17 Haziran 2026 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / / Evet, Biz Hâlâ Oradayız, Yani Tevhid Durağında!
EVET, BİZ HÂLÂ ORADAYIZ,  YANİ TEVHİD DURAĞINDA!

Evet, Biz Hâlâ Oradayız, Yani Tevhid Durağında! Abdullah Dâi

 “De ki: ‘İnsanların Rabbine sığınırım.
 İnsanların Mâlîkine,
 İnsanların (gerçek) İlâhına.”1
 Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ’ya sığınırız. O, bizim yegâne Rabbimiz Malikimiz, İlâhımız, sahibimiz, velîmiz ve Mevlâmızdır.
 Şöyle buyuruyor Allah Teâlâ:
 “Helâk olacak kişi, apaçık bir delilden sonra helâk olsun. Diri kalacak kişi, apaçık bir delilden sonra hayatta kalsın. Şüphesiz Allah, gerçekten işitendir, bilendir.”2
 Muhammed İbni İshâk (rh. a.) şöyle der:
 -Kâfir olacak kimse, delili gördükten sonra, hüccet ikame edildikten sonra kâfir olsun, iman eden de delili görüp iman etsin. Helâk, küfrü tercihtir. Hayat ise imandır.
 Katâde (rh. a.) şöyle der:
 -Haktan sapan kişi, delili gördükten sonra (istiyorsa) sapsın. Hidayeti bulan kimse de delili görerek hidayeti bulsun.3
 İmam İbni Kesîr (rh. a.), bu ayetin tefsirinde şunları beyân eder:
 “Bu güzel bir tefsirdir. Cümleyi daha açacak olursak, Allah şöyle buyuruyor:
 ‘Allah sizi, öncesinde bir sözleşme olmaksızın düşmanlarınızla bir yerde ancak onlara karşı size yardım etmek, hak sözü bâtıl söz karşısında yükseltmek için bir araya getirdi.’ Tâ ki, gerçek açık, hüccet kesin deliller ayan-beyân olsun. Hiç kimseye hiçbir hüccet ve delil kalmasın. O vakit helâk olan görerek helâk olsun yani küfürde devam eden kişi aleyhine hüccet kaim olduğundan dolayı bilinçli olarak devam eder. İman eden de delile göre ve bilinçli olarak iman eder. İman kalplerin hayatıdır. Yüce Allah:
 “Ölü iken kendisini dirilttiğimiz ve insanlar içinde yürümesi için kendisine bir nûr verdiğimiz kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp oradan bir çıkış bulamayanın durumu gibi midir?” (En’âm, 6/122) buyurur.”4
 Muvahhid mü’min Müslümanların her hâli, ya Kur’ân ve Sünnet’ten veya Kur’ân’dan ya da Sünnet’ten bir delil üzeredir… Katıksız ve şirksiz iman eden mü’min Müslümanlar, imanlarının gereği yaptıkları hayırlı ve salih amellerinin bütününü muhakkak Kur’ân ve Sünnet’ten bir delil, bir hüccet üzere gerçekleştirirler… Onlar, “dün dündür, bugün bugündür” diyen ve hevâlarını ilâhlaştıran gibi olamazlar.  Onlar, güne göre değil, “Kitap ve Sünnet”e göre hareket ederler.  Onlar, dün de muvahhid mü’minler idi, bugün de, yarın da! Çünkü onlar:
 “Rablerine icâbet edenler, namazı dosdoğru kılanlar, işleri kendi aralarında şûrâ ile olanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infâk edenler ve haklarına tecavüz edildiği zaman, birlik olup karşı koyanlardır.”5
 Çünkü onlar:
 “Ey iman edenler, Allah’a itaat edin, Rasul’e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu, Allah’a ve Rasulüne döndürün. Şayet Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.”6
 “Allah ve Rasulü, bir işe hükmettiği zaman, mü’min bir erkek ve mü’min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Rasulüne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.”7 emirlerine hiç şüphe duymadan tam teslim olanlardır.
 Çünkü:
 “Mü’min olanlar, ancak o kimselerdir ki onlar, Allah’a ve Rasulüne iman ettiler, sonra hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar, sadık (doğru) olanların tâ kendileridir.”8
 O muvahhid mü’min Müslümanlar, mükellef oluşları gereği katıksız iman ettikten sonra, yegâne önderleri Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’in izinde hayat yoluna devam ederken, yeryüzünün en büyük doğrularından daha sağlam ve dik duruşlarıyla her zamanda ve her mekânda tevhidî tavırlarında hiçbir değişme olmaz, olamaz da! Çünkü onlar, “Kitap ve Sünnet” üzere olup Kitap ve Sünnet’ten sapasağlam delillerle hareket eder, hüccetlerle iş yaparlar. Onların dünleri de böyle idi, bugünleri de böyle ve yarınları da böyle olacaktır inşaallah.  Hangi zamanda ve hangi mekânda olurlarsa olsunlar, o zaman ve o mekân ile ilgili Kitap ve Sünnet’te emredilen deliller ile amel eder, esen rüzgârlara kapılmazlar!
 Çünkü güngörmüş, hâl ehli olan ârifin dediği gibi:
 “Her esen rüzgâra eğilecek olursan, dağ gibi olsan da, saman çöpü kadar kıymetin yoktur.” Durumuna düşmek, muvahhid mü’minlerin özelliklerinden değildir.  Onlar, katıksız iman edip imanın gereği ve Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti üzere salih amel işleyenlerdir. Ve onlar şu emre tâbi olanlardır:
 “Sana Kitap’tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fuhuş)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah’ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tir. Allah, yaptıklarınızı bilir.”9
 Emre tâbi olan katıksız iman ehli kullarının özelliklerini şöyle beyân buyurur Âlemlerin Rabbi Rahmân ve Rahîm olan Allah Teâlâ:
 “O Rahmân (Allah)ın kulları, yeryüzü üzerinde alçak gönüllü olarak yürürler ve cahiller, kendileriyle muhatap oldukları zaman ‘Selâm’ derler.
 Onlar, Rablerine secde ederek ve kıyama durarak gecelerler.
 Onlar, ‘Rabbimiz, cehennem azabını bizden geri çevir. Gerçekten, onun azabı ödenmesi kaçınılmaz bir borç (veya sürekli bir acıdır)” derler.
 ‘Şüphesiz o, ne kötü bir karargâh ve ne kötü bir konaklama yeridir.’
 Onlar, harcadıkları zaman, ne isrâf ederler ne kısarlar, (harcamaları) ikisi arasında orta bir yoldur.
 Ve onlar, Allah ile beraber başka bir ilâha tapmazlar. Allah’ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve zinâ etmezler. Kim bunları yaparsa, ağır bir ceza ile karşılaşır.”10
 Ve Allah’ın, katıksız iman edenlere vaadi:
 “Allah, iman edenleri, dünya hayatında ve ahirette sapasağlam sözle sebat içinde kılar. Zalimleri de şaşırtıp saptırır. Allah, dilediğini yapar.”11
 “Allah, iman edenleri… sapasağlam sözle sebat içinde kılar.”
 İbni Abbas (r. anhuma) şöyle der:
 -Bu söz, “Lâ ilâhe illallah’tır.12
 Abdullah b. Abbas (r. anhuma), bu ayet hakkında şunları da beyân etmiştir:
 -“Allah iman edenleri… Sebat içinde kılar.” Hz. Muhammed (s.a.s.) ve Kur’ân’a iman edenleri…
 Ayetin anlamı hakkında şöyle de denilmiştir: Misâk gününde gönül hoşnutluğuyla iman edenler ki, bunlar saadet ehlidirler.
 “Sapasağlam söz.” Allah Teâlâ’dan başka ilâh olmadığına şehadet etmektir.”13
 Müşriklerin, Allah’tan başka ilâhlaştırıp hükümlerine rıza göstererek itaat ettikleri tağutlaşanları reddederek Allah’a katıksız iman eden muvahhid mü’minler!.. Tevhid akideleri sapsağlam, amelleri, Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti üzere salih olan muvahhid mü’minler!..
 Yegâne Rabbimiz ve kendisinden başka hüküm koyucu hak ilâh olmayan Allah Teâlâ şöyle buyurdu:
 “Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah’a inanırsa, o, sapsağlam bir kulpa yapışmıştır, bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir.
 Allah, iman edenlerin velîsi (dostu ve destekçisi)dir. Onları, karanlıklardan nûra çıkarır. İnkâr edenlerin velîleri ise tağuttur. Onları nûrdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır.”14
 “Tağuta kulluk etmekten kaçınan ve Allah’a içten yönelenler ise, onlar için bir müjde vardır, öyleyse kullarıma müjde ver.
 Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah’ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir.”15
 Tağut, başta İblis olmak üzere Âlemlerin Rabbi Allah’a karşı isyan ve tuğyan edip, O’nun emirlerini dinlemeyen, indirdikleri ile hükmetmeyen hevâlarından hükümler koyup ona tâbi olan ve egemenliklerinde olanların da bu hükümlere göre hayatlarını düzenlemelerini emredip emirlerinin gereğini yaptıran Nemrûd, Fir’avn ve Ebu Cehl oldukları gibi, yaşadığımız çağda böyle inanıp davranan herkestir!
 Muhavvid mü’minler, bu şeytanî yönetimi, bu tağuti egemenliği ve bu Allah’tan başka hüküm koyucuları reddedip Allah’a inanarak sapasağlam kulba, yani Tevhid’e yapışmışlardır. En sağlam kulp, “Lâ ilâhe illallah” olup onun kopması yoktur. Tevhid kulbuna yapışan ve onda sabit kalan muvahhid mü’minlerin velîsi Allah Teâlâ, onları, şirkin, küfrün, bid’at, hurafe ve her türlü sapıklığın karanlıklarından iman ve İslâm nûruna çıkarmıştır. Onlara hidayet vermiş, onları Tevhid nimetleriyle nimetlendirerek izzet sahibi şahsiyetler kılmıştır.
 Onlar, katıksız iman edip imanlarında ve itaatlerinde sabrederek direnenlerdir…
 Onlar:
 “Rabbimiz, biz: ‘Rabbinize iman edin’ diye imana çağrıda bulunan bir çağrıcıyı işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizi de iyilik yapanlarla birlikte öldür.
 Rabbimiz, Rasullerine va’dettiklerini bize ver, kıyamet gününde de bizi hor ve aşağılık kılma. Şüphesiz sen, va’dine muhalefet etmeyensin.”16 diyenlerdir.
 Süfyân b. Adullah es. Sekafî(r. a.) anlatıyor:
 Dedim ki:
 -Ya Rasulallah, İslâm hakkında bana öyle bir söz söyle ki, onu, senden sonra hiç kimseye sormayayım!
 Rasulullah (s.a.s.):
 “Allah’a iman ettim (Rabbim Allah’tır) de dosdoğru ol!” buyurdu.17
 Kadı Iyâz(r. a.) şöyle der:
 -Bu, Nebî (s. a. s.)’in geniş kapsamlı toplayıcı sözlerindendir ve bu: “Şüphesiz: ’Bizim Rabbimiz Allah’tır deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar.”18 buyruğu ile örtüşmektedir. Allah’ı Tevhid edip O’na iman edenler, sonra da dosdoğru yürüyerek Tevhid’den asla sapmayanlar, bu hâl üzere ölünceye kadar şanı yüce Allah’a itaatten ayrılmayanlar demektir. Ashab-ı Kiram’dan ve onlardan sonra gelen müfessirlerin büyük çoğunluğu bu hadisi, bizim yaptığımız bu açıklama çerçevesinde açıklamışlardır. Yüce Allah’ın izniyle hadisin anlamı da zaten budur.19
 Biz insan kullarını yalnızca kendisine ibadet, yani itaat etsinler diye yaratan yegâne Rabbimiz ve İlâhımız Allah Azze ve Celle, bize:
 “Emrolunduğun gibi dosdoğru davran.”20 diye emretmekle, istikamet üzere olmamızı istiyor.
 Dosdoğru olmak ile emrolunan muvahhid mü’minler, doğru olmayı kendi anlayışlarına göre değil, emreden Allah Teâlâ’nın emrine göre gerçekleştirmelidirler. Bunu gerçekleştirmek için, ancak örnek kul Rasullullah Muhammed (s. a. s.) gibi iman edip O’nun gibi salih amel işlemek gerekir.
 Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
 “Rasul, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü’minler de. Tümü, Allah’a meleklerine, Kitaplarına ve Rasullerine inandı. ‘O’nun Rasulleri arasında hiç birini (diğerinden) ayırt etmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz bağışlamanı (dileriz). Varış ancak Sana’dır’ dediler.”21
 “De ki: ‘Eğer siz Allah’ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.”22
 Rasulullah Muhammed (s. a. s.)’i hayat önderi ve örneği edinip O’ndan razı olmak, O’nun gibi inanıp O’na tâbi olmak konusunda tam teslimiyet göstermek dosdoğru olmaktır, yani istikamet üzere bulunmaktır.
 Enes b. Mâlik (r. a.) anlatıyor:
 Rasulullah (s.a.s.):
 “Şüphesiz: ‘Bizim Rabbimiz Allah’tır.’ deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar…” (Fussilet, 41/30) okudu ve şöyle buyurdu:
 “Herkes(bunu) söylemiş ve sonra onların çoğu inkâr edip küfre düştüler. Fakat kim bu akide üzerinde ölürse işte o, istikamet üzerinde olanlardandır.”23
 Önderimiz Rasulullah (s.a.s.)’in bu beyânı, insan kullarının, yegâne Rableri Allah Teâlâ ile yaptıkları “Misâk ahdi”ni hatırlatmaktadır.
 Yegâne İlâhımız Allah şöyle buyurur:
 “Hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: ‘Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” (demişti de) onlar: ‘Evet (Rabbimizsin), şahid olduk’ demişlerdi. (Bu,) kıyamet günü: ‘Biz, bundan habersizdik’ dememeniz içindir.
 Ya da: ‘Bizden önce ancak atalarımız şirk koşmuştu, biz ise onlardan sonra gelme bir kuşağız. İşleri bâtıl olanların yaptıklarından dolayı bizi helâk mı edeceksin?’ dememeniz için.
 İşte Biz ayetleri böyle birer birer açıklarız umulur ki dönerler.”24
 İmtihan sahası olan dünya hayatında verilen “Misâk ahdi”nden dönenler döndü, fakat muvahhid mü’minler, ahdinde sadık kaldılar… Allah’tan başka Rab, İlâh ve melik kabul etmediler…
 “Hüküm, yalnızca Allah’ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler.”25
 “Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O’nundur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.”26 hakikati hiçbir zamanda ve hiçbir mekânda değişmez “Sünnetullah” olup muvahhid mü’minlerin katıksız iman ile inandığıdır.
 Allah’tan başka bütün hüküm koyucu, yasa yapıcı ve hevâlarını ilâhlaştırıp kendi yasalarını egemen oldukları beldelerde uygulatıcı yalancı ve sahte ilâhları bütünüyle reddeden muvahhid mü’min Müslümanlar, kendi aralarında Allah’ın indirdikleriyle hükmeder ve hayata egemen olacak hükümlerin, yalnızca Allah’ın hükümlerinin olmasından başkasına razı olmazlar!
 Bize namazı, zekatı, orucu ve haccı emreden Rabbimiz Allah Teâlâ, şöyle buyurur:
 “Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların hevâ(istek ve tutku)larına uyma.”27
 Ebu Said el-Hudrî(r. a.) anlatıyor:
 Rasulullah (s. a. s.):
 “Ya Eba Said, her kim Rab olarak Allah’a, din olarak İslâm’a, peygamber olarak da Muhammed’e razı olursa, o kimseye cennet vâcib olur.”28
 Rab olarak Allah’a razı olan muvahhid mü’minler, Allah’tan başka yalancı ve sahte rablere, İlâhlara asla rıza göstermediği gibi, o sahte ve yalancı rab ile ilâhlara razı olanlardan da asla razı olmazlar! Din yani hayat nizamı olarak yalnızca İslâm’a razı olan katıksız iman ehli olanlar, İslâm’ın reddettiği hiçbir beşeri ve tağuti düzene, anlayışa, ideolojiye, sisteme, rejime asla razı olamaz. Aynı zamanda bu gayr-i İslâmî düzenlere razı olmayanlardan da razı olamazlar muvahhid mü’minler. Ve önder olarak en son Nebî ve en son Rasul Muhammed (s. a. s.)’e razı olan Tevhid ehli şahsiyetler, O’ndan başka önderleri kabul etmez, razı olmaz ve tağutî önderlere razı olanlardan da razı olmazlar. Çünkü onlar:
 “Şüphesiz: ‘Bizim Rabbimiz Allah’tır.’ deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar”dır!
 Emiru’l-Mü’minin İmam Ömer ibnu’l-Hattan (r. a.), Allah Teâlâ’nın:
 “Şüphesiz: ‘Bizim Rabbimiz Allah’tır.’ deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar. (Fusilet, 41/30) ayetini okuyup şöyle demiştir:
 -Vallahi onlar, Allah’ın taatiyle dosdoğru oldular ve avcıdan kaçan tilkinin oraya-buraya koşturması gibi kaçmadılar.
 Rasulullah’ın Halifesi İmam Ebu Bekir es-Sıddîk(r. a.), bu ayetle ilgili şöyle demiştir:
 -Onlar, Allah’a hiçbir şeyi şirk koşmadılar.29
Allah’ı Tevhid eden muvahhid mü’minler, yegâne Rableri Allah’ın kendilerine emrettiği şekilde dosdoğru davranarak istikamet üzere oldular. Onlar, İman, İslâm ve Tevhid durağında yerlerini aldılar, kalplerini ve ayaklarını İman ve Tevhid üzere sağlamlaştırıp İslâm’da sabit olup, avcıdan kaçan tilki gibi olmadılar.
 Onların duâsı:
“Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz, bağışı en çok olan Sensin Sen.”30
 Onlar, izini takip ettikleri ve Sünnetiyle amel ettikleri önderleri Rasulullah (s. a. s.)’in duâsıyla duâ ederler!
 Enes (r.a.) anlatıyor:
 Rasulullah (s.a.s.) sık sık:
 “Ey kalpleri (hâlden hâle) değiştiren, kalbimi dinin üzere sabit kıl!” derdi.31
Kalben tasavvur edip dilleriyle söyledikleri duâlarını hâlleriyle de dile getirir, yaşamaya çalışırlar muvahhid mü’minler. Ve İslâm peygamberi Yusuf (a.s.) gibi, Rableri Allah’tan isterler:
 “Göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni Salihlerin arasına kat.”32
 Kendisine duâ ettikleri yegâne Rableri Allah Teâlâ, muvahhid mü’min kullarına buyurdu:
 “De ki: ‘Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah’ındır.
 O’nun hiçbir ortağı yoktur. Ben böyle emrolundum ve ben Müslüman olanların ilkiyim.’
 De ki: ‘O, her şeyin Rabbi iken, ben Allah’tan başka bir rab mi arayayım?”33
Muvahhid mü’minler, Rabbimiz Allah Teâlâ’nın buyurduğu gibidirler. Dosdoğrudurlar ve dosdoğru bir istikamet üzeredirler. Hangi çağda, hangi asırda ve hangi şartlarda olursa olsun onlar, Allah’a ve Rasulullah (s.a.s.)’e katıksız iman edip emrolundukları gibi salih amel işleyerek itaatlerine devam eder, imanlarından ve amellerinden asla taviz vermezler. Dün böyle idiler, bugün böyledirler, yarın da böyle olacaklar inşallah!
 Muvahhid mü’minlere soruyorlar:
 -Siz hâlâ orada mısınız?
 Onlar cevap veriyorlar:
 -Evet, biz hâlâ oradayız, yani Tevhid durağındayız ve ölüm otobüsünü bekliyoruz! Ya siz?
Nas, 114/1-3.
Enfal, 8/42.
Ebu Muhammed Muhyissünne el-Hüseyin b. Mes’ud b. Muhammed el-Ferra el-Beğavî, Beğavî Tefsiri-Meâlim-Tenzîl, çev. Nurgül Özdemir-Ayşegül Özdemir, İst. 2008, C.3, Sh.260.
İmam Hafız İbni Kesîr, İbni Kesîr Tefsiri, çev. Dr. Savaş Kocabaş, İst. 2011, C. 5, Sh. 58.
Şura, 42/38-39.
Nisa, 4/59.
Ahzab, 33/36.
Hucurat, 49/15.
Ankebut, 29/45.
Furkan, 25/63-68.
İbrahim, 14/27.
İmam Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’ân, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 1999, C. 9, Sh. 550.
İbnu’l-Cevzî, Zadü’l-Mesir Fi İlmi’t-Tefsir, çev. Doç. Dr. Andulvehhab Öztürk, İst. 2009, C. 3, Sh. 334.
Firuzâbâdî, Tenvirü’l-Mikbâs Min Tefsiri İbn Abbâs, çev. Cevher Caduk, İst. 2016, C. 3, Sh. 29.
Bakara, 2/257-258.
Zümer, 39/17-18.
Âl-i İmrân, 3/193-194.
Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman, B. 13, Hds. 62.
Sünen-i Tirmizî, Kitabü’z-Zühd, B. 47, Hds. 2522.
Sünen-i İbn Mace Kitabu’l-Fiten B. 12, Hds. 3972.
Sünen-i Dârimî Kitabu’r-Rikâk, B. 4, Hds. 274.
İmam Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2011, C. 10, Sh. 444, Hds. 11425.
Hâkim en-Nîsâbûrî el-Müstedrek, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, C. 10, Sh. 314, Hds. 7944.
İmam Ahmed b.Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, Vd. İst. 2013, C.1, Sh.221-223, Hds. 228-232.
Zikredilen ayetin tamamı şöyledir:
“Şüphesiz: ‘Bizim Rabbimiz Allah’tır’ deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar (yok mu), onların üzerine melekler iner (ve der ki:) ‘Korkmayın ve hüzne kapılmayın, size va’dolunan cennetle sevinin.” Fussilet, 41/30.
İmam Muhyiddin en-Nevevî, Sahih-i Müslim Şerhi-el-Minhâc, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2012, C. 1, Sh. 512.
Hud, 11/112.
Bakara, 2/285.
Âl-i İmrân, 3/31.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru’l-Kur’ân, B. 42, Hds. 3463.
İmam Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, C. 10, Sh. 430, Hds. 11406.
A’raf, 7/172-174.
Yusuf, 12/40,67. En’âm, 6/57,62.
A’râf, 7/54.
Mâide, 5/48-49.
Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İmâre, B. 31, hds. 116.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Vitr, B. 26, Hds. 1529.
Sünen-i Nesâî, Kitabu’l-Cihad, B. 18, Hds. 3117.
Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, C. 3, Sh. 402, Hds. 1947.
2Abdullah b. Mübarek, Kitabu’z-Zühd ve’r-Rekâik, çev. Abdullah Samed Afaracı, İst. 2015, Sh. 102, Hbr. 325-326.
Âl-i İmrân, 3/8.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-Kader, B. 7, Hds. 2226.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu’d-Duâ, B. 2, Hds. 3834.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 10, Sh. 499-500, Hds. 14841-14842.
İbn Ebî Şeybe, Musannef, çev. Hüseyin Yıldız, İst. 2012, C. 12, Sh. 357-358, Hds. 31044-31047.
3Yusuf, 12/101.
En’âm, 6/163-164. 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul