10 Mayıs 2026 - Pazar

Şu anda buradasınız: / / Müslümanlara Farz Olan İlim “ilmihal (fıkıh)” Bilgisidir
 MÜSLÜMANLARA FARZ OLAN İLİM “İLMİHAL (FIKIH)” BİLGİSİDİR

Müslümanlara Farz Olan İlim “ilmihal (fıkıh)” Bilgisidir İbrahim Dönertaş

Bugün İslâm toplumu büyük bir felaketin tam ortasındadır. Bu felaket İslâm topraklarında bir vakıa olarak devam eden, çocukların, kadınların ve mazlum Müslümanların bedenlerini acımasızca katleden, onlara zulmeden eli kanlı katillerin yaptıklarından daha da beter olan iki husus, sahipsizlik ve cahilliktir. Yüksek binaların aralarında hayat süren, pırıl pırıl elbiselere, boyalı bedenlere, besili uzuvlara sahip olan, fakat fiziksel özelliklerine göstermiş oldukları bakımı, ruh ve iman sağlığı için göstermeyen dışları parlak ve pürüzsüz, fakat aynı derecede de ruhları yalan, gösteriş, aldatma ve en önemlisi iman zafiyeti içinde olan insanlar yığını her alanda kendini göstermektedir. İnsanların bu duruma düşmesine sebep olan cahilliğin en büyük sebebi ise Müslümanların zaruri maslahatlarını temin eden İslâmî bir otoritenin bulunmamasıdır. İslâm devleti, Allah’ın yeryüzündeki insanlar için göndermiş olduğu hayat nizamını, kanunlarını tebaasına uygulayarak, onların en başta “Din emniyetini” ve daha sonra hayat süreceği dünya üzerinde olmazsa olmaz şartlar dediğimiz can, mal, nesil ve akıl emniyetlerini de sağlayarak ölüm sonrasında gelecek olan ahiret hayatlarını güzelleştirdiği gibi, dünya üzerindeki yaşam şartlarını da en güzel şekilde temin eder. Allah(c.c.) Kur’an-ı Kerim’de; “İman edip, salih ameller işleyenler için (dünyada) hoş bir hayat ve güzel bir gelecek vardır”(Rad,13/29) buyurarak bu duruma işaret eder. İman ve salih amelin sıhhati ise İslâmî bir hayat tarzı ile mümkündür. İslâmî hayat tarzı ise ancak İslâm’ın hâkim olduğu adaletli bir yönetim ile mümkün olur.
Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.): “Ümmetime sapık yöneticilerin vereceği zarardan endişe ediyorum’’1 şeklindeki sözleri sapık yöneticilerin vereceği zarara işaret etmektedir. Mesele sadece iktidarın bozukluğu değil, aynı zamanda iktidarla beraber dini temsil etmesi, dini koruması gereken âlimlerin de bozulması ile ortaya çıkan büyük bir fitne ve fesat meydana gelir ki, büyük bir kitle imha silahı, kâfirlerin Müslümanlar üzerine attığı kimyasal bombalar bile İslâm toplumuna zarar verme hususunda bunlardan çok daha sönük kalır. “Ümmetimden iki zümre vardır ki, bunlar düzelirse insanlar da düzelir, bunlar bozulursa insanlar da bozulur. Bu iki zümreden biri idareciler, diğeri de din âlimleridir.”2 buyuran peygamberimiz bu tehlikenin sonuçlarına işaret eder.
İKİ BÜYÜK TEHLİKE: İLİMSİZ AMEL VE AMELSİZ İLİM
Müslümanlar için iki büyük tehlike vardır. Biri ilimsiz amel etmek, diğeri de ilim olduğu halde amel etmemektir. Bu yüzden Hz. Ali demiştir ki “Fasık âlimden ve câhil âbidden Allah’a sığınırım. Cahil âbidin zararı daha fazladır”. Bugün İslâm topraklarında bu her iki hastalık da alabildiğine yaygındır. Bir kısım insanlar Allah’ın varlığına inandıkları halde ve ona kulluk etmek gerektiğini bildikleri halde dinin direği olan namazı bile kılmaktan imtina etmektedirler. Yine bir kısmının namaz kıldıkları, oruç tuttukları halde İslâm’ın diğer emirleri olan miras hukuku, alışverişle ilgili hükümlerde ve özellikle İslâm’ın cihad ve kıtalle ilgili hususlarında ilgisiz ve bilgisiz kaldıklarını müşahede etmekteyiz. Özellikle İslâm’ın devlet boyutu, zâlim ve tağuti rejimlerin de katkılarıyla unutturulmuş veya saptırılmıştır. Müslümanların ibadet şekilleri ve mücadele enerjileri kontrollü bir şekilde takip edilerek onların mevcut tağuti rejimler tarafından sisteme angaje edildiği, asimile edildiği ve zalim sistemlerle uyum içinde yaşaması için Müslüman fertlere ve cemaatlere özel terapi uygulandığına şahit olmaktayız. Maalesef birçok Müslüman da bu durumun farkında değildir. Çünkü ilimden ve dolayısı ile İslâm’dan uzaklaşmışlar, din adına özel yetiştirilmiş din adamlarından, sapık bidatçilerden ve zalimlerin hizmetkârlarından dinlerini öğrenmeye çalışmışlardır. Tabiinden Muhammed bin Sirin(rh.a.) “ Bu din gerçekten bir ilimdir, o halde dininizi kimden aldığınıza dikkat edin.” diyerek İslâmî ilimleri alırken güvenilir insanlardan almamızı bizlere tavsiye etmiştir. Aynı zamanda Peygamber Efendimiz “İlmi ehil olmayana veren domuzun boynuna cevher, mücevherat takmış olur.” diyerek domuzların da boyunlarında mücevher, yani ilim olabileceğini uyarı mahiyetinde biz ümmetine bildirmiştir. Bu yüzden özellikle İslâm’ın bir devletinin olmadığı, tağuti rejimlerin Kur’an’ın hükümleri üzerinde horon teptiği çağdaş devletlerde İslâm’ın “Din Emniyeti” olmadığından her bir kimse, din adına ortaya çıkıp sapıkça fikirler üretebilmekte ve bu durum da engellenememektedir. Kime inanacağını şaşıran cahil halk ise başında sarık, sırtında cübbe olan, ağzı laf yapan, takva sahibi gözüken insanları ölçü kabul ederek onların dedikleri gibi demekte ve onların yaptıklarını yapmaktadırlar. Hidaye sahibi İmam Burhanuddin el-Merginâni: “Âlim kişinin perdeyi yırtması(aldırmazlığı) büyük bir bozulmadır. İbadet eden cahilin durumu ise bundan daha kötüdür. Dini konularda kendilerine uyanlar için, her ikisi de bu âlemde büyük bir fitnedir.”3 diyerek iki saptırıcı unsura işaret etmektedir: Gevşek âlim ve faal gözüken, takva görüntüsü veren cahil.
İçinde yaşadığımız zamanda ve mekânlarda İslâm’ı temsil etmesi gereken ve peygamberlerin varisleri olabilecek nitelikte çok az insan belki vardır. Varsa da onları sahtelerinden ayırabileceğimiz ölçek kapasitesine ne kadar sahibiz? Gerçek âlimleri tanımamız için bu hususta belli ölçeklerimiz olması gerekir ki bu da yine ilimdir. “Altının kıymetini sarraf bilir.” sözünde olduğu gibi, özellikle günümüzde emitasyon din adamları ekranlarda şov yapmakta, sapık fikirlerini İslâm adı altında piyasaya sürmektedirler. İslâm’ın zerresinden dahi haberi olmayan, aynı Hristiyanların yaptığı gibi ilimsiz amel eden halk da bunları gerçek altın zannederek peşlerine düşmekte, onların anlattığı hormon katılmış dini akide edinmektedirler. Oysa Hz. Ali “Hak adamla bilinmez, önce hakkı tanı, dolayısı ile ehlini tanırsın.” diyerek dinin, din adamı ile değil, din adamının din ile tanınabileceğini ifade etmiştir. Âlim kişinin sahtesini gerçeğinden ayırabilecek kişi, bu kimselerin sözlerinin ve amellerinin ne kadar ilme uygun olduğunu araştırmak zorundadırlar. Hâli ile ilgili ilimleri bilmesi bütün Müslümanların üzerine farzdır. Hasanı Basri: “Eskiden dünya ehli, fâni mallarını, ilimleri için âlimlere sarf ediyorlardı. Bugün âlimler, ilimlerini ehl-i dünyanın menfaati, onların fâni malları için kullanıyorlar.”4 diyerek ilim ehlinin daha tabiin zamanında bile bozulduğunu, mal hırsına düştüğünü beyan etmiştir. “Ya bugün demokratik, laik bir ahlak ile yaşayan bir toplumun içinde, bozulmadan kalan kaç tane ilim ehli vardır?” Sorusunu kendimize sorduğumuz zaman manzaranın hiç de iç açıcı olduğunu söyleyemeyiz.
GÜNÜMÜZDE İLİM ÖĞRENMEK, AMEL ETMEKTEN DAHA HAYIRLIDIR
Peygamber (s.a.s.) bir hadisi şeriflerinde adeta günümüzü tarif etmiştir: “Ey Ashabım! Öyle bir zamanda bulunuyorsunuz ki, âlimleri çok, Kur’an okuyanları ve hatipleri az, ilim isteyenleri az, verenleri çoktur. Bu zamanda amel etmek, ilim edinmekten daha hayırlıdır. Fakat yakında insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, âlimleri az, hatipleri ise çok olacaktır. Verenleri az, ilim isteyenler çok olacaktır. O zamanda ilim, amel etmekten daha hayırlıdır.”5 Bu hadisi şerifte belirtildiği üzere özellikle içinde bulunduğumuz fitne ve fesadın bol olduğu, hak ile batılın karıştığı; şirk ve küfrün zirve yaptığı böyle toplumlarda amelin kılavuzu olan ilim kesinlikle terk edilmemesi gereken en önemli husustur. İçinde bulunduğumuz ortam zulmün yani karanlıkların olduğu dönemdir. Karanlıklardan kurtulmak ise ancak ışık ile mümkündür. Bu hususta İmam Gazali(rh.a.): “Akıl göz ise, ilim de ışıktır.” diyerek aklın tek başına doğruyu bulamayacağına işaret ederken, ancak insanın “ilim” ile önünü görebileceğini vurgulayarak ilim öğrenmenin farziyetini ortaya koyar.
Bu hususta bir hadis-i şerifte Peygamber(s.a.s.): “İlim öğrenmek her Müslüman erkek ve kadın üzerine farzdır. İlmi ehil olmayana veren, domuzun boynuna cevher, inci ve altın takan kimse gibidir.”6 buyurarak, dini ilimleri öğrenerek boyunlarına takmış oldukları ilim mücevheratının göz kamaştırıcı ışığı ile boyunlarının arkasındaki domuz sıfatlarını gizleyerek, İslâm’ı bilmeyen cahil halkı kandıran belamlardan bahsetmekte ve aynı hadisin içinde de bu tip sahtekârların aldatmalarına karşı üzerlerine farz olan ilmin Müslümanlar tarafından tahsil edilmesi emredilmektedir. “Burada öğrenilmesi farz olan ilim hangi ilimdir? Bu emir bütün Müslümanları kapsar mı?” sorularının cevabını İmam Burhanuddin ez-Zernûci’nin(rh.a.) yukarıdaki hadis üzerine yaptığı açıklamada: “Her mükellef erkek ve kadın için öğrenilmesi farz olan, fıkıh ilmidir. Çünkü emirler, yasaklar, ibadet usulleri ve İslâm’a ait hükümler bu ilim sebebi ile öğrenilir. Bazıları da demişlerdir ki; öğrenilmesi farz olan ilim tefsir ve hadis ilmidir. Bazıları da şöyle demişlerdir: “Bu ilimden maksat, kulun kendi hâli ile ilgili bilgilerdir, yani ilmihal bilgisidir. Kullar üzerine ilk farz olan bilgi, inanmak için, icmali ve tafsili olarak Kelime-i Şehâdetin manasını öğrenmektir. Bunu öğrenip iman ettikten sonra eğer kul, bir namaz vakti yaşarsa, namazın farzlarını ve şartlarını öğrenmek o kul üzerine farz olur. Bir şey satmak ya da satın almak istediği zaman da alış verişler hakkındaki İslâmî bilgileri elde etmek, öğrenmek zorundadır. Bu ona farz olur. Oruç, zekât, hac, diğer emirler ve sakınılması gereken yasaklar da böyledir. Buna göre, hadis-i şerifin manası, Allahu a’lem, ilmihal bilgilerini tafsilatlı olarak öğrenmek her Müslüman erkek ve kadına farzdır, şeklinde olmalıdır.”7 Yine Hanefi ulemasından İmam Serahsi(rh.a.) bu hadisin açıklamasında: “Allahu Teâlâ’ya imandan sonra en kuvvetli farz, ilim talep etmektir”8
Yine İmam Gazali(rh.a.), “İlim öğrenmek her Müslümana farzdır.” hadisini naklettikten sonra şu açıklamaları yapar: “Fıkıh âlimlerine göre, farz olan ilim, fıkıh ilmidir. Çünkü ibadetler, helal ve haram olan şeyler bu ilimle bilinir. Fıkıh âlimlerinin “farzdır” dediği fıkıh ilmi, her Müslümanın muhtaç olduğu bilgilerdir. Hayatta insanın nadir olarak rastlayacağı dini meseleler, fıkıh âlimlerinin kastettiği ilmin dışındadır. Zira bu gibi şeyleri bilmek herkese farz olmaz”9 Yine İmam Gazali(rh.a.) devamla: “Gece gündüz akıp giden zaman içinde insanın önüne çeşitli işler, ibadetleriyle ilgili yeni meseleler çıkar. Her karşılaştığı ve karşılaşacağı olaylar için yeni bilgiler edinmesi, sorup öğrenmesi gerekir. Peygamber efendimiz: ‘İlim öğrenmek her Müslümana farzdır.’ buyurduğuna göre, ilim öğrenme sözünden ancak her Müslümanın kendi hâline uygun ilmi öğrenmesinin farz olduğu anlaşılır. O halde insanın içinde bulunduğu hal ve şartlara göre sırasıyla ve yavaş yavaş ilmi öğrenmesi ve bunları mükellefiyetin zamanlarına göre ayarlaması icap eder. Farziyet de buna göre gerçekleşir.”10
İmam Kurtubi: “Âlimlerin bildikleri konularda sükûtu ile bilmeyenlerin bilgisizlikleri konusunda sükût etmeleri helâl değildir.”11 İmam Zemahşeri(rh.a.) ise: “Bilmeyenlerin sorumluluğu soruncaya kadar devam eder.”12 diyerek âlimlerin öğretmekten, bilmeyenlerin ise öğrenmekten sorumlu olduğunu beyan eder.
İLİM, AMEL, İHLAS, BİR İBADETTE OLMAZSA OLMAZ ŞARTLARDIR
Bir amelin makbul olabilmesi için o hususta olmazsa olmaz şart, o amelin ilim ve ihlas üzere olmasıdır. Yani ilim, amel ve ihlas bir ibadet için sacayağı mesabesindedir. Bunlardan biri eksik olursa o ibadetten bir fayda gelmez. İyi niyetle de olsa Allah’ın emretmediği bir şekilde amel edenler, tam bir samimiyet ve ihlas üzere de olsalar Allah(c.c.) onlardan o ameli kabul etmez. “Ameller niyetlere göredir” hadisindeki niyet, hakkında hüküm bildirilmeyen hususlardadır. Bundan başka, bir amelde ihlas olmaz ise o amel yine Allah rızası için değil, başka şeyler için yapılmış olur ki, yine bu da ibadeti geçersiz kılan bir husustur. Bir de insanın samimi olarak ilim öğrenmesi, ihlaslı olması fakat bu ilim ile amel etmemesi de hiçbir işe yaramaz. İlim amel etmek içindir. Yahudiler ilimleri ile amel etmedikleri için Allah’ın gazabı onların üzerine olmuştur. Bu hususta İmam Kurtubi(rh.a.), Süfyan b. Uyeyne(rh.a.)’den şu sözü nakleder: “İlmin başı dinlemek, sonra kavramak, sonra bellemek, sonra amel etmek, sonra da onu yaymaktır. Kul yüce Allah’ın Kitabına, Peygamberinin sünnetine, Allah›ın sevdiği üzere samimi bir niyet ile kulak verip dinleyecek olursa, Allah da sevdiği şekilde ona duyduklarını kavratır ve kalbinde ona bir nur verir.”13 Zuhayli, tefsirinde: “Bir şeyi bilen eğer bilgisinin gereğini yapmayacak olursa o kişi, o şeyi bilmeyenlerin konumuna düşer.”14 diyerek aynı hususa işaret eder. Allah(c.c.) Cuma suresi 5. ayette ilmi ile amel etmeyenleri kitap yüklü eşeklere benzetmektedir. Eşeğin sırtındaki kitaplar onun ahlakına hiçbir fayda sağlamadığı gibi, aksine onun zahmetini arttırır. İmam Kurtubi, Zümer suresi 9. ayetin tefsirinde: “Bilenler, bildiklerinden istifade edenler ve gereğince amel edenlerdir. Bildiğinden faydalanmayan ve gereğince amel etmeyen bir kimse, bilmeyen kişi konumundadır.” diyerek bildiği halde, bilmeyen kimseleri anlatır.
 İmam Azam(rh.a.): “Uzuvlar nasıl ki göze tabi ise, ameller de ilme tabidir.” diyerek nasıl ki gözü görmeden insan bir iş yapamıyorsa, o konudaki ilmi öğrenmeden de insan amel edemez, aksi halde bir çukura düşer de haberi olmaz. Düşeceği çukur da cehennem çukurudur. İmam Hasan el-Basri(rh.a.) Peygamber efendimiz(s.a.s.)’den şu hadis-i şerifi rivayet eder. “Sünnet üzere yapılan az amel, bidat üzere yapılan çok amelden üstündür. Benim sünnetimi uygulayan bendendir. Sünnetimden yüz çeviren ise benden değildir.”15 diyerek, din adına dini ilimden uzak olarak amel eden kimse hakkında reddiyede bulunmuştur. Bu gibi kimseler aynı zamanda mahşer günü peygamber efendimizin ve Müslümanların toplandığı Kevser havuzundan istifade edemeyecek olan kimselerdir.
Hazreti Peygamberin, ömründen bir saat kalan kişinin o saati ilim öğrenmek suretiyle değerlendirmesini emrettiğini16 dikkate alırsak günümüzde ihmal ettiğimiz en önemli bir husus olan ilim öğrenmeyi, kişinin ilmihali ile ilgili üzerine farz olan ilimleri terk ederek fısk içinde olduğumuzu daha iyi anlayabiliriz. Tağutu reddedip, Allah’a kul olmak isteyen insanlar önce kendileri işyerlerinde, evlerinde, yaşadıkları alanlarda ve nefislerinde tağut olmamalılar. Aksi halde söyledikleri kuru bir laftan öteye geçemez. Eğer bu kişiler bir de bilmemeyi mazeret kabul etmeyenlerden iseler, o zaman sık sık aynaya bakmalarında fayda vardır. Çünkü kabul etmedikleri şey kendilerinin başına “bilmemek” şekli ile değil, “öğrenmemek” şeklinde gelmiştir ki bu çok daha şiddetli ve çirkindir.
Peygamber(s.a.s.): “İlim, İslâm’ın hayatıdır.”17 buyurarak ilimsiz olarak yaşanan İslâm’ın ölü olduğunu beyan eder. Ayrıca bu hususta İmam Serahsi(rh.a.): “İlmi tahsilde murad, İhya-i Şeriattır.”18 sözü ile şeriata hayat veren şeyin ilim tahsili olduğunu açıklar.
Yapmış olduğumuz amellerden önce, o amelin ilmihalini Ehli Sünnet ve-l Cemaat âlimlerinin Kur’an ve Sünnet üzerinden istinbat ettikleri fıkhi hükümleri bilmemiz ve ona göre amel etmemiz gerekir. Bizim gibi mukallit kişilerin yapması gereken budur. Bunun ötesine cüret edenler bilmediğini, bilmeyenlerdir. Allah(c.c.) bizlere, ilmi öğrenen ve o ilme göre amel eden, ihlaslı kullarından olmayı nasip etsin.
İmam Ahmed b. Hanbel- El Müsned-ist: 1401 C: 4 Sh:123, Ayrıca Sünen-i Ebu Davud-C: 4 Sh: 442 Sünen-i Darimi- Mukaddeme: 23.
İhyâu Ulûmi’d-Din, Tuğra neş. C.1 sh.23.
Tâ’lim’ül Müteallim, Burhanuddin ez-Zernûci,sh.46.
Şamil İslam ansiklopedisi, Hasan-ı Basri mad.
Şamil İslam ansiklopedisi, Hasan-ı Basri mad.
Taberani; İhyâu Ulûmi’d-Din, Tuğra neş. C.1 sh.25.
İbni Mâce,c.1 sh.81. Hds.no.225.
Ta’lim’ul Muteallim. İmam Burhanuddin Ez-Zernûci,Sh.7-8.
El Mebsut (Serahsi), c.1.sh.2. Mısır 1324; Vahdet Gazetesi 6-12 Şubat 1989 M. Çelik.
İhyâu Ulûmi’d-Din, Tuğra neş. C.1 sh.44.
İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an,c.4.sh.304 Kahire/1967; Vahdet Gazetesi 6-12 Şubat 1989 M. Çelik.
Tefsiri Keşşaf(Zemahşeri)c.1 sh.451 Beyrut/1366; Vahdet Gazetesi 6-12 Şubat 1989 M. Çelik.
El camiu li-Ahkâmi’l Kur’an, İmam Kurtubi,Tâhâ,20/13 tfs.).
Tefsiru’l Munir, Yunus Vehbe Zuhayli, Bakara 102 tefsiri sh.213.
Abdurrezzak es-San’âni, Musannef, çev. Zekeriya Yıldız,İst.2013,c.11,sh.558,Hds.20568.
16.     Ta’lim’ul Muteallim. İmam Burhanuddin Ez-Zernûci, Sh.20.
17.    Feyz’ul Kadir Şerhi Cami-i Sağır(Allâme Menâvi)c.4.sh.388.
Beyrut/ty; Vahdet Gazetesi 6-12 Şubat 1989 M. Çelik.
18. El Mebsud(Serahsi) c.30 sh.263 Mısır 1324; Vahdet Gazetesi 6-12 Şubat 1989 M. Çelik.

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul