Ömer Muhtar 1279/1862 yılında günümüz Libya coğrafyasındaki Defne bölgesinin Batnan kasabasında dünyaya geldi.2 Münifiye kabilesine mensup Ferhan ailesinden bir üyesi idi. İbn Ferhad künyesiyle de tanınan Ömer Muhtar’ın annesi Ayşe binti Muharib ve babasının ismi Muhtar idi. Mertliği, cesareti, güç ve kuvveti ile tanınan babası bahadır bir şahsiyetti.3 1296/1878’de gerçekleşen hac yolculuğu sırasında vefat eden babası, hacca giderken Ömer ve Muhammed isimli iki oğlunu yakın dostu Seyyid Hüseyin el-Giryânî’ye emanet etmişti. Canzur zaviyesinin şeyhliği vazifesini deruhte eden Şeyh Giryânî, emanetlere sahip çıkmış, iki kardeşin eğitimleriyle bizzat ilgilenmiştir. On altı yaşına kadar babasının gözetiminde temel eğitimini gerçekleştirip hıfzını tamamlayan Ömer, babasının irtihali üzerine kardeşi Muhammed ile birlikte Şeyh Giryânî’nin himayesinde Tobruk medresesinde tahsil hayatını sürdürdü. Tobruk medresesindeki eğitimlerini başarıyla tamamlayan iki kardeş ihtisas eğitimlerini Cağbûb medresesinde tamamladı. Cağbûb medresesinde sekiz yıl öğrenim gören Ömer Muhtar çok sayıdaki ilim erbabının ders halkalarına katıldı. Hem İslâmî ilimlerdeki tahsilini hem de tasavvufî terbiyesini Cağbûb’da tamamlayan Ömer Muhtar aynı zamanda burada sanat ve beceri eğitimi de aldı. Marangozluk, demircilik, ziraatçılık, duvar ustalığı gibi el becerileri, binicilik ve atıcılık gibi sportif faaliyetlerde de yetkin konuma geldi.4 Bitkilerin özelliklerini yakından tanıması, bitki türleri hakkındaki derin vukufiyeti, hayvanların özellikleri ve hayvan hastalıkları üzerine bilgi birikimine sahip olması, gerek botanik gerekse veterinerlik hizmetlerinin yürütülmesinde onun oldukça mahir birisi olduğu görülürdü.5
Cağbûb medresesinde ihtisasını tamamlayan ve aynı zamanda Seyyid Ahmed eş-Şerif’ten (ö.1352/1933) Senûsiyye icazeti alan Ömer Muhtar, şeyhi tarafından Kasur zaviyesi şeyhliğine atandı.6 Âbid kabilesinin yaşadığı bölgedeki Kasur zaviyesindeki iki yıllık halifeliği döneminde hem dervişlerin hem de kabile halkının sevgisini kazandı. Kabile halkları üzerindeki nüfuzunu fark eden Osmanlı yetkilileri kendisinden bölge halklarının vergisini toplamasını istedi. Senûsiyye tarikatının Fransız işgaline karşı Vaday’da sürdürdüğü cihadda görevlendirilmek üzere Kasur’dan Kufra’ya çağrıldı. Şeyhi Ahmed eş-Şerif tarafından günümüz Sudan topraklarındaki Ayn Kalak zaviyesine görevlendirildi ve burada Fransızlara karşı direnişini organize etmesi istendi. Kabileleri ve bölge halklarını kısa zaman içerisinde koordine etmeyi başaran Ömer Muhtar, Fransızların yayılmacılığını durdurup bölgede Fransızların hakimiyet sağlamasının önüne geçti.7 Kasur zaviyesi şeyhliği görevini ise 1330/1911 yılına kadar sürdüdü.8
Gerek tahsil hayatı döneminde gerekse hayatının sonraki dönemlerde bir ilim adamı ciddiyetini sürdüren Ömer Muhtar’ın en bariz özelliği ciddiyet, vakar ve onur sahibi bir kişiliğe sahip olması idi. Hayatı boyunca üzerine aldığı görevleri sorumluluk bilinci içerisinde ciddiyetle yerine getirmesi, onun en bariz vasfı idi. Öğrencilik dönemlerinde bile liderlik vasfıyla temayüz ederdi. Hitabet gücü, ses tonunun yüksekliği, parlak zekâsı ve konuşmasının güzelliği ile gençliğinde de yetişkinliğinde de onu karizmatik bir karaktere büründüren temel özelliklerdi. Liderlik kişiliği, bilge yaşantısı ve saygın kimliği yanında o, son derece sade yaşantısı, doğal davranışı, mütevazi hali, zâhidâne tavrı ve takva hassasiyeti ile manevî kemâlâtı yüksek bir karakterdi. Her türlü debdebe, lüks ve şaşaadan uzak duran Ömer Muhtar kanaati şiar edinmiş, azla yetinmesini bilmiş, dünyevî beklentilerden sıyrılmış, kendini davasına adayıp inandığı değerler uğruna hem varlığını hem de ömrünü vermeyi başarabilmiştir. İtalyanlara karşı gerçekleştirdiği cihadın önü alınamaz olduğu zaman İtalyanlar kendisiyle anlaşma yoluna gitmek zorunda kalmış, kendisine bağlılarını direnişten vazgeçirdiği takdirde lüks bir yaşam vaadinde, Bingazi’de güçlü mal varlığı ödeme teklifinde bulunmuşlardı. O vatanının istiklali uğrunda bu çirkin teklifleri elinin tersiyle itmiş ve mücadelesine devam kararı vermiştir. Libya’da ilim ve ahlak önderlerine saygı ifadesi olarak “Sidi” unvanı kullanıldığı için ona da Sidi Ömer denilirdi.9 Onun yetişmesinde üç önemli etken başlıca rol oynamaktaydı. Biri ailesinden aldığı aile terbiyesi, diğeri öğrenim gördüğü medreselerde aldığı ilmî birikim, bir diğeri ise sohbet ve hizmet halklarına katıldığı zaviye atmosferidir.
Ömer Muhtar’ın ömrü boyunca yegâne meşgalesi Kur’ân tilaveti idi. Çocukluğundan beri Kur’ân’ı elinden bırakmayıp hayatının virdi edinmesi, yaşantısını Kur’ân ve sünnete göre uyarlaması, Kur’ân ahlâkını bir bütün halinde yaşaması onun kemal kesbetmesini sağladı. Her Senûsî dervişi gibi o da bir yandan A’zamiyye, Fatihiyye ve Ümmiye salavâtlarını okumayı sürdürürken, bir yandan da sabah ve akşam namazlarından sonra vird-i umumi ve hizb-i şehri adını verdiği Kur’ân tilavetlerine devam etmiştir.10 Muhataplarına çocuklarını sütle birlikte Kur’ân’dan öğütlerle de beslemelerini tavsiye eden Ömer Muhtar, çocukların boyları büyürken, kalplerinin ve bakış açılarının da beraberinde büyümesini telkin etmiştir.
Aldığı sağlam terbiye onun ibadet yoğunluklu hayat sürmesini, hayatının en zorlu dönemlerinde bile namazlarını vaktinde kılmasını, şer’î ölçülere hassasiyet göstermesini, cihad eylemi ile mücahede faaliyetini birlikte yürütmesini sağlamıştır. İtalyanlara karşı verdiği cihadında bile Kur’ân tilavetine o kadar istikrarlı bir şekilde devam ederdi ki, haftada bir hatim indirmesi onun âdetindendi.
Cağbûb medresesinde eğitimi tamamladıktan sonra burada müderris olarak da görev yapan Ömer Muhtar, Cağbub medresesi temsilcisi olarak Mısır ve Sudan’da görüşmelerde bulunmuş, Senûsiyye müntesibi olarak çeşitli heyetlere başkanlık yapmış, kabileler arasında arabuluculuk görevlerinde bulunmuş, halkın sorunlarıyla, bölge halklarının geleceğiyle doğrudan ilgilenmiştir. Böylesi önemli görevleri yürütmek üzere, özellikle Ömer Muhtar’ın seçilmesindeki başlıca temel etken, onun başta Libya olmak üzere Kuzey Afrika coğrafyasını yakından tanıması, bedevi kabilelerin örf ve âdetlerini, gelenek ve göreneklerini, kabile yaşantısını, sahra hayatını, bölge insan tipolojisini çok iyi bilmesidir. Senûsiyye temsilcisi olarak genç yaşta üstlendiği temsilcilik görevleri onun bölge siyasileri, şehirlerin eşrafı, medrese uleması, tekke meşayıhı ve kabile reisleri ile yakından tanışmasını sağlamıştır.11
Şeyh Ahmed eş-Şerif’in liderliğinde İtalyanlara karşı verilen Senûsî cihadında Ömer Muhtar kendini cihad meydanındaki başarıları ile göstermiş, zaferleriyle takdir toplamıştır.12 İtalyan işgaline karşı Libya halkının topyekûn direniş sergilemesi ve Senûsî dervişlerinin arasında cihada katılması öncelikle Ömer Muhtar’ın ikili görüşmeleri, teşebbüsleri ve yakın irtibatıyla gerçekleşmiştir. Bingazi zaviyesi şeyhi Ahmed el-Îsevî’nin görevlendirmesiyle savaşın başladığı ilk günlerde Ubeyd kabilesinin direnişe katılımını sağladı. Özellikle Banina savaşında gösterdiği üstün başarılarla Ömer Muhtar, Osmanlı subaylarının da dikkatini çekti. Özellikle Enver Paşa’nın takdirini kazandı.13 Enver Bey başta Ömer Muhtar olmak üzere Libyalı bedevi kabilelerin gençlerine modern savaş tekniği ve talimi gerçekleştirerek bir yıl içerisinde disiplinli bir kitle haline gelmelerini sağladı. Uşi Antlaşması sonucu Libya’dan ayrılan Enver Bey yerine Aziz Ali el-Mısrî’yi bırakmıştı. Ahmed eş-Şerif ile anlaşamayan Aziz Mısrî 1332/1913 yılında birlikleri ve silahlarıyla birlikte Mısır’a geçerken, onun bu ayrılışını ihanet olarak değerlendiren Münifiye kabilesi önünü kesmiş, iki grup arasında çatışma yaşanacakken, Ömer Muhtar’ın devreye girmesiyle çatışma önlenmiş, Aziz Mısrî’nin silahları bırakmak şartıyla Mısır’a geçmesine müsaade edilmiştir.14
Bu olayda da görüleceği üzere Ömer Muhtar, içerisinde yaşadığı toplumla kaynaşmış ve toplumsal yükümlülüklerini yerine getirmeye çalışmıştır. Kabile halkları arasında yapıcı ve uyumlu bir tutum sergilemiş, yakından tanıdığı bedevî halkların şer’î ölçülere uygun hareket etmelerini sağlamış, kabile geleneklerini İslâmî ölçülerle uyumlu hale getirme gayretini gütmüştür. Onun böylesi yaklaşımları bedevîler tarafından adeta millî bir kahraman olarak görülmesine yol açmıştır.
Bedevi halklara İslâmî ahlâk ilkelerini öğretmiş, bedevilerin medeni hayata ısınmalarını özendirmiş, kabile çatışmalarına engel olmuş ve Sahra’da bir barış toplumu oluşturma gayretini gütmüştür.15 Ömer Muhtar savaş atmosferinde bile bağlılarının cebir, şiddet, savaş ve korku yollarına tevessül etmemelerini telkin etmiştir.
Ömer Muhtar’ın siyasî ve askerî mücadelesi bir vakıa olmakla birlikte, onun daha da önemli yönü tasavvufî şahsiyetidir. Senûsiyye geleneğinden beslenen Ömer Muhtar, bir Senûsî şeyhi olarak tanınmış, dervişlerine seyr u sülük eğitimi gerçekleştirmiş, sohbetlerinde insan-ı kâmil düşüncesini temellendirmeye çalışmıştır. Senûsîliği tarikat-ı Muhammediyye anlayışını benimseyen tarikat olarak görmüş, tasavvuf anlayışını sünnet-i seniyyeye bağlılık olarak değerlendirmiş, tasavvuf faaliyetlerini ifrat ve tefritten uzak ve mutedil bir çizgide sürdürmüş, gaybet, cezbe ve sekr hallerinden çok celvet, zikir, sohbet ve marifet esaslarını ön plana çıkarmıştır. Tasavvufun irfânî ve felsefî boyutundan çok, ahlâkî ve amelî boyutuna dikkat çekmiştir.16 Senûsiyyenin riyazet ve mücahede uygulamalarını bir bütün halinde kendi yaşantısında gerçekleştiren Ömer Muhtar, kendisi gibi dervişlerini de dergâh disiplini içerisinde yetiştiren bir şeyhtir. Şeyhi Ahmed eş-Şerif’e bağlılığı tam olup Senûsiyyenin pîri Muhammed b. Ali es-Senûsî’nin (ö. 1276/1859) ilkelerine sadık kalmış, Muhammed Mehdi’nin (ö.1320/1902) seyr u sülük eğitimini benimsemiş, Ahmed b. İdris el-Fâsî’nin (ö.1253/1837) tasavvufî düşüncesine varis kalmış, İmam-ı Gazâlî’nin (ö. 505/1111) tasavvuf anlayışına bağlı kalmış bir isimdir.17
Zühd, takva, riyazet, mücahede, tezkiye ve tevhid makamlarında yetkinlik kazanmayı başaran Ömer Muhtar seyr u sülük eğitimini Ahmed eş-Şerif’in yanında almış, siyasî ve askerî talimlerinden öte şeyhinin yanında rûhî donanımını gerçekleştirmekle uğraşmıştır.18 İslâmî ve tasavvufî kişiliğindeki bu güçlü donanım onun kitleler nezdinde saygınlık kazanmasına, kendi iç dünyasındaki huzur atmosferi dış çevrede uyumlu de bir atmosferin doğmasına yol açmıştır.
Ömer Muhtar’ın tasavvuf anlayışına göre hakikat tektir, ancak hakikate götüren yollar farklıdır. Ona göre tüm tarikatların ana hedefi, insanın kemâle ermesini sağlamak, kalblerin tasfiyesini ve nefislerin ıslahını gerçekleştirmektir.19
Senûsiyye tekkelerinde yetişen diğer müntesipler gibi Ömer Muhtar da seyr u sülük eğitimi sürecinde Buhari, Muvatta ve Bulûğu’l-Meram gibi hadis kaynaklarını, fıkıh okumaları bağlamında İbn Ebi Zeyd el-Kirvani’nin risalesini, İmam-ı Gazâlî’nin İhyâsı’nı okumuştur. İfrat ve tefritten uzak kalmaya, Kur’ân ve sünnet çizgisine sadık kalmaya, tekkenin zikir merasimlerinde ruhsal kıvama ermeye çalışmıştır. Tarikatının çizgisine sadık kalarak zikir meclislerinde musiki aletlerine yer vermemiş, zikrin dua boyutunu ön plana çıkarmıştır.20 Cihadın en yoğun olduğu dönemlerde bile zikir programlarına ara vermemiş, zikrullahın iştiyakı ile müritlerini canlı ve diri tutmanın gayretini gütmüştür. Günlük zikir ve virdlerini uygulamaya özen gösteren Ömer Muhtar, günlük evradını özellikle sabah namazından sonra ifa etmeye çalışmıştır. Tekke faaliyetleri ile gündelik hayatın sorumluluklarını birlikte gerçekleştirmeye çalışmıştır.21
Özetle mezhep ayrışmalarına, tarikat çatışmalarına, etnik kavgalara, ayrışma çabalarına her fırsatta engel olmaya çalışan Ömer Muhtar, kitleler arasında İslâmî uyanışın gerçekleşmesine çalışmış,22 hurafe ve bid’atlara karşı mücadele vermiş,23 örnek bir İslâm toplumu oluşturmaya çalışmışlardır. İtalyanlara karşı verilen savaşta bile İslâm dışı hal ve hareketleri tasvip etmemiş, İslâmî kişilikten taviz vermemiş, tekkesindeki sohbetlerinde sağlam ve sahih İslâm inancını ikame etmeye çalışmıştır.
Allah’ın kendisine cihadı emrettiğini, kendisinin üzerine vazife olan ibadet yükümlülüklerini yerine getirdiğini, zafer veya mağlubiyetin kendisini ilgilendirmediğini, bunun Allah’ın takdirinde olduğunu dile getirmiş, kulluk yolunda gayretkeş bir kimlik derdinde olmuştur.
Düşmana teslimiyeti hayatı boyunca aklının ucundan bile geçirmeyen Ömer Muhtar, ya kazanacaklarını ya da öleceklerini ilan etmiştir. Kendisinin cellatlarından daha uzun yaşayacağını söyleyerek kendisinin ebediyet yolcusu olduğunu ortaya koymuştur.
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.
Nicola Ziadeh, Libya fi’l-‘Usuri’l-Hadîse, Kahire 1966, s. 102.
Muhammed Tayyib el-Eşheb, Ömeru’l-Muhtar, Mektebetü’l-Kahire, Kahire 1957, s. 24,
Ahmed Ağırakça, Ömer Muhtar, Beyan yayımları, İstanbul 1986, s. 23-5.
Ağırakça, Ömer Muhtar, s. 29-32.
Ziadeh, Libya, s. 103.
Ziadeh, Libya, s. 103.
Ziadeh, Libya, s. 103.
el-Eşheb, Ömeru’l-Muhtar, s. 48.
Ahmed eş-Şerif, el-Envâru’l-Kudsiyye fi Mukaddimeti’t Tarikati’s-Senûsiyye, Matbaa-i Amira, İstanbul 1342, s. 92.
Ağırakça, Ömer Muhtar, s. 29-32.
E.E. Evans-Pritchard, the Sanusi of Cyrenaica, Oxford 1949, s. 168.
el-Eşheb, Ömeru’l-Muhtar, s. 54; N.A. Ziadeh, Barkatu’d Devletu’l-Arabıyyetu’s-Samine, Beyrut 1950, s. 273-279.
Ağırakça, Ömer Muhtar, s. 59.
Celal Tevfik Karasapan, Libya, Trablusgarb, Bingazi ve Fizan, Türkiye Yayınları, İstanbul 1964, s. 174.
Kadir Özköse, Muhammed Senûsî Hayatı, Eserleri, Hareketi, İnsan Yayınları, İstanbul, 2000, s. 145-153.
Muhammed Fuad Şükrü, es-Senûsiyye dinun ve devletün, Daru’l-Fikri’l-Arabi, Kahire 1948, s.21.
Şükrü, es-Senûsiyye, s. 22.
D. Evans, The Place of Sanusiya Order in the History of İslâm, Tripoli, ts., 25; Depont, Octave ve Cappolani, Les Confreries Religieuses Musûlmanes, Cezayir 1897, s. 554.
J. Spencer Trimingham, The Sufi Orders in İslâm, Londra 1973, s. 119.
Trimingham, the Sufi Orders, 119.
el-Eşheb, es-Senûsî’l-Kebir, 102.
İ. Ethem Bilgin, “Afrika’da İslâm’ın Yayılmasında Tasavvufun Rolü”, İlim ve Sanat Dergisi, Mayıs/Haziran 1986, Sayı 7, s. 86-94.


