14 Mart 2026 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / / Bizim Sarı Öküzümüz Ne?
BİZİM SARI ÖKÜZÜMÜZ NE?

Bizim Sarı Öküzümüz Ne? M. Said Özdemir

Halep yanıyor. Halep yakıyor. Bu yangın bizi de yakacak. Bu gün Halep yarın bütün ümmet… Ben Halep diyeyim; Siz Filistin, Arakan, Eritre, Çeçenistan, Türkiye ve uzayıp giden bir liste. Nerede Müslüman yaşıyorsa hepsi haritada kırmızı ile gösteriliyor.
Bir hikâye anlatılır “sarı öküz” diye. Manidar bir hikâyedir.
Çakal sürüsü, yakında bulunan öküz sürüsünü tehdit etmeye başlar. Ormanda her gün yeni bir saldırı, kavga, dövüş. Her gün bazı öküzler yaralanır, bazıları vahşilere yem olur. Ancak öküzler de güçlü kuvvetli hayvanlar olduğu için, bunların saldırısına karşı koyarlar. Bir olup birlik olup çakal sürüsüne direnirler. Fakat gün gelir, dirençlerini yavaş yavaş yitirdiklerini anlamaya başlarlar. Çakal sürüsüne barış önerisinde bulunurlar. Çakallar bunu kabul eder. Çünkü onlarda bu arbededen çok yorulmuş ve aç bitap hale düşmüşlerdir. Fakat bir koşulları vardır:
“Şu sarı öküz bize ters bakıyor, tavır koyuyor. Onu verin, barışı kabul edelim, bir daha size saldırmayalım.” derler.
Öküzler aralarında uzun uzun konuşurlar. Sürünün en savaşçı, ilkeli, dirençli üyeleri “sarı öküzü” vermeyi kabul ederler. Sürünün sözü geçen üyesi yaşlı öküz bu duruma karşı çıkar, “vermeyin sarı öküzü yoksa bu işin sonu gelmez” der ama sözünü dinletemez… Ona “bak aramızdaki kavga bitecek. Her şey güzel olacak” gibi kendi iç temennilerini ısrarla diretirler. En nihayetinde mücadeleden yorulan öküz sürüsü kendi mutlulukları için sarı öküzü feda ederler…
Çakallar, savaş bitsin diye feda edilen sarı öküzü birkaç dakika içinde yiyip bitirirler. Bir haftalık barış sonrasında çakal sürüsü bu kez alacalı öküze göz diker. Bir haftanın sonunda karınları yine acıkmıştır çünkü. “Gidelim bir öküz daha isteyelim derler.”
Bu sefer çakal sürüsünün içinden çatlak sesler çıkar. “Olmaz söz verdik. Anlaşmayı bozup barışı zedeleyemeyiz” derler.
Peki, o zaman der içlerinden kurnaz olan. Açlıktan ölecek miyiz? Bakın öküzler birlik olunca onlara zarar veremiyoruz. Mecburen bir alavere ile alacağız nafakamızı. Siz bana onay verin gerisini düşünmeyin. İlkinde olduğu gibi yeniden alırım ben deyince aç sürü mecbur kabul eder.
Çakalların sözcüsü öküzlere yanaşır. Dostça selamdan sonra söze başlar.
“Öküz kardeşler; Gördüğünüz gibi verdiğimiz sözü tuttuk. Bakın size hiç saldırmadık. Fakat hiç ummadığımız bir durum belirdi. Bunun için dostluğumuza zarar gelmemesi için size samimi bir şekilde gelip sıkıntılı durumumuzu belirtmek istedik.”
Öküzlerin sözcüsü bu yeni dostlarının mazuratını merak etmiş ve sormuş çünkü anlaşma yaptıkları ve yakalamak için ümid bağladıkları mutluluklarının bozulmasını istemiyorlarmış.
Çakal söze devam etmiş. “Evet, size söz verdik ve sözümüzü tuttuk. Fakat şu içinizde bir alacalı öküz var. O bize kötülük yapıyor “ demiş.
Tüm öküz sürüsü kızgınlıkla alacalı öküze bakı vermişler. Çakal aradığı ortamı bulduğunu anlayınca söze devam etmiş. Bizler sözlerini tutan bir toplumuz yalnız, Bu alacalı öküz var ya bize nazire yapar gibi kuyruğunu bir kaldırıyor bizim dikkatimizi çekiyor. Biz de ona bakarken etine butuna dikkatimiz takılıyor. Normalde sizi dost bildiğimiz için hiç birinize yan gözle bakmıyoruz ama bu var ya bu… Bize anlaşmayı bozduracak diye korkuyoruz. Bozan taraf olan biz olmayalım diye dostça geldik ve teklifimizi yapacağız. Bundan sonrasını siz bilirsiniz, deyip öküzlerin meraklı bakışları arasında teklifini yapıvermiş.
“Sizinle dost kalabilmemiz için alaca öküzü bize vereceksiniz. Yoksa anlaşmayı siz bozmuş olacaksınız. Bundan sonra olacaklardan da biz sorumlu olmayacağız.”
Sürünün ortasına bomba gibi düşen bu teklif herkesi şaşırtmıştı. Öyle ustalıkla hazırlanmış bir teklifti hiç kimse bir şey diyemedi. Ancak “biz biraz düşünüp istişare yapalım” diyebildiler. Çakal akşama kadar müsaade etmişti onlara.
Durum sandıklarında da vahimdi. Ne olacaktı şimdi? Alaca öküzünde yaptığı işmiydi yani. Çakal olayı öyle güzel manipüle etmişti ki tüm suç alaca öküze kalmıştı.
Heyet toplantı. Her kafadan bir ses çıkmaya başladı. Hararet yükseldi. Mutluluk ve rahat elden gideceği anlaşılınca karar açıklandı. “Alaca’yı verelim.”
Birden bir ses yükseldi yırtarcasına kulakları. “Hayır! Durun. Vermeyin hiç kimseyi.”
Ne kadar daha da direttiyse bilge öküz fayda etmemişti. Çünkü ilk sarı öküzde de aynı şekilde diretmişti ama nafile.
Karar çoktan alınmıştı bile. Kimsenin bu saatten sonra rahatını bozmaya niyeti yoktu. Hele hele o eski kavga dolu günlere dönmeye hiç niyetleri yoktu. “Söz verdiler bundan sonra rahatlayacağız” dediler ve verdiler. Çakallarda düğün bayram.
Birkaç hafta barış içinde geçer ama çakallar yine gelir. Bu kez kara öküzü sonra genç öküzleri çeşitli bahanelerle alıp götürürler. Durum kötüye gitmektedir. Gün gelir, çakallara yem olan öküzlerin sayısı azalır. Moralleri de çok bozulmuştur. Çakal sürüsüne dayanacak güçleri artık kalmamıştır. Çakallar istedikleri zaman yanlarına geliyor, istediklerini alıp gidiyorlardır artık…
Bu durumda, köşesinde oturmakta olan yaşlı öküze sorarlar: “Biz nerede hata yaptık da böyle perişan olduk? Biz bunlara karşı direniyorduk. Sürümüzü dağıttılar, moralimizi yok ettiler, bizi korkuttular. Nerede yaptık hatayı? Biz ne zaman düştük bu hale? ”
Ne Zaman Düştük Bu Hale!
Yaşlı öküzün gözleri yaşlı halde verdiği yanıt acı verici ama gerçektir:
“Siz ilk sarı öküzü verdiğiniz gün düştünüz bu hale.!”
Nasıl yani demişlerdi anlamamışlardı. Çünkü ihtiyara itiraz ederek, o zamanlar biz güçlüydük, kuvvetliydik. Sonraları güçsüz düşmüş olmalıyız, gibi zayıf bahaneler öne sürmeye kalktılar. Yaşlı lider, bu savaşı kaybettiniz. İlk sarı öküzü vermeden güçlüydünüz. Bundan dolayı sizden çekinerek teklifle geldiler. Onlar güçlü olsaydı kaba kuvvetle gelirlerdi. Sonra taviz kopardılar delik açtılar duvarınızda ve küçücük gibi görünen delikten kocaman öküzü çıkardılar. Çünkü sizde bunu küçük bir mesele gördünüz ve işte o anda direnme gücünüz bitti. Hatayı sarı öküz’ü verince yaptınız. En baştan onu vermeyecektiniz. Ve devamı geldi. Geçmiş olsun.
Peki, Biz Müslümanlar Ne Zaman Düştük Bu Hale?
Evet, Müslümanlar bizler ne zaman düştük bu hale hiç düşündünüz mü? Suriye savaşının başlangıcında mı? Şam düşüncemi. Dünya sırt dönünce mi? Araplar görmemezlikten geldikleri için mi? Birleşmiş Milletler ve Nato Esed katiline yol verin cemi. Ne zaman? Ne zaman?
Hayır, bunların hiç biri değil! Biz bu hale küçücük gördüğümüz meselelerin taviziyle başladık. İğne başı gibi gördüğümüz önemsemediğimiz deliklerden kocaman öküz kadar büyük değerlerimizi çaldırdığımız gün düştük. Biz bu hale hamimiz, koruyucumuz imamımız olan hilafet makamı kaldırılınca düştük. Biz bu hale Kur’an terk edilince düştük.
Biz İslam’ın en değerli müessesesi olan “cemaat” kavramını kirlettiğimiz gün düştük.
Anla artık be Müslüman biz İslam’a sırt döndüğümüz gün düştük…
Hani bu topraklarda İslam hâkim olacaktı. Hani her şey zamanla düzelecekti. Hani hemen, birden olmuyordu. Zamanla düzelecekti ne oldu? Evet, düzeldi düzeldi. Demokrasi yalanına inananlar her şeyi düzeltti. En son düzelen Halep oldu. Halep yerle bir dümdüz oldu.
Ülkenin ve demokrasinin büyük tehdidi paralel terör örgütü çok güçlü bir yapı haline gelmişti. Demokrasiye oluşturduğu tehlikeden dolayı bir gecede çökertildi düzeltildi. Yerle yeksan edildi. Gerekiyordu da zaten. Ama iş İslam’ın, Müslümanların ve Haleb’in korunmasına gelince zamanla düzelecek diyorlar.
Anla artık Müslüman Halep biz Osmanlıyı kaybedince, Osmanlıyı da değil ahkâm kitabımız olan Kur’an’ı meclisimizin duvarından indirince kaybettik. İşte şimdi yalanla hem de koskoca bir yalanla oyalıyorlar bizleri. Neyi nasıl kaybettikse onları kazanmak için aynı yolu takip etmek gerekir.
Al-i İmran süresi 137. ayeti kerimesinde: “Sizden önce nice (milletler hakkında) ilâhî kanunlar gelip geçmiştir. Onun için, yeryüzünde gezin dolaşın da (Allah’ın ayetlerini) yalan sayanların âkıbeti ne olmuş, görün! Buyrulur.
Bu ayet hakkında bir düşünün. Bizler rahatlarımız bozulmasın diye şeytanın hangi tekliflerini kabul ettik. Altmış sene önceki duruma geri dönmeyelim diye nice “sarı öküzlerimizi, alaca öküzlerimizi” verdik.
Ağlamayın artık sıra size geldi. Hiç kusura bakmayın onu ilk nöbet yerinizi terk ettiğinizde düşünecektiniz. Yani ilk sarı öküzümüzü verdiğimizde düşünecektik”
Peki, bizim sarı öküzümüz ne?
Hala bu sorunun cevabını bilmiyorsanız geçmişler olsun size…
Aşağıda bir şairimizin geçmişe ağıdı var. Güzel hicranlı, dert edinmiş bir yüreğin duygularının kelimelerle şiirleştirilmiş hali. Halep üzerine yazılmış. Ama siz gönüllerinizde bölge adını genelleyin.
Şunu da unutmayın bu ve bunun gibi şiirler yazılmaya devam edecek. Biz sarı öküzlerimize sahip çıkamadıkça!
Şehid Halep’e Ağıt
Ah Halep, Halep
Osmanlının nazlı gelini
Sana da mı kıydı kanlı eller ?
Gırnata’nın düşmesi gibi.
Bağdat’ın yağması gibi.
Bu kaçıncı hicran, kaçıncı matem ?

Sana ağlamayan gözler kör olsun.
O çocukların carnıhaş feryadını
Duymayan kulaklar sağır olsun.
Senin yasını tutmayan kalplere
Ebedi billah mühür vurulsun.
Ağıtını yazmayan kalem kırılsın.

Ey Halep, Halep
Nazlı çiçeğim.
Seni ezip geçen paletlerin,
Yok edici bombaların, mermilerin
Hesabını nasıl verirler?
Boynu kopsun zalimlerin.

Ey Halep, Halep
O canım türbelerin, camilerin, bedestenlerin
O Kıyılıp yok edilen bir medeniyetin
Asırların emaneti şanlı tarihin
Günahını nasıl öderler?
Bu barbar, kan içici vahşiler.

Ya öldürülen masum yavrular
Ar’ın timsali analar, kızlar
Her biri bir yiğit, bir kahraman
Şarkın aslanı delikanlılar.
Aç bırakılan, sürülen, süründürülen
O zavallı mazlum
Masum insanlar.

Tarih çekemez bu günahı kebiri
İnsanlık taşıyamaz bu ağır vebali
Ah Halep, Halep
Yok edilen vatanımın
O güzel, nazlı, masum köşesi

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul