02 Temmuz 2022 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / PROF. DR. HASAN TAHSİN FEYİZLİ KUR’AN YAŞANMAK İÇİN GÖNDERİLMİŞ BİR KİTAPTIR
PROF. DR. HASAN TAHSİN FEYİZLİ KUR’AN YAŞANMAK İÇİN GÖNDERİLMİŞ BİR KİTAPTIR

PROF. DR. HASAN TAHSİN FEYİZLİ KUR’AN YAŞANMAK İÇİN GÖNDERİLMİŞ BİR KİTAPTIR Prof. HASAN TAHSİN FEYİZLİ

Kur’an meali çalışmalarıyla tanıdığımız Feyzü’l-Furkân sahibi Hasan Tahsin Feyizli hocamızla Kur’an ve meali üzerine güncel röportaj yaptık. Hocamız sorduğumuz bir soruya verdiği şu cevap günümüzde açısından çok manidar; ”Meallerden din öğrenilmediği gibi hele de asrımızda ilahları ve ilahlık yapanları, Rabbi ve Rableşenleri, tağutun ve tağutlaşan insanları (şirk/Allah’a ortak koşmayı; yani Allah’a ortaklık yapanları ve ortaklık yapanları kabullenerek müşrik olanları) yazmayan meallerde Kur’an’ın asıl gayesi düşünülmemiş veya gizlenmiş olduğundan/bunun Kur’an’nın gayesine ihanet ve okuyanları da uyutma olduğu düşünülür.” dedi.

RÖPORTAJ: EMRAH BAŞKURT

PROF. DR. HASAN TAHSİN FEYİZLİ

KUR’AN YAŞANMAK İÇİN GÖNDERİLMİŞ

BİR KİTAPTIR

Hocam öncelikle kendinizden kısaca bahseder misiniz? Mealinizi yazmanızdaki temel sebep nedir? Bir ihtiyaç ya da eksiklik tespitinden sonra mı karar verdiniz?

1934 yılında Kırşehir Merkez Aşıkpaşa Mahalle-si’nde doğmuşum. İlkokul ve hafızlığımı bitirdim.Ayrıca İstanbul’da Arap Hoca ismiyle Maruf Hoca’nın talebesi olmuş ağır ceza hakimi hafız Nazım Akyüz’den tashih-i huruf ile Kur’an’ı hatmettim ve Kırşehir’in ilk milletvekili, müderris ve hukukçu Müfit Kurutluoğlu’ndan bir seneye yakın Arapça okuduktan sonra daha fazla okuyup müftü olmak için İstanbul’a geldim.Ermenekli Saffet Hocaefendi(rahmetli)den Nahivden İzhar okurken yeni açılan İmam Hatip okuluna kaydoldum.Sonra onun talebesinden okuyarak devam ettim.Okul bitti.Özel bilgilerimle sanat okulu elektrik bölümünün imtihanını da dışarıdan verdim.Yüksek İslam Enstitüsü’ne imtihanla kaydoldum. 1963 yılında ilk mezunlarından olarak okul bitti.Özel olarak feraiz dersi okudum.İmam okullarında öğretmen ve idarecilik yaptım.Bazı telif ve tercemeler yaptım.Uzaktan eğitimle tekniği bitirdim.10 sene önce elektrik motorlarının yanmasını kesin önleyen cihaz buldum ettim ve Viyana’dan kabullü patent aldım. Halen okumaya, yazmaya ve konuşmaya Allah’ın izniyle devam ediyorum.

1985 senesine kadar İmam-Hatip Okul/Liselerinde genelde Kuran-Arapça ve tefsir dersleri okuttum.Kıraat-i Aşere’yi okuyup bitirme diploması aldım.O zamanlarda ilim ve emek mahsulü yazılmış mealler çok azdı.Acizane benim düşündüğüm ve amaçladığım bir meal yoktu. Benim metod ve prensibim, Kur’anın manası yanında ondaki ilahi maksadı da tevhidci gönül ve kafa yapısıyla ifade etmekti.Gelen teklifleri de değerlendirerek 1980’de Ankara Tevfik İleri Merkez İmam Hatip Lisesi’nde iken akşamları günde 6 saat (20.00 – 02.00) çalışmaya başladım. Yeterli kaynaklarım da vardı. Böylece mana ve maksadı ifade doğrultusunda 1985’te çalışmayı bitirdim ismine Feyzü’l-Furkân ve Meali’l-Furkan verdim.Fakat Ankara’da daktilo yazım ve basım işlerinin uzamasıyla 1989’da ilk basımı Hüseyin Kâmi Büyüközer’in matbaasında (Elif Matbaası’nda) 5000 adet basıldı ve okuyanların rağbeti ile bir senede mevcudu bitti. Yeni basımı için bana gelen teklifleri durdurdum.Ayetlerin gerektiği yerde mana ve maksatlarını açıklamak için çalışmaya devam ettim ve 1998 yılında Akit gazetesi bunu basıp promosyon olarak (250 bin) dağıttı. Bundan sonra bir çok basım talebinde bulunanlar oldu fakat“Seha Yayınevi”nden ayrılmış ve Prof.Dr.Mahmut Es’ad Coşan’a ait olan Server İletişim’in Kur’an’a lâyık hizmet etme tekliflerini kabul ettim. 2002 yılında beri büyük bir itina ile basılmakta ve basımı 4 milyonluk okuyucusu ile elhamdülillah devam etmektedir ve Türkiye’de birinci durumda olmuştur.

 Şimdi sorularımıza gelelim İnşaAllah Hocam;

1- Lafız, mana ve meal arasındaki fark nedir? Bize bilgi verebilir misiniz?

Lafız, kısaca delalet ettiği manayı ifade için söylenilen sözdür diyebiliriz. Usul kitaplarında da belirtildiği üzere lafızlar, hangi mana için konulmuşsa veya hangi mana için kullanılıyorsa veya hangi manaya delalet ediyorsa, onları bilmek lazımdır.Mesela; umum-husus, müşterek, mutlak-mukayyed, mücmel müteşabih ve mecaz gibi.Tefsir ve Fıkıh usulünü çok iyi bilmelidir. Aynı zamanda Kur’an’ın iyi anlaşılması için El-Vucuh Ve’n- Nezâir’in bilinmesi lazım.’’Vucuh’’ demek bir kelimenin bir ayette ifade ettiği mana ile yine aynı kelimenin diğer ayetlerde ifade ettiği anlamın aynı olmamasıdır. ‘’Nezâir’’ de bunun aksine birçok farklı kelimenin aynı manayı ifade etmesidir. Bu hususta bütün kaynaklar mukatil b. Süleyman (ö.150/767)’ın bu eserinin ilk olduğunda ittifak etmektedir. Ben de meali yazarken bunu esas aldım. Şimdi bunlardan bazı örnekler verecek olursak: “el-Hüda” kelimesi ve ondan türeyen kelimelerin Kur’an-ı Kerim’de 17 manası olduğu görülür. Al-i İmran/73. Ayette din (İslam), Meryem/76 da iman “Necm” de Kur’an anlamına gelmektedir. Tağut kelimesi Allah’ın yolundan men edenler engel koyanlar şeytan putlar anlamına geldiği gibi tanrılaşmış/ilahlaşmış krallar, liderler anlamına da gelmektedir. Bakara süresi 256-257; Nahl 16/36. Ayetlerinde bu anlamlar verilmektedir. Bir de farklı lafızların aynı anlama gelenleri vardır. “cehennem in nar, sakar, hutame, cahiym” anlamlarına da geldiği gibi.Bütün bunlar göz önünde tutulduğu zaman ayetlerdeki lafızlar yerlerinde kullanılmış ve manalar daha iyi anlaşılmış olur.

2 - Kur’an’ın tam olarak tercümesi yapıla bilinir mi? Gerekçesi nedir?

 Terceme; sözü bir dilden diğer bir dile aktarmaktır. Tercemenin ıstılahtaki manası ‘’Bir sözün manasını diğer bir dilde dengi olan ifade ile ifade etmektir. Dengi/tıpkısı olması için Kur’an’ın tercemesinde icmalde tafsilde, sarahatte, delalette, umumda-hususta, mutlakta-mukayyette, kuvvette , isabette, uslupta, icazda, ilimde, edebi sanatta, belagatta, beyanda ona tam mutabık, eksiksiz fazlasız eşit olması lazımdır;buna lafzi harfi terceme denir. Kur’an tercemesinde bu hususlar yerine getirelemeyeceğinden hiçbir dile lafzi/harfi (birebir aynısı olan) bir terceme yapılamaz ve bunun muhal (imkansız) olduğundan İslam alimleri ittifak etmişlerdir. Çünkü İsrâ Suresi 88. ayetteki ‘’ ins ve cin bir araya gelse hatta birbirine yardımcı olsalar bile onun benzerini meydana getiremezler’’ ifadesi bunun delilidir.

İkinci bir terceme şekli de tefsiri tercemedir. Bunda nazımın terkibinde, tercemedeki özellikler gözetilmeden ancak Kur’an’ın metnindeki manası,gayesine en yakın,uygun ve güzel bir şekilde ifade edilmesidir. Kur’an’ın tercemesi de ancak bu şekilde mümkün olur. ”Kur’an tercemesi” kelimesi kullanılmaktan kaçınıldığı için buna meal denmiştir. Buna bir örnek verecek olursam,”terceme mealler,yapma veya çekme resim gibidir ki,asla kendisi değildir ancak aslını yansıtır”.

3- Kur’an tercümesi yapacak kişilerde ne gibi özellikler olmalı ve nelere dikkat etmeliler?

 Kur’an mealini yapacak kimseler ilim ve takva sahibi olmalıdırlar.İlimden maksat, hafızlıktan sonra kısaca sayacak olursak, Arapça’dan sarf-Nahiv, Alaka,mantık meani (bedi-beyan icaz) ilminin tahsili, fıkıh, tefsir, hadis usulleri ve bunların ilimlerini, akaid ve kelam ilmini, Kur’an’daki mutlak-mukayyed, nasih-mensuhları, kavramların ıstılahi mana ve güncele uygun yorumlarını, İslam tarihini bunların yanında çevireceği dilin Edebiyatını, astronomi biliminden yeterince bilmesi lazımdır.Kur’an mealini yazarken kaynak tefsirlerinden de faydalanmalıdır.

4- Meallerdeki “parantez” gerekli mi? Sizin mealinizde “parantez”lerin, diğer meallerdekilere göre çok olduğunu gördük; Nedenini açıklayabilir misiniz?

 Son zamanlarda Türkiye’de Kur’an meallerinin çokluğu dikkat çekmektedir.Sebebi, birçok kimsenin, yukarıda saydığım ilimleri asli kaynaklarından okumamış, kaynak tefsirleri incelemeyerek, özgün bir çalışma yapmayarak hatta Arapçaya da yeteri kadar –bazıları hiç- bilmeyerek,1995-2000’den sonra internetten indirdiği veya mevcut Türkçe meallerden kolayca uygun bulduğu kelime ve cümleleri alıp kopyala yapıştır usulüyle karma bir meal yapıp “ben de varım” diye, işgüzarlıkla kolay şöhret yoluna gidilmiş’’kendi düşüncesine göre Kur’an’ı tefsir eden kafir olur’’ hadisini önemsemediğinden dolayı da mealler çoğalmıştır. Kur’an’a çok hürmeti olan halkımız kimi ucuz olanını kimi isminin önünde bir unvan olanını almaya çalışıyorlar. İlimsiz yapılan bu meallerin bazısının inanç bozucu ve yanlış fikirlere(evrime vs.) götürmekte olanları vardır.

Bu hususta meallerin yazarları, iyi sorularak alınmalı.Bu enflasyonu önlemek için meal yazanların ilminin buna müsait olup olmadığı Diyanet İşleri Başkanlığınca ‘’olur’’ aldıktan ve ehliyetinin tespitinden sonra meal yazmaya izin verilmeli ve mealler de incelendikten sonra basılmalıdır.

Meallerde parantez gerekli mi?sorusuna gelince evet,hem de çok gereklidir.Parantez olmazsa meal,ayetlerdeki lafızların tam karşılığı ile yazılmış olması ”Türkçe Kur’an” anlamına gelir.Bu da İsra Suresi 17/88,ayete aykırıdır.Bence büyük bir tehlike de, meal adı altında parantez kullanmadan ayetlere kendi sözlerini katarak kelimelerin özellikleri kaybolmakta ayetler,bir yazarın anlatımı şeklinde oluyor.Bu durumda hepsi ayet olarak algılanıyor.Çünkü hangi kelime ayet,hangi kelime insan sözü açıklama belli değil,sanki bir nasihat kitabı durumundadır.Böyle yazılmış bir meali,ayetlerin karşılık kelimeleri belli olmadığından,Kur’an’a ve Allah’a karşı en hafifinden saygısızlık olarak görüyorum.Okuyanlar da buna meal derlerse büyük bir yanlış içinde olmuş olurlar.Bunlara Kur’an tahrifi dense daha yerinde olur kanaatindeyim.

 Bunlardan anlaşılıyor ki ayetlerde hem parantez olmalı hem de gerektiği yerde açıklaması yapılmalıdır.Bizim mealdeki parantezler biraz çok olsa da önce şunu söyleyelim, birçok işin ehli ve dikkatli okuyuculardan aldığım övücü sözler,parantezler sanatvari bir incelikle ve çok dikkat çekilmeyecek şekilde kullanılmıştır.Dikkat edilir parantezsiz okunursa yalın olarak kelime bozulmadan metin manası,paranteziyle okursak aradaki kelime veya ifade , manayı bozmadan,dağıtmadan,kelimenin anlamını gerekçesini veya kısaca ayetin kapalılığı,mücmelliği veya müteşabihliği giderilmeye çalışılmıştır.Bir de Türkçe tek kelime yeterli olmadığı için ona diğer yakın bir kelime ile takviye etmek veya açıklık getirme gerektirdiğindendir.Bununla Kur’an’ın yalnız manasını değil,maksadını açıklamakla (bir nevi kısa tefsiriyle), Kur’an ilimlerine dayanmadan “Bana göre” diyenlere,fitne çıkarmak isteyenlere hatta evrimci mana verenlere ,fıkıhta inançta saptırıcı olanlara karşı kaynak kitaplardan istifade ederek panzehir niteliğinde açıklamalara yer verdim.Misal:Al-i İmran Suresi 130.ayetinde ‘’Ey iman edenler ribâyı(faizi) hele de kat kat artırılmış olarak(hiç) yemeyin.(Al-i İmran 3/130).Buradaki parantezli kelimeler kaldırılırsa, faizin kat katını yemeyin ama (mefhumu muhalifi) böyle olmayanı yiyebilirsin manası çıkar.Bunu önlemek için parantezler getirilmiştir.

Kafirun Suresinde ‘’De ki ,ey kafirler!....’’Burada kafirler lafzı , yalnız Allah’ı inkar eden Mekke’dekiler değil “kafir cinsinden kim varsa”demek olduğundan ben de onu parantezle güncelleştirerek ‘’ Ey İslam karşıtları’’ diye de ifade ettim.Çünkü İslam karşıtlarının hepsi kafir grubundandır.

Parantezli ayetlere üç örnek daha verirsem bunun önemi bizim toplumda şirk konusu pek iyi anlaşılmamıştır.Zümer suresi(39) elli üçüncü ayetinde ‘’ De ki (Allah şöyle buyuruyor) Ey nefislerine karşı (günah işleyip) aşırı giden kullarım!Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin.Çünkü Allah(şirk koşan ve inkar edenler dışında dilediği kimseler için)bütün günahları bağışlar…’’ bu sure Mekke döneminde inmiş 59. suredir.Burada iki parantez var.Birincisi olmasaydı ‘’Ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım’’ifadesini Hz.Peygamber (sav) kullanmış gibi olacaktı.Aslında böyle denmek istenmediğini hitabın Allah Teala’nın olduğunu göstermiş oldum.İkinci parantezde bütün günahların affedileceği ifade edilirken mutlak bir beyan vardır.Kur’an’ın bütünü düşünülürse,Nisa suresi(4,nüzül sırası 92) 48. ve 116. ayetler Zümer(39) suresindeki 48.ayeti bu ayeti teyit ediyor(kayıtlıyor ve açıklıyor).

Şöyle ki ‘’Şüphesiz Allah (Sıfatlarında,ilahlık ve rabliğinde)kendisine ortak koşulmasını (tevbe etmeden)bağışlamaz.Kim de (Allah’tan başkalarına bağlanıp ikinci bir ilah gibi onun dine aykırı buyruklarını (koyduğu kuralları kabullenerek)Allah’a ortak koşarsa ,çok büyük günah işleyerek Allah’a iftira etmiş olur’’.Bu parantezlerle ayet hem mealen terceme edilmiş hem de ilahlaşanlarla,müşrik hale gelenler biraz kapalılıktan açığa çıkmıştır.Şirk affedilenlerden ayrılmıştır.Ayrıca gerek bunun gerek bazılarının altında geniş bir açıklama daha yapılmıştır.

Al-i İmran suresi(3) 102.ayetinde:’’Ey iman edenler,gerektiği kadar Allah’tan korkun (emirlerine uygun yaşayın) buyrulur.Nasıl ve ne derecede korkulacağının zorluğu ,insanları korkutmuş, sonra Yüce Allah Tegâbün Suresi(64) 16.ayette ‘’..Gücünüz yettiği ölçüde Allah’tan korkun(emirlerine uygun yaşayın)ayetiyle birinci ayeti takyid etmiş ve açıklamıştır.Bu da birinci haldeki ayet arasına ,ikinci durumu parantezle ilave edilmiş ve altında açıklanmıştır.

 Bakara suresi 256.ayette geçen ‘’Dinde zorlama yoktur’’ ifadesi ile ‘’ tağut’’ kelimesini parantez ve güncel anlamı ile konuyu kısaca da olsa açıklamaya çalıştım.

5- Sadece Kur’an Meali okumak ile İslam ne kadar anlaşıla bilinir? Nasıl bir yol izlenmeli?

 Sadece meal okumakla İslam’ın anayasal mesajını, genel ve kesin olarak,nelere inanacağımızı ve neler yapacağımız ve nasıl bir mü’min olmamız gerektiğini öğrenmiş oluruz.Fakat İslam’ın ibadet(namaz,oruç,hac,zekat),muamelat, ukubat ve ahlak esaslarını nasıl yerine getireceğimizi ise , ancak müctehid mezhep imamlarımız tarafından Kitap ve sünnetten çıkartılıp yazılmış kitaplarından öğrenmemizle mümkün olacaktır.Bundan dolayı sadece meal okumakla yetinilmez.Çünkü mealler, İslami ilimleri müstakil,kategorik,metodik ve ayrıntılı olarak bildirmez.

6-“Takva” nın “Kulluk Bilinci” olarak tercüme edilmesi gibi; bazı Kur’an Kavramlarının, tercüme edilirken anlam kaybına uğramakta olduğunu biliyoruz. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? …

’’Takva’’ kelimesi ‘’kulluk bilinci’’ ‘’Allah’tan korkmak’’ ‘’Allahtan sakınmak’’ gibi hedefi belli olmayan her tarafa çekilebilen anlam yüklenmektedir.Her yerde aynı anlam verilmez.Bu ifadeler efradını cami ve anlamamız gereken maksad manayı anlatmamaktadır.Kulluk bilinci olunca,korkunca nasıl ve ne yapılacağı ,sakınacaksa nasıl sakınacağını(?!) ve gereğini kaç okuyucu anlayabilir?Takva bir yaşam biçimidir.Takva sahibi olmakdan maksat, ‘’Allah’ın emrine uygun yaşamak,aykırı davranmaktan sakınmaktır’’ ‘’Etkakum’’ en takvalınız da buna göre ifade edilir.Yoksa en korkanınız en titreyeniniz,en sakınıp kaçanınız,en bilinçliniz en şuursuz olmayanınız değildir.Görülüyor ki bunlar bir yaşam biçimini ifade etmemekte ve gayeden kaymaktadır.Takva kelimesine,siyak sibaka göre,bazı yerlerde korkmak veya saygılı olmak anlamı verilmiştir.Bunlar mealde belirtilmiştir.Bu konuda kelime/lafız manası kısa ve yetersiz olduğu yerlerde terim olarak gaye ve maksad manasını vermek lazımdır.Bazı ayette hitap edileni tahrik ve uyarı olduğunu parantezle gösterdim.Bakara suresi 278. Ve Al-i İmran suresi 139.ayette’’Ey iman edenler’’diye iman edenlere hitap edilmişken ayetlerin sonu , tekrar ‘’Eğer (gerçek) mü’minseniz Allah’tan korkun faizi bırakın’’ veya diğer ayette ‘’…En üstünsünüz’’denmektedir.Parantezdeki ‘’gerçek’’ ilavesiyle usul-u fıkıhta geçen mü’minleri tahrik ve uyarı belirtilmiş oldu.

7- Ahkam Ayetlerini mealden okumak ve bu okuduklarımızla amel etmek hakkında ne düşünüyorsunuz? Bunun sebep olacağı sorunlar nelerdir?

Ahkam ayetlerini konuyla ilgili tefsir ve fıkıh kaynaklarından açıklaması yoksa sade mealden hükümleri çıkarma işi, vatandaşlara kalacağından herkes kendine göre müfessir/allame kesilecek ucu alınamayacak ahkam çıkaran cinayetçileri çıkacak, mezhep imamları ve bu uğurdaki ilme ömrünü vermiş alimlere ihtiyaç duyulmayacak Arapça’yı hatta Kur’an okumasını bile bilmeyen cahillerden oluşan alim taslakları ortalığı alacaktır ki bu bir nevi Allah’a saygısızlık ve dini bozma hareketidir. Buna hafifinden bir misal vereyim.Televizyonunda konuşan bir zat, Kur’an mealinde (Nisa 4/23) ‘’annesiyle gerdeğe girdiği üvey kızını -kendi evinde değilse- annesi ölür veya boşanırsa onunla evlenir’’ diye açıklama yapmış.Ayeti,kelime manasına göre terceme edince ,böyle yeni ve garip bir mana çıkarmıştır.Haram helalleşmiştir.Halbuki usul-u fıkıhta ve tefsirlerde ayetteki evinizde kelimesi mülgadır, cumhura göre de böyledir.Kız ister kendi babası evinde ister annesinin yanında olsun evlenemez,haramdır.İslami örfte de böyledir.

8- Son zamanlarda çokça dillendirilen ; “Kur’an ve Meal Müslümanlığı” hakkında düşüncelerinizi bizimle paylaşabilir misiniz?.

Kur’an ve meal Müslümanlığına gelince Müslümanlar, Allah’ın kitabını elbette hem lafzıyla hem de manasıyla okumalıdır.

‘’Oku,anla Kur’an’ı

Artır imanı

Özle cananı’’

‘’Kur’an yalnız okuyup sevap kazanma değil anlayıp hayatı kazanma kitabıdır’’

‘’Ancak rehberimiz Kur’an ,örneğimiz Peygamberdir’’

 Kur’an meallerinden,Allah Teala ‘yı tanıma,O’na ibadet etme,Allah ve Rasulüne itaat etme,dünya ve ahreti dengede tutarak çalışana ahlakını/nefsini ıslah edenlere salih amel işleyenlere verilecek mükafatları,sapmaları karşı uyarı ve cezaları hayatımıza ait emir ve yasakları genel birer mesaj alarak öğrenebiliriz.Ama bu mesajlar,bir binayı yapma emri gibidir.Dinimiz İslam’ın binasının nasıl yapılacağını,özelliğini ve detaylarını ancak Allah Rasulü’nün(sav) uygulaması ve gerekenleri açıklaması,müctehid mezhep imamlarımız tarafından tespit ve kategorik olarak tanzim edilip yazılan fıkıh/ilm-i hal(iman,ibadet,muamelat,ukubat) ve ahlak kitaplarından öğreniriz.Dinimizin kurallarının yerine getirilmesini mealden öğrenemeyiz,öğrenilir deniyorsa bunun arkasında haklarında dini bozma dini yaşanmaz hale getirme projelerinin olduğunu düşünmek kaçınılmazdır.İyi niyetli olanların bu sapmalara karşı durmaları gerekir.

 Meallerden din öğrenilmediği gibi hele de asrımızda ilahları ve ilahlık yapanları, Rabbi ve Rableşenleri, tagutun ve tagutlaşan insanları(şirk/Allah’a ortak koşmayı; yani Allah’a ortaklık yapanları ve ortaklık yapanları kabullenerek müşrik olanları) yazmayan meallerde Kur’an’ın asıl gayesi düşünülmemiş veya gizlenmiş olduğundan/bunun Kur’an’nın gayesine ihanet ve okuyanları da uyutma olduğu düşünülür.

Allah Teala Haşr Suresi 7. Ayette; “…Peygamber size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasak ettiyse ondan da vazgeçin.[4] Allah’a saygılı olup emirlerine uygun yaşayın/aykırı davranmaktan sakının. Çünkü Allah’ın azabı çetindir.” Buyurmaktadır. İbn Mace’de nakledilen bir hadis-i şerifte Peygamber (sav) ‘’Bir zaman gelecek (mevkiinde)koltuğuna yaslanacak ‘Kur’an bize yeter diyecek’ onları gözüm görmesin’’buyurmuştur.Hz.Ömer’de(r.a) bir mecliste böyle diyeni kovmuştur.Tabii ki sünnet kalmayınca ümmet de kalmaz.1990 senelerinde idi,bu akımın müridlerinden birkaçı ‘’Biz Kur’an’da birkaç tane haramı(Bakara 173) alırız başka almayız’’ demişlerdi.Ben de onlara,A’raf suresi 173’te ‘’ Peygamber onlara pis şeyleri haram kılar’’denmektedir.Bu pis şeyler nelerdir diye sorduğumda cevap veremediler.Ben de ‘’Bu Kur’an’ı bize bıraktı gitti’’ dediğiniz Allah Teala’nın kendisine haramı,helali ve diğer manası kapalı ve müşkil olan meseleleri açıklama yetkisi verilen (16/64) Allah’ın Rasulü açıklamıştır.Allah ve Rasulüne itaat etmeyenlerin ameli boşa gitmiştir(47/33) dedim ve Hz.Ömer’in yaptığını söyleyince başlarını eğip başlarına gitmişlerdi.Gerek hadislere gerek mezheplere ihtiyaç duymayarak dini tahrip virüsü olarak ‘’Kur’an müslümanlığı’’ ara ara nüksedip devam ettiği görülmektedir.Ben acizane bu meali (Feyzü’l-Furkân,Tefsirli Kur’an Meali),gereken ilimleri okuyan,şeraitçi ve tevhidi Ehl-i bir müslüman olarak her türlü din tahripçilerini karşı doğruyu ortaya koyma ve Kur’an’ın mana ve maksadını ifade etmeyi gaye edindim.Ayrıca Kur’an üzerinden kahramanlık yapmak değil toplumlarda büyük inkılap yapan Kur’an’ın kahramanlığını göstermek ve okuyanları ruhsal bir dirilişle Allah ve Rasulüne inanıp itaat ederek yeniden İslamlaşan gerçek bir İslam toplumu oluşmasını Allah Teala’dan niyaz ederek hazırlamış oldum.Her ne kadar Feyzü’l-Furkan’ı tefsirli/açıklamalı olarak birçok ayetleri iman,itaat,amel,ahlak,hukuk/ahkam ayetlerini yaşam tarzımıza ait bilgileri kısa da olsa ihtiyaca yetecek kadar vermeye,ayetlerini ayetlerle ilgi kurarak açıklanmasına gayret ettim ise de bu meali okuyanlar dahil, tefsir,fıkıh,akaid bilgilerini mutlaka bu konuda yazılmış kitaplardan öğrenmelidirler.

Yüce Rabbim,bütün okuyanlarla beraber beni de rızasına nail eylesin.

9- Son olarak vuslat dergisi okurlarına bu konuda ne tavsiye edersiniz?.

Vuslat Dergisi bu konuda çok duyarlı ve yerinde bir olayı konu edinmiştir,teşekkür ederim.Vuslat Dergisi günümüz manevi hastalıklarına derman olmayı gaye edinmiş olduğundan okuyucularının da toplumu bundan haberdar etmelerini,sahiplenmelerini tavsiye ederim.

Yazar:
Prof. HASAN TAHSİN FEYİZLİ
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul