22 Nisan 2026 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / / DünyevÎleşmenin Tezahürleri
DÜNYEVÎLEŞMENİN TEZAHÜRLERİ

DünyevÎleşmenin Tezahürleri Süleyman Gülek

Yaşadığımız çağın tehlikelerinden biri de dünyevîleşmedir. Dünya için yaşama, ya da dünyayı önceleme dünyevîleşmedir. Dünyevîleşme kavramı; âhiret hayatını unutan, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayan ve şehvetlerinin peşinde koşan insanın içinde bulunduğu hali ifade eden bir kavramdır. Dünyevîleşmenin tezahürleri olarak şu hususlar dikkatlerimizi çekmektedir: İnanç zayıflığı (ki özellikle âhiret inancı), ihlâs eksikliği ve amelsiz iman anlayışı, ibadetlerin terk edilmesi, ticaret hayatında ahlâkî kuralalra dikat edilmemesi, lüks yaşama arzusu vs. Dünyevîleşmenin tezahürlerini kısaca izah edelim:

1- İnanç Zayıflığı

Dünyevîleşme sorununun en önemli nedeni imanda zayıflık ve zafiyettir. Dinî naslara kayıtsız kalma ve önemsememek veya lakayt davranmak, ibadetleri geçiştirmek, emir ve nehiylerde vurdumduymazlık, amelsizlik ve daha birçok husus dünyevîleşmenin dışa yansıyan tezahürleridir. Müslümanların dünya hayatının gelip geçici olduğunu hatırlarından çıkarmaları, ölümü unutmaları, ölümden sonra hesaba çekileceklerini, malları, harcadıkları ve davranışları konusunda sorgulanacaklarını, yargılanacaklarını unutmaları kısacası imanî eksiklikleri, mü’minler için dünyevîleşme hastalığının en temel sebebidir.

Yüce Allah şöyle buyurur: “İnsanlar imtihana tâbi tutulmadan sadece iman ettik (biz de müslümanız) demeleriyle bırakılacaklarını (kurtulacaklarını) mı sandılar? Andolsun ki Biz onlardan öncekileri de imtihan ettik. Allah elbette (imanda) doğru olanları bilir, yalancıları da bilir. Yoksa kötülükleri yapanlar Bizden kaçabileceklerini (cezadan kurtulacaklarını) mi sandılar? Ne kadar kötü (ne yanlış) hüküm veriyorlar!”1 buyrulmaktadır. İman, teslimiyet ister, itaat ister. İmanın gereği sâlih ameldir. Mü’minler imanın gereği olan sâlih amel işlemeli ve onu bir davranış şekli olarak ortaya koymalıdırlar. Ancak bu şekilde dünyevîleşme tehlikesinden korunabiliriz.

2- İhlâs Eksikliği

Müslümanlar açısından dünyevîleşme artık ciddi sorunlar teşkil edecek boyuta gelmiştir. Dünyevîleşme her şeyde olması gereken samimiyetin yok olduğu bir yaşayış tarzıdır. Dünyevîleşme sorunu ihlâs ve samimiyet eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Bugün insanlar yaptıkları işlerde daima madde ve menfaati esas almakta ve ona göre hareket etmektedir. Hâlbuki söylenen sözlerde, yapılan işlerde, hatta atılan her adımda, temel ve ana gaye Allah rızâsı olmalıdır.

Ne hazindir ki, dünyevîleşme ve maddecilik salgınının kol gezdiği günümüzde, her şeyi materyalist bir zihniyetle değerlendirmeye alışmış olan bazı çevrelerde, insanın şeref ve kıymeti; para-pul ve makam-mevkî ile ölçülür hâldedir.

İhlâsın yani samimiyetin zıttı olan aldatma, kandırma, iki yüzlülük gibi davranışlar, zaten İslâm ahlâkıyla asla bağdaşmayan niteliklerdir. Bu bakımdan samimiyet ve ihlâs, Müslümanlığın özünü oluşturmaktadır. Bu sebeple Peygamberimiz (s.a.s.) “Ameller ancak niyetlere göredir”2 buyurarak yapılan işte ni­ye­tin ne kadar önem arz ettiğini açıklıyor. Samimiyet, doğruluk, dürüstlük, güvenilirlik, niyetin düzgün olması ve insanın içi başka dışı başka olmamasıdır. Rasûlullah (s.a.s.) bunu bildirmektedir: “Allah, ancak kendi rızâsı gözetilerek, (ihlâs ile) hâlis bir niyetle yapılan ameli kabul eder!”3 İhlâs duygusu, zaten başlı başına kötülüğü önleyen ahlâkî bir değerdir. Yusuf (a.s.)’ı kötü bir davranışa düşmekten alıkoyan da bu asil duygudur: “İşte Biz ondan fenâlığı ve fuhşu gidermek için böyle yaparız. Çünkü o, Bizim ihlâslı kullarımızdandı.”4 İhlâslı, samimi olursak nefsin ve şeytanın kötü arzularına uymaktan, dünyevîleşme hastalığından korunuruz ve Allah’ın sevdiği ve razı olduğu bir kulu oluruz.

3. Amelsiz İman Anlayışı

Amelsiz iman anlayışının yaygınlaşması dün-yevîleşmenin bir tezahürüdür. Dünyevîleşme hastalığına yakalanmış insanın yaptığı en büyük hata iman ile ameli bitrbirnden ayırmasıdır. İmansız amel kişinin yapmadığı işin karşılığını istemesi ve beklemesi demektir. Müslüman bir kişi her türlü günahı, haramı işlediği halde “ben de cennete giderim” demesi ahmaklıktır. Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyuruyor: “Akıllı kimse nefsini kontrol altına alıp (her türlü günahlardan korunmaya çalışarak) ölümden sonraki hayat için hazırlık yapan; Âciz (aklını gereği gibi kullanmayan) insan da, nefsinin hevâsına (istek ve tutkularına, kötü arzularına) uyup da Allah’tan (olmayacak şeyleri ve cenneti) temenni eden kimselerdir.”5

Ebu Hureyre (r.a.)’dan rivâyetle Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur: “Şüphesiz ki Allah sizin sûretlerinize ve mallarınıza (makam ve mevkilerinize) bakmaz. Lâkin kalplerinize ve amellerinize bakar.”6 “İnsana çalışmasından başkası yoktur.”7 “Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere sürükleyen de ziyan etmiştir.”8 Âyet ve hadislerden de görüldüğü gibi, “ben iman ettim, müslümanım,” demekle iş bitmiyor. Asıl o zaman, İslâm’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınmak gerekiyor. Zaten İslâm’ın emirleri, amelî yönü müslüman olmayanlara değil, müslüman olan kişileredir.

İbadetlerinin İhmal Edilmesi

Dünyevîlşemeye eyliminde olanlar, zevk ve keyif içersinde helâli-haramı düşünmeden yaşarlar. Bunlar âhreti düşünmezler. Namaz, oruç, zekât ve hac ibadetlerini, ihmal ederler, terk ederler. Allah Teâlâ insanları en iyi biçimde ve en güzel şekilde yaratmış ve dünyadaki her şeyi de onlar için var etmiştir: “O (Allah) ki, yeryü­zünde ne varsa hepsini sizin için yarattı.”9 Yeryüzündeki her şey insanlar için, insanlar da Allah’a kulluk/ibadet için yaratılmıştır. Allah Teâlâ bu gerçeği Kur’ân-ı Kerim’de şöyle bildirmektedir: “Ben cinleri ve insanları, ancak Bana kulluk/ibadet etsinler diye ya­rattım.” 10

Allah Teâlâ’ya ibadet yapmak için yaratılan insan, bu temel görevini yerine getirirse dünyada da âhirette de huzur ve mutlu­luğa kavuşur. İbadetler, inanç esaslarından sonra İslâm dininin ikinci önemli halkasını oluşturur. Bu nedenle Kur’ân-ı Kerim’de “Allaha ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın” 11 buyrulur.

Kim de Allah Teâlâ’ya kulluk görevlerini yapmazsa, İslâmî hayatı terk ederek İslâm’a aykırı bir hayatı tercih ederse, dünyada huzura, âhirette de kurtuluşa eremez. Allah’a kulluk, Allah’ın emrettiğini yapıp yasaklarından sakın­makla, yani İslâm’a tes

lim olup gereğini yapmakla mümkündür. İbadet, insanı Allah’a yaklaştırır ve O’nun sevgisini kazanmaya götürür. Allah’ın sevdiği kişiler de dünya ve âhirette mutlu ve huzurlu olurlar. İbadetlerimiz, kalplerimize Allah sevgisini ve saygısını yerleştirir. Bizleri her türlü fenalıktan uzaklaştırır ve ahlâkî güzelliğe ulaştırır.

Ticaret Hayatında Ahlâkî Kuralalra Dikat Edilmemesi

Dünyevîleşme ticaret hayatını etkilemektedir. Çok para kazanma hırsı ağır basınca helâle, harama dikkat edilmiyor ve dünyevîleşme hastalığına yenik düşülüyor. Dünya ve âhiret mutluluğumuzu hedefleyen yüce dinimiz İslâm; her konuda olduğu gibi, ticaret hayatımızla ilgili de ölçüler koymuştur. Din zaten diğer konularda bir sistem olduğu gibi, aynı zamanda bir ahlâk sistemidir; iş ahlâkı, ticaret ahlâkı, idare ahlâkı, ev ahlâkı, eğitim ahlâkı vs. diye isimlendirilmeler de her sahadaki üstünlüğün ahlâk üstünlüğü ile olacağına işaret etmektedir. Yüce dinimiz İslâm, emir ve yasaklarıyla fert ve toplumun dünyevî ve uhrevî huzur ve saadetini hedeflemiş, bu amaçla hırsızlığı, yalan söylemeyi, hile yapmayı, ticaret ve alışverişte eksik ölçme ve eksik tartmayı haram kılmıştır.

Bu hususta Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay haline! Onlar, insanlardan (bir şey) ölçüp aldıkları zaman, tam ölçerler. Fakat kendileri onlara bir şey ölçüp yahut tartıp verdikleri zaman eksik ölçüp tartarlar. Onlar büyük bir günde, insanların, âlemlerin Rabbinin huzurunda duracakları gün için diriltileceklerini sanmıyorlar mı?”12

İslâm, kazanç elde etme konusunda önemli bir ilke olan meşruiyet prensibini esas alarak; hırsızlık, gasp, faiz, kumar, rüşvet ve şans oyunları; kamu mallarını zimmete geçirmek, her türlü yolsuzluk, hileli alışveriş, müşteriye birinci kalite diye ikinci kalite mal vermek, eksik tartıp ölçmek, malı fâhiş fiyatla satmak, işçi ve memurun görevini ihmal ve terk etmesi, işverenin çalışanlara hak ettiği ücretlerini, fakire zekatını vermemesi ve kalitesiz mal üretip pahalıya satarak servet elde etmesi gibi her türlü gayrı meşru kazancı yasaklamıştır.

Mal, Mülk, Servet Tutkusu

Müslümanların zihin dünyasında bir kırılma olarak beliren dünyevîleşme, çok boyutlu alanlarda tezahür etse de temelde üç ana eksende kendisini gösteriyor. Birincisi makam-mevki tutkusu, ikincisi mal-mülk ve servet tutkusu, üçüncüsü karşı cinsle ilişkilerde sınırları aşan (cinsellik) tutkusu. Dünyevîleşmeye götüren bu hal; insanı daha çok zevk, daha çok maddî haz peşinde koşmaya sürükledi ve tutkulara yönlendirdi. Kötü olan, yanlış olan; malı, mülkü, serveti sevmek değil, mala, mülke, servete aşırı bir sevgiyle bağlanmaktır. Mal, mülk, servet edinmeyi bir tutku haline getirmedir. İnsanın çevresini göremez hale getirecek tarzda mal, mülke servete bağlanmasıdır. “Ey iman edenler, ne mallarınız, ne de çocuklarınız sizi Allah’ı zikretmekten ‘tutkuya kaptırıp-alıkoymasın’, kim böyle yaparsa, artık onlar kayba uğrayanların ta kendileridir” 13

Mal sevgisi, mal tutkusuna dönüşürse, Allah korkusu, âhiret hayatı unutulursa; mal, mülk, servet bütün beşeri ilişkilerin odak noktasını işgal eder. Toplumsal normlar değişir. Mal, mülk ve servetle öğünme toplumsal bir standart haline gelir: “(Mal, mülk ve servetle) çoklukla övünme, sizi tutkuyla oyalayıp kendinizden geçirdi.” 14 Mal, mülk ve servet tutkusu aşırı olunca, kişiler dünyevîleşiyor. Maddiyatın etkisnde kalyorlar ve mânevî değerleri göz ardı ediyorlar.

Lüks ve İsraf İlgisi

İnsanın ilgisini ve dikkatini yalnız ve yalnız dünyaya çevirmesi, lüks ve israf, zevk ve sefaya düşkünlük, rahatın peşinde koşmak, da dünyevîleşmenin belirtileridir. Sözlükte “aşırı gitmek, gafil ve cahil olmak, yanılmak” gibi anlamlara gelen israf, dinî bir kavram olarak, insanın sahip bulunduğu nimetleri gereksiz ve aşırı tüketmesi demektir.

İslâm, insanoğlunun yeme, içme ve harcama konusunda dengeli davranmasını istemiştir. Bir âyette, “Ey âdemoğulları, her mescide gidişinizde temiz ve güzel elbiselerinizi giyiniz. yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez” 15 buyrularak israf yasaklanmış; başka bir âyette de, “Elini bağlı olarak boynuna asma, onu büsbütün de açıp savurma. Sonra kınanmış pişman bir halde oturup kalırsın”16 buyrulmak suretiyle hem israftan, hem de cimrilikten kaçınılması öğütlenerek dengeli davranılması istenmiştir.

Günümzde dünyevîleşmenin inanılmaz bir hızla ilerlediğine şahit olmaktayız. Lüks ve israf müslümanları esir almış, burnunun dibindeki fakir ve ihtiyaç sahiplerini göremez hale getirmiştir. Dünyevîleşme illeti müslümanların zekât, sadaka, borç verme, yardımlaşma vb. infak duygularını oldukça zayıflatmış, sahip oldukları zekât potansiyelini gerektiği gibi hesaplayıp yerine ulaştırsalar açlık ve sefalet içinde kıvranan müslümanlar bu durumdan kurtulabilir.

Ahlâkî Çöküntü

Günümüz modern, dünyevîleşen insanının problemlerinden bir diğeri de ahlâkî çöküntüdür. Dünyevîleşme bir yandan da müslümanların ahlâkî dejenerasyonuna sebep olmaktadır. Eskiden yanlış bir iş yaptığında ya da yanlış bir davranışı gördüğünde yüzü kızaran bir müslüman dünyevîleşme sürecine girdikten sonra yüzü kızarmamaya ve utanmamaya başlıyor. Yapılan yanlışlıklar normal karşılandıkça gitgide normalleşiyor. Genel anlamda, ahlâkî bozulmaların temelinde dünyevîleşme olgusu son derece etkilidir.

Malum günümüzde ahlâkî çöküntü had safhaya ulaştı. Ahlâktan çok ahlâksızlığın ön plan çıktığı yaşayış tarzları gündemi meşgul ediyor. İnsanlar, dinî duyarlılık kazanmamış iseler, ahlakî konularda sorunlar olur; İçki, kumar, uyuşturucu fuhuş, hırsızlık, dedikodu, iftira yalan gibi kötü alışkanlıklar edinirler. Ayrıca stres, panik atak, depresyon, ruhsal bunalım ve sürekli tatminsizlik gibi sorunlar bu çağın hastalıkları olarak görülmektedir. Dinî etkinin zayıflaması, ahlakî çöküntüye ve çeşitli sorunlara sebep olmaktadır. Ahlâkın önemini âyet ve hadisler ortaya koymaktadır. “Ve Sen (Rasûlüm); büyük bir ahlâk üzerindesin”17 diye övdüğü önderimiz Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Ben ancak ahlâkın güzelliklerini tamamlamak için gönderildim.”18 Bu âyet ve hadislerden ahlâkın önemi ve fazileti anlaşılmaktadır. Mü’min kişi iyi ahlâk sahibi olmaya gayret sarf etmeli, kötü huylardan, alışkanlıklardan son derece sakınmalı, kötü ahlâklı değil; iyi ahlâklı olarak dünyevileşmeye karşı dikkatli olmalıyız. Ne mutlu İslâmi anlayış ve yaşayış içerisinde olmaya gayret edenlere!

Ankebût, 29/2-4

Buhârî, İman 41

Nesâî, Cihad 24

Yûsuf, 12/24

İbn Mâce, Zühd 31; Tirmizî, Kıyâmet 25

Müslim, Birr 34; İbn Mâce, Zühd 9

Necm, 27/39

Şems, 91/9-10

Bakara, 2/29

Zâriyat, 51/56

Nisa 4/6

Mutaffifin, 83/1-6

Münafikun, 63/ 9

Tekasür, 102/1

A’râf, 7/31

İsrâ, 17/29

Kalem, 68/4

Muvatta, Hulk 8

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul