitabu’l- Daavat, B.17,Hds.26. Sahih-i Müslim, Kitabu’l – Mes’acid, B.26, Hds.137-138. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l- Vitr, B.25,Hds.1505. Sünen-i Nesâî, Kitabu’s- Sehv, B.85, Hds. 1341-1342. Sünen-i Tirmizî, Kitabu’s- Salât, B.223, Hds.298. Sünen-i Dârimî, Kitabu’s- Salât, B.71, Hds.1319. İmam Mâlik, Muvatta, Kitabu’l- Kader, Hds.8. 8. Zümer, 39/8. 9. Zümer, 39/49,Ayrıca bkz. Yunus,10/12. 10. Ankebut,29/65. 11. İsra,17/67. 12. En’am,6/40-43. 13. En’am.6/63. 14. Âl-i İmrân,3/186. 15. En’âm,6/34. 16. Bakara, 2/214. 17. Celâleddin es-Suyutî, ed- Dürrü’l- Mensûr Fi’t- Tefsir Bi’lMe’sûr, Çev. Hüseyin Yıldız, İst. 2012, C.2,Sh.430-431, İbn Eb’î Hâtim İbnu’l- Munzir ve Abd b. Humeyd’den. 18. Hâkim en-Nîsâbûrî, el- Müstedrek Ale’s- Sahihayn, Çev. M. Beşir Eryarsoy, İst.2013,C.10, Sh.316, Hds.7948. Nûreddin el- Heysemî, Mecmau’z- Zevâid, Çev.Adem Yerind Mahmud Bilici, İst.2008,C.4, Sh.255, Hds.3731. Taberânî’den 19. Sahih-i Buhârî, Kitabu’l- İkrâh, B.1,Hds.4. Kitabu’l-Menâkıb, B.25, Hds.116. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l- Cihad, B.97, Hds.2649. İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.16,Sh.25, Hds.22952. Hâkim en- Nîsâbûrî, el- Müstedrek, C.8, Sh.43, Hds.5693. Ebu Bekr Abdullah b. Ez-Zübeyr b. İsâ el- Kureyşî elHumeydî, Müsned-i Humeydî, Çev. Yusuf Ertuğrul, Konya,2015, Sh.88,Hds.157. 20. Bakara, 2/153. 21. Âl’i İmrân, 3/146-148. 22. Zümer,39/10. 23. Sahih-i Müslim, Kitabu’z- Zekât.B.51, Hds.71. Kitabu’r- Rikâk, B.20, Hds. 57. Sahih-i Müslim Kitabu’z- Zekât- B.42 ,Hds.124. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’z- Zekât, B.28, Hds. 1644. Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-Birri ve’s-Sılâ, b.76, hds.2093. Sünen-i Nasâî, Kitabu’z- Zekât, b. 85, Hds.2578. 24. Bakara, 2/216. 25. Tevbe,9/72. 26. A’râf,7/126.


