17 Nisan 2024 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / ERKEKLERİN ÖRTÜNMELERİNDE İSLÂMÎ ESASLAR
ERKEKLERİN ÖRTÜNMELERİNDE İSLÂMÎ ESASLAR

ERKEKLERİN ÖRTÜNMELERİNDE İSLÂMÎ ESASLAR SEYFÜLİSLAM ÇAPANOĞLU

Allah (c.c.) babamız ve Rasullerin ilki olan Âdem (a.s.) ve eşini yarattığında onları üzerlerindeki elbiseleri ile yaratmış idi. Bunu Allah (c.c.)’in şu ayetinin zahir manasından anlamak mümkündür.
Allah(c.c.) buyuruyor ki:
“Böylece onları aldatarak düşürdü. Ağacı tattıkları anda ise, ayıp yerleri kendilerine beliriverdi ve üzerlerini cennet yapraklarından örtmeye başladılar. (O zaman) Rableri kendilerine seslendi: Ben sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim? Ve şeytanın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?” (Araf, 7/22)
Bu ayetin zahirinden anlaşılan Âdem (a.s.) ve Havva (rh.a.)’nın üzerlerinde elbise olduğunu açık bir şekilde ifade edilmiştir. Bundan dolayı da örtünme fitrî bir meseledir. Yani asıl olarak insan örtünmeyi sever, açıklıktan ise hoşlanmaz. Âdem (a.s.) ve Havva (rh.a.) başlarına gelen bu olay karşısında hemen örtünme ihtiyacı his edip cennetteki ağaç yapraklarıyla kendilerini örtme fiilini gerçekleştirmişlerdir. Yani insanın asli özelliklerinde “haya” vardır. Ama asıl yapıda olan özelliklerin tahrifi sonucu bu özelliği kaybetmeleri de gayet tabiidir…
Bu ayetlerden birkaç ayet sonra Allah(c.c.) şunları beyan etmektedir:
“Ey Âdemoğulları, şeytan, anne ve babanızın çirkin yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini sıyırtarak, onları cennetten çıkardığı gibi sakın sizi de bir belaya uğratmasın. Çünkü o ve taraftarları, (kendilerini göremeyeceğiniz yerden) sizleri görmektedir. Biz gerçekten şeytanları, inanmayacakların dostları kıldık.” (Araf, 7/27)
Bu ayetin zahirinden anlaşılan meselede, çıplaklığın şeytanın bir aldatması olduğudur.
Burada şunu da dillendirmekte fayda vardır ki, “Tarih kitaplarında” anlatılan şeylerin yanlışlığı ortadadır. Bu ayetlerde açıkça görülen insanların konuştuğu ve üzerlerinde elbiselerin bulunduğudur. Hatta Âdem (a.s.), 10 sûhûf (sayfa) verildiğinden okuyan bir şahsiyettir. Ama tarih diye anlatılan yalanlarda ilk insanlar mağarada yaşayan, kaba-saba, üzerlerinde elbise olmayan güzellikleri bulunmayan kıllı varlıklar olarak tasvir edilmektedirler. Bunun yanlışlığı ve batıllığı apaçık ortadadır…
Allah(c.c.) giyim konusunu beyan ederek:
“Ey Âdemoğulları, biz sizin çirkin yerlerinizi örtecek bir elbise ve size ‘süs kazandıracak bir giyim’ indirdik (varettik). Takva ile kuşanıp-donanmak ise, bu daha hayırlıdır. Bu, Allah’ın ayetlerindendir. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler.” (Araf, 7/26)
Bu ayetin tefsirinde İmam İbn Kesir (rh.a.) şunları kaydetmiştir:
“Yüce Allah kullarına elbiseleri (libas) ve süs kıyafetlerini (riyş) yaratması nimetlerini hatırlatıyor. Burada libastan kasıt avret mahallerini, yani ayıp yerlerini örten giysiler, Riyaş ve Riyş’ten kasıt ise onunla zahiren süslenilen giysilerdir.
İmam Taberi der ki: Riyaş Arapçada ev eşyasına ve dış elbiselere denir. İmam Buhari’nin rivayetine göre Ali b. Ebi Talha,İbn Abbas(r.a)’ın “Riyaş mal demektir” dediğini rivayet etmiştir. Mucahid,Urve b. Zubeyr,Suddi ve Dahhak’da: Riyaş mal demektir, demişlerdir. Avfi’nin İbn Abbas (r.a.)’dan rivayetine göre. Riyaş elbise,yaşam ve nimetlere denir, demiştir. Abdurrahman b. Zeyd de: Riyaş güzelliktir, demiştir.”1
Giyinmenin insanın doğasında olduğu, Allah (c.c.) kullarının giyinmesi için ve süslenmeleri için libaslar ve riyşler indirdiği ifade edilmiştir.
Ayet-i kerime de elbiselerin ve süslerin indirilmesi ile ilgili olarak İmam Kurtubi (rh.a.) şunları ifade etmektedir:
“Şöyle açıklanmıştır: buradaki indirmeden kast, Âdem ve Havva ile birlikte başkalarına bir örnek teşkil etmek üzere bir miktar elbisenin indirilmesidir…”2
Bu tefsiri doğrulayacak mahiyette şu rivayeti zikredebiliriz:
“… Ubey b. Ka’b’ın bildirdiğine göre Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: Âdem gür saçlı, uzun boylu ve esmer tenli idi. Hurma ağacı gövdesi gibiydi. Vefat edeceği zaman melekler Cennetten hanut ve kefenle geldiler. Vefat ettiği zamanda onu üç defa su ve sidr ile yıkadılar. Üçüncü yıkamada kâfurda koydular. Onu sayı olarak tek kefenle kefenlediler ve namazını kılıp onu lahdine koydular. Sonra da: Bu, Âdem’den sonra zürriyetinin geleneği (sünneti) olsun, dediler.”3
İşte bu hadis ilk insanlar için elbiselerin onlarla birlikte Cennetten indirildiğine işaret eder. Çünkü Âdem (a.s.) kefenlenirken cennetten getirdikleri kefene sarılarak kefenlenmesi buna işaret etmektedir.
İdris (a.s.)’ın kendisinden söz edildiği kitaplarda onun mesleğinin terzilik olduğu ifade edilmiştir. Bu konuda zayıfta olsa şu hadisi zikredelim:
“… Vehb b. Munebbih’den,o Abdullah b. Abbas(ra)’dan rivayet ettiğine göre yanında oturan bir adama-arkadaşlarına tahdiste bulunurken- şöyle demiştir: Bana yaklaş. Adam ona: Allah sana uzun bir ömür versin. Allah’a yemin ederim ki, bunların sordukları gibi ben güzel soru soramam dedi: İbn Abbas’da şöyle dedi: Sen bana yaklaş, ben de sana Allah’ın kitabında geçen nebilerden söz edeyim. Sana Âdem’den söz edeyim, o çiftçi bir kuldu. Sana Nuh’u söyleyeyim, o marangoz bir kuldu. Sana İdris’ten söz edeyim, o elbise diken bir kuldu…”4
Hadiste ki ifadesi ile İdris (a.s.) terzi idi. Demek ki kumaş dokuması onun zamanında bilinmiş ve insanlar hayvanlardan elde ettikleri derileri giyim için kullanmaktan başka dokumacılık noktasında elde edilen kumaşlardan da faydalanmaya başlamışlardır.
İnsanlık tarihine bu kısa bakıştan sonra asıl mesele üzerine doğru gidecek meseleleri irdeleye biliriz.
Allah (c.c.) yarattığı her insan topluluğuna onların içerisinden kendilerini uyaran, kendilerinin dilini konuşan, bir Nebi göndermiştir. Allah (c.c.) âlemlere rahmet diye gönderdiği, kendisinden sonra ne bir Nebi ne bir Rasul gelmeyecek olan Muhammed (s.a.s.) Arab bir toplumun içerisinden çıkmasını takdir etmiştir. Dolayısıyla ayrıştırıcı bir etken olmadan Rasulullah (s.a.s.) kendi toplumunda giyilen şeyleri giymiş, onların yaşadığı gibi yaşamıştır. Çünkü o toplumun bir ferdi konumundadır. Ama Allah (c.c.) o toplumda hoş görmediği veya değiştirilmesini istediği bir şeyde de Rasullullah (s.a.s.) onlara uymamış ve onu değiştirmiştir.
Ama Allah (c.c.) Rasulune uymayı bize emrettiğinde onun giyim kuşam noktasındaki emirlerini de içine alan bir itaatten söz ederek bu emri vermiştir. O zaman Rasulullah (s.a.s.) erkek Müslümanlara yüklediği yükümlülük nedir ona bakmak gereklidir. Bunun için öncelikle Müslüman bir erkeğin örtmesi farz olan yerleri ve miktarının ne olduğunu vurgulayalım:
Rasulullah (s.a.s.) bu konuda şunları beyan etmektedir:
“Behz b. Hakim’in dedesi (r.a.)’dan rivayet edilmiştir. Dedi ki: “Ey Allah’ın Peygamberi! dedim avretlerimizden neyi örtüp neyi bırakalım? Rasul-u Ekrem, karından veya sahibi bulunduğun cariyeden başkasından avretini koru buyurdu. Sonra: Ya Rasulallah! dedi, insanlar birbirine girmiş vaziyette olursa? Buyurdu ki: Avreti hiç kimsenin görmemesine gücün yeterse zinhar gösterme! Sonra: Ey Allah’ın Peygamberi! Dedim; herhangi birimiz yalnız olunca? Rasul-i Ekrem şöyle buyurdu: Allah kendisinden haya edilmeye insanlardan daha layıktır.”5
Başka bir hadiste de avretin ölçülerini şöyle ifade etmektedir:
“… Amr b. Şuayb’ın babasından, onun da dedesinden bildirdiğine göre Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Çocuklarınız daha yedi yaşında iken namazı emredin. On yaşına geldiklerinde kılmazlarsa vurun ve(kız çocuklarıyla erkek çocuklarının) yataklarını ayırın. Eğer sizden biri kölesini veya işçisini evlendirirse onun avretinden bir yerine bakmasın. Onun avreti göbeği ile dizleri arasıdır.”6
Bu hadisler erkeğin örtmesi farz olan yerlerin sınırını belirlemektedir. Dolayısıyla erkeği avret mahalli göbeği ile diz kapakları arasıdır. Bu bölgelerin kapatılmasında dikkat edilmesi gerekli olan şartları Said Havva (rh.a.) şöyle ifade etmektedir:
“Avret yerlerinin örtülmesinin gerekmesi durumunda derinin rengini göstermeyecek ve avret yerlerini belli etmeyecek derecede kalın ve bol bir giyecekle örtülmesi şarttır. Eğer giyilen giysi, altındakinin niteliğini belli edecek derecede (dar) veya derinin beyazlığını, kırmızılığını belli edecek derecede (şeffaf) olursa onunla namaz kılınması caiz değildir. Eğer deri rengini belli etmemekle birlikte bedenin yapısını veya büyüklük küçüklüğünü belli edecek nitelikte olursa, onunla namaz kılınması caizdir. Ancak Şafiilere göre bu, kadınlar açısından mekruhtur. Erkekler için ise yapılması daha uygun olana (evla olana) terstir.”7
Abbdullah Nasıh Ulvan (rh.a.)’de bu konuda şunları söylemektedir:
“O halde erkeğin ne bağ-bahçede, ne de suda yüzerken, ne bazı adetlere uyarken, ne de hamamda diz kapağıyla göbek arasındaki kısımdan az da olsa açık bulundurması caiz değildir. Söz edilen yerlerde şehvetten güven içinde olsa bile yine hüküm aynıdır. Biri ona avret yerini açması için emir verirse, ona itaat etmez. Çünkü Rasulullah (s.a.s.) Efendimiz, “Allah’a isyan gerektiren hususlarda hiçbir mahlûka itaat söz konusu değildir.”8
Bu ölçü işin olmazsa olmazıdır. Bunun üstüne eklenecek şeyler ise fazilet ifade eder. Rasulullah (s.a.s.) kurmuş olduğu Mescid Üniversitesinde yani Ashab-ı Suffe’nin öğrencileri içinde ancak namaz avretini örtecek elbisesi olanlar vardı. İslâm’ın ilk dönemlerinde böyle giyinen ashab çok olduğundan avret yerlerinin görüne bilme ihtimalinden dolayı kadınların cemaatle namaz kılarken erkeklerden sonra başlarını secdeden kaldırmaları emir edilmişti. Daha sonraki zamanlarda Allah’ın kendilerine verdiği elbise nimeti artınca ashab uzun elbiseler giyinmeye başladılar. Burası konunun ayrı bir bölümüdür…
Madem ki sınırlar bellidir. O zaman şunların belirlenmesi gereklidir. Rasulullah (s.a.s.) Üzerine kendi memleketinde yapılmayan şeyler giydi mi? Sorusuna cevap aramalıyız. Bu konu ile ilgili olarak şu hadisleri zikredelim.
“… Bureyde (r.a.)‘dan rivayet edildiğine göre: Necaşi Rasulullah (s.a.s.)’e sade siyah renkli bir çift mest hediye etti. O da onu giydi.”9
Habeş Kralı Ashame (r.a.)’nin Rasulullah (s.a.s.) hediye ettiği mestler Habeş topraklarındaki Hristiyanlar tarafından yapılmıştı. Rasulullah (s.a.s.) onu giymesinin neticesinde çıkan sonuç şer’i olarak caiz kabul edilen şeylerin giyilmesine izin verilmiş olduğu ifade eder. Bu bağlamda şunu aktarmakta fayda vardır. Fetavayi Hindiyye’ de mestlerin renkleri ile ilgili olarak şunlar ifade edilmiştir:
“Kırmızı mest,Firavun mestidir. Beyaz mest, hamam mestidir. Siyah mest âlimlerin mestidir. Yemin olsun ki, ben Belh şehrinde büyük alimlerinden yirmisine yetiştim. Hiç birinin mestlerini beyaz veya kırmızı görmedim. Ve böyle mestleri kullandıklarını da duymadım…”10
Bu sözler “kerehiyat” bölümünde zikredilen sözlerdir. Mutlak haram olmamakla birlikte, yapılması hoş olmayan işlerdendir. Zaten sure gelen mest rengide hep siyah olagelmiştir.
Bu konuda İmam Ebu Yusuf (rh.a.) ruhbanların ayakkabılarına benzeyen ayakkabıların giyilmesi ile ilgili sözlerini de aktaralım:
“Hişam, Nevâdir’in de şöyle buyurmuştur.
Ben, EbûYûsuf’un ayakkabılarını ağaç çivilerle çivilenmiş gördüm.
Ve ona:
“Bu çivilerde bir sakınca görmüyor musun” dedim;
O:
“Hayır” dedi.
Ben:
“Süfyan ve Sevr bin Yezid, mekruhtur. Çünkü bunda ruhban’a benzeyiş vardır; diyorlar” dedim.
Ebû Yûsuf (rh.a.) şöyle buyurdu:
Peygamber (s.a.s.) kıllı ayakkabılar giyerdi. Onlarda ruhbanların giydiği ayakkabılar gibiydi. Gerçekten bu, kulların menfaatine taalluk eden bir işaretti. Bunun bir zararı yoktur.
Kulların salahına (hayrına, faydasına) taalluk eden nev’iden olursa, (meselâ: Uzak bir mesafeye gitmek, ancak bu nev’i şeyle mümkün oluyorsa; bu benzeyişte bir beis yoktur.” Muhıyt’te de böyledir.”11
Rasulullah (s.a.s.) Rumların yaptığı bir cübbe giymiştir. Bu konuda ki şu hadisi aktaralım:
“…el-Muğîre ibn Şu›be (r.a.) tahdîs edip şöyle demiştir: Peygamber (s.a.s.) bir hacetini yerine getirmek için gitti. O işini bitirdikten sonra dönüp geldi. Bu sırada ben kendisini su alıp karşıladım. Abdest aldı. Üzerinde bir Şâm cübbesi vardı. Ağzını çalkaladı, burnuna su çekti, yüzünü yıkadı. Akabinde o cübbenin yenlerinden ellerini sıvayıp çıkarmaya davrandı. Yenler çok dar idiler. (Bu sebeble ellerini sığayıp çıkaramadı.) Bu sefer ellerini cübbenin aşağısından dışarı çıkardı ve onları da yıkadı. Başı ile ayaklan üzerine de meshetti”12
Hadiste ifade edilen “Şam cübbesi” hadisin bazı geliş yollarında “Rum cübbesi” olarak ifade edilmiştir. Bu mana olarak doğrudur. Çünkü o zamanlarda Şam, Rumların yönetimi altındaydı. Ama esas olan Rasulullah (s.a.s.) başka bir millete aid bir elbiseyi giymesidir.
Zikredeceğimiz şu hadiste de Yemen yapımı bir elbise giydiği kaydedilmektedir; hadis şöyledir:
“...(Hilal b. Amir b. Amr’ın) babasından (rivayet olunmuştur;) dedi ki:
Rasulullah (s.a.s.)’ı, Mina’da bir katır üzerinde hutbe okurken gördüm. Üstünde kırmızı bir elbise vardı. Ali de (onun) önünde (duruyor ve onun) sözlerini yüksek sesle tekrarlayarak uzaklara iletiyordu.”13
Bir başka hadiste şöyledir:
“…Suveyd b. Kays der ki: Mahref el-Abdi ile birlikte Hecer’den satmak için kumaş getirmiştik. Rasulullah (s.a.s.) yanımıza gelip bir şalvar kumaşı için pazarlık etti. Yanımızda ücret karşılığı tartı işini yapan bir kişi vardı. Allah Rasulu (s.a.s.): “Tart ve tartını ağır tut (kefe benden yana ağır bassın) buyurdu.”14
Yine başka bir hadiste Şalvar’la ilgili olarak:
“…Ebu Umame der ki: Bir gün Rasulullah (s.a.s.) Ensar’dan sakalları beyazlaşmış bir grup ihtiyarın yanına çıktı ve Ey Ensar! Sakallarınızı kırmızıya ve sarıya boyayın, ancak bu konuda Ehl-i Kitab’da olanlar gibi yapmayın” buyurdu. Ey Allah’ın Rasulu! Ehl-i Kitab’dan olanlar izar (peştamal) yerine şalvar giyiyorlar dediğimiz de: Siz bu konuda Ehl-i Kitab’dan olanların aksine hem şalvar, hem de izar giyin buyurdu. Ey Allah’ın Rasulu! Ehl-i Kitab ‘dan olanlar ayakkabı yerine mest giyiyorlar dediğimizde: Siz bu konuda Ehl-i Kitab’dan olanların aksine hem mest,hem de ayakkabı giyin buyurdu. Ey Allah’ın Rasulu! Ehl-i Kitab’dan olanlar sakallarını kısaltıp bıyıklarını uzatıyorlar dediğimizde: Siz bu konuda Ehl-i Kitab’dan olanların aksine bıyıklarınızı kısaltıp sakallarınızı uzatın buyurdu.”15
Bu hadislerde zikredilen şalvar Arab topraklarında bilinmeyen Farslıların giydiği bir giysidir. Rasulullah (s.a.s.)’ında zayıfta olsa bu şalvarlardan giydiği ifade edilmiştir.16
Bu konuda Hadis kitablarının“Kitabu’l-Libas” yani giyim bölümlerinde başka hadislerde zikredilmektedir. Rasulullah (s.a.s.) Bizans yapımı “Musteka” denilen bir giysi giydiği sabittir. Ayrıca Mısır Kralı’nın hediye yolladığı “Kiptiya” diye bilinen Kumaşı kullandığı ifade edilmiştir.
O zaman bu konu nasıl değerlendirilmeli? Said Havva (rh.a.) şunları söylemektedir:
“Ancak insanlar arasında müşterek olan şeyler buna girmezler. Çünkü tüm insanlar yerler, içerler, giyinirler. Ancak sözümüz,özellikle sembol olarak kullanılan şeylerle ilgilidir. Kâfirlere ait bir sembolü kullanması halinde, bu nifak ayrılık demektir ki, o kimse de böylece onlardan olmuş olur.”17
Said Havva (rh.a.) dediği sembol olan şeylerin giyilmemesi noktasında Rasulullah (s.a.s.) şu sözünü delil getirmiştir:
“…İbn Ömer’den rivayet olunduğuna göre; Rasulullah (s.a.s): Kendisini bir kavme benzetmeye çalışan kimse o kavimdendir.”18
Bu hadis mana bakımından başka hadislerle desteklendiğinden hasen derecesinde bir hadis olarak değerlendirilmiştir. Hadisteki “teşebbehe” lafzı “tefe’ul” babından geldiğinden manasında bir tekellüf yani zorlama vardır. Yani buna göre hadisin manası “kimbir kavme kendisini benzetmek isterse ve bunun için çalışırsa” demek olur. İşte o zaman onlardan olma söz konusudur.
Hadis insanların psikolojik yapısını da ön tarafa çıkarmaktadır. Çünkü kişi sevdiğini taklid etmek ister.
Hadisin bu manasından hareketle Said Havva (rh.a.) şunları ifade etmektedir:
“Kim Rasulullah (s.a.s.) ve ashabına kendisini benzetirse, muhakkak onları seviyor, onları veli ediyor, velayet yetkisini de onlar için tanıyor demektir ki, bu kimse bu takdirde bunlardandır. Kimde kendisini kâfirlere benzetirse o da onlardandır. Mesela Stalin’in bıyıklarını taklid etmek, ya da temsilcilerinin bıyıklarını taklit etmek veya kötü kimseleri örnek edinmek ve komünistlere ait nişan ve alametleri takınmak, benimsemek, Hristiyanların haçını taşımak, kısaca kâfirlere özgü herhangi bir alameti, işareti taşımak, onları sevmenin belirtilerindendir. Onları veli edinmenin işaretidir, bunu izleyecek olan son durum ise münafıklıktır.”19
Bu sözlerden çıkan sonuç her milletin kendine aid özel bir sembolünü taşımak o millete aid olduğunu gösterdiğinden onları giyinmek ve üzerinde taşımak ayırıcı bir iş olarak insanı İslâm’dan çıkarıp takındığı veya giyindiği dine mensup eder. Yani Giyim konusunda giydiğimiz şeylerin bir dinin veya İslâmî olmayan devlet ve düzenlerin özel simgesi olmaması gereklidir. Onun dışında insanların bedenlerini soğuktan koruyan, örtünmeye yarayan, erkekler için ipekten yapılmamış, Müslüman erkeğin vücut hatalarını belli etmeyen geniş elbiselerin giyilmesinde bir mahsur yoktur.
O zaman sonuç olarak şunları söyleye biliriz: erkeğin örtülmesi farz olan yerlerini örten, herhangi bir din veya ideolojinin simgesi olmayan her giysinin giyilmesi caizdir.
Şehid İskilipli Muhammed Atıf hoca (rh.a.) şu sözlerine de yer verelim; O diyorki:
“Şiar-ı Küfr (yani küfrün alametleri): Her asırda, her beldede değişebilirse de gayr-i muslim milletlerin en meşhur işaretleri, alametleri şapka, gayyar, zunnar, küstic, gasli ve salibtir.”20
Şehid Atıf hocanın (rh.a.) şu sözüne dikkat etmek gereklidir; o sözü tekrar vurgulayalım: “Şiar-ı Küfr (yani küfrün alametleri): Her asırda, her beldede değişebilir…” Bu sözü iyi anlamak lazımdır. Çünkü Küfrün geçmişte kabul edilen alametleri olduğu gibi güncellenen alametleride vardır. Yani geçmişte olduğu gibi bugün de küffar bazı giysileri kendilerine has edinmişse o zaman Müslümanlar böyle giysilerden kendileri uzak durmalıdırlar.

 

İbni Kesir Tefsiri (4/374) çev: Savaş Kocabaş Polen y.
İmam Kurtubi, CamiuLiAhkamil Kur’an ( 7/308) çev : M. Beşir Eryarsoy Buruc y.
Abdurrezzak Musannef (2/505) K. Cenaizbab:- Hdsno: 6086 Ocak y.Cevamiul-Kelimde: İsnadı muttasıl ricali sikatır, denilmektedir. Lakin İbniCureyc’in kimden aldığı belli olmadığından zayıf olabilir. &İbniEbiŞeybeMusannef (5/45) K. Cenaiz Bab: - Hdsno: 11021 Ocak y. Burdada Hasen Basri (rh.a) mursel rivayeti vardır. Dolayısıyla zayıf veya sahih noktasında hüküm âlimler arasında ihtilaflıdır. & Ebu Davud Tayalisi Musned(1/443-4) Hdsno: 551 Muhammed b.Abdulmuhsin et-Turki hadis için: hadis sahih Musannefin buradaki iki isnadıda zayıftır… &İbni Munzir El-Evsat (5/399) K. Cenaiz Bab:- Hdsno: 2982 İmam Bu hadisi Mursel olarak ifade etmiştir. Hdsno: 2983 burada da Hasan Basri (rh.a) Utey’den naklettiği ifade edilmekle birlikte kitabın Hind baskısında Hasan Basri(rh.a) Yahya b. Cezar el-Arani ‘den naklettiği ifade edilmiştir. Mektebetur’Ruşt baskısında da İsa denilen bir raviden geldiği ifade edilmiştir. Bizdeki Daru’l-Felah baskısının tahkikçisi: İbrahim eş-Şeyh ikisinin de hata olduğunu Doğrusunun kendisinin parantez içerisinde ifade ettiği gibi ravi“Utey” olduğudur. Eğer tahkikçinin dediğini öncellersek “Utey b. Damra”nın sika olmasından hareketle Hadis sahih olur. Eğer raviyi Yahya bin Cezar kabul edersekte onu saduk olduğundan hareketle hadis hasen olur. Yahya aşırı Şii olmakla suçlanmıştır. Ama İmam Zehebi, Ebu Hatim er-Razi ve Nesai gibi âlimler onu sika kabul etmişlerdir. Yani suçlamayı kabul etmemişlerdir. Bu âlimlerin içtihadına göre değerlendirdiğimizde de hadis yine sahih olur.
Hâkim Mustedrek (6/221-2) Önceki Nebi ve Rasullerin Tarihi Bab:1612 Hdsno: 4221 & Hadis Hazinesi (12/93-4) Hdsno: 2374 Zehebi isnadında oldukça zayıf biri olan Abdulmun’im b. İdris vardır.”
Tirmizi (4/492) Ebvabu’l-İstizan ve’lAdabBab: 72 Hdsno:2945 Hasen
Ahmed bin HanbelMusned (3/444) Hadsno:3863 Sahih kaydıyla Ocak y.
Said Havva İbadet Ansiklopedisi (2/300) çev: Ahmet Varol vdğ.
Abdullah NasıhUlvan İslâm’da Aile Eğitimi (1/552) çev: Celal Yıldırım Uysal y.
İbn Mace (9/398) K. Libas Bab: 31 Hdsno: 3620 Şuayb Arnavut hadis için: Hasenliğayrih demiştir.
1Fetavayi Hindiyye (12/54) çev. Mustafa Efe Akçağ.y
Fetavayi Hindiyye (12/53) çev. Mustafa Efe Akçağ. Y
Buhari (13/ 5858) K.Libasbab: 10 Hdsno: 17
Ebu Davud (14/146) K.LibasBab: 18 Hdsno: 4073
Ahmed bin Hanbel Musned (13/679) K. Libas Bab:- Hdsno:20005 Sahih Ocak y.
Ahmed bin Hanbel Musned (13/670) K. Libas bab:- Hdsno:19976 Sahih
bkz. Heysemi Mecmeu’z-Zevaid (8/ 402) K. Libas bab:- Hdsno:8510
Said Havva Allah Erinin Ahlak ve Kültürü (sf/ 272) çev: Harun Ünal Petek y.
Ebu Davud (14/106) K. Libas Bab: 4 Hdsno: 4031& Ebu davud (6/144) K. Libas bab:5 Hdsno: 4031 Şuayb Arnavut hadis için: “İsnadı zayıftır.”demiştir.
Said Havva Ahlah Erinin Ahlak ve Kültürü (sf/271) çev: Harun Ünal Petek y.
İskilipli Şehid Muhammed Atıf Hoca Frenk Mukallidliği ve Şapka (sf/51) Vuslat Dergisi

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul