﴿وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ وَلاَ نَبِيٍّ اِلاَّ اِذَا تَمَنَّى اَلْقَى الشَّيْطَانُ فِي اُمْنِيَّتِهِ فَيَنْسَخُ اللهُ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ ثُمَّ يُحْكِمُ اللهُ آيَاتِهِ وَاللهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ﴾
“Ey Muhammed! Biz, senden önce hiçbir resul ve nebi göndermedik ki o bir temennide bulunduğu anda şeytan beşeri arzuları onun o dilediğine katmaya kalkışmasın. Ne var ki Allah o şeytanın o teşebbüsünü iptal eder, sonra Allah kendi ayetlerini (sağlam bir şekilde) yerleştirir. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Hac, 52)
Kimi müfessirler bu ayete somut yaklaşmayıp, bazı siyer kitaplarının haşiye ve dipnotlarından almış oldukları senedi zayıf hadislere dayanan yorumlarla ayete nazar etmektedirler.
Ancak hadisleri değerlendirmede de belli bir usul ve yöntem vardır. Bir hadis şayet vahiy ile çelişiyorsa, bu hadisin Buhari veya Müslim’in onayından geçmesi onun kabul edilebilirliğini sağlayamaz. İlginç olan yorum ise, peygamberin Allah’ın vahyini insanlara söyleyeceği anda şeytan-ı aleyhil’lânenin kendi sözlerini Allah Rasulü’nün ağzına atıp bunları ona söyletmiş olmasıdır. Burada gözardı edilen şey, Peygamberimizin Şeytandan korunmuş olduğu hakikatidir. Bu olayı şu şekilde tahkiye etmektedirler:
“Allah Rasulü Mescid-i Haram’da iken Necm Suresi nazil olmaya başladı ve Rasulullah sureyi okumaya başladı. Necm Suresi’nin 19-20:
﴿اَفَرَايَتُمُ اللاَّتَ وَالْعُزَّى وَمَنَاةَ الثَّالِثَةَ الأُخْرَى﴾
“Gördünüz mü, haber verin; Lat ve Uzza’yı. Ve üçüncü (put) olan Menat’ı(n herhangi bir güçleri var mı)?” (Necm, 19-20) ayetine gelindiğinde şeytan aleyhil’lâne, Rasulullah’ın diline kendisinin uydurduğu şu cümleyi sokuşturuverdi:
تِلْكَ الْغرَانِيقُ الْعُلَى وَاِنَّ شَفَاعَتَهُنَّ لَتُرْتَجَى
“İsmi geçen Lat ve Uzza putları ise Allah’ın büyük mahlûklarıdır ve bunların şefaatları mümkündür.”
Allah’ın Rasulü sureyi bitirp secdeye gitti. Onunla birlikte Müslümanlar ve müşrikler de beraberce secdeye gitti. Velid bin Muğire ise ihtiyarlığından ötürü secdeye gidemedi ve yerden bir avuç toprak alıp başının üzerine koymak suretiyle secdesini yapmış oldu. Kureyş müşriklerinin hepsi bu hadiseden son derece memnun kaldılar. Habeşistan’a hicret edenler bu vakıayı duyunca kafalarında istifhamlar oluşmaya başladı. Cibril (a.s.) ise bu vakıaya şiddetle karşı çıkınca Allah Rasulü mahcub oldu ve üzüldü.”
Hac suresinin 52. ayeti kerimesine yapılan bu yorumu görmektesiniz! Bu vakıaya inanan bir mü’minin, ister müfessir ister halktan olsun, Kur’an ayetlerine itimadının olması beklenebilir mi? Vahyin nazil olduğu anda şeytanın bu şekilde bir müdahale imkanının olması Kur’an’ın diğer ayetleri hakkında da şüphelerin doğmasına sebebiyet verecek ve Kur’an’ın eminliğine ve otoritesine zarar gelecektir. Allah Teala bunun hikaye edilidiği gibi olamayacağını ayeti kerimede şu şekilde ifade etmektedir:
﴿وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَجِيمٍ﴾
“O lanetlenmiş şeytanın sözü de değildir.” (Tekvir, 25)
Başka bir ayeti kerimede ise:
﴿اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ﴾
“Muhakkak bu zikri (Kur’anı) biz indirdik. Ve yine Biz onu koruyacağız.” (Hicr, 9) buyurarak Kur’an’ın korunacağını beyan buyurmuştur.
Yine başka bir ayeti kerimede:
﴿لاَ يَاْتِيهِ الْبَاطِلُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَلاَ مِنْ خَلْفِهِ تَنْزِيلٌ مِنْ حَكِيمٍ حَمِيدٍ﴾
“(Kur’an’a) Önünden ve arkasından içine batıl karışamaz. Hüküm veren ve Hamid olan Allah’tan nazil olmuştur.” (Fussilet, 42) buyurarak kendi kelamından başka hiçbir kelamın Kur’an’da olamayacağını beyan buyurarak mü’minleri uyarmıştır. Ayetlerin kati hükümleriyle çatışan bir yoruma inanılması da mümkün değildir ve böyle bir yorum kabul edilemez.
Rasulü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyumaktadır:
{مَا مِنْكُمْ مِنْ اَحَدٍ اِلاَّ وَلَهُ شَيْطَانٌُ، قَالُوا: وَاَنْتَ يَا رَسُولَ اللهِ؟ قَالَ: وَاَنَا اِلاَّ اَنَّ اللهَ اَعَانَنَي عَلَيْهِ فَأَسْلَمَ فَلاَ يَاْمُرُ اِلاَّ بِخَيْرٍ} [رواه مسلم]
“Dünyaya gelen her kişi ile beraber bir şeytan gelir. Sahabeler: Ey Allah’ın Rasulü acaba sizinle de mi (geldi)? Allah Rasulü: Evet. Ancak ben şeytanıma galebe çaldığım için bana zararı dokunamaz”
Başka bir hadis-i şerifte Rasulu Ekrem:
{اِنَّهُ لَيُغَانُ عَلَى قَلْبِي وَاِنِّي لاَسْتَغْفِرُ اللهَ مِائَةَ مَرَّةٍ} [رواه مسلم وابو داود]
“Şeytan bana vesvese vermeye çalışmakta ancak ben, Allah’a yüz kere istiğfar etmekteyim.” diye buyurmuştur.
Bu hadislerden de anlaşılmaktadır ki, şeytan, Allah’ın nebilerine kötülük işlettirememektedir.
Müfessirlerden aklı selim sahibi olanlar bu yorumu reddetmiş ve bu yoruma şiddetle muhalefet ederek tavırlarını ortaya koymuşlardır. Fahreddin-i Râzi de, bu yorumun İslam’a bir zındık tarafından sokulduğunu ve bu yoruma katılanların kafir olacağını ilan etmiştir. Bu yoruma itiraz edip muhalefet eden ulema şunlardır: Kadı Ebubekir b. Arabi, İbnu Kesîr, Âlûsî, Şevkani, Beyhakî, İbnu İshak ve Ebî Mansur El Maturidi. Allame Alusi de: “Yemin ederimki şeytan, bu cümleleri Allah Resulü’nün diline değil, bu yorumu yapanların diline koymuştur” demiştir. İmam Şevkani ise bu konuyu delilleriyle çürütüp reddetmektedir.1
Taberi de tefsirinde konuyu tafsilatlı bir biçimde ele alarak tahlil etmiştir.2 Allametül Elbani ise, Neseb’ül Mecanik li Nesefi, Kıssat’ul Ğaranik isimli kitabında bu konuyu net bir şekilde açıklamak suretiyle ele almıştır. Tefsirlerde, bu ve buna benzer geçen yorumların ve hikayelerin çoğu Yahudi âlimlerin, kendi kültürlerinde olup, dinimize sokuşturdukları komplolardır. Tefsiri Maverdi şöyle demektedir:3 Bu hikâyeler ve yorumlar Yahudiler tarafından Allah’ın nebisi Davud (a.s.)’a atılmış iftiralar olmaları hasebiyle kesinlikle batıldır, rivayet edilmeleri de caiz değildir.4 Bu hadise, Yahudiler’in attıkları iftiraların ve söyledikleri yalanların ne ilkidir ne de sonuncusu olacaktır. Onlar Allah’a küfür etmekte, semavi kitaplarını tahrif etmekte ve masum insanları öldürmek suretiyle kan dökmektedirler.Bu ayeti tefsir ederken yapılacak en doğru şey, ayeti zahiri manasına göre yorumlamak olacaktır. Davut (a.s.) kıssası ve benzeri kıssaların batıl olup, akla ve mantığa aykırı olduğunu ifade eden ulemadan bazıları ise şunlardır: İbnu Kesîr, Kurtubî, Kâdî İyaz, İbnü’l Cevzî, İbnu Hazm, Ebî Hayyane, Tevhîdî, Fahreddin-i Razî, Ğazın ve Alûsî. Bu kıssanın akla ve mantığa muğayir olduğu müstakil bir şekilde de ele alınmıştır.5
Bir Müslümanın böyle bir kıssaya inanması, Kur’an-ı Kerim’in diğer ayetlerine olan güvenini de sarsacaktır. Rasulullah’ın diline musallat olarak ona vahyi yanlış söyletebilen bir varlığın, Ümmet-i Muhammed’i topyekün dalalete sürükleyebileceği gibi bir vehm ortaya çıkmaz mı? Bunun böyle olmadığı ve de olmayacağı aşikardır.
Bkz. Fethü’l-Kadir, c.3, s.574
Bkz. Taberi Tefsiri, c.17, s.190
Bkz: Tefisir-i Maverdi c.5, s.85
Bkz. Ennüket vel uyun tefsiri, Maverdi c.4, s.35
Bkz. Taberi Tefsiri c.17, s.190


