25 Haziran 2024 - Salı

Şu anda buradasınız: / AYRILMAZ BİR BÜTÜN: KİTAB VE SÜNNET
AYRILMAZ BİR BÜTÜN:  KİTAB VE SÜNNET

AYRILMAZ BİR BÜTÜN: KİTAB VE SÜNNET ABDULLAH DÂİ

 “Andolsun ki Allah, mü’minlere, içlerinde kendilerinden onlara bir Peygamber göndermekle lütufta bulunmuşur. (ki O,) onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan önce ise onlar, apaçık bir sapıklık içindeydiler.”1 diye buyuran Rabbimiz Allah, “âlemlere rahmet olarak gönderdiği”2 en son Nebî ve en son Rasul Muhammed (s.a.s.) kulunu üç görevle görevlendirmiştir:
1- Teblîğ
2- Tebyîn
3- Tatbik
 “1-Teblîğ: ulaştırma, bildirme, haberdar etme. Kur’ân’ın hem lafız, hem de anlam yönüyle insanlara duyurulması, haber verilmesi. İslâmî hükümlerin hayata geçirilmesi insanlara ulaştırılması.”3
 Rabbimiz Allah Teâlâ, Rasulü Muhammed (s.a.s.)’e şöyle buyurmuştur:
“Ey Peygamber, Rabbinden sana indirilerini tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapamayacak olursan, O’nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah, seni insanlardan koruyacaktır.”4
 “Sana düşen yalnızca tebliğdir ve hesab da Bize aiddir.”5
 Rasulullah (s.a.s.)’e muhatab olan insan kullarına şöyle emrediyor yegâne İlâhımız Allah Teâlâ:
 “Allah’a itaat edin, Peygamber’e de itaat edin ve sakının. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki, Rasulümüze düşen, ancak apaçık bir tebliğdir.”6
 “2-Tebyîn: Meydana çıkarma, belli etme, açıktan açığa anlatma.”7
 Rabbimiz Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:
 “Sana Zikr’i (Kur’ân’ı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler, diye.”8
 Şeyhu’l-İslâm Ebu’s-Suûd Efendi (rh.a.), “İrşâdu’l-Akli’s-Selim” adlı tefsirinde şöyle der:
 “Bura da, Kur’ân’a zikir denilmiş. Çünkü Kur’ân, gafiller için bir hatırlatma ve uyarmadır.
Yani, Mekke halkının da öncelikle dâhil oldukları bütün insanlara, Kur’ân’daki hükümleri, şer’î kuralları, bunlardan başka azabı gerçekleştiren amellerden dolayı çeşitli cezalarla helâk edilmiş olan ümmetlerin hâllerini, sadra şifâ veren tafsilatlı biçimde açıklaman için, onların düşünüp hakikatlere, içindeki ibretlere karşı uyanmaları ve eski ümmetlere isâbet eden azablara sebeb olan günahlardan sakınmaları için, sana da bu Kur’ân’ı indirdik.
Ayetin metninde kullanılan tubeyyin kelimesi, maksudu sarahat ile beyân etmeyi de, buna delâlet eden irşâdı da kapsadığı için, mutlak kıyas da buna dâhil olmaktadır. Bu kıyas, ister şer’î hükümlerde olsun, ister başka konularda olsun.”9
Ve yine buyurdu Rabbimiz Allah:
 “Biz Kitab’ı ancak, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman ve inanan bir kavme rahmet ve hidayet olması dışında (başka bir amaçla) indirmedik.10
 “3-Tatbik: uygun hale getirme, uygulama11
 Bütün insanların Rabbi, Meliki ve İlâhı Allah Teâlâ şöyle buyurdu:
 “Andolsun, Sizin için, Allah’ı ve âhiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Rasulünde güzel bir örnek vardır.12
Allah Teâlâ’ya kul olmak konusunda muvahhid mü’minlerin en güzel örneği Rasulullah (s.a.s.)’e tâbi olmak,13 itaat etmek14 ve nasıl davrandıysa O’na uyup razı olmak ile emrolunan katıksız iman sahibi şahsiyetlere şöyle emredildi:
 “Rasul, size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah’dan korkun. Şübhesiz Allah, cezası (ikâbı) pek şiddetli olandır.”15
 “Allah ve Rasulü, bir işe hükmettiği zaman, mü’min bir erkek ve mü’min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Rasulüne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.”16
 Âlemlerin Rabbi Allah’ın, âlemlere rahmeti ve lütfu Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’dir... Hayat Kitabımız Kur’ân, O’na vahyedilldi ve vahyin açıklanması ile uygulanması O’na bırakıldı... Çünkü:
 “O, hevâdan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.
 O (söyledikleri) yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.”17
 “Eğer O’na itaat ederseniz, hidayet bulmuş olursunuz.”18
 Hayırlı ümmetin hayırlı ilk nesli ve salih selefimiz Ashab-ı Kiram (Allah, cümlesinden razı olsun), tam teslimiyet ile Rasulullah (s.a.s.)’e iman edip itaatı gerçekleştirmiştir... Kendilerinden sonra gelen vasat ümmetin ferdlerine en güzel örnek ve öncülük yapmışlardır... O izzetli ve faziletli öncüler, Kitab’ı, yani Kur’ân-ı Kerim’i ve onun hayata uygulanışını, önderimiz Rasulullah (s.a.s.)’den aldılar... Rabbimiz Allah’ın rızasına uygun kulluğun ilkelerini Rasulullah (s.a.s.)’den alan selefimiz, en sadık bir emanetci anlayışıyla bizlere naklettiler... Biz muvahhid mü’minler, hayat Kitabımız Kur’ân-ı selefimiz olan Ashab-ı Kiram’dan aldığımız gibi, Kur’ân’ın hayata uygulanışını da onlardan aldık... Kur’ân-ı Kerim’i ulaştırmada sadık davranan Ashab-ı Kiram, Tâbiûn ve Etbâ-i Tâbiûn diye bilinen ümmetin ilk üç hayırlı nesli, Allah’ın rızasına ve muradına uygun bir şekilde Kur’ân’ın hayata uygulanışı olan Rasullullah (s.a.s.)’in “Kalî, Fiilî ve Takrirî Sünneti” ni bizlere dosdoğru bir şekilde nakledip ulaştırmışlardır... Muvahhid mü’minlerin bu konuda hiçbir şübheleri ve itirâzları yoktur, olamaz da!..
 Çünkü, Allah katında din yalnızca İslâm’dır ve İslâm’ın da kaynağı, Allah’ın Kitabı Kur’ân-ı Kerim ve Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti’dir!..
 Rabbimiz Allah Teâlâ buyurdu:
 “Ey iman edenler, Allah’a itaat edin ve Rasule itaat edin ve sizden olan emir sahiblerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz artık onu, Allah’a ve Rasulüne döndürün. Şayet Allah’a ve âhiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.”19
 Meymûn b. Mihran, Allah Teâlâ’nın: “Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz artık onu, Allah’a ve Rasulüne döndürün.” buyruğu hakkında şöyle dedi:
 -Allah’a döndürmek, O’nun kitabı’na götürmekle olur. Rasul’e döndürmek ise, yaşadığı sürece doğrudan doğruya kendisine, Allah, O’nun ruhunu kabzedince de, O’nun Sünneti’ne götürmekle olur.20
 İbn Abbas (r.anhuma) anlatıyor:
 Rasulullah (s.a.s.), Vedâ Haccı’nda insanlara hutbe verip şöyle buyurdu:
 “...Gerçek şu ki ben, aranızda kendisine sımsıkı sarılmanız hâlinde ebediyen asla sapmayacağınız şeyler bıraktım: Allah’ın Kitabı ve Nebîsinin Sünneti!”21
Kur’ân’ı, Sünnet’ten ayırmaya çalışanlar ve Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti’ni beyân eden hadisi şerifleri kabul noktasında itirâzları olanların dikkatine sunulan çok çarpıcı bir örnek olduğu için kaydediyoruz!..
 Habîb el-Mâlikî anlatır:
 Bir adam, İmrân b. Husayn’a:
 - Ya Ebâ’n-Necîd, siz bize, birtakım hadisler rivayet ediyorsunuz. (Hâlbuki) biz onlara, Kur’ân’dan asıl bulamıyoruz? dedi.
 Bunun üzerine İmrân, kızdı ve adama şöyle dedi:
 - Her kırk dirhemde bir dirhem (zekât) olduğunu Kur’ân’da buldunuz mu? Her şu kadar koyundan bir koyun, her şu kadar deveden şu kadar deve (verileceğini) Kur’ân’da buldunuz mu?
 Adam:
 - Hayır, dedi.
 İmrân:
- Kimden öğrendiniz bunları? Bizden öğrendiniz. Biz de, Rasulullah (s.a.s.)’den öğrendik.
 Ve buna benzer (daha bazı) şeyler söyledi.22
 Bu ilginç olayın diğer bir rivayetinden şöyle deniliyor:
 Ebu Nadrâ anlatıyor:
 İmrân b. Husayn, bir adama şöyle çıkıştı:
 - Şübhe yok ki sen, ahmak bir adamsın. Allah’ın Kitabı’nda öğle namazının dört rekât olduğunu ve öğle namazında kıraati cehren yapmayacağını gördün mü?
 Sonra ona, namaz, zekat ve benzeri konuları saydı ve ardından şöyle dedi:
 - Bütün bunları, Allah’ın Kitabı’nda yeterince açıklanmış olarak bulabilir misin? Yoksa, Allah’ın Kitabı bu konuları mübhem bırakmış olup Sûnnet, bu konuları tefsir ederek açıklamıştır.23
 İzzetli ve faziletli Ashab-ı Kiram’dan İmrân b. Husayn (r.a.) böyle diyor!..
 Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti, söz ve amel olarak Allah’ın Kitabı Kur’ân’ı açıklar, emirlerin hakkıyla işlenmesini ve nehyedilenlerden nasıl sakınılacağını apaçık beyân eder... Kalî, Fiilî ve Takrirî Sünnet olmadan, Allah’ın Kitabı Kur’ân, Allah’ın muradı ve rızası üzere anlaşılmaz, anlaşılmadığı için de hayata uygulanamaz!..
 İbn Abbas (r.anhuma) şöyle der:
 - Rasulullah (s.a.s.)’in dışında herkesin sözü alınır da, reddedilir de!24
 Rasulullah (s.a.s.)’den sonra Kur’ân-ı Kerim’i en iyi anlayan, bilen ve tefsir edenlerin imamı olarak bilinen ve takdir edilen Abdullah b. Abbas (r.anhuma)’nın da beyân ettiği üzere muvahhid mü’minleri bağlayıcı olan, ancak Allah’ın Kitabı Kur’ân ve önderimiz Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti’dir.
Kadın olsun, erkek olsun katıksız iman sahibi muvahhid mü’minler, Allah’ın Kitabı’na hiçbir itiraz etmeden itaat ettikleri gibi, Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti’e hiçbir itiraz etmeden itaat ederler!..
 “Kim Rasul’e itaat ederse, gerçekten Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.”25 diye buyurur Allah Teâlâ ve Rasulullah (s.a.s.)’e karşı gelenlerin acı sonlarını beyân buyurur:
 “Kim kendisine dosdoğru yol apaçık belli olduktan sonra, Rasul’e muhalefet ederse ve mü’minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır o!”26
Kadınıyla, erkeğiyle mü’min müslüman muvahhidler, Âlemlerin Rabbi Allah’a asla şirk koşmamış O’nu hakkıyla Tevhid etmiş, katıksız iman ederek teslim olmuş olan izzet sahibi şahsiyetlerdir... Kendisinden başka hüküm koyucu hak ilâh olmayan insanların Rabbi, Meliki ve İlâhı Allah Teâlâ’nın emrettiği gibi dosdoğru olmaya gayret eden bu izzetli şahsiyetler, Allah’ın emrettiğine itaat ederek önderleri Rasulullah (s.a.s.)’e itaat etmekte kusur etmemeye çaba gösterir, O’nun Sünneti üzere olmaya çalışırlar... Dünyada ve âhirette kurtuluşa ermenin, huzurlu olmanın ve mutluluğa kavuşmanın yegâne yolunun bu olduğuna inanır ve inandıkları gibi yaşamaya devam ederler...
 Rasulullah (s.a.s.)’e itaat, O, hayatta iken yüze şahsına, vefatından sonra ise bıraktığı Sünnetine itaat edip tâbi olmakla gerçekleşir... O’na muhalefet ise, Sünnetine aykırı davranmaktır... Rasulullah (s.a.s.)’in hayatı kuşatıcı Sünnetine aykırı davranmak, mü’minlerin yolundan ayrılmak demektir... Çünkü muvahhid mü’minler, önderleri ve hayat örnekleri olan Rasulullah (s.a.s)’in kendilerine bıraktığı ve sımsıkı sarıldıkları müddetçe asla sapmayacakları Allah’ın Kitabı’na, Rasulullah’ın Sünnetine emrolundukları gibi sımsıkı yapışıp taviz vermemeye bütün imkânlarıyla çalışırlar... Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti, Kur’ân-ı Kerim’in hayata uygulanışından başka bir şey olmadığının inancı ve şuuruyla hareket eden mü’min müslümanlar, siyasetten ticarete, eğitimden hukuka, aile hayatından sosyal hayata, hayatın her birimini bağlayıcı bir şekilde kuşattığına iman ettikleri Sünneti kuşanır ve gereği üzere yaşayarak korumaya gayret ederler...
Siyasetleri, ticaretleri, eğitimleri, hukukları, aile hayatları ve sosyal hayatları, Allah’ın Kitabı Kur’ân’a ve O’nun uygulanması hâli olan Rasulullah (s.a.s.)’in Sünnetine göre olan mü’min müslümanlar, bulundukları mekânlar, imkânlar ve şartlar ölçüsünce bu mesuliyetlerinin farkında olarak hayatlarını idâme ettirirler... Çünkü yüz yıldan beridir İslâm toprakları işgal edilmiş, kendileri esaret altında kalmış, işgalci zalim tağutî yönetimler egemen oldukları beldelerde İslâm’ın hükümleriyle hükmedilmesini yasaklamış, Allah’ın Kitabı Kur’ân’a ve Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti’ne göre yaşamayı engelleyerek mü’min müslümanları, gayr-i İslâmî bir hayata mecbur etmişlerdir... Egemen tağutların ikrâhı altında ve çok zor şartlarda yaşamaya çalışan mazlum, esir ve mustaz’af müslümanlar, her şeye rağman yine Sünnet üzere olma konusundaki hassasiyetlerini canlı tutmaya uğraşmışlardır... Bir asırdan fazla bir zamandır ki, işgal edilen topraklarında işgalci egemen tâgutî düzenlerin esaretinde bulunan mü’min müslümanlar, bu uğraşlarını, bu çabalarını en zor şartlarda ve çok kıt imkânlarla sürdürmekten geri durmamaktalar... Yeni işgallere, savaşlara ve oluk oluk akan kanlarına rağmen bu mücadelelerini sürdürüyor, ümit var olarak Rabbleri Allah’dan zafer bekliyorlar... Bu zafere, Allah’ın izni ve yardımıyla, Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti’ne sarılmak ile ulaşacaklarına inanan mü’min müslümanlar, Sünnet’ten sapmanın zillet ve mağlubiyet olduğunu idrak ettiklerinden dolayı, galibiyetin ve muzaffer olmanın yolu, ancak Sünnet’e sarılmak olduğunun şuurundadırlar... Salih Selefimizin zafere ulaşmasının hikmeti Sünnet üzere hareket etmeli olduğundan hiç şübhe yoktur...
 Gerçek kurtuluş, yegâne önder ve örnek şahsiyet Rasulullah (s.a.s.)’in izinden gitmek, O’nun yolundan ayrılmamaktır... O’na itaat izzet, muhalefet ise zillettir...
 Saadet asrından örnekler!
 Selame b. Ekvâ, babasından naklediyor:
 Bir adam, Rasulullah (s.a.s.)’in huzurunda sol el ile yemek yedi.
 “Sağ elinle ye!” buyurdu.
 Adam:
 - Beceremiyorum, dedi.
 Rasulullah (s.a.s.):
 “Beceremiyesin!” buyurdu.
 Onu (sağ eli ile) yemekten alıkoyan kibirden başkası değildi.
 (Seleme) dedi ki:
 - Bunun üzerine o adam, bir daha elini ağzına kaldıramadı.27
 İmam Nevevî (rh.a.), hadisin şerhinde şöyle der:
 “Bu hadis-i şerifte, mazeretsiz olarak şeriatın hükmüne aykırı hareket eden kimseye bedduâ etmenin câiz olduğu anlaşılmaktadır. Aynı şekilde her durumda, yemek esnasında bile iyiliği emredip kötülükten alıkoyma hükmünde ve aykırı hareket edilmesi hâlinde yemek yiyen kimseye yemek yeme adabını öğretmenin müstehab olduğu da anlaşılmaktadır.”28
 Diğer şerhde şöyle denilmiştir:
 “(Yemeği sol el ile yiyen) Büsr gibilerinin bu tarzdaki davranışları, Rasulullah (s.a.s.)’e muhalefet veya en azından O’nu önemsememek kabul edilir. Her iki hâl ise, Kur’ân ve Sahih Sünnet ile yasaklanmıştır.
 Bu durumda, kendisini düzeltmesi, hakkı ve doğruyu kabul edip ona yönelmesi, özür dilemesi gerekirken, O, inâdlaştı. Efendimiz, bu sebeble ona bedduâ etti. Rasulullah’ın duâsının olduğu gibi, bedduâsının da Allah tarafından reddolunmadığı, hem Ashab, hem de kendisine bedduâ edilen Büsr gördüler.
 Rasulullah’ın bedduâsının sebebi, bu sahabînin yemeği sol eliyle yemesi değil, kibir ve inâdıdır. Çünkü sağ el ile yiyip-içmek müstehabdır, farz veya vâcib değildir. Günah veya bedduâ farz, vâcib gibi emirleri terk etmekten kaynaklanır. Kibir ve hakka karşı inâd ise, büyük günahtır.”29
 Ukbe b. Mâlik der ki:
 Ebu’n-Nadr el-Leysî, Kavminden olan Behz’den bildiriyor:
 Rasulullah (s.a.s.)’in gönderdiği askerî birlik, bir topluluğa saldırınca topluluktan bir adam, bırakıp kaçmaya başladı. Askerî birlikten bir kişi elinde kılıcıyla kaçan adama yetişince, kaçan adam:
 - Ben müslümanım, dedi.
 Fakat ona yetişen kişi, adamın dediğine aldırmayarak onu vurup öldürdü.
 Bu durum, Rasulullah (s.a.s.)’e bildirildiğinde Rasulullah, öldüren kişi hakkında ağır sözler söyledi. Rasulullah (s.a.s.), hutbesinde iken, öldüren adam kalkıp:
 - Ya Rasulallah, Vallahi adam, ölüm korkusundan dolayı öyle söyledi, dedi.
 Rasulullah (s.a.s.), ondan ve onun tarafında kişilerden yüz çevirip hutbesine devam etti. Sonra adam, bir daha:
 - Ya Rasalullah, adam, ölüm korkusundan dolayı öyle söyledi, dedi.
 Rasulullah, yine ondan ve onun tarafında olan kişilerden yüz çevirip hutbesine devam etti. Fakat adam, sabretmeyip üçüncü defa:
 - Ya Rasulallah, vallahi adam, ölüm korkusundan dolayı öyle söyledi, dedi.
 Rasulullah (s.a.s.), kendisine doğru döndü. Kızgınlığı da yüzünden belli oluyordu. Sonra üç defa:
 “(Senin bağışlanmanı istedim amma) Allah, mü’min birini öldüren biri için bunu benden kabul etmedi.” buyurdu.30
 Rasulullah (s.a.s.)’e itaat etmenin, Allah’a itaat olduğunu, Allah Teâlâ beyân etmiş iken,31 hiçbir muvahhid mü’minin Rasulullah’a karşı herhangi bir itirazı olamaz... Rasulullah (s.a.s.), bir şeyi hoş görmediği ve razı olmadığı zaman, iyice bilinsin ki, o şey Allah’ın hoş görmediği ve razı olmadığı bir şeydir... Bu hakikat, her mü’min müslümanı bağlayıcı olan İslâm’ın hükümleri içindir...
Enes b. Mâlik (r.a.) anlatır:
 Rasulullah (s.a.s.), bir gün dışarı çıkıp yüksek bir kubbe görmüş:
 “Bu (da) ne (böyle)?” buyurmuş.
 (Orada bulunan) Sahabîler de kendisine:
 -(Bu Kubbe,) Ensar’dan falanca kişiye aiddir, demişler.
Rasulullah (s.a.s.), hoşlanmadığı bu işi içinde saklayarak sükût etmiş.
 Nihayet (bu Kubbenin) sahini, Rasulullah (s.a.s.)’e gelip halkın içinde selâm vermiş. Rasulullah (s.a.s.), ondan yüz çevirmiş. (Adam, selâmının alınmadığını anlayınca) bu selâm verme işini defalarca tekrarlamış. Sonunda adam, (her defada selâmının alınmadığını görünce) Rasulullah’daki öfkeyi ve kendisinden yüz çevirdiğini sezmiş be durumu arkadaşlarına (açarak) dert yanmış ve:
 - Vallahi ben, Rasulullah’ın bu davranışını yadırgadım, demiş.
 Onlar da:
 - (Rasulullah) dışarı çıktı. Senin bu Kubbeni (yüksek bir hâlde) gördü (de ondan böyle yaptı), demişler.
 Bunun üzerine adam, hemen dönüp Kubbesini yıkmış, yerle bir etmiş.
 Derken Rasulullah (s.a.s.), bir gün (yine) dışarı çıkmış. Bu Kubbeyi göremeyince (oradakilerine):
 “Kubbeye ne oldu?” diye sormuş.
 (Onlar da):
 - Onun sahibi bize, kendisinden yüz çevirdiğinizden sızlandı. (Gidip) onu yıktı, demişler.
 (Rasulullah da):
“İhtiyaç fazlası her bina, sahibi üzerine bir vebâldır.” buyurmuş.32
 Ensar’dan olan Sahabî, Önderi Rasulullah (s.a.s.)’in, Rabbimiz Allah’ın razı olmadığı şeylerden razı olmadığını bilip inandığı için, hiç tereddüd ve itiraz etmeden hemen dönüp, dünya süsünden başka şey olmayan, bundan dolayı da hiçbir faydası bulunmayan Kubbeyi yıkmıştı... Çünkü bu, bir ihtiyaç fazlasıydı ve sahibi üzerine bir vebâldı... Böylece Rasulullah (s.a.s.)’e nasıl itaat edileceğini gözler önüne sermiş oldu... Bu izzetli davranış, önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti’ne bağlılığın en güzel bir örneğidir...
“Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’a ve Rasulüne icâbet edin.”33 diye buyurur yegâne Rabbimiz, Melikimiz ve İlâhımız Allah Teâlâ!..
Âl-i İmrân, 3/164.
Enbiya, 21/107.
Prof. Dr. Muhsin Demirci, Tefsir Terimleri Sözlüğü, İst. 2009, Sh. 244.
Mâide, 5/67.
Ra’d, 13/40.
Mâide, 5/92.
Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Ank. 2002, Sh. 1048.
Nahl, 16/44.
Şeyhulislâm Ebussuûd Efendi, Ebusuûd Tefisiri, çev. Ali Akın, İst. 2006, C. 8, Sh. 3485.
Nahl, 16/64.
D. Mehmet Doğan, Doğan Büyük Türkçe Sözlük, İst. 2005, Sh. 1250.
Ahzab, 33/21.
Bkz. Âl-i İmrân, 3/31.
Bkz. Nisa, 4/59.
Haşr, 59/7.
Ahzab, 33/36.
Necm, 53/3-4.
Nur, 24/54.
Nisa, 4/59.
İbn Abdi’l-Berr, Câmiu Beyâni’l-İlmi ve Fadlihi, çev. Mahmud Varhan-Ali Yücel, İst. 2015, Sh. 499, Hbr. 1549.
Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale’s-Sahihayn, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, C. 1, Sh. 469, Hds. 323.
İmam Mâlik, Muvatta, Kitabu’l-Kader, Hds. 3.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’z-Zekat, B. 3, Hbr. 1561.
İbn Abdi’l-Berr, A.g.e. Sh. 501, Hbr. 1553.
Şâtıbî, el-Muvâfakât, çev. Prof. Dr. Mehmed Doğan, İst. 2003, C. 4, Sh. 24. (3.Baskı)
Nûreddin el-Heysemî, Mecmaûz-Zevâid, çev. Adem Yerinde, İst. 2007, C. 1, Sh. 489, Hbr. 840. Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr’den.
Nisa, 4/80.
Nisa, 4/115.
Sahih-i Müslim Kitabu’l-Eşrine, B. 13, Hds. 107.
Sünen-i Dârîmî, Kitabu’l-Et’ime, B. 9, Hds. 2038.
İmam Ahmed B. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2014, C. 13, Sh. 161-162, Hds. 18789-18791
İmam Ebu Muhammed Abdulhamid b. Hümeyd b.Nasr 
el-Kissî, el-Müntehab-Abd b. Hümeyd Müsnedi, çev. 
Serkan Ünal, Konya, 2015, Sh. 204, Hds. 388.
Beyhakî, Şuabu’l-İman, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst.2015, 
c.6, sh.71, hds.5453.
İmam Muhyiddin en-Nevevî, Sahih-i Müslim Şerhi-el-Minhâc, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, C. 9, Sh. 153.
İmam Nevevî, Riyâzü’s-Sâlihîn-Tercüme ve Şerh, Hzr. Prof. Dr. M. Yaşar Kandemir, Vdğ. İst. 2011, C.1, Sh. 564.
İmam Ahmed b. Hanbel,  Müsned,  C.  9,  Sh.  417,  Hds. 13258.
İmam Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, çev. Hasan Yıldız, İst. 
2011, C. 8, Sh. 29, Hds. 8539.
Hâkim es-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, C. 1, Sh. 228, Hds. 52.
Bkz. Nisa, 4/80.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Edeb, B. 156-157, Hds. 5237.
Sünen-i İbn Mace, Kiyabü’z-Zühd, B. 13, Hds. 4161.
Enfal, 8/24.

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul