16 Ocak 2026 - Cuma

Şu anda buradasınız: / / İslami Hareketin Değişim Perspektifi
İSLAMİ HAREKETİN  DEĞİŞİM PERSPEKTİFİ

İslami Hareketin Değişim Perspektifi Fırat Toprak

Reelin/bireysel ve toplumsal vakıanın ideale/Vahyin öngördüğü vasata yakınlaştırılmasının hedeflendiği İslami Hareket olgusu itibariyle değişim analizinin değişim planlaması ve gerçekleştirilmesine mukaddem olduğu –teşhisin tedaviye mukaddem olduğu gibi- açıktır. Vakıanın sağlıklı okunması değişim süreçlerinin sağlıklı yürümesinin gerek şartıdır.
Değişim perspektifi üzerine konuşabilmenin mukaddimesi olarak İslami Hareketten ne anlaşıldığına dair bir çerçeve çizmenin lüzumu yakıcı olarak hissedilmektedir. Genel bir yaklaşımla Aziz İslamın ulvi değerlerinden yola çıkılarak ortaya konan fikri ve fiili çabalar bütünü olarak tarif edilebilecek olan İslami Hareketin tüm diğer hareketler gibi bireysel, toplumsal ve siyasal değişimi hedeflediği izahtan varestedir. Vahyin topluma içirilmesi şeklindeki bu değişim hedefi, perspektifi ve yöntemi hali hazırda ontolojik ve epistemolojik bir tartışmanın içerisinde olan biz Türkiyeli müslümanlar açısından daha bir anlam taşımaktadır. Net, açık ve köktenci bir bireysel, toplumsal ve siyasal değişim talebi ( mümin insan, islam cemaati, islam devleti) İslami Hareketin alamet-i farikası hükmündedir. Verili olanı korumayla beraber sınırlı iyileştirmeleri hedeflemek (bir diğer deyişle verili olanın kısmi restorasyonu) ise sağ-muhafazakar eğilimi karakterize etmektedir ki bugün itibariyle nasıl bir modelin hedeflendiği hususu işbu ontolojik kırılmayı ve/ya tarifi şekillendirmektedir. Mahallemizde sıklıkla müşahede ettiğimiz İslamcı retorikle birlikte alabildiğine sağcı reflekslerin ortaya konulması yakın dönem kilit kültür kodlarımızdaki sarsıntı neticesi oluşan kafa karışıklığını göstermekte ve farkındalık/ayrışma zorunluluğunu da gerektirmektedir.
İslam düşüncesinde temel, genel ve oldukça işlevsel bir kategorizasyon olarak sabiteler ve değişkenler alanlarının varlığı kabul görmektedir. Tüm zamanlar için geçerli ilkesel çerçeveyi ifade eden sınırlı sabiteler alanı (itikadat ve ibadat) ile zamana, mekana ve şartlara göre değişebilen geniş bir değişkenler (muamelat) alanının varlığı son din olma ile tüm zaman ve mekanlar için geçerli reçeteler yazabilme dengesinin imkanı bakımından oldukça makuldür. İslami literatürde nas-ictihad alanları olarak ifade edilen bu dengenin ifrat ve tefriti de çoklukla görülmektedir. Katı gelenekçi çevrelerde görülen İctihada taalluk eden hususların naslaştırılması ifratı donuklaşmayı/hayattan kopmayı intac ettiği gibi modernist çevrelerin üzerinde yoğunlaştığı nassın göreceleştirilmesi tefriti ise omurgasız bir çoğulculuğu getirmektedir. Altın ortanın/vasatın önemi tüm diğer hususlarda olduğu gibi bu hususta da ortaya çıkmaktadır.
Hemen her durum için geçerli olan nevi şahsa münhasırlığımız değişim okumamızda da geçerlidir. Zamanın değişimi ile ahkamın değiştiği hakikatimizi hep hatırda tutmalıyız. Lakin her yeni olan iyi; her eski olanda kötü değildir kuşkusuz. Modern olan değişim kutsamasına, değişmeyen tek şeyin değişim olduğu algısına teslim olmamız mümkün değildir elbette.
İslamcıların son çeyrek asır itibariyle tarih, toplum ve sistem analizlerindeki kırılma ayağı yere basan mütekamil bir duruşun gereği mi olduğu yoksa muhkem doğrularımıza yönelik çok boyutlu müdahalenin bir sonucu mu olduğu yeterince tartışılmamıştır denebilir. Peygamberler tarihinin son halkası olarak Asrı saadet merkezli döngüsel bir tarih okuması yerini milli-yerlilikle örtük Türk-İslam şanlı tarihçiliğine, tipik bir neo-Osmanlıcılığa terketmiş görünmektedir. Abisi biz olmak kaydıyla mukayyet devleti ebed müddet bir ümmetçilik arzı endam etmiş görünmektedir.
Muhatap toplum okuması Vahyin belirleyiciliğinde değişimi istenen kendini İslama nispet eden ama genel olarak bir cahiliye toplumu tahlili yerini 15 Temmuz sosyolojisinde en net şekilde görüldüğü üzere kaba bir millet fetişizmine bırakmaktadır. Seküler ve dahi İslam karşıtlığının hiç görülmedik kitleselleşmeye ulaştığı bu yeni toplumsal vasat “%99’u müslüman ülke” ezberinden uyanmamızı zorunlu kılmaktadır. Geride kalan dindar-muhafazakar kitleler ise kaynaklarla şekillenmiş bir dini şuur yerine tarihsel süreçte oluşmuş bir din algısını temsil etmektedirler. İslamcılığı var kılan tezlerden olan öze -Kuran ve Sünnete- dönüş, İslam devleti talebi ve din algısındaki bidat ve hurafelerle mücadele şeklindeki teorik temellerden geleneğin keşfiyle birlikte uzaklaşıldığı görülmektedir. İslami kesim için bugün gelinen noktada razı olunacak olan geleneksel dindarlık ise geniş kitleler açısından ortada ciddi bir sorun kalmamaktadır.
Toplum analizinde bölgesel farklılıklara da vurgu yapmak önem arzetmektedir. Gençlik ve kadın katmanlarındaki menfi dönüşümün Doğu- Batı sosyolojisinde hayli çeşitlilik arz ettiği de göz önünde bulundurulmalıdır. Kürt sosyolojisinin yakın geçmişin çatışmalı sürecinin getirdiği politik körleşmeyle beraber hızlı bir sekülerleşmeye maruz kaldığının altı çizilmelidir.
Sistem analizi planında ilkin söylenecek olan hatırı sayılır bir sistem içi değişimin yaşandığının inkar edilemez bir gerçek olduğudur. Belki de bu gerekçeden olsa gerek Allahtan rol çalarak uluhiyetten pay kesbetmiş tuğyan karakterli sistem karşıtı duruş “Devlet aslında ben seniz” basitliğinde kaba bir sahiplenilmeye evirilmiştir. “Milletin devleti olmaktan çıkıp Devleti olan millet olmak” ve “Devlet-Millet kaynaşması” gibi söylemler İslamcılığın sisteme entegresini hedefleyen ılmlı İslamın pasif devrimininin söylemleridir. Bugünden bakılınca ılımlı İslam/İslamın protestanlaştırılması tezlerinin hakikatten pay ihtiva ettiği daha iyi anlaşılmaktadır. Çürümeye yüz tutmuş Kemalist sistemin sağ-muhafazakar hayat suyuyla ömrünün uzatıldığı tezi de yabana atılmamalıdır. Güç merkezlerinin çekim alanından uzak olabilmek İslami Hareketin müstakilliği anlamında ontolojik bir zorunluluğu ifade etmektedir. Meramın daha iyi anlaşılması açısından söylemek gerekirse İslami Hareketin iktidarla örtüştüğü ve ayrıldığı zamanlar olacaktır elbette. Sorun “Biz”in teşekkülü ve bağımsız irade sahibi olarak doğru ve yanlışlarda amasız fakatsız söz ve eylem serdedebilmektir. Diğer bir ifadeyle meslel Müstakil Biz olabilmek ve Biz kalabilmektir.
 Değişimi adaletle okumak çok yönlü olmak durumundadır. Akaide taalluk eden yönü öncelik taşımaktadır. İnsanımızın inanç sorunları 2 asrı bulan sekülerleşme süreçlerinin hiçbir döneminde olmadığı kadar boyutlanmıştır. Belki de 2000 öncesi ve sonrasını da ayrıca tefrik etmek te gerekmektedir. Yeni soru ve sorunlara cevap teşkil edecek yeni bir ilmi kelama ihtiyaç duyulmaktadır. Mesela yakın geçmişte gündem dahi olmayan deizm, agnostisizm gibi konuların elan geniş bir ilgi alanı buluyor olması manidardır ve yeni ilmi kelamın zaruretinin ispatıdır. İslam düşüncesinin temelini Akaid oluşturduğu için temel bir inanç seferberliği tüm zamanların gündemi olduğu gibi bugün içinde davet ve eğitim planlamasında mühim yerini korumalıdır.
Değişimin ibadete taalluk eden yönü de üzerinde cidden durulmayı hak etmektedir. Azaltılmış dindarlık, söylemdeki netliğe rağmen ibadetlerdeki kayıtsızlık ayrı bir sorun alanını işaret etmektedir. Namazsız İslamcılık, huşudan yoksun namaz ve setretmeyen tesettür örneklerinde olduğu gibi asgari sınırlarına çekilen ibadet hayatının içeriksizleşmesi manevi çoraklaşmamızın temel gerekçelerindendir. İbadet hayatımızı şekil ve muhteva dengesinde zenginleştirmek, Rabbimizle rabıtamızı kuvvetlendirmek içinde yeni bir başlangıç yapmak zorundayız.
Değişimin muamelata ve hususen ahlaka taalluk eden yönü de diğer yönlerden daha az önemli değildir. Tüm toplum kesimlerinde ve hatta İslami camiada yaşanan ahlaki çürüme ve yozlaşma ciddi endişe kaynağıdır. Dünyevileşmenin eşlik ettiği ahlak erozyonu para ve makam gibi imtihan unsurları karşısındaki zaaflarımız dünyevi planda İslamın ve müslümanların umut olma hedefiyle beraber ahiretimizi de tehdit eder boyuta ulaşmıştır. İslamın ideolojiye indirgendiği, seküler yaşamlara sahip İslamcılara dönüşülen bir vasattan geçmekteyiz. Böyle bir vasatta numunei imtisal mümin şahsiyetlerle seyyiatın hasenata tebdilini sağlama çabası hayatın anlamıdır.
İslami Hareketin değişimi anlamlandırma, göğüsleme ve yönetme planındaki ciddi yetersizliği bir durum tespiti olarak not edilmelidir. 28 Şubat öncesi başarma iddiasındaki bir İslami Hareketten varololuş hattına ricat eden bir İslami Hareket olgusu karşısındayız. Toplumsal hareketlerin kaderinde var olan bu durağanlık dönemleri nitelikli önderlikler tarafından yönetilebildiğinde çekirdek kadroların değerler planında yeniden eğitimini, safların daha bir sıkılaştırılmasını ve yeni bir heyecan dalgası oluşturulmasını sağlayabilir.
Toplumsal değişim mücadelesinin mahza iyi ve kötü olmadığı olumluluklar ve olumsuzluklarla beraber yürüdüğü kuşkusuzdur. Mutlak karamsarlık veya iyimserlik doğru değildir ve yaşanmışlıklar tecrübe hanesine kaydedilerek yola devam edilir. Olması gereken dün tecrübesiyle bugünü anlamak ve yaşamak ve dahi yarın planlaması yapabilmektir.
Tasviri yapılan vakıa çoğu kesimler için bir durum tespitini aşarak sızlanmaya ve karamsarlığa dönüşmüştür. Halbuki hayat devam ettikçe imtihan devam edecektir. Ümmetten hayır ve bereket kesilmemiştir. İlim, davet ve cihad merkezli istikamet üzere yürüyüş dermanımız hükmündedir.Yarınları kuracak irade şartlara teslim olmayı değil şartlar ne olursa olsun kesin inançlı bir kararlılık ve yorulmak bilmez bir çaba ile şekillenecektir. Bu bağlamda “ne yapmalı” sorusuna cevap olarak inanç seferberliği, ibadete muhteva kazandırma, numune-i imtisal için ahlak eğitimi, STK formundan bağımsız İslami cemaat formuna dönüş, sanal iletimlerden birebir davete dönüş, sosyal medya fıkhı üretmek, muktedir dilden muhalif dile dönmek, önceliklerin sağlıklı tayini, ümmet perspektifinde sınırsızlığı ve tutarlılığı sağlamak, tüm sosyo-politik meselelerde sosyal şahitliği gösterebilmek, sistem içi araçların kullanımında ihtiyat ve siyasal taleplerde ısrar etmek sıralanabilir.
Umudun kaynağı imandır ve davanın sahibi alemlerin Rabbidir. Ve O günleri insanlar arasında döndürüp durmaktadır.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul