22 Mayıs 2022 - Pazar

Şu anda buradasınız: / MEVLİT HURAFESİ ve DİJİTALİZE EDİLEN DİN
MEVLİT HURAFESİ ve  DİJİTALİZE EDİLEN DİN

MEVLİT HURAFESİ ve DİJİTALİZE EDİLEN DİN Seçiniz.. Mehmet Fırat

Bir önceki konumuzda Anadolu’daki taziyelerde icrâ edilen bid’atleri ele almıştık. Bu yazımızda ise, taziyelerin üçüncü veya dördüncü günü okutulan mevlit ve mevlit merasiminde yemek verme geleneğini ele alacağız.

Öncelikle bu geleneğin, İslâm ile alakasının olmadığını ve hattâ İslâm’a atfedilmiş kuru bir bühtan olduğunu belirtelim. Ne farz, ne vacip, ne sünnet, ne de müstehaptır, aksine apaçık bir bid’attir.

Bu durum hem mevlit okutanın maddî zararınadır, hem de ahiret zararına sebeptir. Nitekim sadece mevlidin okunması bile bid’attir. Çünkü Kur’ân ve Sünnet’te işaret yoluyla bile, bir yeri yoktur. Maalesef taziyenin üçüncü veya dördüncü gününde verilen yemekli mevlit, üç kademeli bir bid’at olup, cezası da çok daha ağırdır.

Kürtçe mevlidin içinde geçen beyitlerin çoğu abartı ve iftiradan başka bir şey değildir, hatta Allah (c.c.)’ye atılan iftiralar bile bulunmaktadır (el-iyazübillah). Mesela: Bu beyitlerden, “Allah kendi nurundan bir avuç alıp nuruna, ‘habibim Ahmet oluver’ diye emir buyuruyor ve o ânda da oluveriyor, daha kâinat mevcut değilken.” Şeklindeki cümlenin Allah (c.c.)’ye atılan bir iftira olarak örnek verebiliriz.

Bu inancın hristiyan inancından bir farkı yoktur. Hristiyanlardaki, “Allah’ın oğlu olan İsa Mesih” inancı bu şekildeki bir hurâfe ile Rasulullah’a doğrudan Allah’ın bir parçası şeklinde uyarlanmıştır.

Böyle bir inanç ise, Kehf Suresi’nin, “De ki: “Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim, yalnızca bana sizin ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın.” şeklindeki 110’uncu ayetiyle açıkça çelişmektedir ve delâlettir.

Süleyman Çelebi tarafından kaleme alınan Türkçe mevlit de aynı kategoridedir.

Taziyenin üçüncü veya dördüncü gününde böylesine bid’at bir ritüelin icrâ edilmesine Sünnette rastlanmamıştır. Zirâ Selef-i Salihin’den de böylesine bir ritüel varit olmamıştır.

Maalesef İslâm’a sonradan sokulmuş bir hurâfeden başka bir şey değildir.

Ancak bu bid’ati meşrulaştırmak için yoğun çaba harcayan Şafiî fakihlerinden İbn Hacer el-Heytemi, tüm çabalarına rağmen ulema tarafından kabul görülmemiştir. Buna karşın Selef uleması, sahih Sünnetten deliller getirerek mevlidin bid’atliğini ispatlamıştır.

Günümüzdeki Müslüman toplumlarında ibadetin azalması ve takvadan uzaklaşma, bu tür bid’at ve hurâfelere toplumsal rağbetin artmasına neden olmuştur.

- Dijitalize edilen İslâm ve müslüman coğrafyamız.

Bid’at ve hurâfelerin yaygınlaşması, gerçek dinin yerine geçen gelenekler ve İslâm’ın minimalize edilmesinin yanı sıra bir başka sorun da dinin dijitalize edilerek toplumsal yaşamdan çıkarılması olmuştur.

Kur’ân tilâvetinin yerine cihâzlardan dinlenmesi ile yetinmek, taziye ve sıla-i rahim ziyâretleri yerine telefon ile mesajlaşmak ve benzeri durumlar çok ciddî boyutlara ulaşmıştır.

Oysa Kur’ân ve Sünnet esasları üzerine inşâ edilen İslâm’ın yaşanması muhakkak ki halis ve salih amel ile oluşur. Yani kul bedeni, malı ve aklı ile İslâm’ı hayatına tatbik etmelidir. Dolayısıyla dijitalize edilen sözde din, Kur’ân ve Sünnet çerçevesinde şekillenen amelî hayata alternatif olamaz. Böylesi bir durum ya merdud bir bid’atten ya da şirkten sayılır.

Modern asrın yeni jenerasyonu İslâm’ın sanal âlemde yaşanabileceği kanısındadır. Kelimenin tam manasıyla gerçekten bir eksen kayması yaşamaktadır. Elbette ki bu çarpık psikolojik yaklaşım tesadüfi değildir. Zirâ inanç noktasında zaaflara sahip olan gençliğimiz, seküler hayat tarzına ve maneviyat eksikliğine da marûz kalmaktadır.

Tasavvuf, Alevi-Bektaşi gelenek ve demo-İslâm gibi dalâlet yöntemleri ile vesâyet altına alınmaya çalışılan Anadolu müslümanı, çetin bir sınavdan geçmekte ve maalesef mahalle baskısına bazen yenik düşebilmektedir.

Dijitalize edilmiş dine göre hareket eden toplumumuz, Kitap ve Sünnetten beslenen, fıkıh, hadis, tefsir ve usûl ilimlerine vakıf ulema yerine, “internet arama motorları” ile dinî yaşamına sınır çizmeye çalışmakta, dolayısıyla ubûdiyet hayatını tahrip etmektedir.

Son dönemde fazlasıyla piyasaya sürülen çeşit çeşit dini içerikli dijital materyallerin, masum olmadığı kanaatindeyiz. Bizce sanal veya dijitalize edilmiş İslâm da tıpkı Sünnet mektebini ortadan kaldırma, “Demokratik Medeni İslâm Modeli” ve benzeri projeler gibi bir proje olup sahih ve salih İslâmî hayat aleyhine geliştirilmiş ve topluma sunulmuştur.

Mesela dinî bayramlarda ve cuma günlerinde ibadet gibi görülen telefon mesajları âdeta dinî bir vecibe haline getirilmiştir. Mesaj sahibi dinî bir vecibeyi edâ etmiş olduğu kanısındadır. Taziye mesajları da yine aynı şekildedir. Ayrıca cenâze namazına kısa zaman kala daha popülerleşmesi ve efsaneleşmesi için mevtâ mesajlarla teşhir ediliyor.

Böylesi bir din modeli gâyet mealcilere ve modernist Sünnet düşmanlarına iyi bir misyon kazandırmıştır. Zâten bu projeye modernistlerin mükemmel derecede katkıları vardır. Türkiye’de telefonlara mesajla davet tebliği gönderen anonim zâtların numarasını aradığınız zaman cevap alamazsınız. Bu şahıs kendisini Hızırvâri, esrarengiz bir şahsiyet olduğunu göstermek ister. Maalesef yaşamı ile yaptığı davet arasında ise hiçbir alaka yoktur.

Zikirmatik, Kur’ân okuyan kalem, gül kokulu tespih, namaz kıldıran seccade gibi Çin ürünleri olan dijital ibâdet malzemeleri müslümanlara bol miktarda manevi zarar, Çin ve Tayvan sanayisine ise iyi bir ekonomik katkı sağlar.

Zirâ Peygamberimizin zikirmatiği yoktu çünkü o Allah sınırsızca zikrederdi, Kur’ân okuyan kalemi de yoktu ya kendisi okur ya da Ali b. Ebî Talib veya Ubeyyu b. Ka’b gibi sahabeye okuturdu. Yani her bir sahabe Kur’ân ve Sünneti bütün vücûdu ile yaşardı. Herkes Kur’ân ve Sünneti mobilize etmiş bir vaziyette asr-ı saadette yaşadılar.

Dijitalize edilmiş dinin bir başka hurâfesi de telefonlara kaydedilen Kur’ân tilâvetidir. Özellikle kabristanlarda başvurulan bu hurâfe son dönemde giderek yaygınlık kazanmaya başladı. Öncelikle kabristanlarda Kur’ân okumanın Sünnette yeri yoktur. Bir diğer husus ise, cihâz ve malzemelerle tilâvet, ibadet değildir. Kur’ân okumayı bilmeyen kişi, zaman zaman “tam dijital bir ibadete başvuruyor” böylece mezarın başında telefonundan Kur’ân tilâveti dinletisi gerçekleştiriyor.

Eğer böyle bir din olsaydı bataryalı bir cihâzın kayıtlarındaki tilâveti kabirler arasında belediye tarafından organize edilerek kesintisiz hizmet sunulması lazımdı. Belki o kabristanda yatan mü’minler bol bol istirâhate çekilirlerdi (!).

Bir başka dijital bid’at ise, ilâhilerin müzik eşliğinde okunmasıdır. Bu şekil ise tam bir ibadet olarak görünmektedir. Hatta FETÖ terör örgütü de Esma’ül Hüsna’yı müzik eşliğinde zikir haline getirmişti.

Bid’atlerin müslüman toplumlara manevî zararın yanı sıra bir de büyük sosyolojik zararları da olmuştur. Bunun örneği Napolyon Bonapart’ın 1700’lerin sonlarındaki Mısır işgalidir. Mısır halkı defler ve duâlarla grup halinde zikir yaparak Bonapart’ın ordularına karşı çıkmaya ve Kutup-Gavs isimlerini anarak kurtuluşu dilediler. Ancak bu saçma bid’at maalesef, Mısır için hiçbir işe yaramadı. Fransız ordusu çok kısa süre içinde Mısır’a girerek işgal etti.

Hatta Ezher Şeyhi’nin Balkan savaşları sırasında talebelerinden grup halinde oturup âdeta hatim okur gibi Sahihi Buhari eşliğinde Osmanlı Devleti’nin galibiyeti için duâ etmelerini istediği rivâyet olunur.

Habeş-Mısır savaşı sırasında, Hıdiv İsmail Paşa ile Şerif Paşa arasında şöyle bir diyalog geçtiği rivayet edilir:

Hıdiv İsmail

— Siz darlığa girince ne yapıyorsunuz?

Şerif Paşa

— Biz zorluğa girdiğimiz zaman salih kişileri toplayıp Buhari okuturuz.

Bunu duyan Hıdiv İsmail, hemen Ezher’e haber gönderip ilim ehli insanları toplatır ve kıbleye doğru oturtarak Buhari okumalarını emreder. Ancak yine bir sonuç alamıyor. Hıdiv İsmail daha sonra kızarak şöyle der:

— Ya okuduğunuz Buhari değil ya da siz salih ulema değilsiniz. Bu okumalarınızla memleketimize bir fayda gelmedi.

Bunu duyan yaşlı bir şeyh ayağa kalkarak şöyle der:

— Rasulullah (s.a.s.) bir hadisinde şöyle buyuruyor:

“Ya marûfu (iyiliği) emredersiniz ve münkeri (kötülüğü) nehyedersiniz ya da Allah sizden şer olanları sizin üzerinize musahhar edecek, içinizdeki salihler de duâ edecek ve duâsı kabul olunmayacak.”

Geçmişte olduğu gibi günümüzde de bid’at dolu bir duânın ve yakarışın hiçbir faydası olmadığı görülmüştür. Nitekim buna benzer sayılamayacak derecede bid’atleri toplumumuza din diye sundular.

Bid’atin günahı asla affedilmez çünkü o bid’ati icât edenin günahı, bid’atle amel edenin vebali kadardır. Ayrıca bu bid’atle kıyamete kadar amel edildikçe o bid’ati inşâ eden azap görür.

Allah Resulü (s.a.s.) hadisi şerifte şöyle buyuruyor:

“Kim bir bid’at ihdâs eder ve bununla amel edilirse, bu bid’atle amel edenlerin günahı kadar da ona günah yazılır, diğerlerin günahlarından da hiçbir şey eksilmez.”

Başka bir hadiste de şöyle buyruluyor:

“Kim bizim işimize/yolumuza/sünnetimizde olmayan bir amel/bir ibadet yaparsa/ bir hüküm verirse o işi merduttur/reddedilir.”

Yine başka bir hadiste ise Allah Rasulü (s.a.s.),

“Bütün bid’atler dalâlettir ve dalâlet ehli cehennemliktir.”

Ayeti kerime de ise, şöyle buyurulmuştur:

“De ki eğer siz Allah’ı seviyorsanız bana uyun Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın, Allah bağışlayandır, esirgeyendir.”

Allah’ın dinine bid’at mikrobu bulaştıranların Allah ve Rasulü tarafından ikâz edilmiş ve apaçık bir şekilde Sünnete ittiba etmekle emrolunmuşlardır. Sahabenin ve selefin metodu hiç şüphesiz Kur’ân’ın gösterdiği rol model olan Hz. Rasulullah’a tabi olmaktır. Maalesef mealciler, modernistler, tasavvuf erbabı, statüko nizâmına entegre olmuş sözde din adamları, din tüccarları ve işportacıları bid’at tohumları ekmeye devam ediyor, hurâfeleri meşrûlaştırma çalışmalarına hız veriyorlar. Allah bizleri hâlis Tevhidî imanı yaşayanlardan eylesin.

Yazar:
Seçiniz.. Mehmet Fırat
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul