21 Ocak 2022 - Cuma

Şu anda buradasınız: / ALLAH (c.c.)’dan UZAKLAŞTIRAN NAMAZLAR!!!
ALLAH (c.c.)’dan UZAKLAŞTIRAN NAMAZLAR!!!

ALLAH (c.c.)’dan UZAKLAŞTIRAN NAMAZLAR!!! Seyfulislam ÇAPANOĞLU

Allah (c.c) kelamı olan Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır: “Sana Kitap’tan vahy edileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah’ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet) tir. Allah, yaptıklarınızı bilir.”1 Bu ayetin tefsiri sadedinde Rasulullah (s.a.s)’den zayıf olsa da şu hadis gelmektedir: “İbn Abbas dedi ki: Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: “Kimin namazı kendisini hayasızlıktan ve münkerden alıkoymuyorsa o namazı ile Allah’tan uzaklaşışı dışında hiçbir şeyini artırmış olmaz.”2 Tabi’nin değerli alimi İmam Hasan el-Basri (rh.a)’den de bu konuda şu nakletmiştir: “…Rasulullah (s.a.s) dedi ki: “Kim namaz kılar da bu namazı onu iyiliğe yönlendirmez ve kötülükten alıkoymazsa, ancak kendisini Allah’tan uzaklaştırmaya yarar.”3 Yine Hasan el-Basri (rh.a) den nakledilen zayıflığının tek nedeni irsal olan şu hadis de zikredelim: “…İsmail’den, o Bize el-Hasen bildirdi; dedi ki: “ Namaz fahşa’dan nehy eder” bu ayet indiğinde; Rasulullah (s.a.s) dedi ki: “Kim namaz kılar onun namazı onu fahşa’dan ve münkerden alıkoymazsa; onun Allah’dan uzaklığını artırmaktan başka bir şey yapmaz.”4 İmam Cessas (rh.a) Ahkamu’l-Kur’an’da bunu İmam Hasan el-Basri’ni sözü olarak şöyle nakletmiştir: “Hasan’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Namazı, kendisini hayasızlıktan ve kötülükten alıkoymayan kimse, Allah’tan daha da uzaklaşmış olur.”5 Bu hadis Abdullah ibn Mesud (r.a) sözü olarak ta şöyle kaydedilmiştir; İmam Suyuti ed-Durru’lMensur’da hadisi şöyle kaydetmiştir: “Said b. Mansur, Ahmed Zuhd’de, ibn Cerir, İbn Munzir, Taberani ve Beyhaki’nin bildirdiğine göre İbn Mes’ud: “Kimin namazı kendisine iyiliği emredip, kötülükten alıkoymuyorsa o namaz onu ancak Allah’dan uzaklaştırır”6 İmam İbn kesir (rh.a) bu konudaki hadis ve asarı zikrettikten sonra şunları söylemektedir: “Bütün bu rivayetlerden daha sahih olan İbn Mes’ud’dan, İbn Abbas’tan, Hasan-ı Basri’den, Katade’den, Ameş’den ve başkalarından nakledilmiş olan mevkuf rivayetlerdir. Allah en iyi bilendir”7 Bu sözlerden anlaşılacağı gibi bu sözlerin Rasulullah’a (s.a.s) ref edilmesini zayıf sahabe ve tabiin sözü olarak gelmesini sahih kabul etmişlerdir. İmam Kurtubi (rh.a) bu ayetin tefsirinde şunları kaydetmiştir: Âyet-i kerimenin tevili ile ilgili üçüncü bir görüş daha vardır ki; bu da muhakkiklerin beğendiği, sufi şeyhlerinin kabul ettiği ve müfessirlerinin zikrettiği bir görüştür. Buna göre “namazı dosdoğru kıl” buyruğundan kasıt, namazı devamlı kılmak ve namazın sınırlarına riâyet ederek, gereği gibi yerine getirmektir. Sonra da yüce Allah kendi tarafından vermiş olduğu bir hükmü haber vermekte ve namazın, namaz kılan ve namaza riayet eden kimseyi hayâsızlıktan ve münkerden alıkoyacağını bildirmektedir. Buna sebep ise namazda öğütleri de ihtiva eden Kur’ân tilâvetinin söz konusu olmasıdır. Namaz, namaz kılanın bütün bedenini çalıştırır. Namaz kılan kişi kıbleye yönelip de Seyfulislam Çapanoğlu ALLAH (c.c.)’dan UZAKLAŞTIRAN NAMAZLAR!!!  Rabbinin önünde huşu’ ve zilletle eğilip Rabbinin huzurunda bulunduğunu hatırlar, Rabbinin her halini görüp gözettiğini hatırlayacak olursa, bütün bunlar sebebiyle nefsi ıslah olur ve Rabbinin önünde zilletini arz eder. Yüce Allah’ın gözetimi altında olduğunu yakından hisseder, bunun heybeti de azaları üzerinde kendisini gösterir. Bu şekilde kıldığı bir namazdan daha aradan fazla bir vakit geçmeden yeni bir namazın gölgesi üzerine düşer, bu sefer öncekinden daha güzel bir hal ile bir başka namazı kılar. İşte bu husustaki haberlerin anlamı budur. Çünkü mü’minin namazının böyle olması gerekir. Derim ki: Özellikle kişi kendisine, bu onun son ameli olabilir, duygusunu kazandırabilirse, bu böyledir. Böylesi maksadı daha bir gerçekleştirici, isteğe daha bir ulaştırıcıdır. Çünkü ölümün sınırlı bir yaşı, özel bir zamanı, belli bir hastalığı yoktur ve bu hususta da hiçbir görüş ayrılığı bulunmamaktadır. Selefin bazılarından rivayet edildiğine göre namaza kalktı mı titrer, rengi sararırdı. Bu hususta ona sebep sorulunca, şu cevabı vermiş: Ben yüce Allah’ın huzurunda duruyorum. Dünya hükümdarları karşısında benim böyle davranmam uygun düşerken, ya bütün hükümdarların mutlak hakimi huzurunda nasıl davranabilirim? İşte böyle bir namaz hiç şüphesiz hayâsızlıktan ve münkerden alıkor. Kıldığı namaz- bizim namazımız gibi- fıkhı ölçüler içerisinde geçerli bir namazın ötesine gitmiyor; -bizim namazımız da, keşke fıkhi ölçüler içerisinde geçerli olabilecek kadar dahi olsa- namazda huşu›u, tezekkürü ve fazilete riayeti yoksa işte böyle bir namaz kişiyi nerede olursa bulunduğu o konumda bırakır. Eğer o kimse yüce Allah’tan kendisini uzaklaştıracak masiyetler yolunda bulunuyorsa, namazı bundan sonra da bu halini sürdürecek şekilde onu öylece bırakır. İşte İbn Mes’ud, İbn Abbas’tan rivayet edilen hadis ile el-Hasen ve el-A’meş’in; “Kimin kıldığı namaz kendisini hayâsızlıktan ve münkerden alıkoymazsa o namaz onu ancak Allah’tan uzaklaştırır’ şeklindeki sözleri buna göre yorumlanır. elHasen’in, bu hadisi Peygamber (s.a.s)’den mürsel olarak rivayeti de gelmiş olmakla birlikte, bunun senedi sahih değildir. İbn Atiyye dedi ki: Babam (Allah ondan razı olsun)›ı şöyle derken dinlemiştim: Eğer bizler bunun söylendiğini kabul edip bu sözün manasına bakılacak olursa, günahkâr kimsenin kıldığı namazın tıpkı bir masiyetmiş gibi, Allah’tan uzaklaştırdığını söylemek caiz olamaz. Bu ancak şu şekilde yorumlanabilir: Böyle bir namaz o kimseyi Allah’a yakınlaştırmak hususunda etkili olmaz. Onu, işlemiş olduğu hayâsızlık, münker ve Allah’tan uzak kalmayı gerektiren masiyetleri ve hâli üzere bırakır ve namaz böyle bir kimseyi önceden tutturmuş olduğu ve kendisini Allah’tan uzak bırakan yol üzerinde bırakır. Bu haliyle böyle bir namaz o kişiyi Allah’a uzaklıktan alıkoymayınca, sanki onu Allah’tan uzaklaştırmış gibi olur. İbn Mes’ud’a şöyle denilmiş: Filan kişi çok namaz kılıyor: O: Namaz ancak kendisine itaat edenlere fayda verir, diye karşılık vermiş. Derim ki: Özetle söylenecek olursa “onun namazı o kimseyi ancak Allah’tan uzaklaştırır; böyle bir namaz ancak o kimseye Allah’ın gazabını arttırır” şeklinde gelen ifadeler şuna işaret etmektedir: Hayâsızlık ve münkeri işleyen kimsenin kıldığı namazın kıymeti yoktur. Buna sebebi ise masiyetlerin o kimse üzerindeki baskın etkisidir. Bunun emir manasına haber kipinde ifade olduğu da söylenmiştir. Yani namaz kılan kimse hayâsızlıktan ve münkerden uzak dursun. Yoksa bizatihi namaz alıkoymaz, ancak bu işten vazgeçmeye bir sebeptir. Bu da yüce Allah’ın şu buyruklarına benzemektedir: “İşte bu, size hakkı söyleyen kitabımızdır.” (el-Câsiye, 45/29); “Yoksa Biz onlara kesin bir delil indirdik de onlara ona ortak koşmalarını bu mu söylüyor?” (er-Rum, 30/35)”8 Bu güzel açıklamalardan sonra sorulması gereken şey şudur: “Namaz nedir?” Bu sorunun cevabı tamamlanmış dinde mevcuttur. Rasulullah (s.a.s)’ın şu hadisini okuyalım: “İbn Abbas der ki: Rasulullah (s.a.s): “İnsanın her bir organı için günlük namazı vardır.” Buyurdu. Oradakilerden bir adam: “Bize emredilenler içinde en ağırı bu!” deyince, Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurdu: “İyiliği emredip kötülükten sakındırman bir namazdır. Zayıf olana yardım etmen bir namazdır. Yoldan eziyet verecek bir şeyi kaldırman namazdır. Namaza giderken atacağın her bir adım da bir namazdır.”9 İsnad olarak hasen metin olarak sahih olarak ifade edilen bu hadisten anlaşılan namazın hayatın bütün alanlarına yayıldığıdır. Allah’ın Kanunlarında (yani Şeriatında) Rasulullah (s.a.s) tarafından özel hareketleri ve duaları bildirilen hareket bütünlüğünün yanında namaz hayatın kendisidir. Madem ki namaz iyiliği emr kötülükten nehy etmektir. O zaman Allah (c.c)’ın iyilik tarifine bakıp ona göre şekillenmek esastır. Allah (c.c) kelamı olan Kur’an’da şöyle buyurmaktadır: “Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerin de ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler (in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve muttaki olanlar da bunlardır.”10 Ayetin zahir manasından anlaşılan iyiliğin başı ve ondan sonra iyilik adı altında sayılanların kabulü imandan geçer. O zaman iyiliğe başlayan önce kendi için bir iyilikte bulunsun ve Allah’ın (c.c) istediği gibi bir şekilde ona iman etsin. Dikkat ederseniz ayetin kendi içinde İyilikler zikredilirken iman ilkelerinden sonra yedi özellik sayıldıktan sonra “namazı dosdoğru kılan” ifadesi yer almaktadır. Bundan dolayı en büyük iyilik İman etmektir. Hayrın hepsini içinde barındırır. İşte İyiliği emr etmek, kötülükten alıkoymak bir iyilikse iyiliğin başı Allah’a iman etmektir, O’nun (c.c) istediği ölçülerde… İmanın kelimelerini söylemek, insanlar nezdinde Müslüman görünmek Kelime-i tevhidin dille ifadesine bağlıdır. Dille ifade edilen bu hakikate ters bir davranışı görünmeyen kişi insanlar nezdinde Müslümandır. Ama kalbinde gizlediklerini Allah bilir , biz yalnızca zahire göre hükmetmekle emr olunduk. İman kelimesini söyleyip hakkı ile onu dünya istek ve arzularından koruyanın imanını Allah (c.c) kabul eder. Eğer iman kelimesi dünya makam ve mevkilerine, şehvetlerine kurban edilirse Allah (c.c) indinde kabul edilmeyecek bir iman söz konusu olur. Bu konuda Rasulullah (s.a.s) şunları beyan etmektedir: “İnsanlar dünyalık ticareti dinlerine tercih etmedikleri sürece, “la ilahe illallah” sözü onları Allah’ın öfkesinden korumaya devam eder. Dünyalık ticareti dinlerine tercih ettikleri zaman “la ilahe illallah” sözünü söylediklerinde, Cenab-ı Hak onlar için, “Yalan söylüyorsunuz” buyurur.”11 Hadisin zahir manasından anlaşılan odur ki insanlar Allah’a iman etme iddasında bulundukları halde dünya sevgisinin imanlarının önüne geçirdiklerinde Allah (c.c) onların bu iman iddialarını kabul etmeyecek… Onların iman iddialarının yalan olduğunu söyleyecek... İman gibi değerli bir şeyi kaybetmek dünya ve ahirette iyiliği kaybetmektir. Bundan dolayı bizim zanlarımızla Allah indindeki hükmün bir olmadığı da ortaya çıkmış olmaktadır. Allah (c.c) imanlarımızı kabul etmeyip yüzümüze atarsa ne yaparız?! O zaman namaz kılmaktan daha önemli olan hatta namazın yerini bulması için gerekli olan ilk farziyet iman olduğuna göre Allah’ın istediği ölçülerde bizim iman zannettiğimiz şeylerden uzak bir iman hepimize lazımdır. Bu da Allah’ın Kitabı ve Rasulullah (s.a.s) iman gösterdiği şeyleri şartsız yerine getirmekle olur. “Andolsun, biz her ümmete: “Allah’a kulluk edin ve tağuttan kaçının” (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün.” 12 “Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah’a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir.”13 Allah’a iman tağutu reddetmekten geçer. İmam Taberi (rh.a) Tağutu şöyle izah eder: “Allah’a karşı isyan edip, ya zorlamayla veya isteyerek kendisine tapanların, Allah’tan ğayri taptığı her isyankardır. Bu tapılan ister insan olsun, ister put olsun eşittir.”14 İbn Kayyim (rh.a) şöyle izah etmektedir: “ tağut”, haddini aşan her türlü put, önder ve itaat edilen amirdir. Her kavmin tağutu, Allah ve Rasulunun dışında kendi hakemliğine müracaat edilen, Allah dışında ibadet edilen, Allah’dan bir yol gösterme olmadan kendisine tabi olunan, insanların bilmedikleri konularda kendisine itaat etmeyi, Allah’a itaat kabul ettikleri kimselerdir.”15 Namaz kılan ama namazı kendisini Allah’ın kurallarına uymaya götürmeyen, Allah (c.c) dininden başka bir din ve ideoloji kabul eden, devlet yönetmede Allah ve Rasulunun sözünü hiç takmayan onları kaile almayan, 2000 senelik köy yönetimi olan demokrasiyi yaşam biçimi kabul eden, 350 kusur senelik Fransız ürünü laikliği kabul eden, 200 kusur senelik kominizmi Allah ve Rasulunun yönetimine karşı tercih eden sonra namaz kılanlar tağuttur… Çünkü Allah indinde insanın yaşayış, devletin yönetim usulü İslam’dır. Ondan başkalarının usulleri Tağuti, isyankar, Allah’a ve Rasulune kafa tutan, Allah ve Rasulunu bilmemezlikle suçlayan yönetimlerdir… Böylesi bir yönetimde ki adamın kıldığı namaz onun için egzersizden başka bir şey olamaz… Kıldığı namazın onu Allah’a yaklaştıracağını mı sanıyor; bu onu Allah’tan daha da uzaklaştırır. Eğer namazı Allah’ın emri olduğu için kıldığını söylüyorsa elbette yeryüzünde devlet yönetimi ve insanlar arasındaki davalardaki hükümlerde Allah (c.c) bir emri gereği uygulanmalı. Yönetimde Allah’tan uzak, cami de Allah’asözüm ona- yakın… Nerde böyle bir din ?! Daha dünyada iken Allah’a yakınlığını onun yaşayış tarzına göre ayarlamıyorsan, ahirette yakın olacağını kim söyledi ?!.. Sen Allah’a bir karış yaklaşırsan Allah sana bir zira yaklaşır; unutma! Ama sen dünya tercihlerinle Allah’dan uzaklaşırsan Allah senden ne kadar uzaklaşır hiç düşündün mü?! Münafıkları unuttuğu gibi hakkıyla namaz kılmayanları Allah sakın unutuvermesin?! Neticede namaz eğer iyiliği emr etmek ise iyiliğin en büyüğü Allah (c.c) dünya hayatının hakimi, ahiret hayatının hakimi kabul etmek ve o doğrultuda onu söyledikleriyle amel etmektir. Eğer kıldığımız namazlar bizi kötülüklerden alıkoymuyorsa; o namaz namaz değildir. Şeklen kılıp görevimizi yerine getirdiğimizi savunmak; aldanmaktır. Namaz kılan kişi alış verişlerinde Allah (c.c) kaideleri üzere ticaret ve alış veriş yapmıyorsa, kıldığı namaz namaz değildir. Çünkü namazı ona emreden Allah (c.c) onun ticaretinde, faizden, aldatmadan da kaçınmasını da ona farz kılmıştır. Allah (c.c) kelamı olan Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Faiz (riba) yiyenler, ancak şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi, çarpılmış olmaktan başka (bir tarzda) kalkmazlar. Bu, onların: “Alım-satım da ancak faiz gibidir” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faize) bir son verirse, artık geçmişi kendisine, işi de Allah’a aittir. Kim (faize) geri dönerse, artık onlar ateşin halkıdır, orada sürekli kalacaklardır.”16 Ceplerinde her bankanın kartını taşıyanlar, o kartlar ceplerinde iken namaza duranlar sizce Allah’a yaklaşmış mı yoksa uzaklaşmış mı olurlar ?! Allah (c.c) bu günah için şunu diyor: “Ey iman edenler, Allah’tan sakının ve eğer inanmışsanız, faizden artakalanı bırakın. Şayet böyle yapmazsanız, Allah’a ve Resulüne karşı savaş açtığınızı bilin. Eğer tevbe ederseniz, artık sermayeleriniz sizindir. (Böylece) Ne zulmetmiş olursunuz, ne zulme uğratılmış olursunuz.”17 Ayete geçen “Allah’a ve Rasulune savaş açtığınızı bilin” ifadesiyle Allah için ibadet sayılan namazı bir araya getirmek mümkün mü ?! Savaş açtığın Allah’ın önünde niye boyun eğesin?! Onun Rasulunun ticaret kaidelerine nasıl tabi olursun?! Çünkü sen bunları tanımadığını ve savaş açtığını söylemişsin!!! Müslüman olduğu iddiasıyla bankalarda çalışan Allah’a ve Rasulune savaş açan şahsiyetlerin namaz kılmaları onları Allah’a yaklaştırır mı? Hayır! Çünkü kazanmayacağın bir savaşın savaşçısı olarak hem bu dünya da hem ahirette Allah (c.c)’dan uzaklaşmışsındır. Bu sebepten dolayı o kıldığın namaz seni Allah’a yaklaştırmaz… Yalnız bankada çalışanlar mı?! Hayır hepimiz, eğer ticaret kaidelerimiz Allah’ın ve Rasulunun ölçüsünce işlemiyorsa, ticaretimizde faiz, haram, aldatma varsa, kıldığımız namaz bizi düzeltmiyor demektir. Ama bahanelerimiz hazır değil mi? Zaman böyle. Eğer sizin dediğiniz gibi ticaret yaparsak iflas eder, batarız. O zaman şu ayetleri beraber düşünüp iman tazeleyelim: “De ki: “Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah’tan, O’nun Resûlü’nden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez.”18 Allah’ın kurallarınca ticaret etmek, yani hakkın olmayan faizli haram parayı almayacaksın, aldatmayacaksın, fahiş fiyat uygulamayacaksın, karaborsacılık yapmayacaksın şeklinde kurallara uymak ticarette seni zarara uğratacaksa o zaman Allah’ın kurallarını bir tarafa bırakacak dünyanın şu anki ticaret kurallarına uyacaksın…Çalacaksın, faiz alacaksın, aldatacaksın, helal-haram tanımayacaksın; işte o zaman çok kazanırsın…Dünyalık olarak … Sonra bu işlerden fırsat bulur da Allah için namaz kılmaya yönelirsen hangi yüzle Allah’a yalvaracaksın? Yalvarsan duan duyulacak mı? Rasulullah (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Ebu Hureyre’den: Rasululah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki Allah’u Teala Rasullere emrettiğini mu’minlere de emretmiş ve şöyle buyurmuştur: “Ey Rasuller, helal şeylerden yiyin ve salih amel işleyin. Ve şöyle buyurmuştur: “Ey İman edenler size verdiğimiz rızıklardan helal olanlardan yiyin.” Sonra o uzun sefere çıkmış ve saçı başı dağılıp toz toprak olmuş ve ellerini açarak: “Ya Rabbi, Ya Rabbi” diyen, yediği haram, içtiği haram ve giydiği haram olan bir adamı zikretti. Sonra da: “Böylesi bir adamın duasına nasıl icabet edilsin.” Buyurdu.”19 Bazı hadislerde bu kişinin Hacca giden birisi olduğu ifade edilmiştir. Peki siz söyleyin böylesinin duasına nasıl icabet olunsun? İbn Abbas (r.a)’ın naklettiği hadiste “zayıf olana yardım etmen bir namazdır” deniliyordu. Demek ki hayatını namazlaştıranlar mazlumların yanında, zalimlerin karşısındadırlar. Onlara hiçbir şekilde meyilleri yoktur. Allah (c.c) zalimlere meyl etme konusunda bizleri uyararak şunları ifade etmektedir: “Zulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka velileriniz yoktur, sonra yardım göremezsiniz.”20 En büyük zülm Allah’a ortak koşmak, yani onun hakkı olan bir özelliği başkasına vermektir. Allah Rezzak iken patronunu Rezzak kabul etmek, Allah kuvvet sahibi iken mutlak güç sahibi olarak parayı, makamı veya devleti görmek ve göstermekte bir zülümdür. Lokman (a.s) oğluna şöyle diyor: “Hani Lukman oğluna -öğüt vererek- demişti ki; «Ey oğlum, Allah›a şirk koşma. Şüphesiz şirk, gerçekten büyük bir zulümdür.»21 Kişi önce kendine bir yardım yapacak ve Allah’a hiçbir şeyi şirk koşmayacak, bu büyük zulmü kendisinden savacak. Sonra çevresinde ki kişilerden bunu savmaya çalışacak. Allah’ın indirdikleri ile hükm etmemekte bir zulumdur; Allah (c.c) şöyle buyuruyor: “Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, zalim olanlardır.”22 Allah’ın indirdikleriyle hüküm etmemek bir zulum ise orada mutlak bu zulümden dolayı ezilmiş kişiler bulunacaktır. İşte bu zalimlerin zulmuna uğramış zayıf insanların hakkını savunmak, onları Allah’ın adaleti gereği savunmak, onlara yardım etmek bir namazdır. Rasulullah (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Dikkat ediniz! Gerçekten vallahi siz, ya iyiliği emreder, kötülükten menedersiniz, zalimin elinden tutup onu hakka döndürürsünüz ve onu hak üzere tutarsınız ya da Allah, bazınızın kalbini bazılarınınkine karıştırır, sonra da onlara lanet ettiği gibi sizede lanet eder.”23 Rasulullah (s.a.s) başka bir sözünde: “Şüphesiz insanlar zulmü gördüklerin zaman, güçleri yettiği halde ona mani olmazlarsa, Allah’ın azabının hepsi üzerine inmesi pek yakındır.”24 Eğer bu zulme uğramışlara yardım edemiyorsak bile şu hadisi hatırlatmalıyız zalimlere: “…Ebu Hureyre (r.a)’den rivayet edilmiştir: dedi ki: Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: “Üç dua mustecab ve onlar(ın mustecab olduğun)da şüphe yoktur: Mazlumun duası, misafirin duası ve babanın evladına duası.”25 Namaza giderken attığın her adım namazdır. İşğale uğramış İslam topraklarında mescidlerin işğal altında olduğuna mı yoksa zihinlerin işgal edildiğine mi yanalım? Her ikisi de bir birinden daha acıdır. Malesef…İslam’ın hakim olduğu, yönetimde Allah’ın sözünün geçtiği yerlerde mescitlerimize adım atmak gerçekten bir namazdır. Allah’ın hükümlerini mescitlere hapis eden laikler sözde dine müdahale etmeyeceklerdi, ama dinin anlaşılmasının engellenmesi, Allah’ın hükümlerinin-o da bir kısmının hepsinin de değil- camiye hapis edilmesi için harekete geçmiş ve zihinleri işgale uğramış cemaatlere daha ne istiyorsunuz ibadet için camileriniz açık, istediğiniz kadar ibadet edin… Ama Allah’ın ve Rasulunun hükümleri camiden dışarı çıkmasın seninle adımladığın ev ve cami arasında kalsın… Tabii bu halde de insanları bırakmazlar, inançlarını ellerinden aldıkları camii ile ev arasına sıkıştırdıkları bu insanlara gerçek İslam’a yönelmemeleri için, hutbelerinde durmadan telkinler, İslam kanunlarının kötülenmesi ama bunların ustaca yapılması da cabası… Hutbelerinde en iyi yönetim şeklinin Cumhuriyet olduğunun ilanı ve sözüm ona Müslüman olanlarında buna ses çıkarmadan dinlemeleri… Eğer gerçekten bir iman kalblerinde taşıyorlarsa endişelensinler, çünkü Laik devletin yaptığı bu tebliğleri ses çıkarmadan dinlemek insanın imanını götürür…. Geriye yalnız bir takım hareketleri yaptığım boş bir mekan kalır. Adımlarımızın namaz olması namazlarımızı kıldığımız yerlerin işğalden kurtarılmasına bağlıdır. Bu sessiz cemaatin halini Rasulullah (s.a.s)’nin ashabından öğrenelim: “…Abdullah ibn Ömer ‘den dedi ki: İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki mescidde toplanacaklar (ancak)onların içinde bir (tane) mu’min olmayacak.”26 “…Abdullah İbn Ömer dedi ki: Yemin olsun ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki onlar mescidlerinde toplanıp Kur’an okuyacaklar (fakat) onların içinde bir (tane) mu’min yoktur.”27 Bu eserlerdeki gerçek bu gün o kadar gün yüzüne çıkmıştır ki, İslam camiye sıkıştırılmıştır. Camide okuduğun Kur’an-ın istediği bir yaşam tarzını camiden çıktıktan sonra arkanda bırakmışsındır. Kur’an Allah ve Rasulu bir işe hükmettiği zaman mu’min erkek ve kadınların seçme hakları yoktur, derken Allah devletin Allah’ın indirdiği kanunlara göre yönetilmesini, insanlar arasında hükmederken adaletle yani İslam’la hükmetmeyi emrederken akabinde bu kanunlar güzel sesli hocalar tarafından mescidleri inletirken, bu ses o caminin dört duvarını aşamamaktadır…Bunun yerine Allah ve Rasulunun razı olmadığı laiklik, demokrasi vb. insan kaynaklı düşünceler Allah’ın kullarının hayatını düzenlemektedir. İşin garibi camii de Allah’ın kitabını okuyanlar, caminin dışında hayata Kur’an hakim olmasın diye demokratik seçimlere ve dini geçim aracı yapmış politikacıların birkaç kelamında Allah demelerine, Rasulullah (s.a.s) adını zikretmelerine kanmakta ve Allah ve Rasulunun hayata hakimiyetinin yine Allah ve Rasulunun reddettiği demokrasiyle geleceğine iman etmektedirler… İşte camiilerdeki durum bu olunca Kur’an ve sünnetteki gerçek mu’mini orada bulmak en azından şimdilik mümkün değildir. Çünkü Okudukları Kur’an’ın onlara ne dediğini anlamamışlar, anlamak için akıllarını çalıştırmamışlardır. Onlar yalnız ibadet olarak Kur’an’ı okumayı almışlardır…Yalnız okunan bir Kur’an da hiçbir zaman kişinin hayatını şekillendirmez, onun yaşam tarzı olamaz. Halbuki Kur’an bir amel kitabıdır. Ne yazık ki bugün iki yerde hükümlerinin okunmasına ve kısmı yaşanmasına izin vardır, Camii de ve mezarlıkta… Demokratların imanı Kur’an’a iman edenlerinkinden daha samimi, çünkü onlar Anayasalarını hiçbir zaman uygulamaktan vaz geçmezler. Onlar Anayasalarının yalnız okunmasına, hükümsüz bırakılmasına razı olmazlar. Anayasanın hayata hakim olması için ne gerekirse yaparlar. Müslümanlar ise dünya ve ahiretlerinin kurtuluş kitabının hayata hakim olması bir yana yalnız camiler de oda anlaşılmasa da okunmasına razı olmuşlardır…Allah’dan korkanlara yol gösteren kitab, yol göstermesine yol gösteriyor da o yola koyulup gereğini yapanlar nerede… Rasulullah (s.a.s) Namaz mu’minin Allah’a yaklaşmasıdır.28 buyurdu. Allah’ın emirlerini yapmadan, yasakladıklarından kaçmadan kılınan bir namaz, bizi Allah’a yaklaştırmadığı gibi daha da uzaklaştırır. O zaman iyiliği emr, kötülüğü nehy eden bir yapıyı kendimize karekter yapıp bu şekilde kılacağımız namazlarla Allah’a yaklaşalım…

1. ( Ankebut 29/45) 2. (İbn Kesir Tefsiri (8/341) Polen y. & İbn Ebi Hatim Tefsir (9/3066) Hdsno: 17340 =Cevamiu’l-Kelimde hadis için: “ İsnadı zayıftır. Onda Leys b. Ebi Selim el-Kureşi vardır. O daifu’l-hadistir.” denilmiştir. & Taberani Mu’cemu’l-Kebir (11/54) hdsno: 11025 Ravi Leys’den dolayı zayıftır. & Musnedu’ş-Şihab (1/305-6) Hdsno: 509 = Ravi Leys’den dolayı zayıftır. &İmam Suyuti ed-Durru’l-Mensur (11/ 526) Ocak y.) 3. (İmam Beyhaki Şuabu’l-İman (4/20) Bab: 21 Hdsno: 2992 = İsnadı kuvvetli değildir ve mursel hadistir.” denilmiştir.  Ocak y. & Cevamiu’l-Kelimde: “İsnadı zayıftır. Onda irsal vardır. Birde onda Ahmed b. Abdulcebbar el-Utaridi vardır. O daifu’l-Hadistir.” denilmiştir.) 4. (İbn Arabi Mu’cem (3/926) Hdsno: 1954= Cevamiu’lKelimde: “Onda irsal olduğundan isnadı zayıftır.” Denilmiştir. Not: Bu hadisin ravileri sika ve sadikiynlerden oluşmaktadır. Dolayısıyla mursel hadisi kabul eden her mezheb için delildir. Lakin Hasan Basri (rh.a) mursellerine temkinli yaklaşılmıştır.) 5. (İmam Cessas Ahkamu’l-Kur’an (8/150) İ’tisam y. & İmam İbn Cerir et-Taberi Tefsir (18/410) Katade ve Hasan (rh.a) den, aynı lafızlarla. & Tahricu Ehadisu İhyau Ulumu’dDin (1/338) Hafız İraki dedi ki: Ali b. Ma’bed et-Taat ve’lMasiyet kitabında Hasan’dan hadisi mursel sahih bir isnadla rivayet etti.” Daru’l-Asime bsk.) 6. (İmam Suyuti ed-Durru’l-Mensur (11/527) Ocak y. & İmam Ahmed b. Hanbel Kitabu’z-Zuhd (1/233) Hdsno: 871 İz y. & İbn Cerir et-Taberi Tefsir ( 18/409) Turki tahkiki. & İmam Beyhaki Şuabu’l-İman (4/21) bab: 21 hdsno: 2994 Ravileri güvenilirdir; denilmiştir” Ocak y. & Sunenu Said b. Mansur (6/27) Ankebut Suresi tefsiri Hdsno: 1705 = Senedindeki ricali sikattır; lakin Ameş Mudellestir….” denilmiştir. & İmam Ebu Davud es-Sicistani Kitabu’zZuhd (sf/135) Hdsno: 134 =”Ricali sikat” denilmiştir.& İmam Heysemi Mecmu’z-Zevaid (2/531) K. Salat bab: 289 hdsno: 3558 = Taberani Kebir’de rivayet etmiştir. Ricali Sahihin ricalidir.” demiştir. &Tahricu Ahadisu İhyau Ulumu’d-Din (1/338) Hdsno: 386 Hafız Iraki (rh.a) hadis için: “İsnadı sahih” demiştir.) 7. (İbn Kesir Tefsiri (8/342) polen y.) 8. (İmam Kurtubi Camiu Li Ahkami’l-Kur’an (13/407-8) çev: M. Beşir Eyarsoy Buruc y.) 9. (Salih Ahmed eş-Şami Hadis Hazinesi (11/275) Ahlak ve Edeb bab:- Hdsno: 2090 & İbn Huzeyme Sahih (2/376-7) K. İmameti fi’s-Salat Bab: 22 hdsno: 1497 & İbn Huzeyme Sahih (3/26-7) K. İmametu fi’s-Salat Bab: 22 hdsno: 1497 Dr. Mahir Yasin Fahl hadis için: “İsnadı zayıftır. Semek’in özellikle İkrime’den rivayetinde ızdırab vardır. Ancak şahidleriyle birlikte metni sahihtir.” demiştir. & Hannad Kitabu’z-Zuhd (sf/539) Hdsno: 1084 Cevamiu’l-Kelimde: İsnadı hasen, ricali Muslim’in ricalidir.” denilmiştir. & Mervezi Ta’zimu Kadri’s-Salat (sf/378) Hdsno: 806 Nesaim y. = Cevamiu’l-Kelimde: “isnadı hasen” denilmiştir.”) 10. (Bakara 2/177) 11. (İbn Receb el-Hanbeli Camiu’l-Ulum ve’l-Hikem (2/115) çev: Ali Kaya Semerkend y. & İbn Receb el-Hanbeli Camiu’l-Ulum ve’l-Hikem (1/541-2) çev: İshak Doğan İ’tisam y. & Heysemi Keşfu’l-Estar (3/238-9) K. Zuhd Bab:- Hdsno: 3619 & Heysemi Mecmau’z-Zevaid (7/544) K. Fiten bab:32 Hdsno: 12188 = Ebu Ya’la rivayet etmiştir ve isnadı hasendir.” demiştir. & Heysemi Mecmau’z-Zevaid (7/277) K. Fiten bab:- Hdsno: - = Bezzar rivayet etmiştir ve isnadı hasendir.” Demiştir. Tahkik: Hasan Kuddusi Dar Kutubu’l-Arabi baskısı. Burada hadisi Bezzar (rh.a) rivayet ettiği zikredilmiştir. Diğerlerinde ise Ebu Ya’la elMavsili kaynak gösterilmiştir. & Ebu Ya’la el-Mavsili Musned (7/95) Hdsno: 4034 Huseyin Selim Esed hadis için: İsnadı cidden zayıftır…” demiştir. & İbn Hacer Askalani Metalibu’l-Aliye (13/662) K. Rikak bab:- 2 hdsno: 3285 = hadisin bu isnadı zayıftır… & İbn Ebi Asım Kitabu’z-Zuhd (sf/315) Hdsno: 288 Beka y. İsnadı zayıftır. & Heysemi Maksadu’l-Ali (4/474) K. Zuhd bab: 1078 Hdsno: 1970 =İsnadı cidden zayıf denilmiştir.& İmam Busuri İthafu’lHayre (8/362) K. Zikr bab:33 hdsno: 8215 & İbn Ebi’dDunya Kulliyatı Ukubat/ilahi cezalar (8/133-4) Hdsno: 6 Ocak y. & Deylemi Musnedu’l-Firdevs (5/7) Hdsno: 7276 & Beyhaki Şuabu’l-İman (13/100-1) Hdsno: 10015 İsnadı zayıf denilmiştir. Mektebetu’r-Ruşd bsk. & eş-Şeceri Kitabu’l-Emali (1/20) Hdsno: 38 İsnadı zayıf. & İbnu’lBena el-Bağdadi Fadailu’t-Tahlil (sf/33) hdsno:3 İsnadı zayıf & Hakim et-Tirmizi Nevadiru’l-Usul (3/421) hdsno: 1084 Nureddin Boyacılar hadis için: “Cidden zayıf” demiştir. & Ali el-Muttaki Kenzu’l-Ummal (1/185) İman ve İslam Kitabı bab:- hdsno: 224 Hakim et-Tirmizi’den. & Ebu Nuaym İsbahani Marifetu’s-Sahabe (4/118) Trcno: 2443 Hdsno: 5761 Kays b. Abduluzza (r.a)’dan = Senedinde Haccac b. Nusayr vardır; o daifu’l-hadistir.” denilmiştir.& İbn Ebi Hatim Kitabu’l-İlel (5/125) Hdsno: 1857 = Babamı şöyle derken işittim: Bu (Huseyin b. Esved senedi) hatadır. Bu ancak Ebu Suheyl Amcası Enes b. Malik’den O da Nebi (s.a.s) mursel olarak gelmiştir.”& İmam Darekutni Kitabu’l-Efrad (1/249) hdsno: 1282 & Tahricu Ahadisu İhyau Ulumu’d-Din (2/1031) Hdsno: 1485 Hafız İraki dedi ki: Ebu Ya’la ve Beyhaki “eş-Şuab’da hadisi Enes’den zayıf bir isnadla rivayet etmişlerdir…” demiştir. & İmam Gazali İhyau Ulumu’d-Din (2/199) çev: Ahmed Serdaroğlu Bedir y. & İmam Suyuti ed-Durru’l-Mensur (15/374) Ala suresi tefsirinde. & İbn Adi el-Kamil (6/38) Daru Kutubu’l-İlmiyye bsk.& Ukayli ed-Duafau’l-Kebir (2/698) Ebu Hureyre (r.a) ve Hasan el-Basri (rh.a) mursel olarak. Mektebutu’l-İlmiyye bsk. & Bu hadisin şahidi konumunda Aişe, Ebu Hureyre, Zeyd b. Erkam, Abdullah b. Ömer (r.anhum)’dan gelmektedir. Bunlarında senedleri cidden zayıf olan hadislerdir. Lakin İmam Heysemi (rh.a) hadise verdiği hasen hükmü ile bu hadisin bir aslının olduğunu isbatlar.) 12. Nahl 16/36 13. ( Bakara 2/256) 14. (Ahmed el-Kattan – Muhammed ez-Zeyn Tağut (Sf/15) çev: Kasım Yalçın Esra y. Konya) 15. (İlamu’l-Muvakkiin (1/75) çev: Pehlül Düzenli Pınar y.) 16. ( Bakara 2/275) 17. (Bakara 2/278-9) 18. (Tevbe 9/24) 19. (Abdullah ibn Mubarek Kitabu’z-Zuhd (sf/136) Hdsno: 456 İ’tisam y.) 20. (Hud 11/113) 21. (Lukman 31/13) 22. (Maide 5/45) 23. (Ebu Davud (14/487) K. Melahim bab:17 hdsno: 4336) 24. (Ebu Davud (14/490)K. Melahim Bab: 17 hdsno: 4338) 25. (Tirmizi (3/354)Birr ve’s-Sila bab:7 Hdsno: 1970 İsandı hasendir. & Beyhaki Şuabu’l-İman (7/462) Hdsno:7513 İsnadı hasendir.) 26. (Veki b. Cerah Kitabu’z-Zuhd (2/533) Hdsno: 271 Tahkikinde ricalinin sikat olduğu belirtilmiştir. Tahkik Abdurrahman Abdulcebbar el-Feryavai 2.bsm. 1994/1415 Daru’l-Samiiy Suudi Arabistan. &Deylemi Musnedu’lFirdevs (5/441) Hdsno: 8680 & Hakim Mustedrek (sf/1589) K. Melahim bab: 3486 Hdsno: 8414 Daru’lEfkaru’d-Devliyye bsk. İsnadı hasendir. Abdullah b. Amr (r.a)’dan & Acuri eş-Şeria(1/357-8) Bab: 24 hdsno: 2336- 7-8 Abdullah b. Amr (r.a)’dan. & Kenzu’l-Ummal (11/77) Hdsno: 31106 İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki onlar mescidlerde toplanıp namaz kılarlar (ancak) onların içinde bir (tane) mu’min yoktur.” Abdullah ibn Ömer (r.a)’dan & Muhammed b. Hasen el-Feryabi Sıfatu’n-Nifak ve Zemmu’l-Munafikun (sf/68) hdsno:116-7 Abdullah b. Amr (r.a)’dan) 27. (Ebu Bekr el-Hallal es-Sunne (5/59) Hdsno: 1609 İsnadı sahihtir.) 28. (İmam Suyuti Camiu’s-Sağir (1/441) Hdsno:1001 zayıf denilmiştir. Ocak y)

Yazar:
Seyfulislam ÇAPANOĞLU
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul