02 Temmuz 2022 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / RASULULLAH (s.a.s)’in HADİSİ SÖYLENİNCE!
RASULULLAH (s.a.s)’in  HADİSİ SÖYLENİNCE!

RASULULLAH (s.a.s)’in HADİSİ SÖYLENİNCE! ABDULLAH DÂİ

Âlemlerin Rabbi ve İlâhı Allah Teâlâ, kulu ve Rasulü Muhammed (s.a.s.)’e hitaben şöyle buyuruyor:

“Öyleyse sen, emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme.

Şübhesiz o alay edenlere (karşı) Biz, sana yeteriz.”1

En son Rasul ve en son Nebî Muhammed (s.a.s.)’in ümmeti olanlara ise, şöyle emrediyor Rabbimiz Allah Azze ve Celle:

“Rasul’ün çağırmasını, kendi aranızda kiminizin kimini çağırması gibi saymayın. Allah, sizden birbirinizi siper ederek kaçanları gerçekten bilir. Böylece O’nun (Rasul’ün) emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya onlara acı bir azabın çarpmasından sakınsınlar.”2

Rabbimiz, Melikimiz ve İlâhımız Allah Teâlâ tarafından, “Âlemlere rahmet olarak gönderilen” Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’in şahsını, sözlerini ve fiillerini hafife almak, alay etmek, dalga geçmek, aldırış etmemek ve basit görmek, ancak kâfirlerin, müşriklerin ve münafıkların değişmez hain karakterlerinin bir gereğidir...

Muvahhid mü’minlerin, yegâne önderleri ve hayat örnekleri Rasulullah (s.a.s.)’e karşı tutumu, “Peygamber, mü’minler için kendi nefislerinden daha evlâdır ve O’nun zevceleri de onların anneleridir.”3 hükmünce, Rasulullah (s.a.s.)’i canlarından daha kıymetli görür ve severler... Ayrıca:

“Allah ve Rasulü bir işe hükmettiği zaman, mü’min bir erkek ve mü’min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur.”4

“Aralarında hükmetmesi için, Allah’a ve Rasulüne çağrıldıkları zaman, mü’min olanların sözü: ‘İşittik ve itaat ettik’ demeleridir. İşte felâha kavuşanlar bunlardır.

 

Kim Allah’a ve Rasulüne itaat ederse ve Allah’dan korkup O’ndan sakınırsa, işte kurtuluşa ve mutluluğa erenler bunlardır.”5 hükmünce, Rasulullah (s.a.s.)’e sözlerinde ve fiillerinde iman edip itaat ederler...

Ve:

“Ey iman edenler, Allah’ın ve Rasulünün huzurunda öne geçmeyin ve Allah’dan sakının. Şübhesiz Allah, işitendir, bilendir.

Ey iman edenler, seslerinizi Peygamber sesi üstünde yükseltmeyin ve birbirinize bağırdığınız gibi, O’na sözle bağırıp söylemeyin yoksa siz şuurunda değil iken, amelleriniz boşa gider.

Şübhesiz, Allah’ın Rasulünün yanında seslerini alçak tutanlar, işte onlar, Allah kalblerini takva için imtihan etmiştir. Onlar için bir mağfiret ve büyük bir ecir vardır.”6 hükmünce, Rasulullah (s.a.s.)’e karşı gereken edeblerini zamanında ve yerinde gündeme getirir, üzerlerine vâcib olan vazifelerini yaparlar...

İşte muvahhid mü’minler böyledirler!..

Muvahhid mü’min müslümanların yegâne hayat önderi ve örneği Rasulullah (s.a.s.)’e karşı edeblerinde noksanlık olanlar, O’nun hadislerine ve Sünnetine aldırış etmeyip hafife alanlar, hatta alay konusu edinenler, iman bakımında sıkıntılı olan tiplerdir... Rasulullah (s.a.s.)’e karşı iman ve edeb konusunda problemli olan bu tipler, Asr-ı Saadet’ten bugüne ümmet içinde varlıklarını sürdürmüş, her zaman değişik bahanelerle bu hastalıklarını gündeme getirmiş ve muvahhid mü’minleri rahatsız etmişlerdir... İslâm tarihi boyunca böyle olduğu gibi, yaşadığımız günlerde de aynı hastalık devam etmekte ve kalbleri ile beyinleri hasta olan bu tipler muvahhid mü’minleri üzmektedirler...

Rasulullah (s.a.s.)’in hadislerine karşı saygısızlık, onları hafife almak, önemsememek ve alay etmek konusunda meşhur bir örnek:

Ebu Hüreyre (r.a.) rivayet eder.

 Rasulullah -yahud-Ebu’l-Kasım (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Bir adam, takım elbisesi içinde, kendini beğenmiş ve başının saçlarını omuzlarına kadar sarkıtmış hâlde çalımlı çalımlı yolda yürüdüğü sırada, Allah onu, birden yere geçirdi de, artık o kimse kıyamet gününe kadar kalmak üzere yerin içine doğru gömülüp gidiyordu.”7

 

Bu sahih hadise karşı saygısızlık yapanların tavrı!..

Hasan anlatıyor:

Ebu Hüreyre (r.a.), talebelerine bir şeyler anlatırken, üzerinde yeni giysisi olan bir adam, kendisine doğru geldi. Kibirli bir şekilde yürüyerek, Ebu Hüreyre’nin önünde durup:

— Ya Ebâ Hüreyre, bu kaftanım için yanında fetva var mıdır? diye sordu.

Ebu Hüreyre, başını kaldırıp dedi ki:

 

— Doğru söyleyen ve tasdik edilen dostum Ebu’l-Kasım (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Sizden önceki kavimlerden bir adam, giyinmiş olduğu iki abası ile kibirlenirken Allah ona öfkelendi ve yeryüzüne onu yutmasını emretti. Canım elinde olana yemin olsun ki, kıyamet gününe kadar o, yere batıp duracaktır.”

Ey adam, kıyamet gününe kadar git (ve yere sen de bat).8

Ebu Hüreyre (r.a.)’dan

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Bir ara bir adam, çizgili bir kumaşın içinde (bunlara bürünmüş olarak) böbürlene böbürlene yürüyordu. (Bundan dolayı) Allah, onu yere batırıverdi. Artık o, kıyamet gününe kadar bağırıp çağırarak yerin dibine batmaya devam edecektir.”

Bunun üzerine takım elbise giymiş olan (haberi nakleden el-Aclân’ın) ismini de söylediği bir genç şöyle dedi:

— Ebu Hüreyre, yere batırılmış olan o genç, şöyle mi yürüyordu?

(Yürüyüş taklidi yapan genç,) sonra işaretler yaptı, derken öyle bir tökezledi ki, nerdeyse parçalanacaktı.

Bunun üzerine Ebu Hüreyre şöyle dedi:

— Burnu ve ağzı üzerine yere çarpılsın! (Allah, ne güzel buyurmuştur:)

“Şübhesiz o alay edenlere (karşı) Biz, sana yeteriz.” (Hicr, 15/95)9

İmam Dârîmî (rh.a.), bu konudaki hadis-i şerifleri topladığı bölümün bab başlığını şu şekilde beyân etmiştir:

 

“Kendisine Hz. Peygamber (s.a.s.)’den bir hadis ulaşıp da onu ululamayan ve ona saygı göstermeyen kimsenin cezasının hemen verilmesi.”10

Hadisleri şerheden Prof. Dr. Abdullah Aydınlı şunlar kaydedmiştir:

“Bu hükümlere rağmen bir hadise muhalefete, yukarıdaki haberlerde gördüğümüz aksülameller gösterilmiştir. Bunun sebebi, herhâlde söz konusu muhalefetlerin, ya hadisi inkâr etme ya da önemsememe, küçümseme olarak değerlendirilmiş olmasıdır. Çünkü sabitliği kesin olan bir hadisi (bu, sonraki dönemler için mutevâtir hadis demektir) inkâr etmek bile, sahih olan görüşe göre inkâr edeni dalâlete düşüreceği söylenmişse de, ekseri âlimlere göre inkâr edeni küfre götürür. Haber-i âhâd da olsa bir hadisi, alay etmek, küçümsemek, hakir görmek, inkâr etmek sûretiyle terketmek de insanı küfre götürür.”11

Allâme Molla Aliyyu’l-Karî (rh.a.), şehid imamımız İmam A’zam (rh.a.)’in “el-Fıkhu’l-Ekber adlı meşhur eserini şerhederken, hadis-i şerifleri inkâr edenler hakkında bir bölüm açmış ve İslâm âlimlerinin bu konudaki görüşlerini şu şekilde kaydetmiştir:

“el-Muhit” adlı kitapta yazıldığına göre, ‘Şerîat’ta, Mutevâtir hadisleri inkâr eden kişi kâfirdir. Meselâ, ipek giymenin erkeklere haram olması gibi... Yine bir kimse, vitir namazının esasını inkâr ederse yahud kuşluk namazının esasını inkâr ederse kâfir olur.’

Burada Şerîat kaydını koymasının sebebi Şerîat’la ilgili olmayan tevâtür derecesindeki haberleri inkâr edenin kâfir olmayacağına binaendir. Meselâ, Hâtem-i Tâî’nin cömertliği ve Hz. Ali’nin kuvvetliği gibi...

Burada tevâtürden maksad, lafzî olan tevâtür olmayıp manevi tevâtürdür. Çünkü ipek giymenin haram oluşu ile kuşluk namazı ve vitir namazları istılâhî mânâdaki tevâtür ile sabit olmamıştır.

Hz. Peygamber (s.a.s.)’den rivayet edilen haberler üç türlüdür.

Birincisi, mutevatir haberdir. Mutevatir haber, yalan üzerinde ittifak etmeleri düşünülmeyen bir topluluğun, kendileri gibi bir topluluktan rivayet ettikleri haberdir. Bu haberi inkâr eden kâfirdir.

İkincisi, meşhûr haberdir. Meşhûr haber, önce güvenilir bir kişinin bir kişiden, sonra bir topluluğun bir topluluktan rivayet ettiği hadistir. İsa b. Ebâan dışında bütün âlimlere göre böyle bir haberi inkâr eden de kâfirdir. İsa (b. Ebâan)’a göre, meşhur hadisi inkâr eden kimse sapıktır, kâfir değildir. Doğrusu da budur.

Üçüncüsü, tek kişinin haberidir (Haber-i vahid). Bu haber de, tek kişinin sonuna kadar tek kişiden rivayet ettiği haberdir. Bu haberi inkar eden kişi kâfir olmaz. Ancak sahih yahud hasen ise, böyle bir hadisi kabul etmediği için günahkâr olur.

‘el-Hulâsa’ adlı kitapta şöyle deniliyor:

Bir kimse bir hadisi reddederse, ilim adamlarından bir kısmı, bu kimsenin kâfir olacağına hükmetmişlerdir. Sonradan gelen âlimler ise, eğer bu haber mütevâtir derecesinde ise, inkâr edicisinin kâfir olacağını söylemişlerdir. Ben de derim ki, doğrusu budur. Ancak bir kimse, tek yolla gelen haberi (haber-i vahid) hakaret ve alay yollu inkâr ederek reddederse, o takdirde kâfir olur.

‘Fetâvâi- Zahîriyye’ de şöyle deniliyor:

Bir kimse Hz. Peygamber (s.a.s.)’in:

“Kabrim (evim) ile minberimin arası cennet bahçelerinden bir bahçedir.”12 hadisini rivayet eder de diğeri:

— Ben, Kabir ile minberi görüyorum, orada bir şey yoktur, derse kâfir olur.

Çünkü bu söz alay mânâsına gelmekte ve inkâr mânâsını ifâde etmektedir. Böyle bir kişi, gözle görünenler dışındaki gaybî şeylere inanan kimse değildir.”13

Bu konuda İslâm âlimlerin beyânı budur!

Şimdi “Salih Selefimiz”in, Rasulullah (s.a.s.)’in hadislerine karşı gevşek davranan ve önemsemeyenlere karşı tavrına bakalım!..

Abdullah b. Mugaffel (r.a.) anlatıyor:

Şübhesiz Rasulullah (s.a.s.), (sapanla veya parmakla) taş atmaktan men’etmiş ve:

“Bu taşlar, ne bir av avlar, ne düşman bozar. Lâkin bunlar, dişi kırar veya gözü çıkarır.” buyurmuştur.14

Hıraş b. Cübeyr anlatıyor:

(Bir gün) Mescid’in içinde (sapanla veya parmaklarıyla) taş atan bir genç gördüm.

Bir ihtiyar, ona:

— Böyle taş atma! Çünkü ben, Rasulullah (s.a.s.)’in (sapanla veya parmaklarla) taş atmayı yasakladığını işittim, dedi.

Sonra bu genç, gafil davranıp ihtiyarın kendisine dikkat etmeyeceğini zannetti ve (sapanla veya parmaklarıyla tekrar) taş attı.

Bunun üzerine ihtiyar, ona şöyle dedi:

— Sana, Rasulullah (s.a.s.)’in (sapanla veya parmaklarla) taş atmayı yasakladığını işittiğimi söylüyorum. Sen, yine böyle taş atıyorsun! Vallahi, ne senin cenazene katılırım, ne hastalandığında seni ziyaret ederim, ne de ebediyyen seninle konuşurum!

(Amr b. Ebî Kays dedi ki:)

Muhacir isimli bir arkadaşıma:

— Hırâş’a git ve (bunu) O’na sor! dedim.

O da gelip bunu, O’na sordu. O da, ona (aynen rivayet etti).15

Abdullah b. Büreyde, Abdullah b. Mugaffel (r.a.)’dan rivayet eder:

Abdullah b. Mugaffel, bir kimseyi sapan ile taş atarken gördü ve ona:

— Böyle taş atma! Çünkü Rasulullah (s.a.s.), böyle sapan ile taş atmaktan (ümmetini) nehyetti -yahud sapanla taş atmayı çirkin görürdü- demiştir.

İbn Mugaffel devamla:

— Şübhesiz bu sapan taşıyla ne av avlanır, ne de 

 

düşman paralanır ve öldürülür. Ancak bu taş, bazen diş kırar, bazen de göz çıkarır, demiştir.

Abdullah b. Mugaffel, bunun ardından bir müddet sonra o kimseyi yine sapanla taş atarken görmüş de ona:

— Ben sana, Rasulullah’ın sapan taşı atmayı nehyettiğin -yahud bu atışı çirkin gördüğünü- tahdis edip söylüyorum da sen, hâlâ atmaya devam ediyorsun! Artık seninle bundan sonra şu kadar şu kadar zaman konuşmayacağım, demiştir.16

İbn Hacer el-Askalânî (rh.a.), “Fethu’l-Bârî” de şunları söyler:

“Sünnet’e muhalefet eden kimselerle darılmak ve onlarla konuşmamak câizdir. Böyle bir dargınlık da, üç günden fazla küs durmayı yasaklayan hükümlerin kapsamına girmez. Çünkü bu tür yasak, kendi nefsi için küs duranlar ile ilgilidir.17

Said b. Cübeyr (rh.a.), Abdullah b. Mugaffel (r.a.)’dan rivayet eder:

Abdullah şöyle dedi:

Rasulullah (s.a.s.), (sapanla veya parmaklarla) taş atmayı yasakladı ve:

“O, ne av avlar, ne de düşman kırıp geçirir. Amma diş kırar, göz çıkarır.” buyurdu.

Bu rivayet üzerine, Said ile aralarında akrabalık bulunan bir adam, yerden bir şey aldı ve (atarak):

— Bu mu, bu ne olur ki? dedi.

Bunun üzerine Said de şöyle dedi:

— Allah Allah! Ben sana, Rasulullah (s.a.s.)’den hadis rivayet ediyorum, sen ise onu hafife alıyorsun! Seninle ebediyyen konuşmayacağım!18

İlk hayırlı nesil olan Ashab’dan ve ikinci hayırlı nesil olan Tabiin’den “Sahih Selefimiz”in Rasulullah (s.a.s.)’in hadisini ve Sünneti’ni hafife alanlara karşı tavrı bu idi!.. Elbette ki, onların bu yerinde ve ciddi tavrı, kıyamete kadar vasat, şahid ve hayırlı ümmet için en güzel örmek olduğunda şübhe yoktur!..

Diğer bir örnek:

Ebu Said (r.a.) anlatır:

Bize, çeşitli nevi’lerden karışık olan hurma yığınından rızık verildi. Biz de onun iki sâ’ını bir sâ’ hurmaya sattık.

Rasulullah (s.a.s.), bize:

“İki sâ’ hurmayı bir sâ’a, iki dirhemi de bir dirheme satmayınız!” buyurdu.19

Ebu’l-Muhârık anlatıyor:

(Bir gün) Ubâde İbnu’s-Sâmit, Rasulullah (s.a.s.)’in bir dirheme mukabil iki dirhem (alış-verişini) yasakladığını zikretti de falân kimse:

— Peşin olursa, bunda bir mahzur görmüyorum, dedi.

Bunun üzerine Ubâde (kızdı ve) şöyle söyledi:

— Ben, Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu, diyorum. Sen ise, bunda bir mahzur görmüyorum, diyorsun.

Vallahi, ebediyyen seninle bir tavan altında kalmayacağım!20

Kendilerine, Rasulullah (s.a.s.)’in hadisleri ulaştığında, “işittik ve itaat ettik” diyeceklerine, “bence” deyip aykırı görüşler beyân edenlere karşı Sahabî olan şahsiyetlerin tavrı ne ise, o tavrı sergilemek gerekir!.. Çünkü onlar, “Selef-i Salihin”dir...

Bu konuda, her muvahhid mü’minin ders alacağı ve dikkatli davranacağını kendisine öğreten diğer örnek olayları nakledip kaydedelim!..

 1- Salim b. Abdullah (rh.a.) anlatıyor:

Abdullah b. Ömer (r.anhuma) şöyle dedi:

Rasulullah (s.a.s.)’i:

“Kadınlarınız, mescidlere gitmek için sizden izin istedikleri vakit onları mescidlerden men’etmeyin.” buyururken işittim.

Bunun üzerine Bilâl b. Abdullah:

— Vallahi, biz onları pekâlâ men’ederiz, dedi.

Müteâkiben Abdullah, ona dönerek, kendisine 

 

öyle çirkin bir sövdü ki, ona öyle sövdüğünü hiç işitmemiştim.

Abdullah:

— Ben sana, Rasulullah (s.a.s.)’den hadis haber veriyorum, sen hâlâ: Vallahi, biz onları men’ederiz diyorsun, dedi.21

“Ölene kadar o oğluyla konuşmadı.”22

 2- Osman (r.a.)’dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Mescidde iken ezân okunduktan sonra dışarı çıkan kimse, bir ihtiyaç için çıkmamış ve dönmek istememiş ise, o kişi münafıktır.”23

 3- Eş’as b. Ebî Şa’sâ babasından bildiriyor:

Adamın biri, müezzin, namaz için ezân okuduktan sonra mescidden çıkınca, Ebu Hüreyre

— Bu adam, Ebu’l-Kasım (s.a.s.)’e karşı geldi, dedi.

Şerik’in rivayetinde ise Ebu Hüreyre, devamında şöyle demiştir:

Rasulullah (s.a.s.) bize:

“Mescidde iken namaz için ezân okunduğunu duyarsanız, namazı kılmadan oradan çıkmayın!” buyurdu.24

 4- Abdurrahman b.Harmele (r.a.) anlatır:

Bir adam, Said İbnu’l-Müseyyeb’in yanına hacca -veya umreye- gitmek üzere O’nunla vedâlaşmaya geldi de Said, ona:

— Namaz kılmadıkça ayrılma! Çünkü Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Ezândan sonra mescidden (yine) mescide dönmeyi isteyerek bir ihtiyacı için çıkacak kimse hariç, başkası değil, sadece münafık çıkar.” dedi.

Adam:

— Arkadaşlarım Harre’de (beni bekliyorlar), dedi.

(Anlatan Abdurrahman) dedi ki:

 — (Adam,) sonra çıktı-gitti. Said onu, sürekli anarak tenkid edip durdu. Nihayet kendisine, onun, bineğinden düşüp uyluğunun kırıldığı haberi geldi.25

 5- Katâde (r.a.) anlatıyor:

İbn Sirin bir adama, Rasulullah (s.a.s.)’den bir hadis rivayet etti.

Adam da:

— Falân şöyle şöyle söyledi, dedi.

Bunun üzerine İbn Sirin şöyle karşılık verdi:

— Ben sana, Rasulullah (s.a.s.)’den hadis rivayet ediyorum. Sen ise, falâna falân şöyle şöyle söyledi, diyorsun! Seninle ebediyyen konuşmayacağım!26

“Buna benzeyen bir olay da İmam Ebu Yusuf (rh.a.)’in başına gelmiştir.

Şöyle ki:

İmam Ebu Yusuf, Rasulullah (s.a.s.)’in kabağı sevdiğini rivayet etmiş, orada bulunan bir adam da:

— Ben, onu sevmem, demiş.

Bunun üzerine İmam Ebu Yusuf, kılıcını çekmiş ve:

— İmanını tazele, yoksa seni öldürürüm! demiştir.”27

 “Artık ey basiret sahibleri ibret alın!28

Hicr, 15/94-95.

Nur, 24/63.

Ahzab, 33/6.

Ahzab, 33/36.

Nur, 24/51-52.

Hucurat, 49/1-3.

Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Libâs, B. 5, Hds. 7/8.

Kitabu’l-Enbiy B. 56, Hds. 152.

Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Libâs ve’z-zine, B. 10, Hds. 49/50.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu Sıfatu’l-Kıyame, B. 15, Hds. 2609.

Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B. 40, Hds. 443.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2014, C. 14, Sh. 147-150, Hds. 20470-20478.

İmam Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, çev. Hasan Yıldız, İst. 2011, c. 8, Sh. 580, Hds. 9598-9599.

Hennâd es-Serî, Kitabü’z-Zühd, çev. Dr. Musa Akpınar-Dr. Faik Akçaoğlu, İst. 2017, Sh. 427, Hds. 842.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 14, Sh. 150, Hds. 20478.

Sünen-i Dârimî, Muakaddime, B. 40, Hds. 443.

Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B. 40 (Bab başlığı)

Ebu Muhammed Abdullah b. Abdurrahman ed-Dârimî es-SemerKandî, Sünen-i Dârimî, Tercüme, Şerh ve tahkik: prof. Dr. Abdullah Aydınlı, İst. 1994, C. 1, Sh. 446.

Abdullah b. Zeyd el-Mazinî (r.a.)’dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Evimle minberim arasındaki sâha, cennet bahçelerinden bir bahçedir.”

Sahih-Buhârî Kitabu Fâdli’s-Salatî Fî Mescidi Mekke ve’l-Medine,

Fedailu Medine, B.13, Hds.22. B-5, Hds.67.

Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Hacc, B. 92, Hds. 500-502.

İmam Mâlik, Muvatta; Kitabu’l-Kıble, Hds. 10-11.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 20, Sh. 77-82, Hds. 28107-28124.

. İmam A’zam, Fıkh-ı Ekber-Aliyyu’l-Karî Şerhi, çev. Yunus Vehbi Yavuz, İst. 1992, Sh. 319. (İlaveli . Baskı)

Aynı eserin diğer tercümesi:

İmam A’zam, Fıkh-ı Ekber Şerhi, şerheden: Allâme Aliyyu’l-Karî, çev. Hüseyin S. Erdoğan, İst. 1987, Sh. 439-440.

1Sahih-i Müslim, Kitabu’s-Sayd, B. 10, Hds. 56.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Edeb, B. 165-166, Hds. 5270.

Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 2, Hds. 17.

Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B. 40, Hbr. 444.

Sahih-i Buhârî, Kitabu’z-Zebâih, B. 5, Hbr. 5.

           Kitabu’l-Edeb B. 122, Hds. 243.

Sahih-i Müslim, Kitabu’s-Sayd, B. 10, Hbr. 54.

Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 2, Hds. 17.

İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî-Muhtasar, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2008, C. 11, Sh. 228.

Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B. 40, Hds. 445.

Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Buyû, B. 20, Hds. 32.

Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Müsâkat, B. 18, Hds. 98.

Sünen-i Nesâî, Kitabu’l-Buyû, B. 41, Hds. 4533.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu’t-Ticâre, B. 48, Hds. 2256.

Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B. 40, Hbr. 449.

Sahih-i Müslim, Kitabu’s-Salât, B. 30, Hds. 135.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’s-Salât, B. 52, Hds. 568.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu’s-Sefer, B.397, Hds. 567.

Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B. 40, Hds. 448.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsaed, c. 5, Sh. 483-489, Hds. 7077-7093.

Abdurrezzâk es-San’ânî, Musannef, çev. Hasan Yıldız, İst. 2012, C. 3, Sh. 192, Hds. 5108.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 5, Sh. 483, Hds. 7077.

23. Sünen-iİbn Mace, Kitabu’l-Ezân, B. 7, Hds. 734.

Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B. 40, Hds. 452.

Nureddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, çev. Adem Yerinde, İst. 2015, C. 2, Sh. 463, Hds. 1924. Taberanî, el-Mu’cemu’l-Evsat’tan.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, Sh. 327, Hds. 3604-3605.

Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Mesâcid, B. 45, Hbr. 258-259.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’s-Salât, B. 42, Hbr. 536.

Sünen-i Tirmizi, Kitabu’s-Salât, B. 150, Hbr. 204.

Sünen-i Nesâî, Kitabu’l-Ezân, B. 40, Hbr. 683-684.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l-Ezân, B. 7, Hbr. 733.

Sünen-i Dârimî, Kitabu’s-Salât, B. 12, Hbr. 1208.

Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B. 40, Hbr. 452.

Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B. 40, Hds. 447.

Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Hzr. Necati Yeniel-Hüseyin Kayapınar, İst. 1988, C. 2, Sh. 402.

Haşr, 59/2.

Yazar:
ABDULLAH DÂİ
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul