02 Temmuz 2022 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / BAYRAM ve FITRAT İLİŞKİSİ
BAYRAM ve FITRAT İLİŞKİSİ

BAYRAM ve FITRAT İLİŞKİSİ HÜSEYİN KERİM ECE

‘Ramazan bayramı-ıydu’l-fıtr’, yani fıtratın-yaratılışın bayramı. 
Ramazanın bayramın hikmetini ve önemini daha iyi kavrayabilmek için öncelikle bu dört kelimeyi açıklamak istiyoruz.
-Ramazan: Kur’an kelimelerini yorumlama üstadı el-Isfehânî’ye göre bunun aslı ‘ra-mi-da’ fiilidir. Bu da, Güneş ışığının kumun (veya bir şeyin) üzerine düşmesi ve onu ısıtması demektir. Güneş ışığının aşırı dereceki sıcağından dolayı ısınan araziye ‘ramide’ denir. (el-Müfredât, s: 296) Bunun kökü olan ‘ramdâu’ masdarı, yakmak, aşırı sıcaklık demektir. (Zemahşerî, Ö. b. M. el-Keşşâf, 1/225)
Kaynaklarda bu aya Ramazan adının niçin verildiği hakkında farklı açıklamalar yer alır. En fazla kabul gören yoruma göre bu ay rastladığı mevsim gereği çok sıcak ve yakıcı bir özelliğe sahip olduğu için bu adla anılmıştır. (İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 6/225. Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili (sad.) 1/529)
Ramazan’ın ay ismi olarak kullanılması hakkında iki görüş vardır 
Birincisi: Bazılarına göre Ramazan Allah’ın isimlerinden biridir. (Taberî, Tefsir, 2/150. İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 6/225) Ancak bu görüş çoğunluk tarafından isabetli bulunmamıştır. (Günay, H. M. TDV İslâm Ansiklopedisi, 34/433)
İkincisi: Ramazan da Receb, Şaban gibi belirli bir ayın ismidir. Ramazan ‘şehr’ ile (Şehr-i Ramazan şeklinde) özel isimdir. Ancak tek başına da kullanılabilir. 
 İster ay takvimi olsun ister Güneş takvimi olsun Allah’ın katında ayların sayısı onikidir. Allah (cc) bunu O’nun her zaman geçerli yasası (dini) diye niteliyor. (Tevbe 9/36) İslâm öncesi Arabistan’da bu aylardan dördü haram kabul edilmiş, bu aylarda savaşmak yasadışı ya da fesat sayılmıştır. Kur’an yukarıdaki âyetle bu örfü te’yid etmiştir. Haram aylar: Receb, Zilkâ’de ve Zilhicce ve Muharrem’dir
Ramazan Kur’an’da bir defa yer alır ve ondan övgüyle söz eder.
“(O sayılı günler), insanlar için bir hidâyet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa, onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez...” (Bekara 2/185)
Bu ay İslâmdan önceki cahiliyye döneminde de kutsal bir aydı. İslâm gelince onun değerini daha da yüksetti. Onun adı eski dilde Ramazan olarak nakledildi. Sıcak günlere rastladığı için de “ramida” fiilinden hareketle Ramazan adı verildi. (Ne’al, M. Fevzî. Mevsûatü’l-Elfâzı’l-Kur’âniyye,  s: 350)
Ramazan oruç ayı. Kim bu ayı iman ederek ve sevabını Allah’tan bekleyerek oruç tutarsa, diğer ibadetlerini artırırsa, takvasını güçlendirirse, nefsini tezkiye (arındırma) ile geçirirse; artık o sevinebilir, bayram edebilir. Ramazanın bitiminde ikram edilen bayramı yaşayabilir.
Peygamber (s.a.s) Hicretten sonra Medine’de bazılarının Nevruz ve Mihrican bayramlarını kutladıklarını görünce; “Allah (cc) sizin için o iki günü daha hayırlı iki günle, Kurban ve Ramazan bayramıyla değiştirmiştir” buyurdu. (Nesâî, S. Iydeyn/1 no:1557) 
-Bayram: “Neşe ve sevinç günü, dini ve milli bakımdan hususi değeri olan ve milletçe kutlanılan gün, günler. Şenlik. ” (Doğan, D.M. Büyük Tükçe Sözlük, s: 164)
Bayram kelimesinin aslı Farsça ‘bezrem veya bezrâm’ kelimesidir. Oğuz Türklerinden beri ‘beyrem veya bayram şeklinde kullanılmaktadır. (Erdem, S. TDV İslâm Ansiklopedisi, 5/257)
Her toplumun, her milletin kendine göre sevinç günleri, bayramları vardır. Bu bayramların kayanğı, dinî olabileceği gibi kültürel de olabilir.
Müslümanın ömürlük bayramı Hacc, yıllık iki bayramı Ramazan ve Kurban bayramları, haftalık bayramı da Cuma günüdür. Hac ve Cuma Kur’an’da, bayramlar Rasûlüllah’ın sünnetiyle sabittir.
Kurban bayramının Hac günlerinde olduğunu düşünürsek, hacca gidemeyenlerin bu sevinci evlerinde kurban keserek veya diğer müslümanlarla birlikte bayram yaparak yaşarlar.
-Iyd: Bunun aslı ‘â-de’ fiilidir. Bu da sözlükte tekrar başlamak, iade etmek demektir. Bunun ‘ayyede’ kalıbı, bayram etmek, bayram yapmak anlamına gelir.
Aynı kökten gelen ‘itiyad’; bir şeyi adet edinmek, 
‘âdetün’; alışkanlık, âdet. 
‘meâd’; dönüş yeri yani âhiret hayatı, 
‘ıyd’; bayram demektir.
‘Iyd’; âdet halini alan sevinç ve toplanma günü demektir. Her yıl tekrar geldiği ve insanlar bu günlerde sevindiği için bu isim verilmiştir.
-Fıtrat; insanın doğuştan sahip olduğu bütün özelliklerini ifade eden bir terimdir.
‘Fıtrat’ kelimesinin kökü olan ‘fatr’; sözlükte, uzunlamasına yarmak, ikiye ayırmak, yaratmak, icat etmek, bir şeyi özellikleriyle ortaya koymak, bir şeyi meydana getirmek  demektir. (İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 11/197)
‘Fıtrat’ buna ‘te’ harfini ilavesiyle yapılan bir isim-masdardır. Sözlükte, yaratılış, belli yeteneklere ve yatkınlığa sahip oluş, karakter, mizaç, doğal eğilim, huy gibi manaları vardır. (Fîruzâbâdi, el-Kâmusu’l-Muhît, 456/ el-Isfehânî R. el-Müfredât, s: 575)
Aynı kökten gelen ‘iftâr’ orucu açmak, 
‘infitâr’ ise yarılmak, açılmak, fışkırmak demektir ki Kur’an’da 82. sûrenin adıdır.
Bu masdarın fâil (özne) ismi olan ‘el-Fâtır’, Allah’ın güzel isimlerinden birisidir. Bunun anlamı, yeri ve gökleri yoktan Yaratan demektir. (Fatır 35/1. En’am 6/14. Yûsuf 12/101. İbrahim 14/10. v.d.)
‘Fatr veya fıtrat’, bir şeyi yoktan ve örneksiz var etmek ve onu, belli bir hedefe doğru açıp-ortaya koymak, dal budak saldırmaktır. Bunlar ilk yaratılışı ifade ettiği gibi, devam eden bir yaratılışı da anlatır. Yani Allah her şeyi yoktan var ettiği gibi, yaratmaya devam ediyor.
Bir şeyin ilk defa yokluktan ortaya çıkışı veya bir maddeden (tohumdan) meydana gelişi bir ‘fatr’dır. Bunun ortaya çıkış biçimi veya taşıdığı özellikler de fıtrattır. Her yaratığın fıtrat üzere kazandığı özelliklere de onun ‘tabiatı’ denir.
Kâinattaki –insan dahil- bütün varlıklar Allah’ın kendileri için var ettiği fıtrat üzerindedirler. Her varlık, kendi tabiatının gereğini yapar, o çizgisinin dışına çıkmaz. Buna insan da dahildir.
Sonsuz güç sahibi Yaratıcı’nın hem varlık hem de insan üzerindeki tasarrufunu, biçim ve şekil verme gücünün O’na ait olduğunu, varlık sahnesindeki mucizevî çeşitliliği ve fonsiyonları fıtrat kavramında bulmak mümkün. 
Yine insanın karmaşık yapı ile birlikte kendisine biçilen role hazır hale getirilişini, sorumlu tutulan insanın bu sorumluluğu yerine getirebilecek dinamiklerin fıtratına yerleştirildiği görüyoruz.
Allah, daha önce örneği olmaksızın ve yeniden, tekrar tekrar yaratandır. Buradan hareketle denilmiştir ki fıtrat; evren ve evrendeki bütün varlıkların yaratılışında sürekli bir oluş, bir orijinallik ve ‘başka bir şeyden taklit edilmemiş’ özel bir yaratılış demektir. (Çalışkan, İ. Kur’an’da Din Kavramı, s: 115)
Fıtrat, el-Fâtır olan Allah’ın insanlara ve varlıklara yoktan var ederek verdiği kabiliyet, onlara ait proğramdır. İnsanlarla ilgili fıtrat; “Allah’ın insanın tabiatına döşediği altyapıdır.”
Kur’an şöyle buyuruyor:
“O halde yüzünü, Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah’ın fıtratına (fıtratullah’a) çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışı için hiç bir değişme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.” (Rûm 30/30)
Âyette geçen ‘fıtratullah’, Allah’ın insanları döktüğü kalıbın adıdır. Yani Allah’ın varlık hakkında yaratma tarzıdr. Her şey buna bağlı olarak kendisine bir yol, bir mecra bulur. (Kutub, M. İnsan Psikolojisi Üzerine Etüdler, s: 87)
Elmalılı’ya göre; buradaki fıtrat, yaratılışın ilk tarz ve şeklini ifade eder. Âyette; “...insanları onun üzerine yarattı...” kaydından da anlaşıldığına göre, maksat her ferdin kendine mahsus olan cüz’î yaratılışı değil, bütün insanların insan olmaları bakımından yaratılışlarında esas olan ve hepsinde ortak bulunan genel yaratılıştır. (Elamlılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili (sad.) 6/256)
İnsanlar genellikle bedenî bakımdan olduğu gibi ruhî ve zihnî bakımdan da hissetmeye, algılamaya, doğru biçimde düşünmeye ve inanmaya elverişli olarak dünyaya gelirler. (Hökelekli, H. TDV İslâm Ansiklopedisi, 47-48)
Allah’ın insanı üzerinde yarattığı fıtrat, her insanın benliğine yerleştirilen iyiye, doğruya ve hakikate olan kabiliyettir. Bundan dolayı her insan kendisinin yaratılış amacını gerçekleştirecek donanım ve altyapıya sahiptir. “Yaratıp düzene koyan, takdir eden ve hidâyetini veren (yol gösteren) Rabbinin adını tesbih et.” (A’lâ 87/1-3) âyeti de aynı şeyi anlatmaktadır. 
Allah (cc), bütün insanları kendine inanma ve ibadet etme, verdiği nimetlere şükretme kabiliyetinde ve bunlara meyilli olarak yaratmıştır. Bu bakımdan “İslâm fıtrat’ın dinidir”.
Nitekim Peygamber (s.a.s) Her çocuğu annesi fıtrat üzere dünyaya getirir. Onun bu hali konuşma çağına kadar devam eder, sonra anne-babası onu Hırıstiyan, Yahudí, Mecûsi (ateşe tapan) yapar. Eğer anne-baba müslüman ise, çocuk da müslüman olur. İsterseniz Rûm Sûresinin 30. âyetini okuyun”” buyurdu. (Buhârî, Cenâiz/79 no: 1358-1359. Ahmed b. Hanbel no: 7730. Ayrıca bkz: Müslim, Kader/24-25 no: 6760-6761. Ebu Dâvud, Sünnet/18 no: 4714. Tirmizî, Kader/5 no: 2138)   
-Ramazan Bayramı’na niçin ‘ıydu’l-fıtr’ denildi?
Bize göre bunun üç önemli sebebi var. 
Birincisi; Allah (cc), bizi, insan ve İslâm fıtratı üzere yarattığı için ona sevinmenin, ona şükretmenin, onu daha çok hatırlamanın zamanı olduğu için.
İnsan yaratılmışların en şereflisidir. Zira insanda olan kabiliyetler yani fıtrat hiç bir varlıkta yoktur. Üstelik fıtratımız hem irademizi kullanarak kendi isteğimizle dünyada çok şey yapmaya müsait, hem de Yaratan’ı tanıyıp O’na şükretmeye müsait. 
Allah (cc) insanı öyle yarattı ki, insan, aklıyla düşünüyor, yapıyor, onarıyor, icat ediyor, ortaya maddi manevi sayısız ürünler koyabiliyor. İnsandaki akıl ve irade olağanüstü bir yetenek ve özgürlüktür. Bununla dünya hayatını imar eder, sorumluluklarını yerine getiriri, böylece yeryüzünün efendisi/halifesi olur.
İşte Ramazan Bayramı yani ıydu’l-fıtr, bu fıtrata şükür zamanıdır. Bu yaratılışa teşekkür vaktidir. Bu müstesna özellikleri veren’i yeniden ve daha çok hatırlama anıdır.
Ramazan ayını yaşamanın, onun mükâfat ve bereketinden faydalanmanın bir şükran belirtisi olarak verilen sadakaya da ‘sadakatü’l-fıtr (sadakâ-i fıtr)’ veya ‘zekâtü’l-fıtr’, yani fıtratın sadakası denilir. Bu tamlama kısaltılmış olarak fıtra ve Türkçe’de fitre şeklinde kullanılmaktadır. Fıtra da fıtrat ile aynı köktendir.
Fitra sadakası da insanı fıtrat üzere Yaratan, ona insanî kabiliyetler veren Allah’a şükür olsun diye ihtiyaç sahiplerine yapılan bir yardımdır.
Bayram ve fitra, yani ‘ıydu’l-fıtr’ ile ‘zekâtu’l fıtr’ birbirini tamamlar. Birisi fıtratın şükrü, diğeri fıtrata sevinmenin âlametidir. Biri, fıtratın karşılığının asla ödenmez olduğunu itiraf, diğeri bu temiz fıtrata sevinmenin, bunu Ramazan bayramı ile ifade etmedir.
Ramazan Bayramına ‘ıyd’l-fıtr’ denilmesinin ikinci sebebi; Ramazan’ın bitmesi, artık gündüzleri yeme içmenin serbest olmaya başlaması, yani iftarın artık caiz oluşudur. Bu asla ‘oh oruçtan kurtuldum, ağzımı bağlamaktan azat oldum’ gibi saçma bir sevinci değil, Ramazan’ı oruçla geçirebilmenin, Ramazan’daki kazançların, hikmetin ve faydanın elde edilmesinin bir sevincidir.
Onun için Ramazan bayramı sadece oruç tutanlara tahsis edilmiştir. Bu, inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek Ramazan’ı dolu dolu yaşamanın, hesapsız mükâfatını hak etmenin sevincidir. Zira Oruç Allah için tutulur ve orucun sevabının ne kadar olacağını da sadece O (cc) bilir.
Ramazan Bayramına ‘ıyd’l-fıtr’ denilmesinin üçüncü sebebi; Kadir gecesine kavuşma sevincini tekrar hatırlamak ve yaşamaktır. Ramazan Kur’an’ın doğum ayıdır. Kur’an ilk defa Ramazan ayında indirilmeye başlandı. (Bakara 2/185) Bir başka âyette Kur’an’ın mübarek bir gecede indirildiği bildiriyor:  (Duhan 44/1-3) O mübarek gece de bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesidir.  (Nesâî, Sıyâm/5 no: 2108)
Fıtrat üzere yaratılan insana, el-Fâtır olan Allah, onun fıtratına uygun ve fıtrat dini olan İslâmı Kadir Gecesinde bir fıtrat kitabı olarak indirdi. İnsana kendisini, fıtratını, yerini ve görevini hatırlatmak için. Şüphesiz ki bu çok büyük, anlamlı ve muhteşem bir ilâhi lütuftur insanlara. Kadir Gecesi bu ödülün/lütfun hem hatırlatılması, hem de şükür zamanı idi. Ramazan Bayramı da bu özel lütfun tekrar hatırlanması, şükrünün bayram olarak ifadesidir. 
İnsan fıtratı, fıtrat dini olan İslâmla yeniden buluştu. İnsana fıtratı yeniden hatırlatıldı ki el-Fâtır olan Allah’ı asla unutmasın, O’na karşı görevlerini hatırlasın, sonra da yerine getirsin. Bir şeylere aldanıp da fıtratının dışına çıkmaya yeltenmesin, fıtratına yakışmayan işler yapmasın. 
Bütün bunlar bir bayram sevinci ile karşılanmalı değil mi? O da Ramazan Bayramı-Iydu’l-fıtr’dır.
Ramazan değerini, saygınlığını, bereketini Kur’an’dan alır. Bayram da değerini Ramazan’dan, oruçtan, Kur’an’ın ilk iniş zamanı, doğum günü olmasından alır.
Müslüman, bir ay boyunca Allah rızası için, sırf O emrettiği için, sadece O’nun emrine itibar ettiği, sadece O’na saygı duyduğu ve O’nu sevdiği için oruç tutar. Ramazan’ı elinden geldiği kadar değerlendirir.
Böylece Allah’ın müslümanlara hediyesi olan bayramı hak eder. Bayramı da hiç bir zaman vur patlasın çal oynasın tarzında eğlence, tatil yapma, çalışmaktan kurtulup kafa dinlenme gibi düşünmez. Ramazan’ı, orucu, bayramı hediye eden, kendisini İslâm fıtratı üzere yaratan Rabbine şükreder. Bayramın sevinç, muhabbet ve karşılıklı dayanışma, barış zamanı olduğunun farkındadır. Ramazan bayramının bir kültür değil, müstesna bir ibadet ayının arkasından ilâhî lütuf olduğunu bilir. O bu güzel günleri ‘şeker bayramı’ değil, ‘Ramazan bayramı’, yani ‘ıydu’l-fıtr’ diye isimlendirir.
Ramazan rahmet ayı olduğu gibi ‘bereket’ ayıdır da. Oruç tutan bu bereketi görür ve tadar. Ramazan bayramı da bu bereketi tekrar birlikte yani cemaat halinde, ümmet olarak yaşamanın, birlikte şükretmenin, birbirine bereketler, hayırlar, iyilikler dilemenin vaktidir.
Onun için yekdiğerine ‘bayramın mübarek olsun, bayramın hayırlı olsun, bayramını tebrik ederim’, yani “Ramazan’da olduğu gibi Allah sana nimetlerini artırsın, yaptığın ibadetlere bol bol karşılık versin, dünyalık yönünden kanaat sahibi olasın, gözün-gönlün zengin olsun. Duaların, ibadetlerin, çabaların, infakların Allah katında mübarek, yani çok değerli ve bereketli olsun, ömrün Ramazan gibi, âhiretin ıydu’l-fıtır-bayram  olsun” der.

 

Yazar:
HÜSEYİN KERİM ECE
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul