22 Mayıs 2022 - Pazar

Şu anda buradasınız: / MODERNİTE BİZİM NEYİMİZ OLUR?
MODERNİTE BİZİM NEYİMİZ OLUR?

MODERNİTE BİZİM NEYİMİZ OLUR? İlhami Pınar

 

Osmanlı toplumunda modernleşme çabası, toplumun kendi talebiyle değil, devletin ve belirli seçkin kişilerin yöntem ve uygulamalarıyla ortaya çıkmıştır. 19. yüzyılda Osmanlı toplumunun Tanzimat sonrası yeniden inşasında modern hareketlere öncülük edenler, günümüzde ‘yapısal reform’ denilebilecek eğitimin çağdaşlaşması, sağlam temelli bir hukuk düzeni, ordunun yeniden inşası gibi konulara ağırlık vermişlerdir. 
İslâm, her bir Müslüman için Allah tarafından vahyedilmiş bir dindir. Bu, bütün Müslümanların kabul ettiği bir gerçektir. Ve de İslâm’ın herhangi bir şekilde zamanla, zeminle, tarihsel olgularla değişebileceğine ilişkin bir tasavvur her Müslüman›ı incitir. Dolayısıyla, genel kanaat, İslâm’ın modernleşmesinin ya da İslâm üzerine herhangi bir sıfatı kabul etme konusunun endişe verici olarak görülmektedir.
Modernizm derken, Batı’nın Rönesans, Reform, Aydınlanma gibi süreçlerden geçerek geldiği dönemde ortaya konulan varlık tasavvurunu, din ve dünya telakkisini, bunların oluşturduğu fikir ve değerler sistemini kast ediyoruz. Bu sistemin merkezinde Batılı insan vardır. Onun, dini dışlayan, insandan başka otorite kabul etmeyen, nesneler âlemi dışında bir hakikat bulunmadığını iddia eden pozitivist, rasyonalist, seküler düşüncesini kast ediyoruz.
 Elbette Batılı insana mahsus bu değerler sistemi, Batı’nın ekonomik, askerî, teknolojik… alanlardaki baskın konumu sebebiyle İslâm âleminde de etkili olmuş, Müslümanların Batı’nın geldiği bu noktayı özümsemeleri sonucu İslâm Dünyası’nda bir çözülme ve Batılılaşma süreci başlamıştır. “Batı, geldiği bu noktaya Protestan din anlayışı sayesinde gelmiştir. Dolayısıyla biz de ancak eski/klasik din anlayışımızı terk ederek bu noktayı yakalayabiliriz” şeklindeki bir düşünce hasıl olmuştur.
Modernitenin getirmiş olduğu din algısı hepimize bir miktar bulaştı. Ekonomiye bakışımızda, dünya yaşantımızda, kısaca hayatın her alanında kendisini ortaya koyuyor. İmanımızda, algılarımızda, bilgi seviyemizde sorun var. Bilindiği gibi, modernleşme, Cumhuriyetle birlikte başlayan bir süreç değildir. Cumhuriyetle başlayan olgu bize, belki modernleşme konusundaki radikalizmi gösterir. Aslında modernleşme, Osmanlı’nın Batı karşısındaki yenilmişliğini vermiş olduğu psikoloji aşmak için kullandığı, oldukça işlevsel, anahtar bir kavramdır. Modernliğin sonuçları, İslâm toplumunu derinden etkilemiştir. Modernlik bağlamında gündeme getirilen pek çok özellik, toplumumuzun inanç ve geleneksel özelliklerini derinden yaralamıştır. 
Devletin ve siyasal iktidarların öncelikli kaygısı dinin, modernleşme çağrılarına karşı bir köstek olmasını önlemektir. Ancak modern Türkiye Cumhuriyetinde bu kaygının yerine dini bu amaç uğruna kullanılmasına dönüşmüştür. Modernleşme politikaları hayata geçirildi, ancak radikal çıkışlardan asla geri adım atılmadı. Toplumun dinî hassasiyetleri dönüştürülmek istendi. Eğitim ve öğretim, bilginin yeni versiyonlarını, yeni değerlerin kabulü, dinin gücünü kırmak için kullanıldı.
Modernnite savunucularının resmî tutumu, dinin de diğer her şey gibi Batılılaştırılması gerektiği şeklindeydi. Devlet elbette laik bir kurum olmalı ve din de bireysel vicdanla ilgili kişisel bir mesele halini almalıydı. Bu, İslâm’ın devletle olan ilişkisinin kesilmesiyle fazlasıyla başarıldı. Ayrıca, modern vatandaşların dine karşı Batılı bir tutum takınmaları da hep ümit edilmiştir.
“Vuslat Dergisi” olarak, Modernitenin İslâm dünyasına girişi ile bozulan İslâm toplumunun yapısını konu edindik. Konunun uzmanı olan hocalarımızın makaleleriyle sizleri baş başa bırakırken, hepinizi Allah’a emanet ediyorum. Bir sonraki sayıda buluşmak üzere.
Selâm ve duâ ile.

Yazar:
İlhami Pınar
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul