10 Mayıs 2026 - Pazar

Şu anda buradasınız: / / Hayat Önderimizin İzinde
HAYAT ÖNDERİMİZİN İZİNDE

Hayat Önderimizin İzinde Muhammed İslamoğlu

Allah’ın kulu ve Rasulü... Âlemlerin Rabbi ve mülk elinde olup her şeye güç yetiren Allah Teâlâ’nın en son Nebîsi ve en son Rasulü... Kendisine, Allah’ın insan kulları arasında Allah’ın indirdiği hükümle hükmetmesi için kitabı indirilen Rasulullah Muhammed (s.a.s.), indirilen Allah’ın hükümlerini, Allah’ın muradına göre açıklayıp uygulamıştır... Gerek küfür ve şirk kanunlarıyla hükmeden tağutların egemen olduğu Mekke döneminde, gerekse İslâm’ın hükümlerinin hakim olduğu Medine döneminde, yani gerek “Daru’l-Harb”de, gerekse “Daru’l-İslâm”da nasıl yaşanacağını, nasıl hareket edileceğini, Allah’ın izniyle ümmetine öğreten, onları eğiten Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’e, Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurdu:

“Artık sen sabret, Rasullerden azim sahiblerinin sabrettikleri gibi. Onlar için de acele etme.”1

Muvahhid mü’minler için, Allah’ı ve âhiret gününü umanlar için ve Allah’’ı çokça zikredenler için yegâne örnek olan, hem de örneğin en güzeli Rasulullah (s.a.s.)’e2 böyle emretti, O’nu kıyamete kadar bütün insanlığa Rasul gönderen3 Allah Teâlâ...

“Sabret!..” Rabbin Allah’ın Risâleti’ni, yalnızca kendisine ibadet, yani itaat etsinler diye yarattığı insan kullarına tebliğ edip, onları Allah’a davet ederken sabret!.. İmanlarına şirk bulaştırmış, amellerine şirk karıştırmış, dosdoğru yoldan sapmış insanları, yeniden dosdoğru yola, yani Allah’ın yoluna sevketmek, imanlarında ve amellerindeki şirk bulaşığını temizlemek, onları arındırmak için gayret edip çalışırken “Sabret!..”

“Rasullerden azim sahiblerinin sabrettikleri gibi.”

Elmalılı M. Hamdi Yazır (rh.a.), meşhur tefsirinde bu konuyu şöyle açıklıyor:

“Ulü’l-azm: Azim sahibleri. Azim, bir işin icrâsına ve yerine getirilmesine kalbi kesinlikle bağlamak yahud irâdede sabır ve sebât ile maksadı takib ve gayret sarfetmektir.

‘Minerrusuli’deki ‘min’in beyâniye ve tebîziye olması muhtemeldir. Beyân olduğuna göre Ulü’l-azim’den maksadın Rasuller olduğunu, Rasullerin hepsinin azim sahibilere bulunduğunu gösterir. Çünkü Peygamberlerin hepsi, sabır ve sebât, azim ve atılım sahibleridir. Ba’ziyye olduğuna göre de Peygamberler içinden azimlerinin üstünlüğü ile seçkin bir kısım, yani şeriat sahibi olup onun kuruluş ve yerleşmesinde çok çalışan ve onun meşakkatlerine ve hasımlarının düşmanlıklarına tahammül ederek sabreden şerefli Peygamberlerdir ki, bunların meşhurları:

“Hani Biz, Peygamberlerden kesin sözlerini almıştık. Senden, Nuh’dan, İbrahim’den, Musa’dan ve Meryem oğlu İsa’dan. Biz, onlardan sapasağlam bir söz almıştık.”4 ayetinde isimleri sayılandır.

Bu konuda daha başka görüşler de vardır. Bizim fikrimizce, ‘Kur’ân’da isimleri zikredilen Peygamberlerin hepsi Ulü’l-azm Rasul’dür.’ denilmesi de doğrudur. Çünkü Rasuller, Kur’ân’da zikredilenlerden ibaret değildir.

“Kıssalarını sana anlatmadığımız Rasuller5 vardır.”6

Allah’ın kulu ve Rasulü Muhammed (s.a.s.), Rabbi Allah’ın kendisine buyurduğunu yerine getirip, ümmetine, Allah yoluna davet ve Allah’ın dini İslâm’ı tebliğ ederken nasıl sabır etmelerine en güzel örnek olmuş, kavlî ve fiilî olarak apaçık beyân etmiştir...

Abdullah b. Mes’ud (r.a.) anlatıyor:

Şimdi ben, Rasulullah (s.a.s.)’in yüzüne bakıp görür gibiyim. O, peygamberlerden bir peygamberi, hikaye ediyordu ki, kavmi O’nu dövmüş de, O’nun kanını akıtmışlardı. Fakat O, yüzünden hem kanı siliyor, hem de:

“Ya Rabbi, kavmimi mağfiret eyle, çünkü onlar bilmiyorlar!” diyordu.7

Abdullah b. Mes’ud (r.a.) anlatır:

Rasulullah (s.a.s.), bir ganimet takdim etmişti.

Bir adam:

-Bu, Allah’ın rızası istenmeyerek yapılan bir taksimdir, dedi.

(Ben de:

-Bu (küstahça) sözü muhakkak Rasulullah’a söyleyeceğim! dedim.)

Ben, Rasulullah (s.a.s.)’e geldim ve sözü kendisine haber verdim. Bu haksız sözü işitince Rasulullah öfkelelendi, hattâ ben, yüzünde öfke izinin belirdiğini gördüm.

Sonra Rasulullah (s.a.s.):

“Allah, Musa’ya rahmet etsin! O’na benim uğradığım şu ezâdan daha fazlasıyla ezâ edilmişti de O, sabretmişti.” buyurdu.8

Rasulullah (s.a.s.) ve O’ndan önce şirk, küfür ve dalâlet içinde bulunan kavimlerini, Tevhide, imana ve dosdoğru yola, yani hidayete davet eden Rasuller ve Nebîler, sabrettiler, davet yolunda direndiler... Peygamberlerin vârisleri olan muvahhid mü’minler de, vârisleri oldukları Nebîleri ve Rasulleri örnek alarak tebliğ, irşâd ve davet konusunda sabretmeli, yani bütün imkânlarını kullanarak direnmeli, taviz vermeden hak yolundaki yürüyüşlerini devam ettirmelidirler... Kendileri istenen hedefe ulaştıracak bu hak yolundaki durmadan ilerlemelerini gerçekleştirirken, ümmet bilinciyle hareket etmeli, mü’minlerin kardeşliğini ve velâyetlerini canlı tutmalı, dağılmayı, parçalanmayı ve birbirlerinden uzaklaşmayı engellemelidirler... Her muvahhid mü’minin üzerine ânın vâcibidir ki, mü’min müslümanlar arasındaki muhabbetin ziyâdeleşmesini, birlik ve beraberlik üzere olmalarını sağlamak için çalışıp gayret göstermelidirler...

Bu Sa’lebe el-Huşenî (r.a.) anlatıyor:

(Sefer esnasında) Rasulullah (s.a.s.) bir yere indiği zaman Sahabîler, dağ yollarına ve vâdîlere dağıldılar (oralarda dağınık olarak konaklarlar)dı.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):

“Sizin, bu dağ yollarına ve vâdîlere dağılmanız ancak şeytandandır.” buyurdu.

Bundan sonra bir yerde konakladıklarında birbirlerine iyice yaklaşırlardı. Hattâ: ‘Üzerlerine bir örtü yayılacak olsa, hepsini kaplar,’ deni(lebi)lirdi.9

Seferde de, hazerde de mü’min müslümanlardan istenen birlik ve beraberlik içinde olmalarıdır... Ümmetin ferdleri bir vücûdun organları gibidirler... Kendilerinin dışındakilere karşı bir el durumunda olan iman ehli şahsiyetlere, Rabbimiz Allah’ın emri şudur:

“Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp parçalanmayın.”10

“Allah’a ve Rasulü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şübhesiz Allah, sabredenleri sever.”11

Kaydedilen hadis-i şerifinde önderimiz Rasulullah (s.a.s.), mü’min müslümanların dağınık olmalarının şeytandan olduğunu beyân ile, birlik ve beraberliğin önemine dikkat çekerek uyarısını yapmış, mü’minler de bu uyarıdan sonra emre itaat ederek gereğini yerine getirmişlerdir... Çünkü, dışta olan dağınıklık, zaman içinde iç âlemine etki ederek, kalbleri birbirinden uzaklaştırır, kalblerdeki muhabbeti yok eder, ferdler arası ilişkiyi azaltır, araya soğukluk koyar ve böylece iman kardeşliği zedelenir, velâyet bağları incelip kopar...

Nu’mân b. Beşîr (r.a.)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Cemaat rahmettir, ayrılık azab!”12

Rabbi ve İlâhı Allah katındaki değeri, katıksız iman ve Sünnet üzere salih amel işlemenin neticesinde ulaşılan takva ile ölçülen muvahhid mü’minler, Allah’ın sevdiği ve diğer kullarına sevdirdiği velîleridir. Allah Teâlâ’nın beyân buyurduğu va’dı gereği, onlara korku yok, mahzun da olmayacaklardır... Onlar, her şeyi ile tağutu reddedip Allah’a katıksız iman edenlerdir... Onlar, kim olursa olsun ne olursa olsun tağuta kulluk etmekten kaçınan ve Allah Azze ve Celle’ye içten yönelen izzet sahibi şahsiyetlerdir...

İnsan kullarını, bir erkek ve bir dişiden yaratan, birbirleriyle tanışıp kaynaşmaları için halklar ve kabileler şeklinde kılan Âlemlerin Rabbi Allah:

“Şübhesiz, Allah katında en üstün (kerîm) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.”13 buyurmaktadır...

Ebu Zerr (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Dikkat et! Takva dışında kırmızı veya siyah tenli kişilerden herhangi bir üstünlüğün yoktur!”14

Ebu Mâlik (r.a.)’dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Allah, sizin ne görünüşünüze, ne nesebinize, ne de malınıza bakar! Fakat kalplerinize bakar. Kalbi salih olan kişiye Allah, merhamet eder. Siz, Âdemoğlusunuz. Benim için en sevimli olanınız, takvası en fazla olanınızdır.”15

Ebu Zerr (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.):

“Şübhesiz ben, öyle bir kelime (ayet) bilirim ki, eğer insanların hepsi onu tutsaydılar, hepsine yetecekti.” buyurdu.

Sahabîler:

-Ya Rasulallah, hangi ayettir? diye sordular.

Rasulullah (s.a.s.):

“Kim Allah’dan korkup sakınırsa (takvalı olursa, Allah) ona bir çıkış yolu gösterir.”16 ayetini okudu.17

Kendisinden başka hak ilâh olmayan ve insan kulları üzerinde ortaksız yegâne kanun koyucu olan Âlemlerin Rabbi Allah, insana, soyundan, kavminden, ırkından, aşiretinden, ulusundan, kabilesinden, renginden ve dilinden dolayı değer vermez... Allah, insan kullarına, şirksiz imanlarından, şirksiz amellerinden, yalnız kendisi için olmalarından ve takvalarından dolayı değer verir, razı olur ve sever... Yalnız kendisine ibadet, yani itaat etsinler diye yarattığı insan kulları, yaratılış gayelerine göre davranacak ve inanacak olurlarsa, onların üzerine bereketini indirir, onları korkulardan emin kılar ve nimetlerini bollaştırır...

Ebu Hüreyre (r.a.) rivayet eder:

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Rabbimiz Azze ve Celle:

-Kullarım, Bana itaat etseler, geceleri onlara yağmur verir, gündüz güneşi çıkarır ve gök gürültüsünü onlara asla duyurmazdım, buyurur.”

Rasulullah (s.a.s.) yine:

“Allah katında hüsnü zanda bulunmak, Allah’a kulluğun güzelliğindendir.” buyurdu.

Yine Rasulullah (s.a.s.), bir defasında:

“İmanınızı tazeleyin!” buyurdu.

Ashab:

-Ya Rasulallah, imanımızı nasıl tazeleyelim? diye sordular.

Rasulullah (s.a.s.):

“Çokça ‘Lâ ilâhe illallah’ deyin.” karşılığını verdi.18

Rasulullah (s.a.s.)’in yaptığı ve öğrettiği gibi iman etmek,19 imanına asla şirk karıştırmamak, şirksiz imanını devamlı yenileyip taptaze tutmak, kadın olsun, erkek olsun her muvahhid mü’minin ertelenmez vazifesidir... Böyle bir iman kalbe yerleştiği zaman, kişiyi tam teslimiyet ile Rabbi Allah’a teslim eder ve o kişi, yaratılış gayesi olan ibadeti, yani itaatı, emrolunduğu şekilde dosdoğru davranarak yerine getirir... Yalnızca Allah’a kul olmuş imanlı şahsiyet, kulluk vazifesini gereği gibi yerine getirince, Âlemlerin Rabbi Allah, kendisine va’d ettiğini verir: Dünyada izzet, âhirette cennet!20

Mü’min müslümanlar, nerede olurlarsa olsunlar ve hangi hâlde bulunurlarsa bulunsunlar, Allah ve Rasulü (s.a.s.)’in kendilerine emrettikleri şekilde davranmaları gerekir... Mü’min müslüman şahsiyet, bulunduğu hâlin şartları gereği mükelleftir... Allah’ın kendisine verdiği imkânlar nisbetinde kulluğunu devam ettirir...

“Hiçbir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz.”21 buyurur, kullarına çok merhametli olan Rabbimiz Allah Teâlâ... Dolayısıyla hayat nizâmı İslâm’ın emir ve nehiyleri, mükellef olan mü’min müslüman kadın ve erkeği gücü nisbetince gündeme gelmiştir... Bu emir ve nehiyler, her mükellefin rahatça yapacakları ve imkânları ölçüsünce yerine getirecekleri vazifeleridir...

Abdullah b. Amr (r.a.) anlatır:

Muaz b. Cebel, yolculuğa çıkmak istedi.

-Ya Rasulallah, bana tavsiyede bulun, dedi.

Rasulullah (s.a.s.):

“Allah’a ibadet et ve O’na hiçbir şeyi ortak koşma!” buyurdu.

Muaz:

-Ya Rasulallah, bana daha da tavsiyede bulun, dedi.

Rasulullah (s.a.s.):

“Bir kötülük yaptığın takdirde, derhâl iyilik yap!” buyurdu.

Muaz:

-Ya Rasulallah, daha fazlasını buyur, dedi.

Rasulullah:

“Dosdoğru ol ve ahlâkını güzelleştir!” buyurdu.22

Her şeyin başında ve her şeyden önce Tevhid ve iman!..

“Allah’a ibadet et ve O’na hiçbir şeyi ortak koşma!”

İman ve amel şirksiz olmalı!.. Gerek imana, gerekse amele şirk karıştırılmamalı... Şirk karıştırılmış imanın kabul edilmediği gibi, şirk karıştırılmış amel de kabul edilmez... Şirk, hem Tevhid’i, hem imanı, hem de ameli bozar... Şirk, öyle bir pisliktir ki, kimde varsa, kime bulaşmışsa onu ya da onları pislik hâline getirir...

Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Ey iman edenler, müşrikler ancak bir pisliktirler. Öyleyse bu yıllarından sonra artık Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar.”23

Şirk pisliği ile pisleşmiş ve kirlenmiş olanlar, ancak Tevhid ve iman nuru ile temizlenirler… Şirkin her çeşidinden tevbe edip tevbesine sadık olarak katıksız iman edenler, şirkin pisliğinden ve kirlenmişliğinden kurtulup tertemiz olurlar… Şirk karanlıklarından kurtularak Tevhîd nûruna çıkanlar, küfrün her türünden temizlenip iman aydınlığına ulaşanlar, Allah’ın lütfuyla hidayeti bulmuş, zilletten izzete kavuşmuşlardır… Bu büyük nimete kavuşanlar, bundan sonra takva sahibi muttakîler olmak için, haramlardan uzak kalmalı, günahlardan berî olmalı ve itaatkâr kul olmaktan geri durmamalıdır…

Mü’minlerin annesi Âişe (r.anha) anlatır.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle duâ ederdi:

“Allah’ım, ben, günah işlemekten ve borçlu olmaktan Sana sığınırım.”

Bir sözcü, kendisine:

-Borçtan Allah’a sığınmayı neden çok söylüyorsun? diye sordu.

Bunun üzerine Rasulullah:

“İnsan borçlandığı vakit, söz söyler de yalan uydurur, söz verir de sözünde durmaz.” buyurdu.24

Katıksız iman sahibi mü’min müslüman kişi, kendisini ve aile halkını günah işlemekten sakındırdığı gibi, Allah’a karşı işlenen bir masiyet gördüğü zaman da, eliyle, diliyle ve kalbiyle harekete geçip o günahı işleyeni durdurmaya, onu, işleyeceği günahtan alıkoymaya gayret eder…

Rabbimiz Allah, kulu ve Rasulü Muhammed (s.a.s.)’e şöyle buyuruyor:

“Şübhesiz, Biz sana apaçık bir fetih verdik.

Öyle ki Allah, senin geçmiş ve gelecek (her) günahını bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola yöneltsin.

Ve Allah, sana üstün ve onurlu bir zaferle yardım etsin.”25

Ayet-i kerimede apaçık beyân olunduğu üzere Allah Teâlâ, kulu ve Rasulü Muhammed (s.a.s.)’in geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affettiği hâlde O (s.a.s.):

“Allah’ım, ben, günah işlemekten Sana sığınırım!” diye duâ ediyor...

“Rasulullah (s.a.s.) bu davranışıyla ümmetini duâ etmeye ve duâda istenen güzellikleri elde etmek için çalışmaya teşvik etmektedir. Haddizatında günahsız bir Peygamber olan ve geçmiş-gelecek bütün günahlarının kesinlikle bağışlandığına İlâhî beyân bulunan Rasulullah Muhammed (s.a.s.), buna rağmen duâya devam ediyor, tazzarû ile Allah’a yalvarıyorsa, O’nun ümmetinin daima Allah’a yalvarması ve bunu asla terketmemesi gerekir.”26 diyor İbn Hacer el-Askalânî (rh.a.).

Böyleydi yegâne önderimiz Rasulullah Muhammed (s.a.s.)!.. Rabbimiz ve İlâhımız Allah Teâlâ’nın izniyle bütün hayatı ve hayatın bütününü öğretti ümmetine... Merhamet olunmuş ümmeti, siyasetinden yargısına, ekonomisinden eğitimine, aile hayatından sosyal hayatına her yönüyle O’ndan öğrendi... O’nun gibi sabretmesini öğrendi,.. Çağdaş laik-demokratik düzenlerin egemenliğinde uğradıkları zulme karşı direnmeyi önderleri Rasulullah (s.a.s.)’den öğrenen vasat ümmetin muttakî muvahhid mü’min mensubları, O’nun izinden ayrılmadan mücadele ve mücahedelerine sabırla devam etmektedir...

Ve:

“Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir.”27

İslâmî şahsiyetinden ve İslâm dâvâsından taviz vermeyen mü’min müslümanlar, Rabbleri Allah’ın izni ve yardımıyla zafere ulaşacaklar...

İbn Abbas (r.anhuma)’nın rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):

“Bilmelisin ki, hoşuna gitmeyen durumlarda sabretmende senin için büyük hayırlar vardır. Bil ki zafer, sabırla gelir. Ferahlık, sıkıntılardan sonra gelir. Her zorluğun yanında bir kolaylık vardır.”28

Sevinçli anlarımızda Rabbimiz Allah’a nasıl şükür ve hamdedip ibadete devam edeceğimizi bize öğreten hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s.), kederli vakitlerimizde nasıl hareket edeceğimizi de öğretmiştir...

Abdullah b. Mes’ud (r.a.) rivayet etti.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Biriniz, üzüntü ve keder ânında şu duâyı okursa, Allah, onun üzüntüsünü sevince çevirir:

Allahım, ben Senin kulunum, kulların olan anne ve babamın evlâdıyım. Perçemim (kaderim) Senin elindedir. Benim için geçerli olan ancak hükmündür. Şübhesiz hükmün de adâlettir.

Kendini isimlendirdiğin veya yarattıklarından herhangi bir kimseye öğrettiğin veya kitabında bildirdiğin ya da gayb âleminde kalmasını tercih ettiğin isimlerinle Senden, Kur’ân’ı gönlümün baharı, göğsümün nûru, hüzün ve kederimin kalkmasına vesile kılmanı dilerim.”

Sahabe:

-Ya Rasulallah, bizim bu sözleri öğrenmemiz gerekir mi diye sordu.

Rasulullah (s.a.s.):

“Evet, bunları duyan kişinin öğrenmesi gerekir.” buyurdu.29

Âlemlerin Rabbi Allah’ın huzurunda kul oğlu kul olduğunu, yalnızca Allah’a kul olduğunu itiraf eden iman ehli mü’min müslüman şahsiyet, Allah’a teslimiyetini gerçekleştirmekle, adâletin tâ kendisi olduğuna inandığı Allah’ın hükmünü kabul ile beraber tasdik etmektedir... Hayat kitabımız Kur’ân-ı Kerim’i duâsında vesile kılan kul, ayrıca “Esmâ- Hüsnâ” ile de tevessül etmektedir... Rasulullah (s.a.s.)’den duyduğu gibi ezberlemeli ve candan yapılması gereken bu duâ, şartları gereği yerine getirilirse, Allah, onun üzüntüsünü sevince çevirir ve o kişiyi kurtuluşa erdirip huzurlu kılar...

Rasulullah (s.a.s.)’den ne duymuş ise... Ne fazla, ne de noksan!..

“Rasul, size ne verirse artık onu alın, Sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının!”30 diye buyurdu Allah Teâlâ...

“İşittik ve itaat ettik.”31

Ahkâf, 46/35.

Bkz.Ahzab, 33/21.

Bkz.A’râf, 7/158.

Ahzab, 33/7.

Nisa, 4/164.

Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, İst.T.y. c.7, sh.105. (Yenda Yayınları)

Sadeleşmiş nüsha, c.7, sh.120. (Azim Yayınları)

Sahih-i Buhârî, Kitabu İstitâbeti’l-Mürtedin, B.4, Hds.11.

Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Enbiyâ, B.56, Hds.144.

Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Cihad ve’s-Siyer, B.37, Hds.105.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l-Fiten, B.23, Hds.4025.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev.Hüseyin Yıldız, vdğ.İst.2014, c.16, sh.18-19, Hds.22937-22938. c.18, sh.16-17, Hds.25449-24450.

İmam-ı Buhârî, Hadis-i Şerifler Işığında İlâhî Kelâmın Müdafaası-Halku Ef’ali’l-İbâd, çev.Yusuf Özbek, İst.1992, sh.70, Hds.223.

Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Enbiyâ, B.30, Hds.79.

Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Edeb, B.71, Hds.125.

Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-İsti’zân, B.47, Hds.62.

Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Meğâzî, B.58, Hds.335-336.

Sahih-i Müslim, Kitabu’z-Zekat, B.46, Hds.140-141.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.16, sh.478, Hds.23930. c.17, sh.127, Hds.24659.

Sünen- Ebu Davud, Kitabu’l-Cihad, B.88, Hds.2628.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.9, sh.360, Hds.13165.

Âl-i İmrân, 3/103.

Enfal, 8/46.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.15, sh.630-632, Hds.22729-22731.

Beyhakî, Şuabu’l-İman, çev.Hüseyin Yıldız, vdğ.İst.2015, c.5, sh.52, Hds.4105.

İbn Ebi’d-Dünyâ, İbn Ebi’d-Dünyâ Külliyâtı-Hadislerde Allah’a Şükür, çev.Recep Doğru, İst.2013, c.5, sh.466, Hds.64.

Kuzâî, Şihâbü’l-Ahbâr, Tercümesi, çev.Prof. Dr. Ali Yardım, İst.1999. sh.35. hds.8

Hucurat, 49/13.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.16, sh.355, Hds.23633.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, çev.Zekeriyya Yıldız, İst.2011, c.17, sh.527, Hds.17717. Taberânî’den.

Talak, 65/2.

Sünen-i İbn Mace, Kitabü’z-Zühd, B.24, Hds.4220.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.14, sh.386, Hds.21056. c.15, sh.272, Hds.21935.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale’s-Sahihayn, çev.M. Beşir Eryarsoy, İst.2013, c.5, sh.599, Hds.3872.

İmam Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, çev.Zekeriya Yıldız, İst.2011, c.10, sh.526, Hds.11539.

Beyhakî, Şuabu’l-İman, c.2, sh.309, Hds.1269.

Ebu Nuaym el-Isbehânî, Hilyetü’l-Evliyâ ve Tabakâtu’l-Asfiyâ, çev.Hüseyin Yıldız, İst.2015, C.10, sh.645, Hds.2528.

Nûreddin el-Heysemî, Sahîh-i İbn Hibbân Zevâîdi, çev.Hasan Yıldız, İst.2012, c.2, sh.103, Hds.1547.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.6, sh.171, Hds.7989.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c.10, sh.144-145, Hds.7731.

Nûreddin el-Heysemî Mecmau’z-Zevâid, çev.Adem Yerinde,-Mahmud Bilici, İst.2015, c.4, sh.26, Hds.3278. Bezzâr’dan.

Bkz.Bakara, 2/285.

Bkz.Mü’minun, 23/1-11. Furkan, 25/63-76.

En’âm, 6/152. A’râf, 7/42. Mü’minun, 23/62.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c.1, sh.345, Hds.184. c.10, sh.109, Hds.7690.

Beyhakî, Şuabu’l-İman, c.7, sh.540, Hds.7664.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c.13, sh.171, Hds.12684. Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat’dan.

23.     Tevbe, 9/28.

Sahih-i Buhârî, Ebvâbu Sıfai’-Salât, B.68, Hds.99.

Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Mesâcid, B.25, Hds.129.

Sünen-i Nesâî, Kitabu’s-Sehv, B.64, Hds.1308.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’s-Salat, B.148-149, Hds.880.

Fetih, 48/1-3.

İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî-Muhtasar, çev.Halil Aldemir, vdğ.İst.2006, c.2, sh.502.

Bakara, 2/153. Enfal, 8/46.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.1, sh.337, Hds.447.

Beyhakî, Şuabu’l-İman, c.2, sh.180, Hds.1043.

Kuzâî, Şihâbü’l-Ahbâr Tercümesi, sh.152, Hds.492.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.10, sh.424-425, Hds.14685-14686.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c.3, sh.376, Hds.1920.

İbn Ebî Şeybe, Musannef, çev.Hüseyin Yıldız, İst.2011, c.11, sh.586, Hds.29930.

Nûreddin el-Heysemî, Sahih-i İbn Hibbân, Zevâidi, c.2, sh.561, Hds.2372.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c.17, sh.218, Hds.17129. sh.381-382, Hds.17445. Ebu Ya’lâ, Bezzâr ve Taberanî’den.

Haşr, 59/7.

Nur, 24/51..

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul