07 Ağustos 2026 - Cuma

Şu anda buradasınız: / / Âhiretteki Pişmanlık
ÂHİRETTEKİ PİŞMANLIK

Âhiretteki Pişmanlık Muhammed İslamoğlu

“De ki : ‘’Allah’a Rasulüne ve itaat edin.’’ Eğer yüz çevirirlerse şüphesiz Allah, kâfirleri sevmez.”1
Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, “âlemlere rahmet olarak gönderdiği”2 kulu ve Rasulü Muhammed (s.a.s.)’e böyle buyuruyor!..
Yalnızca kendisine ibadet, yani itaat etsinler ve ibadette, yani itaatte şirk koşmasınlar diye yarattığı insan kullarına böyle emrediyor Allah Teâlâ:
“Allah’a Rasulüne itaat edin!”
En son Nebi ve en son Rasul, Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’in insan kullarına duyurmasını istediği emri bu idi, hamd’ın kendisine mahsus olduğu, Rahmân ve Rahîm Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ’nın…
İnsan kullarının, Allah’a ve Rasulüne itaat etmelerini, yani Allah’ın kitabı Kur’ân-ı Kerim’e ve Rasulü Muhammed (s.a.s.)’in Sünneti’ne tâbi olup hayatlarını ona göre düzenlemelerini emir buyuruyor Allah Azze ve Celle!..
“Kim Allah’a ve Rasulüne itaat ederse ve Allah’dan korkup O’ndan sakınırsa, işte kurtuluşa ve mutluluğa erenler bunlardır.”3
Allah’a ve Rasulüne itaat etmeyen ve tâbi olmaktan yüz çevirenler ise, Allah’ın sevmediği kâfir olanlardır…
Yegâne Rabbimiz ve İlâhımız Allah Teâlâ, bunların niçin kâfir olduklarını ve dünyada zilleti, âhirette ise ebedî cehennemi hak ettiklerine sebep olan hâllerini şöyle beyân buyurur:
“Gerçekten Allah, kâfirleri lânetlemiş ve onlar için çılgın bir ateş hazırlamıştır.
Orada ebedî olarak kalıcıdırlar. Onlar, ne bir velî, ne bir yardımcı bulamayacaklardır.
Yüzlerinin ateşte evrilip çevrileceği gün, derler ki: “Eyvahlar bize, keşke Allah’a itaat etseydik ve Rasul’e itaat etseydik.’’
Ve dediler ki: “Rabbimiz, gerçekten biz, efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik, böylece onlar bizi yoldan saptırmış oldular.
Rabbimiz, onlara azabtan iki katını ver ve büyük bir lânet ile lânet et.”4
O kâfirlerin, Allah tarafından lânetlenmelerine, dünyada zillet içinde necis olmalarına, âhirette çılgın ateşte ebedi kalmalarına sebeb, Allah’a ve Rasulüne itaat etmeyişleri, hak itaatin yerine bâtıl itaat olan efendilerine ve büyüklerine itaat etmeleridir!..
Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyen ve egemen oldukları bölgelerde Allah’ın hükümleriyle hükmetmeyi yasaklayan, Allah’ın hükümlerinin yerine kendi yasalarını insanlara dayatıp uygulatan “efendilerine ve büyüklerine” itaat edenlerin acı sonları işte budur!..
Laik-demokratik ve gayr-i İslâmi olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin “Anayasa Mahkemesi” kararı ile :
“Diyanet İşleri Başkanlığı, dinî bir teşkilat değil, genel idare içinde yer almış idarî bir teşkilat durumunda”dır.5  Ve yürürlükte bulunan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın yüz otuz altıncı maddesine göre varlık sebebi:
“Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek özel kanunda gösterilen görevlerini yerine getirir” diye beyân olunan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yayınladığı “Kur’ân-ı Kerim ve Türkçe Anlamı” adlı meâlde,6 Ahzab Sûresi’nin altmış yedinci ayetine göre şöyle mânâ verilmiştir:
“Rabbimiz, biz yöneticilerimize ve büyüklerimize itaat etmiştik, fakat onlar bizi yoldan saptırdılar,” derler.
“Türkiye Diyanet Vakfı”nın yayınlattığı “Kur’ân-ı Kerim ve Açıklamalı Meâli” nde7 Ahzab Sûresi altmış yedinci ayete şu mana verilmiştir:
“Ey Rabbimiz, biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk da onlar bizi yoldan saptırdılar,” derler.
Allah Teâlâ’nın lânetini hak eden ve ebedi kalacakları cehennemde yüzlerinin ateşte evrilip çevrildiğinde, “keşke dünyada iken Allah’a itaat edeydik, Rasul’e itaat edeydik” diye hayıflanan kafirler, Allah’a ve Rasulullah (s.a.s.)’e itaatin yerine “yöneticilerine, reislerine ve büyüklerine itaat ettiklerini” itiraf etmektedirler…
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yayınladığı “Kur’ân Yolu- Türkçe Meâl ve Tefsir “adlı eserde bu ayetlerin tefsirinde şunlar kaydedilmiştir:
Allah, insanlara akıl vermiş, ona yardımcı olmak üzere Peygamberlerle çok değerli bilgi ve ölçüler göndermiştir. Asıl kullanılacak olan bilgi araçları bunlardır. Bunları bırakıp da din, siyaset, cemiyet, sanat, medya vb. alanlarda meşhur veya karizma sahibi olmuş, otorite kazanmış olan veya öyle sunulan kimseleri taklit edenler, bunların söylediklerini ölçüp biçmeden, tenkide tâbi tutmadan kabul edip uygulayanlar, ya doğru yoldan uzaklaşırlar ve tesadüfen onun üzerinde bulunsalar bile bunun şuurunda olamazlar. Hiç kimseyi dünyada ve âhirette, ‘filan dedi ben de inandım ve yaptım’ gibi bir mazeret kurtaramaz. İnsana, ‘senin aklın ve iraden neredeydi ‘ diye sorarlar.8
“Türkiye Diyanet Vakfı’nın yayınladığı Prof. Dr. Talât Koçyiğit’in hazırladığı ‘Kur’ân-ı Kerim Meâl ve Tefsiri’ adlı eserde, bu ayetler izah edilirken şunlar denilmiştir:
“Allah Teâlâ, kıyamet gününün mutlaka geleceğini, ancak onun geliş vaktini Allah’dan başka hiç kimsenin bilemeyeceğini beyân ettikten sonra, bugünün geleceğine inanmayan kâfirleri lânetleyerek rahmetinden uzaklaştırmış ve geleceğine inanmadıkları işte o kıyamet günü, onlar için azgın bir cehennem ateşi hazırladığını haber vermiştir.
O kâfirler, cehennem ateşinin azabında ebediyyen kalacaklardır. Onlar için artık hiçbir kurtuluş umudu yoktur. Kendilerini oradan çıkaracak hiçbir dost ve hiçbir yardımcı da bulamayacaklardır.
Cehennem ateşi içinde, bir taraftan vücutları dağlanırken, bir taraftan da ateş değmemiş yerin kalmaması için yüzlerinin sağa sola çevrilmesiyle duydukları dayanılması güç o büyük azab, onları hiçbir faydası olmayan büyük pişmanlığa sürükler de keşke dünyada iken Allah’a ve Rasulüne itaat etseydik ve cehennem ateşinin bu dayanılmaz acısını hiç tatmasaydık. Tıpkı dünyadaki mü’minler gibi, Peygamber’in bize getirdiklerine iman edip onun yolundan gitseydik de Allah’ın mü’minler için hazırladığı ağaçları altından ırmaklar akan cennetlere girseydik ve cennet nimetlerinden faydalansaydık, derler. Bu ayet-i kerime, tıpkı Furkan Sûresi’nin, “zalim o gün ellerini ısıracak ve : ‘ Ah ne olurdu, Peygamber’le bir yol edinseydim.” meâlindeki 27. ve Hicr Sûresi’nin : ‘’ O küfredenler, (âhirette gerçekle karşılaşınca pişmanlık duyarlar ve ): ‘ keşke Müslüman olsaydık ‘ derler.” meâlindeki 2. ayetleri gibidir. 
Allah Teâlâ, kıyamet gününü inkâr eden kâfirlerin, o gün gelip de kendileri için hazırlanan cehennem ateşinin acı azabını gördükleri zaman duydukları büyük pişmanlığı zikrettikten sonra onların, dünyada iken nasıl olup da küfür yoluna düştüklerini gösterip mazeret beyân etmeye çalıştıklarını açıklamıştır. Buna göre kâfirler derler ki: Rabbimiz, biz dünyada iken bize liderlik eden kimselere inanıyor ve onların peşinden gidiyorduk. Onlar her ne söylerse, o söylediklerinin gerçek olduğunu kabul ediyor ve davranışlarımızı da buna göre düzenliyorduk. Biz, şirkte veya küfürde bu yüzden onlara tâbi olduk ve Peygamber’e karşı geldik. Oysa şimdi görüp anladık ki, bizi doğru yoldan saptıran ve küfür yoluna düşürerek böyle bir akıbete sürükleyenler işte bu liderlermiş.
Rabbimiz, bizi işte bu hâle düşürenler liderlerimiz olduğuna göre, bize verdiğin azabın iki katını onlara ver. Bu iki kat azabın biri, küfürlerinin karşılığı olursa, diğeri de bizi doğru yoldan saptırmış olmalarının azabı olsun. Onlara lânetinin en büyüğünü yap ki, rahmetinden uzak kalsınlar ve hiçbir kurtuluş ışığı görmesinler.”9
Bu iki açıklama tekrar tekrar okunmalı, üzerinde durulmalı ve vicdan sahibi akıllı insanların konuyu ibretlik bir olay olarak ele almaları gerekir… Ayetlerde beyân edilen, Allah’a ve Rasulullah (s.a.s.)’e itaat etmeyip, yönetimde Allah’a ve Rasulullah (s.a.s.)’e  itaat etmeyen, Kur’ân’ı bırakıp başka düsturlara tabi olan ve İslâm’ı, hayat nizâmı, olarak benimsemeyip, onun yerine herhangi bir bâtıl düzeni benimseyerek egemenlik makamında bulunan reislerine, yöneticilerine, liderlerine ve büyüklerine itaat eden tiplerin düştükleri duruma dikkat edilsin!..
İnsanları yönetme işlerinde Allah’a ve Rasulüne itaat etmeyen, Allah’ın kitabı Kur’ân-ı Kerim’i ve Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti’nin yönetimin hiçbir yerine müdahale ettirmeyen reislerine, yöneticilerine, liderlerine, efendilerine ve büyüklerine itaat edenler, durumlarından dolayı haktan bâtıla, doğrudan yanlışa, hidayetten sapıklığa düştüklerinin farkına varıyor, Allah’a ve Rasulüne itaatı bırakıp, kendilerine itaat ettiklerinin, onları yoldan saptırdıklarını hayıflanarak itiraf ediyorlar…
Bugün, çağın zalim egemen tağutları tarafından işgal edilen İslâm topraklarındaki yöneten ve yönetilenlerin durumlarını, İslâmi ölçü ile değerlendirip firasetle bakanlar, ayet-i kerimelerde beyân edilen hâllerin bir benzerini apaçık görecekler…
Ebu Said el- Hudrî (r.a.)’ın rivayetiyle şöyle buyurdu Rasulullah (s.a.s.) :
“Mü’minin firasetinden sakının! Çünkü o, Allah’ın nuru ile bakar (görür).”
Sonra Rasulullah (s.a.s.) :
“Elbette bunda, derin bir kavrayışa sahip olanlar için gerçekten ayetler vardır.” (Hicr, 15/75) ayetini okudu.10
Allah’ın nuruyla firasetle bakan ve olayları ‘’ Kur’ân ve Sünnet” ölçüsüyle değerlendiren her muvahhid mü’min , işgal edilen İslâm topraklarında yaşanan hayat gerçeğinin ne olduğunu apaçık görür!.. Yönetimde bulunanların şahsi vasfı ne olursa olsun, gayr-i İslâmî bir düzen ile yönettiği, yönetimde Allah’a ve Rasulüne itaat etmediği hakikati, gözleriyle gören, kulaklarıyla işiten ve kalbiyle idrak eden her ferd tarafından açıkça kavranabilinir!.. Yönetilenler, “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyen” bu yöneticilere, reislere, liderlere ve büyüklere itaat etmekte, böylece onların gayri İslâmî, dolayısıyla gayr-i meşrû yönetimlerini ayakta tutmakta, malıyla, canıyla katkıda bulunup yardım etmektedirler…  Bunlar, işgali kurtuluş, esareti hürriyet, yenilgiyi zafer, mağlubiyeti galibiyet gibi değerlendiriyor, böyle bir ölçüsüzlüğün kurbanı olarak zillet içinde kalmaya devam ediyorlar…
Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, zilletten ve esaretten kurtulup izzete ve hürriyete ulaşma yolunu göstermiş, ilkelerini ve şartlarını beyân buyurmuştur… Bu ilke ve şartlara riâyet edenler, en büyük mutluluğa ve kurtuluşa ulaşırlar…
“Ey Ademoğulları, ben size and vermedim mi ki: Şeytana kulluk etmeyin, çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.
Bana kulluk edin, doğru yol budur. “11
“Tağuta kulluk etmekten kaçınan ve Allah’a içten yönelenler ise, onlar için bir müjde vardır. Öyleyse kullarıma müjde ver. “12
“Artık iman edip salih amellerde bulunanlara gelince, Rabbleri onları kendi rahmetine sokar. İşte apaçık olan büyük mutluluk ve kurtuluş budur.“13
Bu mutluluğa ve bu büyük kurtuluşa ulaşmanın ikincisi olmayan tek yolu, Allah’a ve Rasulü (s.a.s.)’ne itaat etmek, yani Kur’ân’a ve Sünnet’e sarılmaktır!..
İmam Mâlik (rh.a.)’e rivayet edildi.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Size iki şey bırakıyorum. Bunlara sımsıkı bağlandığınız sürece, asla doğru yoldan sapmayacaksınız. Bunlar: Allah’ın Kitabı ve Nebîsinin Sünnetidir.”14
Allah’ın Kitabı’na ve Rasulullah (s.a.s.)’in Allah’ın Kitabını hayata uyguladığı Sünneti’ne sarılan, Milletten devlete, siyasetten yargıya, eğitimden ahlâka, aile hayatından sosyal hayata bütün düzenlemeleri “Kitab’a ve Sünnet’e’’ göre gerçekleştirenler, dünyada izzet, âhirette cennet ehlidirler… Onlar, korkuya kapılmayacak ve hüzne düşmeyecekler… Çünkü onlar, Allah’ın dostları, Allah da onların dostudur…  Onlar, Allah’a ve Rasulü (s.a.s.)’e itaat etmiş, Allah ve Rasulüne itaat etmiş yöneticilere itaat ederek, Allah’ın hükümlerinin Sünnet örnekliğinde hayata egemen olmasının sağlamışlardır… 
Geçmişte böyle idi… Bugünlerde aynı şartlara ve aynı ilkelere riâyet edildiğinde, aynı güzel ve hayırlı sonuç meydana gelir…
Yönetimde Allah’ın Kitabı’na ve Rasulullah’ın Sünneti’ne itaat etmeyen reislere, yöneticilere ve liderlere itaat etmeyen, ancak Allah’ın Kitabıyla yönetilmeye rıza gösteren yönetilenler, şuurlu hareket edip hep beraber “Allah’ın ipine” sımsıkı yapışıp gereğini işleyecek olurlarsa, zilletten ve esaretten kurtulup izzete ve hürriyete kavuşurlar…
Muvahhid mü’min kulun itaatı, Allah’a ve Rasulü Muhammed (s.a.s.)’e dir…  Yönetimde, Allah’a ve Rasulullah’a itaat edene itaat edilir… Ona yapılan itaat, onun Allah’a ve Resulüne itaat etmesi nedeniyledir…
Yahya b. Husayn şöyle der :
Nenemden işittim. O da, Rasulullah (s.a.s.)’i Vedâ Haccı’nda hutbe okurken dinlemiş.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Üzerinize sizi Allah’ın Kitabı’yla yöneten bir köle bile tayin edilse, onu dinleyin ve itaat edin!..15
Muvahhid mü’min bir idareci, Allah’ın Kitabı ile yönettikten sonra, onun boyuna-posuna, soyuna-sopuna bakılmaz itaat edilir… İtaat, Allah’ın Kitabı’nadır, yöneticinin şahsına değil!..
Bir yönetici, Allah’ın Kitabı’yla değil, insanların ilâhlaştırdıkları hevâlarından kaynaklanan yasalarla yönetiyorsa, yine onun boyuna-posuna, soyuna-sopuna, şahsi özelliklerine bakılmaz ve asla itaat edilmez! İtaat edildiği takdirde, ayetlerde geçen âhirette pişman olan kişilerin durumuna düşülür. “Keşke dünyada iken Allah’a yani Kitabına itaat etseydik. Keşke Rasul (s.a.s.)’e, yani Sünnetine itaat etseydik. İtaat etmedik. Bizi, Allah ve Rasulünden uzaklaştıran, sapık yollara sevk eden yöneticileri mize, reislerimize, liderlerimize, efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik…  Ve sonunda kaybedenlerden, ebedi cehennemi hak edenlerden olduk. Keşke onlara itaat etmeseydik! “
Böyle diyenlerden olmamak için, dünyada iken, daha imkân ve fırsat var iken Allah’ın Kitabı’na ve Nebîsi’nin Sünneti’ne bütün gücümüzle sarılıp itaat etmeye gayret etmek gerek…  Ebedî mutluluk ve kurtuluş budur!..
Yönetimde Allah’a ve Rasulullah (s.a.s.)’e itaat etmeyen, yani yönettiği toplumu Allah’ın Kitabı ve Rasulullah’ın Sünneti kaynaklı İslâm’ın hükümleriyle yönetmeyen,  Allah’ın indirdiği hükümlerin hayata hâkim olmasını yasaklayan, hakkın yerine bâtılı egemen kılan yöneticilerine, reislerine, liderlerine, efendilerine, başkanlarına ve büyüklerine itaat eden, hayatı onların koyduğu yasalara göre düzenleyenler, daha dünyadayken bu derin gaflet uykusundan uyanmalı, üzerlerine serpilen ölü toprağını silkeleyip atmalı ve işgalci tağutlar tarafından sürüklenip atıldıkları cehâlet bataklığından kurtulmalıdırlar…
Bu yeniden dirilişin gerçekleşmesi için de, İslâm nûru ile aydınlanmış, Allah’ın lütfu ve yardımı ile hidayet bulmuş, tağutu bütün kurum ve kuruluşlarıyla reddetmiş, katıksız iman ederek, Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti  üzere salih ameller işleyen muvahhid mü’minlerin birer îhyâ eri olarak davet ve tebliğ görevlerini kuşanmaları gerekir!..
Cahiliyye düzenlerinin zalim ve tuğyan içinde olan yöneticileri tarafından derin gaflet uykusuna daldırılmış toplumları, ferd ferd uyarmak ve uyandırmak, onları hak ile tanıştırmak ve yaratılış gayelerine uygun hâle gelmelerine vesile olmak, davet görevini kuşanmış îhyâ erlerinin ânın vâcibi işi olduğu unutulmamalıdır… Ortamın olumsuz, şartların olgunsuz ve imkânların yetersiz oluşu, İslâm’ı tebliğ ve Allah’a davet hareketini durdurmamalı… Egemen zalim tağutların câhil bıraktığı mazlum ve muztaz’af insanlar, imkanlar dahilinde uyarılmalı, bilgilendirilmeli, cehaletleri giderilmeli, kendilerine cehâletten ve esaretten kurtuluş yolu gösterilip, kurtulmalarına yardımcı olunmalıdır!..
Sadece toprakları değil, beyinleri, kalbleri, ruhları ve bedenleri de işgal edilmiş, işgalci zalim tağutlar tarafından sömürülen mustaz’af toplumlar, düşürüldükleri cehâlet tuzağından dolayı içinde bulundukları kötü durumun farkında olmadıkları malumdur… Kendilerini maddi ve manevi sömüren zalim tağutların korkunç oyunlarına gelmiş kitleler, bâtılı hak olarak görüp kabul etmekte, kendilerini bu tuzaktan kurtarmaya çalışanları, onları bu belâdan alıkoymaya gayret edenleri, uyanmalarına vesile olmaya çaba gösterenleri, ”bölücüler, vatan hainleri, teröristler ve falanların ajanları” diye görmekte, fitne çıkarmakla suçlamaktadırlar… Çünkü onları sömürenler, uyanmalarını, bilmelerini, görmelerini, gerçekleri idrak edip şuurlanmalarını istemedikleri için, onları uyarmaya ve tuzaklardan kurtarmaya gayret edenleri böyle tanıtıyor, onlar da böyle zannediyorlar…
Bütün bu olumsuz şartlara rağmen, egemen zalim tağutların baskıları, eziyetleri, işkenceleri ve mahkûm edişleri, Tevhid ve ihyâ erlerini durdurmamalı, davet, irşâd ve tebliğ görevlerine devam etmelidirler… Bu görevlerini, Allah’ın izni ve yardımıyla sürdürenler, Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ’nın övdüğü muvahhid mü’min şahsiyetlerdir…
Rabbimiz Alla Azze ve Celle şöyle buyurur:
“Allah’a çağıran, salih amellerde bulunan ve : “Gerçekten ben Müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kimdir?
İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır. O zaman (görürsün ki,) seninle onun arasında bir düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir. 
Buna da, sabredenlerden başkası kavuşturulamaz. Ve buna, büyük bir pay sahibi olanlardan başkası da kavuşturulamaz. “16
“Öğüt alıp düşünen bir toplum için. “17
Âl-i İmrân, 3/32
Enbiya, 21/107
Nur, 24/52
Ahzab, 33/64-68
Ahmet Uzunoğlu, Açıklamalı diyanet İşleri Başkanlığı Mevzuatı, Ank. 1980, sh. 9, Dipnot : 1. İkinci baskı.
Kur’ân-ı Kerim ve Türkçe Anlamı, Hzr. Dr. Hüseyin Atay- Dr. Yaşar Kutluay, Ank. 1983, sh. 426 . Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları.    
Kur’ân-ı Kerim ve Açıklamalı Meâli, Hzr. Prof. Dr. Ali Özek, Vdğ. Yer ve Tarih Yok, sh.426. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları (Sabah Gazetesinin okurlarına armağanıdır).
Kur’ân Yolu- Türkçe Meâl ve Tefsir, Hzr. Prof. Dr. Hayreddin Karaman, vdğ. Ank. 2014, c. 4 sh. 403
Talat Koçyiğit, Kur’an-ı Kerim Meal ve Tefsiri, Ank. 2016, c.5 sh. 563. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları.
Sünen-i Tirmîzî, Kitabu Tefsiru’l- Kur’ân, B. 16, Hds. 3332. Ebu Nuaym el- Isbehânî, Hilyetü’l- Evliyâ ve Tabakâtü’l- Asfiyâ, çev.Hüseyin Yıldız, Vdğ. İst. 2015, c.10, sh. 616-617, hds. 4282-4285.
Beyhakî, Kitabü’z- Zühd, çev. Enbiya Yıldırım, İst. 2000, 
sh. 231, hds. 810.
İmam-ı A’zam Ebu Hanife, Müsned, çev. Muhammed Sa-
lim Köse, İst. T.y. sh.293, hds. 500/3.
Kudâî, Şihâbü’l- Ahbâr Tercümesi, çev. Prof. Dr. Ali Yardım, 
İst. 1999, sh. 136, Hds. 430.
Nûreddin el- Heysemî, Mecmau’z- Zevâîd, çev. Zekeriya 
Yıldız, İst. 2012, c. 18, sh. 87, Hds. 17940. Taberânî’den.
Yasin, 36/60-61.
Zümer, 39/17.
Casiye, 45/30.
İmam Mâlik, Muvatta’, Kitabu’l- Kader, Hds.3. 
Hâkim en-Nîsâbûrî, el- Müstedrek Ale’s- Sahîhayn, çev. M. 
Beşir Eryarsoy, İst. 2013, c. 1, sh. 470, Hds. 324.
Sahîh-i Müslim, Kitabu’l- İmâre, B. 8, Hds. 37.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l- Cihad, B. 39, Hds. 2861.
Sünen-i Nesaî, Kitabu’l – Biat, B. 39, Hds. 4174.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l Cihad, B. 28, Hds. 1758.
Fussilet, 41/33-35.
Nahl, 16/13.
  

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul