02 Temmuz 2022 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / KAYBOLAN GENÇLİĞİMİZ
KAYBOLAN GENÇLİĞİMİZ

KAYBOLAN GENÇLİĞİMİZ M. Said Özdemir

Hâlbuki, kaybolan hiç bir şey yoktur. Gençler de gençlikleri de burada gözümüzün önündedir. Neden o zaman Gençlik kayboldu feryatlarını savuruyoruz?

Sebebi şudur: Bütün davalar bütün devletler bütün idealler gençlerin sırtına emanet edilerek yürürler. Bundan dolayı bu ağır yükü sizinle paylaşacak gençleriniz yoksa ilerleyemez tökezlersiniz. İşte şimdi gençlerimiz kayboluyor derken dert, tasa davamız olmalıdır. Batıl Batı da bunun farkında ve çocuklarımızı her türlü zevk zehiri ile etkisiz hale getirmek istiyor. Aslında bu bir medeniyet çatışmasıdır. Osmanlı’nın da “devşirme” usulü ile düşmanlarına yaptığı tamda buydu.

İşte bu bilinç ve şuurla soruyoruz ki: Gençlerimiz nerede ?

Ergenlik çağı, bireyin her yönden olduğu gibi, inanç yönünden de gelişim çağıdır. Bu çağda dini şüphelerin artış gösterdiği bir gerçektir. Aynı zamanda bireyin temel eğitim dönemine rastlayan ergenlikte, dini şüphenin nasıl aşılacağı konusunda rehberlik edilmelidir. Kaldı ki, şüphe konusunda rehberlik her çağda yapılmalıdır. Din eğitiminde, şüphe konusunda Kur’an’da geçen ilgili kıssalardan doğrudan veya dolaylı olarak yararlanılmalıdır. Bu noktada da en çok gençler bu fikrî erozyonla karşı karşıya kalıyorlar. Gelecekteki ideallerimiz ki bunlar bizim sadaka-i cariyelerimizdir. Bunların kesilmemesi için gençlere yatırım yapıp onları yetiştirmeliyiz. Yetiştirmeliyiz ama nasıl?.. İşte bu en zor soruya verilecek cevap da çok zor oluyor ve hepimizin ağzından dökülen cevap cümlesi “Ne olacak bu gençliğin hali.?” Oluyor.

 

Ne Olacak Bu Gençliğin Hali?

Son zamanlarda çok duyduğumuz bir cümle. Ne olacak bu gençliğimiz? Konuyu tanımlayan ve çözüm belirten yok aslında. Sadece sorunu tekrarlayıp duruyoruz.

Gençlerin hâli ne olacak diye derde düşenler, kaygılananlar ve endişelenenler varsa eğer, aşağıdaki hadis-i şerifi daima akıllarında tutsunlar. Gençlere ne verdiklerinden daha ziyade, hangi duygularla ve nasıl verdiklerine çok dikkat etsinler…

Gelin her şeyin çözümünün 1400 sene evvelinde olduğu gibi bunun da çözümü için tâ o günlere bir daha dönelim. Bizi o günlere götüren rehber/kılavuzumuz İmam Buhari olsun ve bizi Rasulullah’ın meclisine götürüp oturttursun.

Ve işte karşımızda Alemlerin efendisi ve bize hitaben:

Allah Rasûlü (sallâllâhu aleyhi ve selem) buyururlar:

 

“Bir adam:

— Ben mutlaka bir sadaka vereceğim. dedi. Geceleyin evinden sadakasını alıp çıktı ve onu bilmeden bir hırsızın eline tutuşturdu. Ertesi gün belde halkı:

— Hayret! Bu gece bir hırsıza sadaka verilmiş! diye konuşmaya başladı.

Adam:

— Allahım! Sana hamdolsun. Ben mutlaka bir sadaka daha vereceğim. dedi. Yine sadakasını alarak evinden çıktı ve onu bu sefer de bilmeden bir fahişenin eline tutuşturdu. Ertesi gün halk:

— Olur, şey değil! Bu gece bir fahişeye sadaka verilmiş! diye konuşmaya başladı.

Adam:

— Allahım! Bir fahişeye de olsa sadaka verdiğim için sana hamd olsun. Ben mutlaka bir sadaka daha vereceğim. dedi.

O gece, yine sadakasını alıp evinden çıktı ve onu bu defa da bilmeden bir zenginin eline koydu. Ertesi gün halk:

— Bu gece de bir zengine sadaka verilmiş! diye hayretle söylenmeye başladı.

Adam:

Allahım! Bütün hamdler sana mahsustur. Hırsıza, fahişeye ve zengine de olsa sadaka verdiğim için Sana hamdolsun. dedi.

Daha sonra o adama biri geldi ve dedi ki:

— Hırsıza verdiğin sadaka, belki onu yaptığı hırsızlıktan utandırıp vazgeçirecektir. Fahişe belki yaptığından vazgeçip iffetli bir kadın olacaktır. Zengin de belki bundan ibret alıp Allah’ın kendisine verdiği maldan muhtaçlara infak edip dağıtacaktır.’ denildi.”1

 “Ne olacak bu gençliğin hâli?” şeklindeki klasik sorumuzun da aslında tüm sorunlarımızın da temelinde yatan çözüm bu naklettiğimiz hadiste yatmaktadır. Cevabımızı da bulmuşçasına da sevinmeliyiz. Gençlerin hâli ne olacak diye derde düşenler, kaygılananlar ve endişelenenler varsa eğer, bu hadis-i şerifi daima akıllarında tutsunlar, gençlere ne verdiklerinden daha ziyade, hangi duygularla ve nasıl verdiklerine çok dikkat etsinler… Çünkü ihlâsla ve güzel niyetler eşliğinde yapılan gençlik çalışmaları, mutlaka amacına ulaşacaktır, hiç tahmin edilmeyen yüreklerde bile yer bulacaktır, bundan asla şüphe edilmesin…

Hadisin şerhinde, İbni hacer (rahımullah):

“Bu hadise göre sadaka veren kimsenin niyeti doğru olduktan sonra yerini bulmasa bile verilen sadaka makbuldür” açıklamasını yapar.2 İşte şimdi bizler elbette ki, geleceğimiz olan gençlerimiz için endişelenmeliyiz ama onlar için hangi duygularla çaba sarf ettiğimize de iyi bakmalıyız.

Rivayet odur ki:

Döneminin beyaz sakallı bilge adamı Aristo’ya bir grup gelmiş ve

— Bu gençlerin hali ne olacak. diye sormuşlar. Aristo da onlara dönüp,

— Sizlerin babaları da gelip sizler için aynı soruyu sormuşlardı. demiş.

Gençler Güzel Hedeflere Yönlendirilmeli

İbn Ömer (radıyallahu anhuma) anlatıyor.

Rasulullah (aleyhiselatu vesselam) buyurdular ki:

“Hasan ve Hüseyin cennet ehlinin gençlerinin efendileridirler. Babaları Onlardan daha hayırlıdırlar.”3

Efendimiz bu sözü söylediğinde daha torunları Hasan ve Hüseyin (radıyallahu anhuma) temyiz yaşında idiler. Buradan da anlıyoruz ki efendimiz güzelin en güzeli olan cennet nimetini gençlere hedef gösterdi ve aralarında ki hayırda rekabet fitilini ateşledi. Elbette ki, gençler boş bırakılmaya gelmez. Onlar devamlı meşgul edilmelidir. İşte bu durum bize “kime genç denir” veya “ insan hangi yaşa kadar genç sayılır” sorularını sormaya sevk ediyor.

GENÇLİK (Şebabet): Âlimlerimiz değişik yaşlar üzerinden tanımlamalar yapmışlardır. Başlangıcının buluğ çağıyla başladığında hepsi ittifak halinde olduğunu görmekteyiz. İhtilaf kişinin kaç yaşına kadar genç sayılacağındadır. Birçok âlimimiz konu hakkında söz söylemiş elbette ama İmam Tahavi’de yukarıdaki hadisi delil alarak burada ‘cennet gençlerinin efendisi’ ünvanını alan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in vefat ettikleri zamanki yaşlarının ilki 50 ikincisi ise, 58 civarında olduğunun tesbitini yaparak, “gençlik devresi” içinde olduğunu belirtiyor. Fakat genel kanaatin “Sonra o yiğitlik çağına erdiği kırkıncı yaşına ulaşıp tam kemaline vardığı vakit” Ahkaf süresi 15. ayeti delil alınıp gençliğin sonunun 40 olduğunu da ileri sürenler vardır.4 40 yaşında gençliğin sonu için artık toplumumuzun genel kabul ettiği yaştır.

Ümit Varız

Elbette ümit var olalım gençler için. Fakat yaşadığımız çağın da bir gerçeği oluştu. Çağımızda teknolojik modern araçlar gençleri gerçek hayattan koparıyor. Zamanla sokağa çıkmayan, yaş grupları ile temas kurmayan, sadece sosyal medya da “a sosyal” olan ama bununla sosyalleştiğini, bilgi edindiğini, bilgiye ulaştığını zan eden gençlerimiz var. Bu da çocuklarımızı asansörde karşılaşınca selam bile vermeyen, iki cümleyi kurmaktan aciz bir gençlik haline getiriyor. Zamanla basit oyunlar yerini yüksek çözünürlükteki daha modern strateji oyunlarına bırakıyor. Ve gencimiz bilgisayarın başında olmadığı zamanlarda bile oyunu düşünür hale geliyor. Bakıyorsunuz ortada ruh gibi dolaşıyor. Çünkü oyun oynamaya başlayınca zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmıyor, uyku yemek gibi bedensel ihtiyaçları, konuşma, gülme gibi ruhsal ihtiyaçları unutuyor. Bunlar yetmiyormuş gibi saatlerce hareketsiz kalmak metabolizma ve kan dolaşımına zarar veriyor. Vücuttaki enerji dışarı atılamadığı için stres ve gerginlik oluşuyor. Sonra dokunsanız patlayacak hale geliyor. Ve işin ilginci anne babalar bu durumun gerçek sonuçları ile 16’lı veya 17’li yaşlarda karşılaşıyor... İşte o zamanda tedbir almak için geç kalınmış olabiliyor.

Korkunç bir hayâsızlık/iffetsizlik vakıasıyla karşı karşıya kaldığımız bugün, özellikle yaz aylarında, insanlar sahilleri, eğlence merkezlerini ağzına kadar doldururken çıplaklığı en utanmaz bir şekilde sergiliyorlar. TV’lerin çoğunun, reklâmlardan, haberlere, dizilerden, eğlence programlarına kadar gençliğimizi arsızlığa, teşhirciliğe, utanmazlığa sürüklediğini, gençliğin planlı bir şekilde günah bataklığında boğulmak istendiğini gözlüyoruz. Kur’anî ifadeyle “günaha dadanmış” bireylerden oluşan bir toplum manzarası arzulanıyor.

Çok planlı, programlı biçimde gerçekleştirilen bu ahlâki çürüme, giderek dindar, duyarlı aile çocuklarını da etkiliyor ve kuşatma altına alıyor. Gitgide modernizmin etkisinde kalan, modaya uyan, başörtülü, makyajlı, dar ve ince giyinen, örtüyü dini bir vecibe olarak gördüğü halde gereği gibi örtünmeyen, kız, erkek ilişkilerinde sınırlara dikkat etmeyen müslüman kızlar türüyor.

Örtünenler içinde en kötüsü de tesettürü sadece “saç örtüsüne” indirgemiş/anlamış bir neslin yetişmesi. Kontrolsüz bilgisayar ve cep telefonları sayesinde gençlerimiz hiç uygun olmayan film ve resimleri çekinmeden izleyebiliyorlar.

Peki Gençlerimiz İçin Ne Yapacağız.?

Durum tespitini kısmen de olsa yapmaya çalıştık ki fazlası var eksiği yok. Peki, gençlerimiz için ne yapacağız. Oturup ağlayacak mıyız?.. “Düzelmezler emperyalizmin oyunları bunlar” gibi beylik sözler mi edeceğiz. Elbette hayır!.. Fidan dikeceğiz tekrardan. Çevreye şuna, buna saldırmadan, suç atmadan fidanlar dikip ormanlarımızı tekrardan oluşturacağız.

Şöyle bir misal verelim.

Bir padişah vezirleriyle birlikte gezintiye çıkmış. Yol üzerindeki bir köyde çok yaşlı, beli bükülmüş, ihtiyar bir adam görmüş. Yaşlı adam, kan ter içinde tarlasına ağaç fidanları dikiyormuş. Padişah, fidan diken ihtiyara yaklaşmış, selam alıp, verdikten sonra:

— Be ihtiyar neden fidan dikmeye uğraşıyorsunuz? Maaşallah uzun bir ömür sürmüşsünüz. Allahu teâla daha çok uzun ömürler versin ama herhalde bu ağacın meyvelerini yiyecek kadar yaşayamazsınız da. demiş.

Yaşlı adam tebessüm ederek cevap vermiş:

— Dualarınız ve temenniniz için çok teşekkür ederim lakin bu diktiğim fidanların meyvesini yemem şart değil. Biz dedelerimizin diktiği fidanların meyvesini yiyoruz. Bizden sonrakiler de bizim diktiğimiz fidanların meyvesini yerler. demiş

Bu cevap padişahın çok hoşuna gitmiş. İhtiyar adama bir kese altın verilmesini emretmiş. 

Yaşlı adam sevinerek:

— Gördünüz mü padişahım demiş. Diktiğimiz fidanlar daha şimdiden meyve vermeye başladı.

Bu cevap hükümdarın daha da hoşuna gitmiş. Bir kese altın daha verilmesini emretmiş.

— İhtiyar bak sultanım herkesin ağacı bir sezonda bir kere veriyor benimki şimdiden iki kere verdi. deyince, 

— Sultan amca sen beni bu gidişle soyup soğana çevireceksin hadi bana eyvallah. deyip uzaklaşmış oradan. Uzaklaşırken de idaresini yaptığı memleketinde böyle akıllı insanlar olduğu için Allahu teâlaya hamd etmiş, şükretmiş pek sevinmiş ve mutluluk içinde yoluna devam etmiş.

İşte bizler de fidan ekmeliyiz. Bizden sonralara kalacak fidanlar. Meyveleri sadaka-i cariye olacak fidanlar. Şunu da iyi biliyoruz. Arazilerimiz çoraklaştı. Tohumlarımız zayıfladı. Ne olursa olsun yılmamalıyız. Fidan gibi gençlerimize kıyamayız. Onlar olayın vahametinin farkında olamasalar da gençlere kıymak demek, gençlerden vazgeçmek demek kendimize kıymak, kendi elimizle ipimizi çekmek demektir. Bizler gençler için gençlerden çok çalışıp ne kadar değerli olduklarını onlara öğretmeliyiz. Artık tüm samimiyet ve iyi niyetlerimizle bunu yapmalıyız. Çok gerilerde bırakmış olmamız lazım “Ne olacak bu gençlerin hali” söylevlerimizi.

İşte en önemli fidan gibi büyüteceğimiz, gençlerimizi. Gençlerin zihinlerine ekeceğimiz şuur da “Ahiret günü” bilinci olmalıdır. Rabbimiz buyuruyor, Nisa, 59’da “Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız.” Rabbimizin ulaşmamızı istediği şuur seviyesi.

 Ahiret Gününe İnanıyorsanız!

İnanmalısınız demiyor ayeti kerimede. İnanıyorsanız diyor. İnanıyorsanız şunları yapın, şunları yapmayın. Yok inanmıyorsanız size her şey serbest. Serbest çünkü işlediğiniz günahlardan ötürü Allah’ın azabı yaşarken sizi bulmayacak. Ebabiller ordusu üzerinize gönderilmeyecek. Fırtınalarla, sellerle felaketlerle eziyet edilmeyecek. İşte buda sizi azdırmasın. İsteyerek dileyerek bilerek yapmamızı istiyor Rabbim. Bilin ki yaptıklarınızın ve yapmadıklarınızın hesabı var. Boş yere yaratılmadınız. Hesap günü, ahiret, son gün var. İşte biz vereceğimiz hesabımız olduğunu bilirsek ve bunu gençlerimize öğretebilir, kavratabilirsek gençlerimizde, geleceğimizde kurtulur Allah’ın izniyle.

Lokantaya gidince çıkışta hesap var ona göre yiyorsunuz. Mağazaya gidince çıkışta fatura var ona göre giyiniyorsunuz. Otobana girince çıkışta ücretinin ödeneceğini biliyorsunuz da bu hayatın çıkışında hesap vermeyeceğimizi mi zan ediyoruz. Ye iç öylece ellerini sallayarak “elinize sağlık” deyip çıkılabileceğini mi zannediyoruz. Bir de üstüne dükkan sahibi “Afiyet olsun efendim” gene bekleriz diyeceğini mi bekliyoruz!.. Böyle olmayacağını hepimiz biliyoruz. Yemekten sonra nasıl kasaya hesap ödenecek biliyorsak bu hayattan sonrada bir hesap var... Biliyor muyuz?

Bildik diyelim, bilmek yetmiyor mu? Maalesef yetmiyor. İdrak etmek önemli. Hesap günü bizi etkilemeli ve hazırlıklı olmalıyız. Lokantaya çok aç bir şekilde gidip kebapları dönerleri tatlıları görüp iştahınız çok kabardığında ne yapılıyor? Açlıktan başınız döndüğünde ne varsa getirilmesini dilenir değil mi? Ama onca güzel yemek arasından mecburen bir çorba içilip kalkılır. Belki de ekmeğe biraz fazla yüklenilir. Ama çorbayla yetinilir. Neden? Çünkü hesap var. Çıkışta rezil olmamak için.

İşte şimdi bizlerde bu imtihan alanı lokantasın da gördüğümüz her şeyi isteyecek canımız çeken her şeyi helal haram demeden yiyecek miyiz? Görüyor olabiliriz. Canımız çekiyor olabilir. İşte bizi engelleyecek el freni çektirecek ve ahirette hüsrandan kurtaracak ana duygu, “Ahiret günü” şuurudur. Bu duyguyu gençlerimize kazandırabilirsek eğer ne mutlu bize.

Allah hayattan çıkarıldı mı, fıtrat (yaratılış özelliğinden) ayrılındı mı artık her şey yapılabilir. Özgürlük adına, kazanılmış haklar! adına. Serbest bırakılan fuhuş ve uyuşturucunun önü alınamıyor. Günümüzde ipin ucu büsbütün kaçmış durumda. İşte bu toplumu da olumsuz etkiliyor. Suç makinesi haline dönüştürüyor gençlerimizi. Seyrettikleri dizilerde ki lüks hayatların her günleri balo sahnesi gibi giyimli fahşa hayatların bizim olmadığının farkına varamıyorlar.

Gençlikte ergenlik dönemi bireyin kendi başına, bağımsız olarak dini konularda fikir edinmeye başladığı, başkalarından aldığı bilgileri kritik ettiği, gözden geçirdiği bir dönemdir.5 Ergenlik döneminin dini duygu ve düşüncelerde şüphe ve çatışma dönemi olduğu gözlenmiştir. Çok sayıda araştırma ergenliğin imanda şüphe ve kararsızlık yaşı olduğunu göstermiştir. Ergenlerde dini şüphenin karakterinin duygusal olduğu tespit edilmiştir. Gençleri bu zorlu dönemde yalnız bırakmadan zor ve virajlı yolları beraber aşmaya gayret etmeliyiz. Gençlerimizi tekrar kazanmak istiyorsak onlar için onların yaşına inerek beraber bu yolda yürümeliyiz…

Fethul bari İbn Hacer el-Askalani, C. 3, Sh. 542, Polen yay. 2010.

A.g.e. Sh. 543.

Kütüb-i Sitte, C. 16, Sh. 513, Akçağ yay.

Konu ile geniş bilgiyi Kutubu Sitte’nin. 16. cilt 515. Sayfasında bulabilirsiniz.

Hüseyin Peker, Din Psikolojisi Sh. 172.

Yazar:
M. Said Özdemir
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul