Yirminci yüzyılımızda dünyadaki ulusların hemen hepsinde zaman zaman çarpışmalar olmuştur. Ezenler ve ezilenler, galipler ve mağluplar. Savaşanlar; uygarlığımızın acıklı imtihanı. Dünyanın çoğunluğunun etkinliğini gücünü ve zenginliğini artırma yollarını aradığı çağlar. Muhteşem Romanın ihtişamını yeniden yaratma haya ile 1911 İtalya da toprak avına katılır. Hedef Akdeniz’in diğer tarafındaki Libya’dır. Trablusgarb, Bingazi, Zavar, Dernek ve Tobrak’a çıkarma yapılır.
Yerli halk birçok cephede çarpışarak işgalcilere karşı şiddetle ve cesaretle direndi. Savaş çıkmaza girdi. 1922 de İtalya büyük bir değişime sahne oldu. Mussolini’nin diktatörlük döneminin başlangıcı… Baskısı gittikçe fazlalaşan faşist güç karşısında yerli halkın direnişi de o nispette arttı.
Yukarıdaki anlatımlar ile başlayan filimde o dönemlerde çekilen gerçek görüntüler kullanılmıştır. Mussolini yüz binlerce insanı coşturmaktadır. Mussolini: Dünyaya hükmedeceğiz ondan sonra da faşizmin bayrağını yıldızlara taşıyacağız.
Mussolini, Büyük Roma İmparatorluğu’nu yeniden kurma hayalleri başta Libya olmak üzere bütün dünyayı ateşe vermeye başlar. Nitekim ikinci dünya savaşında İngiltere ve Fransa’ya da saldırır. Çöl Aslanı (Lion of the Desert) ismi ile beyaz perdeye aktarılan film Libya halk lideri Ömer Muhtar’ın mücadelesini konu edinmektedir.
Ömer Muhtar bir simgedir, direnişin sembolüdür. Tarih boyunca böyle büyük adamlar ezilmiş halklara direniş örneği olmuşlardır. Zalimlerin, işgalcilerin karşısına kenetlenmiş bir kale gibi duran mazlum halklar liderleriyle beraber destanlar yazmışlardır. İşe bu film Ömer Muhtar ve halkının destanıdır. Film, Libya lideri Muammer Kaddafi’nin finansörlüğünde büyük bir bütçe ayrılarak hazırlanmıştır. 1981 yılında yapılan film aradan geçen 38 yıl boyunca halen muhteşem bir yapıt olarak karşımızda durmaktadır.
Binlerce insanın İslam ile tanışmasını sağlayan, mazlum halklara mücadele ruhu aşılayan bu film dünya klasikleri arasında yer almaktadır. Film mesajlarla doludur. Gerek gizli gerekse de açık olarak verilen mesajlarda faşizm ve sömürgecilik ağır bir dil ile eleştirilmektedir.
Uzun zamanlar boyunca Müslümanlar üzerinde çok büyük etki bırakan gerek “Çağrı” gerekse de “Çöl Aslanı” filmlerinin yönetmeni Mustafa Akkad, aslen Suriyeli olup Amerika’da sinema eğitimi almıştır. Holywood’ta özellikle korku filmleri ile meşhur olmuştur.
Filmin ana hikâyesi Anthony Quinn’in canlandırdığı Ömer Muhtar etrafında örülmüştür.
Mustafa Akkad, Ömer Muhtar filmi ile ilgili hatıralarını şöyle anlatır: “Kaddafi’nin teklifini kabul ettim. Finans sorunu olmadığı için film istediğim gibi çekildi. Bir sinema filmi olarak Ömer Muhtar’la gurur duyuyorum. Bu filmde sinema sanatının bütün inceliklerini kullandım.”
Filmin mesaj dolu konusu şöyle başlıyor: Mussolini, çok ama çok görkemli bir odada bütün generalleri toplamış Libya hakkındaki düşüncelerini ve emirlerini vermektedir. Dünyaya hakim olma iddiasındaki faşist diktatöre uygun bir dekor yapılmıştır. Roma imparatorluğunu temsil eden heykeller ve duvardaki dev dünya haritası anlam yüklüdür.
Filmin en göze çarpan özelliklerinden biri faşizmin selamıdır. Sadece askerler değil kadın erkek herkes birbirlerine bu selam ile karşılık vermektedir. Mussolini, Libya’ya giden her valinin bedevilere yenildiğini artık bunu kabul etmeyeceğini sert sözlerle dile getirir.
-Libya’ya beş yılda beş vali gönderdim. Hayır artık faşizmin askeri mantığından taviz verilmeyecek. Biz kimiz yeni bir şafağın müjdecileri, kimlerle savaşıyoruz “çöl bedevileriyle” bir avuç bedevinin kırk milyon İtalyan’ın ilerlemesine mani olmalarına izin veremem.
Yanına Graziani’yi çağırır:
-General! Sana Libya’ı veriyorum. Muhtar’ı bana getir. Ya rüşvet verin ya kafasını kırın.
Graziani, çok sert bir adamdır. Fizan kasabı olarak bilinmektedir. Arkasında Mussolini de olunca yapamayacağı şey olmaz. Libya’yı zor günler beklemektedir. Halkın karşısında acımasız, merhametsiz ve sinsi bir general vardır artık.
Ömer Muhtar, Kur’an- Kerim ve İslami ilimler öğretmenliği yapmaktaydı. İşgale karşı çıkmanın ne manaya geldiğini okuduğu Kur’an’dan anlamıştı. Elindeki kalemi bıraktı yerine silah aldı ve direnişe katıldı. Stratejik savaş taktikleriyle 22 yıl boyunca İtalyanlara karşı muhteşem bir mücadele verdi.
Graziani, Libya’ya varınca onun şerefine Bingazi’de büyük bir tören yapılır. Faşizmin marşı ile karşılanır. Filmin mesajlarından biri burada verilmektedir. Graziani, Hıristiyan temsilcilerine büyük bir saygı ve hürmet gösterirken, Şerif el Gariyani’yi basit ve değersiz görerek ayaklarına getirtir. Gariyani ona işbirliği teklifinde bulunur, General da “bizim de ne kadar cömert olabileceğimizi görürsün” diyerek onun adında işbirlikçileri nasıl hor gördüğünü gösterir.
Bir tarafta Ömer Muhtar’ın izzetli mücadelesi diğer taraftan işbirlikçi hainlerin hor ve hakir halleri…
Graziani, zulümlerine başlıyor. Generallerinden biri köye saldırıp köylüleri meydanda toplar ve koyun sayarmış gibi on kişiyi ayırır. Zincirleyerek bir yerlere götürtür. Evdeki her şeyin yarısını yakmalarını emreder. Köylünün erzakını yakar. Ömer Muhtar’ın askerlerinden birisini halkın gözü önünde infaz eder. Karşı çıkmaya çalışan köylüleri kurşun yağmuruna tutar. Genç kızlardan birisini zorla yerden süründürerek yanlarına alarak köyü terk eder.
Bu büyük bir travmaya sebep olur. Filmin bu sahnesinde zulmün bütün renkleri görülmektedir.
Filmin ilerleyen sahnesinde büyük bir zafer kazanılarak İtalyanlara cevap verilmiş olur. Yalnızca bununla da yetinilmez bu çatışmada köylüleri büyük zulmü reva gören general da vurulur. Böylece bu travmanın öcü bir şekilde alınmış olur. İzleyicinin yüreğine su serpilmiş olur.
İtalya ordusunun zırhlı araçları Libya çöllerinde ilerler. Ömer Muhtar onlara büyük bir pusu kurar. Bütün askerler öldürülür. Yalnızca bir teğmen sağ kalır o da bir çocuktur. Onu öldürmek isteyen askerlere karşı Ömer Muhtar: “Biz esirleri öldürmeyiz, insanlığa yakışmaz biz insanız” der. Böylece savaşın da bir ahlakı olduğunu vurgulamış olur. Evet savaş ahlakı… Düşmanda olmayan tek silah…
Ömer Muhtar İtalyan bayrağını teğmene uzatır:
-Al, generaline söyle bu bayrak buraya ait değil!
Teğmen hayranlıkla Ömer Muhtar’a bakar. O bayrak elbette Libya’nın topraklarında olmamalıydı, yeri orası değildi, onlar işgalciydi. Ömer Muhtar, büyük bir insanlık örneği göstererek her milletin bir bayrağının olduğunu ve ona saygı gösterilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Libyalıların diğer milletlerin değerlerine saygılı olduğu ve aynı saygınında kendilerine gösterilmesi gerektiği vurgulamak ister. Bu sahnede onurlu bir mücadelenin onurlu bir davranışı bir kez daha dile getirilmiş olur.
General Graziani bu yenilgiyi hazmetmez. Bayrağı getiren teğmenin şereflerini kurtardığı için onu şeref madalyası ile ödüllendirir. Daha önceki valiler tarafından düşünülmeyen büyük ve dehşetli adımlar atar. Libya halkını tel örgülerin arkasında ölünceye kadar hapsetmeyi düşünür. Kimseye acınmayacağını, kuyularını kurutacaklarını, ormanlarını yakacaklarını, topraklarını kupkuru bırakacaklarını orada yaşayamayacak seviyeye getireceğini söyler.
İsyan ile karşılaştıklarında eski Roma imparatorluğunda olduğu gibi onda birini idam edeceklerini söyler.
General Graziani, vakit kaybetmeden planını devreye sokar.
Graziani’nin görevlendirdiği acımasız generallerinden biri suçsuz insanları köy meydanına toplar ve rast gele saydığı on kişiyi enselerinden vurarak öldürür. Ekinlerini ve ormanlarını yakar, evlerini ateşe verir. İnsanları evlerinden, köylerinden zorla çıkararak esir kamplarına götürür.
Filmin diğer bir sahnesinde bedevileri dirençleri eriyip tükenene kadar tel örgüler arkasında toplama kamplarına zorla götürdükleri gösterilmiştir. Bu sahneler İtalyan işgali döneminden kalma tarihi videolarla da desteklenmektedir. Köyleri yakıp yıkılmış bomboş kalmıştır. Ömer Muhtar:
-Böyle bir savaşı kim sürdürebilir, ordulara karşı değil suçsuz insanlara karşı! kamptakilerin çoğu ölecek, zavallılar suçsuz ve seçimsiz ölecekler. Yoksa bu bizim suçumuz mu ya da seçimimiz!
Bu sahnede Ömer Muhtar öz eleştiri yapmaya çalışır. Direnişe devam mı edecek yoksa gördüğü ve düşündüğü acıklı manzara karşısında dayanamayıp teslim mi olacak!
Bir süre köyün harabe halini izler, yerde bir Kur’an ayetinin yazılı olduğu levhayı görür, Levhada şu sözler yazılıdır: “Yeri göğü o yarattı ve her şeyin dengesini kurdu”
Ömer Muhtar savaşmaya karar verir ve esirleri kurtarmaya gider. Kısa bir çatışma sonrasında onları kurtarır. Büyük bir sevinç seli olur. Lakin çok kısa bir zaman sonra İtalyan askerleri olay yerine gelir ve hedef gözetmeksizin insanları taramaya başlar. Ömer Muhtar ve askerleri bölgeyi terk ederler. Bu sırada Ömer Muhtar atından düşer, atı kaçar fakat askerlerinden genç biri ona kendi atını verir ve kaçmasını sağlar, tabi kendisi de yakalanır.
Bu sahnede büyük bir fedakârlık örneği verilmiştir. Liderine canını feda eden insanlar… yeri geldiğince inandığı değerler uğruna kendisinden vaz geçebilen insanlar sayesinde toplumların şerefleri korunmuş olur.
Genç askere; “Bunu neden yaptın, sen yaşayabilirdin!” dediklerinde “Ömer Muhtar’ın benden daha çok yaşaması gerekir” cevabını vermiştir.
General Graziani, çok akıllı ve zeki bir askerdir. Strateji uzmanıdır. Ana Ömer Muhtar da onun gibidir. Graziani büyük planına zaman kazandırmak için Ömer Muhtar’ı oyalamaya çalışır. Barış görüşmeleri teklifinde bulunur. Her iki tarafta zaman kazanmak niyetindedir.
Ömer Muhtar bu barış görüşmelerinin Mısır ve Tunus gözetiminde yapılmasını teklif edince İtalyanlar, bu bizim iç işlerimiz ile ilgilidir diyerek Libya topraklarını kendilerine aitmiş gibi davranmak istemektedirler. Libya halkını da kendi halkı gibi görmektedirler.
İç işlerine başkalarını karıştırmak istemediklerini söylediklerinde Ömer Muhtar: “Yanlış kelime kullanıyorsunuz biz İtalyan değiliz, biz siz değiliz biz Libyalıyız.” İtalyan heyeti: “Bedeviler diğer uluslar tarafından tanınmak istiyor” diyerek onların uluslar arası arenada tanınmalarına mani olmak isterler.
İtalyanlar: “Sizin kutsal kitabınız savaşmaya izin vermiyor, kazanamazsınız” deyince Ömer Muhtar gülerek: “Bize dinimizi mi öğretiyorsunuz, Kur’an’ı Kerimde ‘Bizi kovanlara karşı yurdumuzu savunmak Allah’a karşı en başta gelen görevimizdir.” Diye cevap vermektedir.
Ömer Muhtar’ın teklifleri şunlardı: “Müslüman okullarımız olmalı, bir parlamentomuz olmalı, işgal edilen topraklar geri verilmeli…”
İtalyan heyeti, Ömer Muhtar’ın tekliflerini Roma’ya bildireceklerini söylemesiyle barış görüşmeleri tamamlanır.
Bu sahnede çok mesaj yüklüdür. Ömer Muhtar’ın eğitim hakkını dile getirmesini ince bir mesaj olarak kabul etmeliyiz. Libya’nın Libyalılara ait olduğunu, özgür yaşamak istediklerini dile getirmektedir. Hele İtalyanların Kur’an’dan bahsetmesi ve Ömer Muhtar’ın onlara gülerek cevap vermesi çok şık olmuştur. Faşist düşüncesinin ve ahlakının nasıl bir şey olduğunu bu sahnede de görmekteyiz. Onlar işgal ettiği toprakları kendilerine ait kabul etmeleri ve orada yaşayan halk ile ilişkilerin içişleri gibi görmeleri dikkat çekicidir.
Görüşmelerde kan akıtmak istemediklerini söyledikleri halde Libya’ya binlerce asker sevk edilir. Aslında baştan beri barış istemedikleri yalnızca zaman kazanmak istedikleri ve Ömer Muhtar’ı biraz daha yakından tanımak istedikleri için bu görüşmelere başlamışlardı.
Bu güne kadar hiçbir generalin yapmadığını General Graziani yaptı, çöle yüzlerce tank gönderdi. Halkın üzerine savaş uçaklarıyla bomba yağdırdı. Köyleri, şehirleri yerle bir etti.
Direnişçi mücahitler onlara karşı durmaya çalıştı, ama nafile çok büyük bir ordu ile saldırmışlardı. Canları pahasına köylerini savunmaya çalışan direnişçiler modern silahlara ve binlerce askere karşı ellerindeki tüfeklerle işgali durdurmaya çalışırlar.
Filmin hemen hemen hiç akıllardan çıkmayan en meşhur sahnesi bu olsa gerek. Binlerce askere karşı bir avuç insanın topraklarını koruması adına bile bile ölümü seçmeleri. Geri çekilmemek için ayaklarını iplerle bağlamaları… çok muhteşem bir direniş, tarihe mal olacak bir asil davranış. Bir anlık bile olsa nefsi duygulara yenik düşüp kaçmamaları için ayaklarını bağlamaları, üzerlerine gelen tankların paletleri altında paramparça olacaklarını bile bile bu işi yapmaları… Tarih boyunca ayakta alkışlanması gereken görkemli bir mücadele…
Faşizmin insanlık dışı ideolojisinin bir göstergesi de esirleri kurşuna dizmek olmuştur. Savaşın da bir ahlakı olmalı lakin dünyaya tapan insanlarda ahlak mevhumu yoktur. Müslümanlar esirlerine insanca muamele gösterirken diğerleri ele geçirdikleri esirleri kurşuna dizerler.
İtalyanlar, Libya halkından satılmış Şerif el Gariyani’yi, Ömer Muhtar’a gönderirler. Onu teslim olmaya ve mücadelesini durdurmaya davet eder. Zalimlere karşı halkının yanında olması gereken bu alim ve onun gibi diğer insanlar maalesef ahiretlerine karşılık dünyayı kazanmaya çalışmaktadırlar. Fakat bunlar onurlarını, dinlerini, kısaca her şeylerini sattıklarını bilmiyorlar mı? Tarih boyunca böyle insanlar olmuştur, işte onlar insanların en şerlileridirler. Onlar haindirler.
Bu sırada kamplarda insanlar açtıktan ve soğuktan ölür. Tarihin en büyük dramları yaşanır. Zulmün her çeşidi mazlum Libya halkına çektirilir. Dillerin söyleyemediği, kalemlerin yazamadığı acılar…
Kamp görüntüleri o zamanda çekilmiş orijinal gerçek görüntülerden bazı sahneler ile zenginleştirilmiştir.
Filmin mesajlarından biri de Ömer Muhtar’ın savaş sırasında da Kur’an okuması, kitap okumasıdır. Eski bir öğretmen olarak zaten ondan beklenen de budur. Okumaya önem vermek, değer vermek…
Direnişçilerin yardım almamaları ve böylece aç kalmaları için binlerce kilometrelik tel örgü çekilir. Aslında ilk başta bu büyük masrafa katlanmak çok zor gelse de İtalyan faşizmin geleceği açısından önemliydi. Zafer kazanmaları için bu delice fikri uyguladılar. Başarılı da oldular. Bu tel örgüler sayesinde Ömer Muhtar köşeye sıkıştırılır. Dışarıdan yardım alamaz. Gün geçtikçe etrafındaki çember daralır. Nihayet Çöl Aslanı yakalanır.
Kutsal direnişi hafife almak ve tamamıyla yok etmek için Ömer Muhtar’a işbirliği teklif edilir. General Graziani, antika bir para göstererek aslında Libya topraklarının eskiden beri kendilerinin olduğunu iddia etmeye çalışır. Aynı zamanda Ömer Muhtara para teklif etmiş olur. Ömer Muhtar şöyle cevap verir: “Paranız da şanınız da ebedi değil, ama ben sizin geçmişinize saygı duyuyorum, siz de bizim geçmişimize saygı duymalısınız. Bizim de fen, matematik ve tıp geçmişimiz vardır. Sizin karanlık yıllarınızda dünyaya ilimle biz yol göstermiştik.”
Graziani: “Adamlarınızı teslim etmek kaç günümüzü alır” sorusuna Ömer Muhtar: “Biz asla teslim olmayız. Ya kazanırız ya ölürüz. Bunun burada biteceğini sanmayın. Bizden sonraki nesillerle de savacaksınız, ondan sonrakilerle de. Bana gelince cellâtlarımdan uzun yaşayacağım.”
Göstermelik bir mahkeme yapılır ve ertesi gün tarihler 16 Eylül 1931’u gösteriyordu, halkının önünde idam edilir. “Allah’ım düşmanlarım tarafından öldürüldüğüm için şükürler olsun sana”


