11 Mayıs 2026 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / / Müsned
MÜSNED

Müsned Dr. Arif Alkan

Hz. Peygamber’in (s) vefatından sonra hadislerin nakledilmesinde önemli role sahip olan sahabiler, kısa sürede büyüyen İslam coğrafyasının her tarafına değişik sebeplerle dağıldılar. Sahabilerin de bulundukları beldelerde nakletmeleri sonucunda hadisler çok geniş bir alana yayılmış oldu. Aynı zamanda meydana gelen siyasi, sosyal ve kültürel gelişmeler müslüman toplum arasında özellikle itikadi ve fıkhi konularda önemli görüş ayrılıklarının ortaya çıkmasına sebep oldu. Bu ihtilafların müzakere edilip çözüm bulunmasında Kur’an-ı Kerim’den sonra ikinci delil olan hadis-i şeriflerin toplanmasına büyük ihtiyaç olduğu görüldü. İlk üç asrı kapsayan bu dönemin birinci aşamasında, hadislerin önceleri şifahi/ezber ve yazılı olarak tespit edilip korunması için büyük emekler harcandı. Tedvin denilen ve hicri 100-150 tarihlerini kapsayan süreçte ise hadisler daha çok yazılı olarak toplanıp nakledildi. 150-300 tarihleri arasını kapsayan ikinci aşamada ise hadislerin ayırımı denilen tasnif faaliyeti ağırlık kazandı. Tasnif aşamasında hadisleri ravilerine göre (ale’r-rical) tertip eden müsned ve mu’cem denilen kitap çeşitleri ile konularına göre (ale’l-ebvab) ayıran cami’, sünen, musannef vb. türde eserler meydana getirildi. Müsnedler daha çok tasnif sürecinin başında oluşturulan ilk hadis eserleridir.
Hadis kitap türü olarak müsned, hadislerin sahabi ravilerine göre tertib edildiği eserlerdir. Bir sahabiden nakledilen bütün hadisler konu ayrımı gözetmeksizin karışık bir şekilde sıralanmıştır Yani hadisler cami’ler, sünenler, musanneflerde olduğu gibi konularına göre sıralanmamıştır. Bundan dolayı kullanımı yani bir konudaki hadisleri bulmak hayli zordur. Ancak hadis alanında ilmi çalışma yapanlar için hadislerin farklı senedlerine ulaşmak açısından önemli kaynaklardır.
Ayrıca müsned terimi farklı kitap türleri için de kullanılmıştır. Senedde yer alan ravilerden birinin hadislerini ya da bir alimin/fakihin istinbatta kullandığı hadisleri bir araya getirerek müsned adı verilen eserler meydana getirilmiştir. Ebu Hanife’nin, Şafii’nin müsnedi gibi.
Aynı zamanda bir hadis çeşidi olarak, Hz. Peygamber’den itibaren son ravisine kadar muttasıl senedle rivayet edilen hadislere de “müsned” adı verilmiştir. Müsned hadisler aynı zamanda merfu hadislerdir. Müsned türü kitaplarda daha çok merfu hadisler yer alır.
Tedvin döneminden tasnif dönemine geçişte ortaya çıkan müsned türü kitapların ilki vefat tarihi de dikkate alınarak Ebu Davud et-Tayalisi’nin (204) Müsned’i kabul edilir. Ancak müsned denilince kastedilen ve akla ilk gelen Ahmed b. Hanbel’in Müsned’idir. Bu da hem bu kitabın ihtiva ettiği yaklaşık 28000 rivayet ile hacminin büyüklüğünden hem de bu rivayetlerin sıhhat durumundan kaynaklanmaktadır.
Müsned Hadislerinin Toplanması
Hicri 164 yılında Bağdat’ta doğan Ahmed b. Hanbel eğitimine 14 yaşlarında küttablara giderek başladı. 177 yılında, Ebu Hanife’nin talebesi ve Bağdad kadısı Ebu Yusuf ile Ali b. Haşim’in derslerine katıldı. 179-181 yılları arasında Bağdat’ın meşhur muhaddislerinden Hüşeym b. Beşir’in derslerine devam etti. Bundan sonra hadis öğrenmek ve toplamak (er-rihle fi talebi’l-hadis) için Mekke, Medine, Basra, Kufe, Yemen gibi ilim merkezlerine yolculuk yaparak birçok muhaddisten hadis öğrendi. Kendisi 750000 hadis topladığını ifade etmektedir. 40 yaşlarına kadar devam eden bu süreçte hadis öğrendiği şeyhlerinin sayısı Müsned’de 300 civarındadır.
Rivayete Başlaması
Ahmed b. Hanbel’in 40 yaşlarında hadis rivayetine başladığı naklediliyor. Haccac b. Şair 203 senesinde Ahmed b. Hanbel’e (39 yaşında) gelir ve hadis öğrenmek ister. Fakat İbn Hanbel kabul etmez. Haccac, Abdürrezzak’ın yanına gider ve dönüşte 204 yılında tekrar uğrar ve İbn Hanbel’i etrafında insanlara hadis rivayet ederken bulur. Derslerine yaklaşık 5000 kişinin katıldığı nakledilmektedir.
Fakat yönetimin İslam tarihinde “mihne” diye anılan “Kur’an’ın mahlukiyeti” fikrini halka ve alimlere zorla kabul ettirmek için yaptığı baskılara İbn Hanbel’in direnmesi, zulüm ve işkencelere maruz kalmasına sebep olmuş bundan dolayı sürgünlere uğramış ve 28 ay hapiste kalmış sonra da ev hapsi ve gözetim altında tutulmuştur. Buna rağmen her fırsatta hadis rivayetini ve ilim müzakeresini devam ettirmeye çalışmışsa da bu işkenceler ve hapis hayatı rivayete devam etmesine engel olmuştur. Mihne döneminde özellikle Mu’tasım (218-227) ve Vasık’ın (227-232) hilafetleri devrinde hiç rivayette bulunmadığı nakledilmektedir. Vasık devrinde rivayete başlamış fakat hadis ilminde şöhretinin tekrar yayılmaya başladığı zamanın Bağdad kadısı Hasen b. Ali b. Ca’d tarafından mihne hadisesinde önemli rol oynayan Abbasi başkadısı İbn Ebi Duâd’a ulaştırılınca tekrar onun zulmüne uğramamak için rivayeti kendiliğinden bırakır. Ölünceye kadar bir daha hadis rivayet etmediği nakledilmektedir. Mütevekkil’in halife olmasıyla mihne dönemi sona ermiş olsa da bu devrede İbn Hanbel’in, Müsned’i sadece oğulları Salih ve Abdullah ile yeğeni Hanbel b. İshak’a rivayet ettiği belirtilmektedir.
Müsned’in Yazılması
Gerek yazarak gerekse hıfzederek elde ettiği yüz binlerce hadisi kendi anlayış ve kriterlerine uygun olarak seçip ve tertip ederek kitap haline getirmeyi düşünen Ahmed b. Hanbel, öyle anlaşılıyor ki yukarıda işaret ettiğimiz mihne olayından dolayı bu çalışmayı yeterli bir şekilde yapamadı.
İbn Hanbel’in, oğlu Abdullah’dan Müsned’den çıkarılmasını istediği halde çıkarmayıp Müsned’de yer alan haberler, senedin içinde hemen ravinin yanında veya başka kaynaklarda çok zayıf olduğunu hatta rivayetlerinin reddedilmesi gerektiğini belirttiği ravilerin hadislerinin ve çok az da olsa mevzu haberlerin Müsned’de mevcudiyeti, yeteri kadar tashih ve düzenleme yapamadığının işareti olsa gerektir.1 Ayrıca bir sahabinin hadisinin başka bir sahabinin müsnedinde yer alması da buna işarettir.
Ancak bu ifadelerimizden, İbn Hanbel’in Müsned’in tertibi üzerinde hiç tasarrufu olmadığı anlaşılmamalıdır. Oğulları ile yeğenine okurken Abdullah’ı yönlendirerek “bu rivayeti çiz, çıkar, bunu şuraya koy” gibi tavsiyelerde bulunmuş buna ölüm hastalığında dahi devam etmiştir. İbn Hanbel’in temel prensiplerini koyup meydana getirdiği Müsned’e son şeklini veren oğlu Abdullah’dır. Zaten Müsned’in tek ravisi de Abdullah’dır.
Abdullah’ın babasının vefatından sonra 500 civarında yaptığı ekleme (zevaid), babasının vefatından sonra kitapları arasında bularak (vicade) kattığı takriben 120 rivayet, senedde verdiği ravileri tanıtıcı bilgiler, hataları düzeltmesi, sened farklılıklarını belirtmesi gibi birçok tasarrufu Müsned’in tertibi üzerindeki katkısını gözler önüne sermektedir. İbnü’l-Cezeri, Müsned’in bu durumunu şu sözleri ile ifade etmektedir: “ İmam Ahmed Müsned’i toplamaya başladı. Müstakil kağıtlara yazdı. Sonra amacına ulaşamadan ecel yaklaştı. Hemen çocuklarına ve ev halkına rivayet etti. Fakat tenkih ve tehzib edemeden vefat etti. Öylece kaldı. Sonra Abdullah onlara kendisinin ve babasının rivayetlerinden benzer olanları da dahil etti.”2
Müsned’in Rivayet Edilmesi
H. 6. asır başlarına kadar tek raviler tarafından rivayet edilen Müsned’in sema’ kaydındaki ravilerin doğum ve ölüm tarihleri şöyledir:
Ahmed b. Hanbel (164-241)
Abdullah b. Ahmed (213-290)
Ahmed b. Ca’fer el-Kati’î (274-368)
Hasen b. Ali (355-444)
Hibetullah b. Muhammed (432-525)
Kütüphanelerde bulunan yazma eserler kataloglarına baktığımızda 12. asra kadar olan Müsned yazmalarının hiçbirinin Müsned’in tümünü kapsamadığını , cüzler ve varaklar halinde olduğunu görüyoruz. Tam Müsned nüshaları 12. asırdan sonra görülmektedir. Kullanımı daha kolay kütüb-i sitte gibi musannef türde hadis kitaplarının çok olması, Müsned’in hacminin büyüklüğü ve daha başka sebeplerden dolayı Müsned’in çok yaygın olmadığı anlaşılmaktadır. İbnü’l-Cezeri (833) “ Bizden önceki hafızlar bu büyük imamın hadisinden bir cüze rastladıklarında övünüyorlardı.”3 diyor. Ebu Muhammed el- Müznî 356 yılında Bağdat’tan gelen birisine orada ne yaptığını sorar. O da Katî’î’den (ö.368) Müsned’in 150 cüzünü dinlediğini söyleyince el-Müznî; “Ahmed b. Hanbel’in hadisinden 150 cüz ha! Biz Irak’ta iken şeyhlerimizin birinde İbn Hanbel’in hadisinden bir cüz gördüğümüz zaman hayret ederdik. Bu vakitte bu büyük Müsned nasıl oluyor?” demektedir. Yanında geçen bu konuşma üzerine Hâkim en-Nîsâbûrî’nin (ö.405) hacca gidip dönüşte Bağdat’ta Müsned’i dinlemeye karar verdiği nakledilmektedir.4
Kettanî’nin naklettiği habere göre neredeyse dağılıp yok olma riskiyle karşı karşıya kalan Müsned’i, Abdullah b. Salim el-Basri (1050-1134) toplayıp tashih etmiştir. Bundan sonraki nüshalar Abdullah b. Salim’in nüshasına dayanmaktadır.5
Müsned’in ilk matbu nüshası h.1313 de Mısır’da yapılan ve Halebi baskısı olarak mütedavil ve meşhur olan nüshadır.
Müsned’in Tertibi
 Bilindiği gibi müsned türündeki eserler, hadisleri rivayet eden sahabiye göre tertip edilen eserlerdir. Ayrıca Müsned içindeki bölümlerde meşhur sahabilerin hadisleri ile bazı özelliklerine göre gruplandırılarak rivayetleri bir arada zikredilen sahabilerin hadislerine de müsned adı verilmiştir. Müsned’in anahatlarıyla tertibi şu şekildedir:
1-Aşere-i mübeşşere’nin müsnedleri , 2- Ehl-i beyt’in müsnedleri, 3- Abadile’nin müsnedleri, 4- Muksirun, 5- Mekke’lilerin, 6-Medine’lilerin, 7-Şam’lıların, 8-Kufe’lilerin, 9-Basra’lıların, 10- Ensarın, 11- Hz.Peygamber’in hanımları ve kadın sahabilerin, 12-Kabilelerin müsnedleri
Ayrıca bir sahabinin hadislerinin bazen kendi müsnedinin dışında, diğer sahabilerin müsnedlerinde yer aldığını görüyoruz. Mesela, Ebu Said el-Hudri’nin hadisleri Ömer’in müsnedinde (I, 28), Ebu Hüreyre’nin müsnedinde (II, 232, 272, 302, 303, 310), Cabir b. Abdullah’ın müsnedinde (III,, 298, 371), Zeyd b. Erkam’ın müsnedinde (IV, 373) zikredilmektedir.
Müsned Üzerinde Yapılan Çalışmalar
Geçmişte ve günümüzde Müsned ile ilgili birçok şerh, tahkik, rical, fihrist, etraf, yeniden tertip vb. çalışma yapılmakla beraber önemli gördüğümüz iki tanesine değinmek istiyoruz.6
1. “el- Fethu’r-rabbani li- tertibi Müsnedi’l- İmam Ahmed b. Hanbel eş-Şeybani; Çağımızın müelliflerinden Ahmed Abdurrahman es-Saati Müsned’deki hadisleri cami’ ve sünen tertibinde konularına göre ayırmış ve şerhetmiştir.
2. Şuayb el-Arnaût başkanlığındaki heyet tarafından 1993-2001 yılları arasında 50 cilt halinde tahkikli basımı yapılmıştır.
Müsned’deki Rivayetlerin Sayısı
Bugün elimizde bulunan hadis kitaplarını en hacimlilerinden olan Müsned’deki rivayetlerin sayısı 27 000 civarındadır. Tekrarlar çıkarılınca takriben 13000 rivayet kalmaktadır.
Müsned’deki Hadislerin Sıhhati
Buhari ve Müslim gibi bazı muhaddisler sahih hadisleri toplamayı hedef edinmişler ve eserlerinin ismini de “el-Cami’u’s-sahih” koymuşlardır. Bazı muhaddisler de Hz. Peygamber’den nakledilen her bilgiyi kaydetme düşüncesiyle bütün rivayetleri toplamayı gaye edinmişler ve sıhhat açısından zayıf olduğunu bildikleri hadisleri dahi kitaplarına almada bir sakınca görmemişlerdir. Aynı zamanda ehl-i hadis ekolünün önemli bir temsilcisi olan Ahmed b. Hanbel “ Zayıf ravilerden rivayet edilen hadislere bazen ihtiyaç olur.”7 görüşü ve fıkıh usûlündeki “Zayıf hadis re’yden hayırlıdır”8 ilkesine uygun olarak Müsned’inde zayıf hadisleri de rivayet etmiştir.
İbnü’s-Salâh ise müsnedler hakkındaki değerlendirmesinde, “Müsnedler, ihticacda mutlak olarak kendisine güvenilen kütüb-i hamse (Sahihayn, Sünen-i Ebî Davud, Sünen-i Neseî, Câmi’u’t-Tirmizi) arasına dahil edilemez. Tayalisî, Ubeydullah b. Musa, Ahmed b. Hanbel müsnedleri böyledir. Onların kitaplarındaki usûlü, kendileriyle ihticac edilip edilmemesine bakılmaksızın her sahabinin hadisini kendi müsnedinde/bölümünde rivayet etmektir. Müelliflerinin şanı yüce de olsa müsnedlerinin mertebesi kütüb-i hamse ve konularına göre tasnif edilmiş benzer diğer kitapların mertebesinden geridedir.”9 demektedir.
Buna benzer görüşleri Cezairî de dile getirmektedir: “Müsnedler sünenlerden daha aşağı derecededir...Müsned müelliflerinin usûlü sahih olsun, sakîm (zayıf) olsun kendilerine ulaşan her sahabinin hadislerini toplamaktır. Dolayısıyla onlardaki her hadisle mutlak şekilde ihticac caiz değildir.”10
İbn Hanbel ravilerin adalet ve zabt sahibi olmalarına özen göstermiştir. Ancak yalancılığı bilinmeyen kişilerin ve zabtı tam olan ravilerin hadislerine aykırı olmadıkça mestur ve zayıf ravilerin hadislerini de almakta bir sakınca görmemiştir. Buna işaret eden bir ifadesinde Ahmed b. Hanbel şöyle demektedir:
Oğlu Abdullah: Rıb’î’nin Huzeyfe’den rivayet ettiği hadis hakkında ne diyorsun? Sahih mi?
Ahmed: Hayır.
Abdullah: Ama onu Müsned’de zikrettin!
Ahmed: “ Müsned’de meşhur hadisleri toplamayı hedef edindim. İnsanları Allah’ın setrine havale ettim. Eğer sadece bana göre sahih olanları toplamayı gaye edinseydim bu Müsned’de çok az şey rivayet ederdim. Fakat oğlum! Sen hadiste usûlümü bilirsin. Bir konuda muhalif başka bir hadis olmadıkça zayıf hadise karşı değilim”11
 Birçok muhaddis tarafından da benimsenen İbn Hanbel’in zayıf hadis rivayeti konusundaki şu sözleri de Müsned’de bulunan zayıf hadisler hakkında bize ışık tutmaktadır: “ Hz. Peygamber’den helal ve harama dair bir rivayette bulunduk mu isnad üzerinde titizlikle dururuz. Amellerin fazileti konusunda olan ve herhangi bir dini hüküm taşımayan hadis rivayet ederken isnadında daha yumuşak davranırız.”12
Ancak Kütüb-i sitte denilen muteber hadis kitaplarından sonra ilk sıralarda kabul edilen Ahmed b. Hanbel’in Müsned’i daima önem verilen bir kaynak olma özellğini korumuştur. Müsned denilince akla gelen ilk kitap olması onun sıhhat durumu ile yakından ilgilidir. İbn Hanbel döneminde hadisler sahih ve zayıf olarak değerlendiriliyordu. Delil olarak kullanma bakımından sahih ile eşdeğer görülen hasen hadis, Tirmizî (ö.279) ile terim olarak kullanılmaya başlandı. İbn Hanbel’in zayıf dediği hadislerin önemli bir kısmı sonraki dönemde hasen denilen hadislerle aynı derecededir. Bilindiği gibi hadis usûlünde aşırı zayıf olmayan hadisler mutabeat ve şahid yoluyla hasen li-zâtihî derecesinde kabul edilmiştir. Bu duruma işaret eden İbn Teymiyye şunları söylüyor:
Zayıf hadis iki çeşittir: a) Kendisiyle amel etmekten imtina edilmeyecek zayıf hadis ki Tirmizî’nin tarifindeki hasene benzer. b) Terketmeyi gerektiren aşırı zayıf ki İmam Ahmed’in ve başkalarının rivayetlerinde mevcuttur... Ahmed, Ebu Davud ve Tirmizî sünen ehlinin kendisinden rivayet ettiği Amr b. Avf ve benzeri kişilerden rivayet etmedi. Ebu Davud ondan rivayet etse de. Ahmed’in

Müned’deki şartı Ebu Davud’un Sünen’indeki şartından üstündür.13
Eğer hasen hadisi Tirmizî’nin yaptığı “ isnadında kizb ile müttehem ravi bulunmayan, şaz olmayan ve birden çok tarîkle rivayet edilen” şeklindeki tarifiyle kabul edersek Müsned’de rivayet edilen zayıf hadislerin çoğunluğunun bu özellikte olduğunu görmek mümkündür. Yalan söyleyen kişinin adaletli olamayacağını söyleyen İbn Hanbel14 böyle ravilerden rivayette bulunmamıştır. Suyûtî de “Müsned’dekilerin hepsi makbuldür. Ondaki zayıf hadisler hasen hadise yakın olanlardır.”15şeklindeki değerlendirmesiyle bu görüşlere katılmaktadır.
Müsnedlere genel bakış böyle olmakla beraber Ahmed b. Hanbel’in kitabı hem müsnedler arasında en yüksek yeri almış hem de muteber hadis kaynaklarıyla kıyaslanacak derecede görülmüştür. Bu duruma işaretle İbn Hacer “ Bir hadis Ahmed’in Müsned’inde varsa başka müsnedlerde aramayız.”16 ve Heysemî de “Ahmed’in Müsned’i müsnedlerin en sahihidir.”17 demektedirler.
Her muhaddis gibi Ahmed b. Hanbel de Peygamberimizden rivayet edilen haberlerin en sahihlerini ve doğrularını toplamayı gaye edinmiş ve ravilerin adalet ve zabt sahibi olmalarına özen göstermiştir. “Bu Müsned’i 750000’den çok rivayetten seçip bir araya getirdim. Müslümanlar Resulüllah’ın hadislerinde ihtilaf ettiklerinde ona müracaat etsinler, eğer onda bulurlarsa huccettir. Yoksa huccet değildir. “18 sözü onun bu niyet ve hedefine işaret etmektedir.
Sonuç olarak; Muhaddisler Hz. Peygamber’in vefatından sonra hadisleri hem ezberleyerek hem de yazarak korumak için büyük fedakarlıkta bulunmuşlar ve bütün gayretlerini sarf etmişlerdir. Kimi sadece sahih rivayetleri kimi de uydurma olmamak şartıyla bütün rivayetleri kaydetme yoluna gitmişlerdir. Aslında hadis ve sünnet mirasımızın bize kadar ulaşması için son derece ilmi ve objektif bir anlayış sergilemişlerdir. Uydurma rivayetleri ayrı kitaplarda toplamışlar ve geliştirdikleri hadis usûlü kuralları gereğince zayıf hadisleri bile nakletmişlerdir. Sened tenkidine göre sahih, zayıf hatta uydurma neticesine vardıkları değerlendirmeler bazen muhaddise göre değişmiştir. Çünkü bir muhaddisin zayıf hükmü verdiği bir rivayeti bir başkası sahih kabul edebilmiştir.
Bize düşen görev ise; muazzam kültür mirasımızdan istifade ederken ilmi ve objektif anlayışa bağlı kalmaktır. Muhaddislerimizin emeklerine saygı göstermektir. Bir hadisi anlamaya çalışırken bütün tariklerini araştırıp gerek isnadını gerekse metnini bütüncül bir anlayışla değerlendirmektir.
Bu konudaki görüşler için bkz. Alkan, Arif, Ahmed b. Hanbel’in Hadis Anlayışı ve Müsned, 138-142, 1997, Ankara, (Basılmamış doktora tezi)
İbnü’l-Cezeri, el-Misadü’l-Ahmed, 30.
Age, 32.
 el-Medînî, Ebu Musa, Hasâisu’l-Müsned, 20-21.
 Kettani, Abülhayy, Fihrüsü’l-Feharis ve’l-Ebsat, I, 198.
Alkan, Agt, 175-182.
İbn Receb, Şerhu ‘İleli’t-Tirmizi, I, 385.
 İbn Teymiyye, Mecmû’u Fetâvâ, I, 250.
 İbnü’s-Salah, Ulûmü’l-hadis, 37-38.
 Cezâirî, Tevcîhü’n-nazar, 155.
 Hasâisu’l-Müsned, I, 27.
 İbn Teymiyye, age, XVIII, 65.
 İbn Teymiyye, Mecmû’u Fetâvâ, XVIII, 24-25.
Ebû Ya’la, el-Udde, III, 927.
 İbn Teymiyye, age, I, 250.
Suyûtî, Tedrîbü’r-râvî, I, 173.
 Aynı yer.
 el-Medînî, Ebû Musa, Hasaisu’l-Müsned, 21.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul