,Deizm; bir başka adıyla Yaradancılık bir inanış şekli: Bir Yaratıcı vardır, fakat kâinatın ve hayatın işleyişine karışmaz, der. Yaratanın hayata müdahalesinin olmadığını savunmak. Günümüzde de, kendine Deist, Yaradancı veya Allah’çı diyenler bilinmekte.
Ahlâk kalmadı!.. İslâm adına mukaddesler, mefhumlar, kıymetler, kısacası din adına ne varsa ve herşey heryerde tartışılır oldu. Sıradanlaştırıldı. İnsan, kibrini, itirazını, isyanını, serkeşliğini, şüphelerini ve dahi aklını; ancak ve ancak mukaddes ve mutlak kabul ettiği kıymetler karşısında bir kenara bırakabilmeliydi. İnsanımızın deistleşmesinden şikâyet ediyoruz da, biz çok mu masumuz! Biz değil miyiz çocuklarımızı yıllarca okulda aldığı nota, kazandığı üniversiteye, bildiği yabancı lisana, önem vermedik mi.? Küreselleşen vahşi kapitalist dünyanın yegâne ölçüsü para ve maddî başarı değil miydi. Ya manevî yönümüz!. Ya gönül, kalp, imân, kıymetler ve mukaddesler… “Ama yaz tatilinde Kur’ân kursuna gitti benim oğlan”. Vicdan azâbı bastırmak için yapılan göstermelik ritüellerden öteye geçmiyor. Bazı cenazelerde çene altına bağlanıveren örtüler misali.
Yaz tatilinde Kur’ân-ı Kerîm kursuna göndermek veya okulda din kültürü dersi dini bilgi edinmek için yeterli olur mu? Doğru inaç üzerine inşâ edilmeyen “ilim, amel ve ihlâs” üçlüsünden müteşekkil olmayan bir bina yıkılmaya mahkûm değil midir?
Kendini öyle vasfetmeseler de, gençlerin ekseriyeti fiilen deist olmuşlar da haberleri yok. Sorsanız deizmin ne olduğunu bilmezler. “Elhamdülillah Müslümanız” derler. Ama İslâm’ın emir ve yasakları hakkında konuşmak muhaldir. Kendi aklına göre, dinden ne anladıysa onu konuştuklarını görürsünüz. “Bence….” ile başlayan cümleler kurulur. Velhâsıl, içi boşaltılan bir Müslümanlık, cüzdanını düşündüğü kadar, dinini düşünmeyen bir nesil yetiştirildi maalesef… Kimsenin bu tabloya itiraz etme hakı yok ne yaptıksa kendi elimizle yaptık. Delikanlılarımız, Müslümanlığı sadece Cuma ve Bayram günleri camiye uğramaktan ibaret zanneder oldu. Kızlarımızın hâli içler acısı! Neresini konuşayım, olmayan tesettürünü mü, idol’leri mi? Ve sokağa çıkmakla özgürleştiğini sana kızlarımızı.
Geçmişte Batı’da, toplum fertleri, bir insanın sahip olabileceği en tabiî haklardan bile mahrum bırakmıştı. Toprak ağaları, aristokratlar ve nihayet kilise… İnsanca yaşamak gayesiyle, grupların tahakkümüne karşı, hürriyetçi değerleri besleyip yüceltmekten başka çare bulamadılar. Eşitlik, hürriyet, adâlet, insanî haklar… Modern dünya, yüzlerce yıllık mücadele neticesinde, bu değerler üzerine inşâ edilmeye çalışıldı. Kişiler, ahlâkî normların gereklerine uymaya zorlanmamalı, özgürce kendi inanç ve davranış şeklini seçebilmeliydi. Toplumun pençesinden özgürleştirilen günümüz insanı yalnızlaştı. İnançlarının dışına çıkarıldı. Bir sosyal çevre takdim edecek; problemlerini çözecek; iç dünyasındaki çalkantıları dindirecek ve hayatının bütün boyutlarını kuşatacak bir “kapsayıcı çözüm” için tek başına yola koyuldu.
Hele bir de “ihtiyaç duymadığı” bilgilerin bombardımanı altında kalan günümüz insanı, düşünme, akıl yürütme ve muhakeme etme vazifesini televizyon, radyo, bilgisayar ve mobil cihazlara devreder oldu. Alıcı, tüketici, güdümlenmiş, zombi, robot ve uyur-gezer vaziyete sokuldu. Düşünelim: “Yaratıcı kainatın ulu mimarıdır, binayı yapar (dünyayı yaratır) gerisine karışmaz” şeklindeki bir düşünce kimin işine geliyor? Zombi gibi yaşayan, durmaksızın tüketen ve tükettikçe birilerinin cebini dolduran nesiller, hangi global odakların hayalini kurduğu insan modeli?
Vuslat Dergisi olarakbu ay, abartıyla gerçek arasında bir olgu olan “deizm” mi işledik. Konusunda uzman kişilerin kaleminden meseleyi gündeme getirdik. Gelecek sayıda buluşmak ümidiyle.
Selâm ve duâ ile


